KİMİN ACISI DAHA BÜYÜK?

En son güncellendiği tarih: May 9


Acının insan ruhu içinde gördüğü en büyük görev eğitici olmasıdır. Acı eğitir, öğretir, acı insanı savaşçı yapar. Her kayıp bizler için önemli bir uyarıcıdır aslında. Her kayıp ve acı savaşmak demektir. Hayatta kalma çabası ve acıdan kurtulma öğretisi sunar bizlere. Her çekilen acı içinde Mutlaka yardım istenir. Ya yaratıcıya yakarılır, ya bir dosttan yardım alınır. Çoğu zaman sessiz ve sakin çekilen acıların insan ruhunda derinlemesine bir temizlik görevi gördüğü de tecrübeyle sabittir.


Acı insanı insan yapar. Vicdani bir sorumluluk getirir. Çektiğiniz acının çeşidine göre belirli bir çevre edinme olanağı sunar size. Bazen kendi acınızı başkalarını tedavi ederek atlatırsınız. Mesela yaralı bir hayvanı tedavi ettirerek. Kuşları besleyerek, bir çocuğun ağlayan gözlerini silerek. Acı başka bir acıyla yıkanırsa daha çabuk güneş açar insan benliğini doğusunda. Herkesin acısı kendine büyüktür. "Bir of çeksem karşı ki dağlar yıkılır" sözü birçok şiirde, romanda, şarkıda geçer. Herkesin acısı kendi dağını yıkar belki de. Ve yıkılan dağın altına kalırız çoğu zaman. Ama insan bilmeli ki kendine büyük olan acısı bir başkası için o kadar da büyük değildir. Çünkü diğer insanın acısı daha büyüktür ona göre.


Annem kalp ameliyatı olurken onu ameliyathane kapısında beklemek öyle acı öyle endişe vericiydi ki, gerçekten ben o bekleyiş saatlerinde kendi dağımın altında kalmıştım sanki. Annem ameliyathaneden çıktığında beyaz ve büyük ameliyat yatağında çıkarıldı o bilinmez soğuk odadan. Ağzın da solunum cihazı, hemen yanı başında büyük bir kalp makinesi vardı. Annem yarı ölü gibiydi. Belki de ölmüştü. Annem aslında bizim gözümüzde ölmüştü sanki. Bir daha gözlerini açabileceğini hiç düşünmedik. Dedim ya kendi dağımızın altından çıkamadık o an için. Ağlamalar, bağırmalar, doktorun eline yapışmalar içinde, yoğun bakıma aldılar annemi. Ve bir dağ daha yıkıldı ve biz yine altıda kaldık. 24 saat önemliydi. Kritikti. Bitmeyen bir acı, sönmeyen bir ateşin içinde kalmıştık. Yoğun bakım kapısı nöbetleri başladı bu defa. Doktorlar ikaz edip, "gereksiz bir bekleyiş. Evinize gidin dinlenin" dese de biz hep o kapıda bekledik. Ayakta kalmak için yemek yiyip su içmiş olsak da hiç bir şekilde bizi iyi etmiyor, hatta yediğimiz içtiğimiz hiçbir şeyin tadını alamıyoruz.


Annemi beklediğimiz yoğun bakım kapısında saatler gece yarısını gösterirken yoğun bakım kapısı açıldı yavaşça. Gün içinde onlarca doktor girip çıkmıştı yoğun bakım ünitesine. Hastalar girip hastalar çıkmıştı. Ama bu defa başkaydı. Yoğun bakım kapısından çıkan her hastayı annem sanıp, oturttuğumuz o soğuk taş merdivenlerden defalarca kalkıp yeniden oturuyorduk. Yine kalktık o soğuk merdivenlerden. Yeniden bir sedye ve içinde bir hasta. Hastanın yüzü çarşafla kapatılmıştı... Ölmüştü...


Deli gibi fırladık olduğumuz yerden babam annemin ismini haykırırken ben ve kardeşlerim "Anne, Anneciğim!" diye ağlamaya başladık.. Hastane koridoru başımıza yıkılmıştı. Yeni bir dağ altında kaldık. Annem canım annem Dilimiz varmıyordu. Aklımız almıyordu. Sedyeye yapıştı ellerimiz. Ağlamalarımız duvarlarda yankılanmıştı. Her şey 10-20 saniye içinde yaşanmıştı. Yoğun bakım merdivenlerinden insanlar inmeye başladı o an. Onların ağlamaları bizim ağlayışlarımıza karıştı. Gözümüz kimseyi görmüyordu acıdan. Sedyede az önce ölmüş bir hasta ve o ölmüş olan insana ağlayan iki aile. Bir kaç hemşire belirdi yanı başımızda. "Lütfen sakin olun" dedi bize ve kenara doğru çekti elleriyle. Ve yüzü karmakarışık bir şekilde konuşmaya başladı. "lütfen sakin olun ağlamayın. Buradan çıkan ex sizin hastanız değil. Yeni gelen hasta yakınlarının" dedi ve ekledi. Sizin hastanızın durumu iyiye gidiyor. Ameliyat sonrası yoğun bakım başarılı bir şekilde devam ediyor. Muhtemelen yarın sabah saatlerinde servis odasına alınır" dedi.


Gözlerimizde yaş yüzümüz Allah bullak, şaşkın bir haldeydik. Sevinmek ve üzülmek arasında bir bocalamaya girmiştik. Bu defa mutluluktan ağlamaya başladık. Hemşireye nasıl sarıldık nasıl teşekkür ettik şimdi hatırlayınca yine aynı duyguları yaşıyorum. Yaşadığımız o bir kaç dakikalık anda kaybetmek ve kazanmak, acı ve mutluluk. Hepsi birden birleşti ve ailecek aynı duygular içinde yeniden oturduk o taş merdivenlere. Ve ben o an düşünmeye başladım. Bir başkasının acısı bizi mutlu etmişti. Bir başkasının acısı bize şifa vermişti. İşte o an karar verdim ki acılar acılardan büyüktür. Senin acını bastıran başka acılar vardır dünyanın her yerinde. Bir gün bir yerde bir anne ölür. Yine başka bir yerde bir evlat. Acıların şekli farklı olsa da yaşattığı hisler aynıdır. Acılarımızla savaşmayı, üstümüzde ki dağı kaldırmayı bilmeliyiz. Çünkü acılar acılardan büyüktür...

Yazar: İpek Muhammet

Editör: Kemal Albayrak

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube