KİTAP MI, FİLM Mİ?




Yazar Adı: OSCAR WILDE

Kitap Adı: DORIAN GRAY'İN PORTRESİ

Çeviri: NİHAL YEĞİNOBALI

Yayın evi: CAN SANAT YAYINLARI

Basım Yılı: EKİM 2017 (27. BASIM)

Türü: ROMAN

Sayfa Sayısı: 276


Bir kitabın daha sonuna geldik, okundu bitti. Oscar Wilde'ın tek romanı Dorian Gray'in Portresi. Oscar Wilde’ın bu romanı ilk kez bir edebiyat dergisi olan Lippincott’da tefrika edilmiş ve yayınlandığı günden itibaren edebiyat eleştirmenleri tarafından yerden yere vurulmuştu. Döneminin kült eseri olmuş. 1891'de yayımlandığında, ahlaksızlığı yücelttiği gerekçesiyle büyük tepkiyle karşılanmış. (Ben biraz bir şeyler hissettim eşcinsellikle ilgili ama o kadar tepki çekecek bir şey göremedim ya o dönem için geçerli idi ya da ben de bir durum var?) Tabii aradan geçen 127 sene ahlak anlayışını çok değiştirse de değişmeyen temel kurallar var. (Desek de Milenyumdayız alıştık, evliliğe izin veren ülkeler her geçen gün artıyor.)


Türkçe çeviride ve akışta problem yok, çok keyifle okunuyor; konu ilerledikçe sizi sarıp, meraklandırıyor. Bir solukta okumak istiyorsunuz. Okurken bazı şeyler hatırlar gibi oldum, çok da yabancı gelmedi. Kız kardeşime sordum: “Biz bunu okuduk mu?" diye. O da lise döneminde okuduğumuzu, film uyarlaması yapıldığını söyledi (çok bilmiş ). Bu durumda Oliver Parker'ın 2009'da çektiği uyarlamayı da seyredeceğiz. Konu bir ucundan Benjamin Button'u çağrıştırıyor. (Ben de her şeyi birbirine bağdaştırma hastalığı mı var acaba? Ya da bu bir hastalık mı? )


Kitaba başlarken Oscar Wilde'ın biyografisi var (Sevdiğim tarz benim için kitaba + kazandırıyor.) Sonra Oscar Wilde'ın kitap için yazdığı ön söz var. Hep kitap okunup, yorum yapılıyor. Peki ön söz okunmuyor mu? Benim için tabii ki okunuyor, mutlaka okurum. O zaman ön söze de yorum yapılır. Bu durumda ben de önce ön söze yorum yapacağım. Siz nasıl uçuk kaçık yorumları bende gördüyseniz; ön söze yorum yapmayı da ilk defa bende görün. Çünkü bende ilk defa yazar tarafından yazılmış böyle uçuk ön söz gördüm (???) Yalnız bu ön sözü çok dikkatli okumanız lazım! Bazı cümleleri 2 kere okudum. Aynı cümle tekrarlanmış gibi; acaba baskı hatası olabilir mi? dedim. (Tabii ki yoktu.) 2. defa okuyunca farklı olduklarını (olumlu- olumsuz) gördüm. Sanat ve sanatçı içinde ilginç yorumlar var.


Kahramanlardan Lord Henry, bir gözlemci olarak yansıtılmış. Fikirlerini savunurken, felsefesini aktarırken, iç hesaplaşma yaparken, düşünürken iyi bir gözlemci olduğu belli oluyor ve bir bilim insanı gibi kişileri ve toplumu inceleyerek; toplum, kadınlar, aşk, felsefe, sanat dalları gibi konularda sonuçlara varıyor. (İyi gözlemci olması hayat felsefesinin doğru olduğu anlamına gelmiyor.)


O dönemdeki sosyal yaşam ile ilgili fikir veriyor (Belli bir kesim için olsa bile.). Av partileri, balo ritüelleri, akşam yemeği toplantıları, sohbet konuları hakkında yaşam bilgileri veriyor. Bunlar arasında yeni bir bilgi; O dönemde tablo yapan ressamlar çerçeve de tasarlayıp, yaptırıyor ve tabloyu sahibine öyle gönderiyor. (Keşke şimdi de böyle olsa)


173. sayfada Catherine De Medicis'den ve ona yaptırılan yas yastığından (???) bahsediyor. Michelangelo'nun hayatını araştırırken Medici ailesi onu da desteklemiş. Medici ailesi ilginç bir aile araştırmak lazım. İtalya'nın her köşesinde izleri var.


173. sayfadan bir cümle: “Polonya Kralı Sobieski'nin krallık karyolası, üzerine firuzelerle Kuran'dan ayetler işlenmiş İzmir gümüşünden yapılmaydı."


205. sayfadan bir cümle: “İzmir'deki küçük kahveyi anlatan satırları okudu: pencerelerden girip çıkan kırlangıçları, oturmuş kehribar tespihlerini çeken hacıları, o uzun, püsküllü çubuklarını tüttürerek birbirleriyle ağırbaşlı konuşmalar yürüten sarıklı tüccarları.”


Doğu'ya gelmemiş biri olarak İzmir ve kahvehanelerini, müdavimlerini bu kadar ayrıntılı anlatması ilginç; hele o günkü şartlar düşünülürse (google görselleri yok ki resme baksın yazsın ).


Bu arada gurur verici bir ayrıntı, son okuduğum 2 kitapta Sefiller ( Victor Hugo ) ve Dorian Gray'in Portresinde Türk halıları, gümüşleri, şehirlerinden bahsetmesi hoş. O dönem şartlarına göre memleketimizin ünü oralara kadar gitmiş.


Ben çok keyifle okudum. Hem klasik hem kült bir eser; farklı bir konu, değişik bir yazar tanımak için okunması gereken eserlerden. Dorian Gray'in Portresi'nden damlayanlar:


Şu dünyada dillerde gezmekten daha kötü bir şey varsa o da dillerde gezmemektir.


Hissedilerek çizilmiş her portre ressamın bir portresidir,


"Vicdan ve ödleklik aslında aynı şeydir, Basil. Vicdan şirketin piyasada bilinen adıdır, hepsi bu."


Sanatın ifade edemeyeceği hiçbir şey yoktur.


Tutkusunun zindanı içinde özgürdü.


Genç kalmanın gizi, yüze yakışmayan duygulardan uzak durmaktır. (19. yüzyıldan 21. yüzyıla milenyumun açıklaması )


Bir sonraki adım olarak filmi seyrettim.


İlk uyarlama 1945 yılında MGM tarafından siyah- beyaz olarak çekilmiş, yönetmen Albert Lewin, oyuncular ise George Sanders, Hurd Hatfield, Donna Reed, Angela Lansbury ve Peter Lawford. Film; Siyah-Beyaz Film Dalında En İyi Görüntü Yönetimi Oscar'ı, Altın Küre Sinema Dalında En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü (Angela Landsbury), Retro Hugo En İyi Dramatik Sunum Ödülü'nü kazandı. IMDb 7,5


1973'te yönetmen Glenn Jordan tarafından TV filmi olarak çekildi. Charles Aidman, William Beckley, Shane Briant başrolleri paylaştı. IMDb 6,4


2004 yılında ise Dave Rosenbaum'un yazıp, yönettiği; Josh Duhamel, Branden Waugh, Rainer Judd, Brian Durkin gibi isimlerin rol aldığı film izleyici tarafından sevilmedi. IMDb 4,2


2009'da Oliver Parker'ın yönettiği uyarlamada ise Ben Barnes, Colin Firth, Rebecca Hall, Ben Chaplin, Emilia Fox gibi isimler yer aldı. IMDb 6,3


Ve ben 2009 yapımını seyrettim maalesef. Colin Firth ve Ben Chaplin dahi kurtaramamış. Ben Barnes role uymamıştı. Belki kostüm ve makyajın etkisiydi, seveni vardır mutlaka ama ana tema güzellik olunca olamamıştı. O kadar yakışıklı, yetenekli İngiliz oyuncu varken neden o tercih edildi? Benim sarı şekerim Jude Law, Truva'nın yakışıklısı Orlando Bloom, asi güzellik James McAvoy, maviş gözleriyle Ewan McGregor gibi pek çok yakışıklı isim varken... Okurken rahatsız etmeyen ama filmde görünce olayın şiddetini daha iyi algıladığım sahneler vardı. Bulabilirsem ödüllü ilk uyarlamayı seyretmek isterim.


Boşuna önce kitabı okuyun, sonra filmi izleyin denilmiyor. Önce bu filmi izlerseniz, Wilde'a haksızlık etmiş olursunuz. Film kitabın yarattığı etkiyi yaratmıyor bence. Yeterince gözünüz yoruldu, şimdilik vedalaşalım. Kitapla, filmle yani sanatla kalın...


Editör: Demet Yener

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube