© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

KİTAP İNCELEMELERİ- BEŞ ŞEHİR/ TANPINAR'IN İZİNDE BEŞ ŞEHİR



Yazar Adı: AHMET HAMDİ TANPINAR

Kitap Adı: BEŞ ŞEHİR

Yayınevi: DERGâH YAYINLARI

Basım Yılı: ARALIK 2008 (25. BASIM)

Türü: DENEME

Sayfa Sayısı: 208

Ahmet Hamdi Tanpınar okuma etkinliği için “Beş Şehir” kitabını okudum. Uzun zamandır aklımda olan ama bir türlü okuma fırsatım olmamıştı, etkinlik sayesinde okudum.


Kitabımız Tanpınar’ın Yahya Kemal’e ithafı ile başlıyor, bu kitabı hangi duygularla, nasıl yazdığını anlattığı 1960 tarihli ön söz ile devam ediyor. Ankara, Erzurum, Konya, Bursa’da Zaman ve İstanbul bölümleriyle kitabımız ilerliyor. Sonda ise kitapla ilgili dizin var.

Bugünkü nesiller için biyografisine bakarsak: Tanpınar(1901-1962), Türk şair, romancı, deneme yazarı, edebiyat tarihçisi, siyasetçi. Cumhuriyet neslinin ilk öğretmenlerinden olan Ahmet Hamdi Tanpınar; "Bursa'da Zaman" şiiri ile geniş bir okuyucu kitlesi tarafından tanınmış bir şairdir. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesinden 1923'te mezun oldu. Adını ilk kez "Altın Kitap" dergisinde yayınlanan "Musul Akşamları" şiiriyle duyurdu. Hece vezniyle yazdığı bu ilk şiirler, imge zenginlikleri ve müzikal nitelikleriyle dikkat çeker. Şiirinin bir başka yönü Bergson felsefesinden kaynaklanan zaman kavramıdır. Onun eserlerinde zaman, basit bir süreklilik değil, çok katlı ve karmaşık bir akıştır. İlk romanı "Mahur Beste" 1944'te Ülkü Dergisinde yayınlandı. Huzur, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, 5 Şehir, Edebiyat Üzerine Makaleler, Sahnenin Dışındakiler önemli eserlerindendir.


Kitabın kapağı çok ilgimi çekti, benim için özel bir resim; bir dönem basılmış “Şehirlerimiz” pul serisi. Ortaokul döneminde pul koleksiyonu yapıyordum ve bu pullarında serisi vardı. Uzun süre sakladım ama bir yakınım bakmak ve araştırmak için defterimi istedi kıramadım verdim ve geri gelmedi. Bu kapağı görünce yitirdiğim koleksiyonum aklıma geldi.


Ankara: Okumaya çok güzel başladık; Atatürk’ten başkent olmasından, şehrin mimarisinden, tarihinden, Bizans döneminden bahsederken sıra Selçuklulara geldi. Tarih sevdiğim halde okul döneminde en sevmediğim bölüm (savaş ve antlaşmalarda sevmem). Neden peki? O sultan isimlerini öğrenmek, telaffuz etmek ve kimin kim olduğunu bilmek işkence gibiydi, hep birbirine karışıyordu.


Ankara’ya kaç kere gittim bilmiyorum. Çünkü dayım ve ailesi orada oturuyordu, devamlı gidilip geliniyordu. Çocukluğumdaki Ankara’dan aklımda kalanlar Anıtkabir, Kuğulu Park, Kızılay ve Hitit heykeli. Son gidişim ise oğlumun okul gezisindeydi ve Süleyman Demirel

cumhurbaşkanıydı; Çankaya Köşkü, Atakule, Eski Meclis, Tunalı Hilmi iz bırakanlardı.

Erzurum: Bölgedeki örf, adet, efsane, mimari eserler, sosyal yaşam, yerel giysiler, yöresel yemekler, mahalli musiki, mahalli sanatçılar ve eserleri, konuşulan dil (lehçe, şive vb.), yöre türkülerinden alıntılar, bölge tarihi, kahvehane sohbetleri, esnaf muhabbetleri derken; Erzurum’da bahar sonunda çadırcılar yazın geldiğini, yaylaya çıkılacağını müjdeliyor; kürkçü elinde tığı, kapıları çalarken uzun kış aylarını, yaman tipileri haber veriyor diye anlatıyor.


Bir bölümde Tanpınar; ‘Cumhuriyet, yirmi yıldan beri birçok şeyler yaptı. Şartlar düşünülürse bundan daha büyük başarı olamaz. Yedi cephe artığı bir avuç okuryazarla işe başladı. Şimdi yurdun istediği yerinde bilgili adam, teknik adam yığılabiliyor.’ demiş. O dönem Tanpınar’ın belirttiği gibi her alanda büyük bir heves ve şevkle atılım yapılmış. Bilgi ve eğitim öne çıkarılmış. Ama zaman geçtikçe bu ivme yavaşlamış, duraklamış hatta tersine dönmüş. Aynı Osmanlının genişleme-duraklama-çöküş dönemleri gibi. Ama onlar 650 yılda olmuş, Cumhuriyette ise 65 yılda; her dönem iktidarlar tersini iddia etse de durum ortada özellikle bilim- teknik alanı, eğitim gibi branşlarda durum göz önünde.

Yıllar önceki Erzurum gezisinden aklımda kalanlar; Zigana Geçidi ve Kop Dağı. Tabii bunlarda tabela önlerinde çekilmiş hatıra fotoğraflarının da etkisi var (ne yapalım 35 sene önce öz çekim diye bir kavram yoktu). Babam hatıra olarak Erzurum Oltu taşından bir yüzük alınca çok şaşırmıştım. Çünkü aksesuar olarak alyans ve saatten başka bir şey kullanmazdı. Nedenini sorunca:” Kullanmak için değil, sadece hatıra” dedi ve hiç takmadı, kol düğmeleri kutusunda durdu.


Konya: Bu şehir ile ilgili gezi anılarım hoş değil. İnsanlık olmayınca yörenin, mimarisi, tarihi eserleri, yemekleri vb. çok bir şey ifade etmiyor.

Bursa: Yeşil’im… Bursa’da anı çok, komşu kapısı gibiydi, bir dönem (uzun süre) neredeyse ayda bir oradaydık. Kirazlıyayla, Çekirge, Heykel, İskender, hamam sefası, Karagöz-Hacıvat, Kültürpark ve daha neler neler…Tabii kestane şekeri ve karyokayı da unutmamak lazım.


İstanbul: (Memleketim) Tanpınar: ’Asıl İstanbul, yani surlardan beride olan minare ve camilerin şehri, Beyoğlu, Boğaziçi, Üsküdar, Erenköy tarafları, Çekmeceler, Bentler, Adalar, bir şehrin içinde adeta başka başka coğrafyalar gibi kendi güzellikleriyle bizde ayrı duygular uyandıran hayalimize başka türlü yaşama şekilleri ilham eden peyzajlardır.’ diyor. Tabii Erenköy olunca Kadıköy-Moda- Bağdat caddesini de saymak lazım, birde Beşiktaş – Taksim dahil oldu mu İstanbul sınırlarımız aynı. Ama bu kitabı yazmasının üzerinden 73 sene geçmiş ve şehrin sınırı kalmadı neredeyse. Ben çocukken Kadıköy’den kalkan 8-10 tane belediye otobüsünü, güzergahlarını bilirdim. Şimdi ise bilmek imkânsız öyle otobüsler var ki sabah başka, gün içi başka güzergahtan gidiyor.


Bir bölümde Tanpınar: ‘İstanbul gittikçe ağaçsız kalıyor. Bu bir adetin, geleneğin kaybolmasına benzemez. Gelenekler arkalarından başkaları geldiği ya da ihtiyaç kalmadığı için giderler. Fakat asırlık bir ağacın gitmesi başka bir şeydir. Yerine bir başkası dikilse bile o manzarayı alabilmesi için zaman ister. Bir ağacın ölümü, büyük bir mimari eserin kaybı gibi bir şeydir. Ne çare ki biz bir asırdan beri, hatta biraz daha fazla, ikisine de alıştık.’ diyerek üzüntüsünü belirtmiş. Her şeyde olduğu gibi bu konuda da o zamandan bu zaman uyarılar dinlenmemiş ve ağaçlar – tarihi binalarda daha fazla kayıp yaşanmış.


Kitaba başlarken okuma tempomda iniş çıkışlar oldu. Özellikle Konya bölümünde bir an önce bitsin istedim. Ama sonrası çok keyifliydi. Özellikle diğer yazarlarla ilgili (Hüseyin Rahmi, Muallim Naci, Fazlı Necip gibi) yaptığı eleştiriler çok espriliydi. Sadece bu eleştiriler için bile okunur.


Daha fazla uzatmadan bu keyifli kitaptan alıntılarla vedalaşalım:

📌 Mazi daima mevcuttur. Kendimiz olarak yaşayabilmek için, onunla her an hesaplaşmaya ve anlaşmaya mecburuz.

📌 Ankara, İstiklal Mücadelesi yıllarından bütün mazisini yakarak çıkmış denilebilir.

📌 İkinci defa gördüğüm bu şehir, eski Erzurum değildi. Harp, hicret, katliamlar, tifüs, çeşit çeşit felaket, üzerinden ağır bir silindir gibi geçmiş, her şeyi ezip devirmişti.

📌 Konya, bozkırın tam çocuğudur. Onun gibi kendini gizleyen esrarlı bir güzelliği vardır.

📌 Belli ki Evliya Çelebi bu şehri sadece görmekle kalmamış, onun hakiki benliğini kavramıştır; zaten Bursa için yazdıklarında yer yer bir aşk neşidesinin coşkunluğu hissedilir.

📌 Çocukluğumda, İstanbul’un hemen her evinde, saat başlarında, “Entarisi ala benziyor”u, yahut “Üsküdar’dan geçer iken”i çalan masa saatleri vardı.

📌 İstanbul ya hiç sevilmez yahut çok sevilmiş bir kadın gibi sevilir; yani her haline, her hususiyetine ayrı bir dikkatle çıldırarak.



Yazar Adı: ALBERTO MANGUEL

Kitap Adı: TANPINAR’IN İZİNDE BEŞ ŞEHİR

Çeviri: SEVİN OKYAY – KUTLUKHAN KUTLU

Yayınevi: YAPI KREDİ YAYINLARI

Basım Yılı: AĞUSTOS 2017 (2. BASIM)

Türü: DENEME

Sayfa Sayısı: 103


Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Beş Şehir’i okuyunca tamamlamak, mukayese etmek için Alberto Manguel’den Tanpınar’ın İzinde Beş Şehir’i de okudum. Manguel, tarzını sevdiğim, keyifle okuduğum yazarlardan. Manguel’in daha önce Borges’in Evinde (yazara hayran olmama sebep olan kitap) ve Palmiyelerin Altında Stevenson adlı kitaplarını okumuştum.



Alberto Manguel’in hayatına göz atarsak; 1948’de Buenos Aires’te doğdu. Babasının diplomatik görevi nedeniyle çocukluğu İsrail’de geçti. Çek bakıcısından İngilizce ve Almanca öğrendi. Anadili İspanyolcayı 1955’te Arjantin’e döndükten sonra öğrendi. Öğrenciliği sırasında Borges’e 4 yıl boyunca kitap okudu. Yaşamını Fransa, İtalya ve İngiltere gibi değişik ülkelerde sürdüren Manguel, 1988’den beri Kanada vatandaşı. Yazarlığı yanında çok dilli bir çevirmen, antoloji yazarı ve editör olarak uluslararası ün kazandı. 1992’de McKitterick Ödülünü, Kanada’da Kurmaca –Dışı dalında Genel Vali Ödülünü kazandı.


Sevin Okyay (d. 1942, İstanbul) Türk yazar, çevirmen, radyo programcısı. Arnavutköy Amerikan Kız Kolejini bitirdi. 1964 yılından beri çeviri, 1975’ten beri gazetecilik, 1984 yılından beri de sinema eleştirmenliği yapıyor. İlk sinema yazısı 1984 Film Festivalinde ’Ve Gemi Gidiyor’ (Fellini) adlı bir film içindi. Türkiye'nin ilk kadın sinema eleştirmeni olan Okyay'ın yeri, “Bilge Olgaç Başarı Ödülü” aldığı Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali tarafından "1984 yılından beri sinema üzerine yazan, bu alanda pek çok kadın yazara da öncülük eden içten kalemiyle sinema yazarlığına yeni bir soluk getiren Sevin Okyay" olarak tanımlandı. Politika muhabiri olarak başladığı gazeteciliği köşe yazarı olarak sürdüren Okyay geniş eleştirmenlik yelpazesiyle de ilgi çekti "sinema", "edebiyat", "caz" ve "spor". Okyay, Harry Potter kitaplarının çoğunu Türkçeye çevirdi. Seriyi çevirmeye ikinci kitap Sırlar Odası'yla başlayan Sevin Okyay, üçüncü kitaptan yedinci kitaba kadar diğer kitapların da oğlu Kutlukhan Kutlu ile birlikte çevirmenliğini üstlendi. Sevin Okyay'a çeviri dünyasına katkılarından dolayı Çeviri Derneğinin 2014 Onur Ödülü verildi.


Kutlukhan Kutlu (d. 1972, İstanbul) Türk sinema yazarı, çevirmen. Harry Potter kitaplarını üçüncü kitaptan itibaren Sevin Okyay ile birlikte Türkçeye çevirmiştir. Kutlu, Kadıköy Anadolu Lisesi (Kadıköy Maarif Koleji) ve İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümü mezunudur. 1991 yılında Nokta – Ne Nerede dergisine katılarak sinema, edebiyat ve müzik üzerine yazmaya başladı. Aylık Sinema Dergisi ve Radikal'in Cumartesi eki başta olmak üzere çeşitli yayın organlarında yazar ve editör olarak çalıştı. Yoğunlukla film eleştirileri ile sinema yazıları yazmakta ve çevirmenlik yapmaktadır. Birkaç sene boyunca, aylık Sinema Dergisinde "Sinemayı Değiştiren Modern Klasikler" bölümünü hazırladı. 2007 yılı itibarıyla, bu dergide çalışmayı sürdürmektedir. Taraf Gazetesinin sinema yazarı ve kültür sanat muhabiridir.


Hemen hemen yüz yıl sonra, Buenos Aires'te doğan ve büyük babam gibi doğum yerini terk ederek seyahat eden ben, İstanbul'a ilk kez on altı yaşımdaki oğlumla, büyük babamın hayal gücünü böylesine esir almış şehri keşfetmek için geldim. Pera Palas otelinin balkonundaki ilk akşamımızda büyük babamın ufukta bir yangın var sanmasına yol açan aynı gün batımı, onun torunu ve büyük torunu için aynı ihtişamla yanıyordu. Belki de böyle anılar bir kuşaktan diğerine bilinçsizce geçirile biliyordur, benimle oğlumun balkondan gördüğü de, yıllar önce büyük babamın gözlerinin önünde meydana gelen şeydi ve biz de şimdi onun yerine hatırlıyorduk. Tanpınar hayatının belli dönemlerinde yaşadığı beş şehri yeniden ziyaret ederek Türk edebiyatının unutulmaz denemelerini kaleme almıştı. Yaklaşık yetmiş yıl sonra bambaşka bir coğrafyadan gelen Manguel ise Tanpınar'ın yazınsal kılavuzluğunda aynı şehirlere giderek izlenimlerini, gözlemlerini, benzersiz birikimi ve deneyimleriyle harmanlayarak okura aktarıyor.


(Tanıtım Bülteninden)


Bir bölümde; “Tanpınar’ın hayalinde canlandırdığı palimpsestin gerçekleştiğinin kanıtı, Çıkrıkçılar Yokuşunun tepesindeki Anadolu Medeniyetleri Müzesindeki Neo-Hitit ve Hitit sanatının olağanüstü objelerinde, fil dişinden, elle özenerek oyulmuş Frigya eserleri ve Roma devrinden mermer heykellerde görülebilir.” Diyor ve bilgi vermeye devam ediyor. Bir okul gezisi için, Öğretmenler Günü kutlamalarına 1998-1999 yıllarıydı Ankara’ya gittik. Okul gezisi olduğu için Eski Meclis, Anıtkabir, Çankaya Köşkü ve Cumhurbaşkanı ziyareti, Anadolu Medeniyetleri Müzesi gibi turlar vardı. Anadolu Medeniyetleri Müzesini gezerken beynimden vurulmuşa döndüm. Neden? Midas’ın Lahit Odasını birebir yapmışlar çıkan buluntularla ve lahit üzerinde Midas’ın mumyası. Buraya kadar her şey çok güzel ama gelin görün ki MÖ 738- MÖ 696 yılları arasında yaşamış Frigya kralının üzerinde Sümerbank’tan beyaz gömlek, siyah takım elbise ve rugan makosenler vardı.


Eğer mumyayı çıplak yatırmak istemiyorlarsa döneme uygun olarak bir çarşafa sarsalardı; böyle komik bir mizansen yaratacaklarına. Resim çekecektim, izin vermediler.

Bursa’yı anlatırken; “Belki de Türkiye’de gördüğüm en güzel cami, Yeşil denen mahallede bulunan Yeşil Cami. İnsana tam olarak gerçek gibi gelmeyen, sanki Oz’un Zümrüt Şehrindeki bir saraydaymış hissi veren bir tarafı var.” diyerek benim için Bursa demek olan camiyi anlatmış. Tabii çok daha uzun anlatıyor. Yeşil caminin benim için özel bir yeri var; babam ne zaman yola çıksa giderken de dönerken de mutlaka Bursa’dan geçer ve Yeşil camiye gider, dua edip, havuzuna para atardı. Benim içinse o dönemlerde tepeden görünen manzaranın güzelliği ve caminin içindeki serinlik zannettiğim huzurdu.


Erzurum bölümünde;” Çoğu eşarp takan kadınlar sokakta erkeklerin arkasından yürüyorlar. Biri bana bunun açıklamasının sandığım şey olmadığını söylüyor. I. Dünya Savaşı sırasında yerli erkeklerin çoğu öldü, kadınlar da dul kaldı. Tek başına kalan dulların gururunu incitmemek için evli kadınlar kocalarının yanı sıra değil de birkaç adım arkasında yürümeye karar vermişler. Madem böyle, diye soruyorum, neden birkaç adım önde yürümüyorlar? “Kılıfı bulan iyi senaryo yazmış ama Manguel’in akıllıca sorusu onu bir kez daha sevmeme neden oluyor. Savaş biteli 75 yıl oluyor, o bölgedeki kadınlar öyle düşünmüş, diğer bölgelere nasıl yayılmış? Daha bir sürü soru…


Manguel sadece Tanpınar’ı okuyup, şehirleri üstün körü gezmemiş, çok araştırma yapmış. Bence ülkemiz, tarihimiz, sosyal yapımız, mimari ayrıntılar gibi konularda birçok Türk’ten daha bilgili.


Yazarın yazması kadar çevirmenlerin de akışı, dili bozmadan çevirmeleri, yadsımadan sıkılmadan okutturmaları övgüyü hak ediyor.


Kitaptan alıntılarla yeni bir yorumda buluşana kadar kitapla kalın diyerek vedalaşalım:


📌 İnsan gittiği her yere beklentilerini de götürür.

📌 Çankaya Buenos Aires’teki bir alışveriş semti olabilir, Tunalı civarı Manhattan’ın üst doğu yanını andırır; şehir merkezine doğru indikçe Ulus insana Paris’in Gar edu Nord’unun arkasındaki telaşı hatırlatır.

📌 Henüz gençken Arjantin’de diplomasi hayatına başlayan babam, Atatürk’e ve taktiklerine hayrandı, kütüphanesinde Atatürk’ün konuşmalarından (İspanyolcaya çevrilmiş) bir koleksiyonu vardı.

📌 Neyin kopya neyin özgün olduğu, hangisini önce keşif ettiğimize bağlıdır.

📌 Kültür, tarihçilerin gösterdiğinden daha akışkandır; tesirler ise, çıktıkları kaynağa geri yansıma eğilimindedir.


Editör: Mehmet Keklikçi