KİTAP İNCELEMELERİ- ÇEHOV' DAN HİKAYELER / KÖRDÜĞÜM

En son güncellendiği tarih: May 6



Yazar Adı: ANTON ÇEHOV

Kitap Adı: ÇEHOV’DAN HİKAYELER

Çeviri: EMRE ÖZTÜRK

Yayın evi: KOLONİ KİTAP

Basım Yılı: 2017 (1. BASIM)

Türü: HİKâYE

Sayfa Sayısı: 120

Anton Çehov’dan “Hikayeler” kitabını okudum. Çehov, oyunları şehir tiyatroları tarafından çok oynanan bir yazar. Ben de 2008’de “Üç Kız Kardeş” oyununu izledim ve hayran kaldım. Tabii oyuncu kadrosu ve katkıları da süperdi. O yüzden Çehov’u merak ediyordum, indirimde görünce bu kitabı tercih ettim ve okudum.


Kısaca Çehov’un yaşamına göz atarsak: 29 Ocak 1860, Taganrog, Rusya doğumlu Çehov, tiyatro yazarı ve modern kısa öykülerin kurucularındandır. 19. yüzyıl Rus eleştiri-gerçekçi tiyatrosunun en önde gelen temsilcileri arasında yer alır. Erkek kardeşinin de desteğiyle para kazanmak için gülmece dergilerine kısa yazılar göndermeye başladı. Moskova ve Petersburg gülmece dergilerinde yüzlerce fıkra, öykü, öyküsel yazı, nükte, dramatik taslaklar yayımladı. 1883-86 yıllarında “Alıntılar” dergisinde 300'den çok yazısı çıktı. 1886'dan sonra yazıları, dostluk kurduğu yayımcı Suvorin tarafından “Yeni Çağ” dergisinde yayımlandı. Oyun yazmaya yöneldi, başarısızlığa uğraması üzerine yine hikâye yazmaya devam etti. Tolstsoycu dünya görüşünü benimsedi. Dostları, Nemiroviç-Dançenko ile K. Stanislavki'nin Moskava Sanat Tiyatrosu'nu kurmaları üzerine oyunlarını onlara verdi. 1895-1904 yılları arasındaki çalışmalarıyla Rus tiyatrosunun yenileyicisi oldu, oyunları özellikle de ''Martı'' büyük başarı kazandı. 1902'de, Çar II. Nikola'nın Gorki'nin Rus Bilimler Akademisi'ne üye olmasını onaylamaması üzerine, 1900 yılında onursal üye seçildiği Akademi'den ayrıldı. 1903-1904 yıllarını sağlık nedenleriyle Güney Almanya'daki bir sağlık yurdunda geçirmek zorunda kaldı. Kendi adıyla anılan ‘Çehov Tarzı’ öykü türünün kurucusu olarak ün kazanan Çehov, realist bir yazardır. Daha tıp fakültesinde öğrenciyken mizah dergilerinde çıkan öyküleri ile tanınan sanatçı, genç denecek yaşta veremden ölmüştür. Günlük hayatta rastlanabilecek her olayı öykülerinde anlatmış, öykülerinde olayla ilgisiz hiçbir şeye yer vermemiştir. Çehov, ellerinden bir şey gelmeyen insanların çaresizliğini başarıyla yansıtmıştır. Türkçe yayımlanan başlıca yapıtları: Besleme, Korkulu Gece, Seçme Öyküler, Kara Keşiş, Toplu Eserler, Bütün Oyunları, Marangozun Köpeği Kaştanka, Oyunlar (Martı, Vanya Dayı, Vişne Bahçesi, Üç Kız Kardeş, Teklif, Jübile, Düğün), Bir Taşralının Öyküsü, Bütün Oyunları (2 cilt), Bütün Öyküleri (8 cilt), Asma Katlı Ev, Hikayeler.


İlk hikaye “Cehennemde Dans” öyle sardı ki anlatılmaz, okunur ( göz kırp). Hikâye İsa dönemi ve 300 yıl sonrasında geçiyor; Çehov bu öyküleri yaklaşık 120 yıl önce yazmış. Ama öyküyü okurken sanki aradan bu kadar zaman geçmemiş, bugün olanları anlatıyor gibi. Bu hikâye bana Saramago’nun ‘Kabil’ ve Sinan Turanlı’nın ‘Bozuk Elmalar’ kitaplarını hatırlattı.


”Üç Nasihat” adlı hikayede tüccarların yaptığı gıda sahtekarlıkları sanki üzerinden 120 yıl geçmemiş, bugün gibi. Sahtekarlık aynı, değişim yok desem yalan olur. Değişim var ama negatif, hile, hurda daha da artmış vaziyette.


Anlatılan hikayelerde Çehov’un düşünce, eleştiri ve yorumlarında o kadar güzel geçişler var ki bağlantıları fark etmiyorsunuz. Boşuna “Çehov Tarzı” öykünün kurucusu olmamış. Bence Çehov, mutlaka okunması gereken yazarların başında geliyor.


"Üç Öğüt" adlı öyküde işçi ve silah sorunlarından bahsetmiş; bu da bana Saramago’nun “Mızraklar, Mızraklar, Tüfekler, Tüfekler” kitabını ve “Winchester Gizemli Ev” filmini hatırlattı. İşçilerle ilgili hikayelerde sendikalarda anlatılmış. İşçi statüsünde çalışmış biri olarak sendikaları hala anlamış değilim. Bunun için herkese önce 1992 yapımı “Hoffa” filmini izlemelerini sonra sendikayı tartışmayı tavsiye ediyorum.


Her hikâyeye bir hikâye yazmadan yoruma son verelim ve ‘yeni bir yorumda buluşana kadar kitapla kalın’ diyelim. Hikayelerden alıntılar:


📌 Öyle ki, açık açık yapılan soygunculuklar, yani kese, beygir elbise çalmak gibi şeyler, makam – mevki sahibi insanların yasa yoluyla yaptıkları soygunculukla yanında solda sıfır kaldı. (Cehennemde Dans)

📌 Kötülük kötülükle ortadan kaldırılamıyor.) Üç Kütük ve Üç Elma)

📌 Düşünce piyasasına sunulan bilim ve sanat baştan başa sahte değilse de önemli bir kısmı gerçek bilim ve sanata yabancı şeylerle karışıktı. Düşünce piyasasından alınan şeylerin, benim ve yakınlarım için yenilir yutulur cinsten olmadığını, hatta zararlı olduğunu söylediğim vakit beni azarlamaya, bana bağırıp, çağırmaya başladılar. (Üç Öğüt)

📌 Bizleri işçi sorunu denilen karanlık ormana; insanlığı sürekli yutan bir bataklık olan silahlanmaya götüren yolun gidilmesi gereken yol olmadığını, belki de yolumuzu şaşırmış olduğumuzu söyleyince kimse cevap vermedi. (Üç Öğüt)

📌 Evet, insanlar yollarını şaşırdılar. Bu yüzden acı çekiyorlar. (Üç Öğüt)



Yazar Adı: AYŞE KULİN

Kitap Adı: KÖRDÜĞÜM

Yayın evi: EVEREST

Basım Yılı: KASIM 2017 ( 1. Basım)

Türü: ROMAN

Sayfa Sayısı: 293


Ayşe Kulin’in ‘Kördüğüm’ adlı kitabı 2016 yılında yayımlanan ‘Kanadı Kırık Kuşlar’ kitabının devamı. Daha önce alıp okumaya fırsatım olmamıştı. (Daha doğrusu bir türlü sıra gelmedi ) Ama Ayşe Kulin serinin ‘ Son’ adlı kitabını çıkarınca bunu okumak elzem oldu.


Kitabın iç kapağında Kulin’in eserleri ve ödüllerinin listesi var. İçindekilerden sonra Şevket Rado’dan alınmış şöyle bir şiir yer alıyor:


Öyle uzak ki yerim uzakları aşıyor

Bütün özlediklerim benden ayrı yaşıyor

Ya her şeyim ya hiçim, sorma dünyam ne biçim

Bir kördüğüm ki içim çözdükçe dolaşıyor.


Dörtlüğü ile kitabımız başlıyor ve nefes almadan, tadına doymadan bitiyor. (Ya da ben Kulin’in kalemini, tarzını sevdiğim için bana öyle geliyor)


Tanımayanlar için kısaca Ayşe Kulin biyografisi; 1941 İstanbul doğumlu. Ayşe Kulin, Arnavutköy Amerikan Kız Koleji Edebiyat bölümünü bitirdi. Çeşitli gazete ve dergilerde editör ve muhabir olarak çalıştı. Uzun yıllar televizyon, reklam ve sinema filmlerinde sahne yapımcısı, sanat yönetmeni ve senarist olarak görev yaptı. Öykülerden oluşan ilk kitabı Güneşe Dön Yüzünü 1984 yılında yayınlandı. Bu kitaptaki Gülizar adlı öyküyü, Kırık Bebek adıyla senaryolaştırdı ve bu filmi 1986 yılında Kültür Bakanlığı Ödülü'nü kazandı.1986'da sahne yapımcılığını ve sanat yönetmenliğini üstlendiği Ayaşlı ve Kiracıları adlı dizideki çalışmasıyla Tiyatro Yazarları Derneği'nin En İyi Sanat Yönetmeni Ödülü'nü kazandı. 1996 yılında Münir Nureddin Selçuk'un yaşam öyküsünün anlatıldığı Bir Tatlı Huzur adlı kitabı yayınlandı. Aynı yıl, Foto Sabah Resimleri adlı öyküsü Haldun Taner Öykü Ödülü'nü, bir yıl sonra aynı adı taşıyan kitabı Sait Faik Hikâye Armağanı'nı kazandı. 1997'de yayınlanan Adı Aylin adlı biyografik romanı ile İstanbul İletişim Fakültesi tarafından yılın yazarı seçildi. "Geniş Zamanlar" adlı öykü kitabı 2007 yılında TV ekranlarında dizi olarak yayınlanmaya başlandı. 2004 yılında yazdığı "Gece Sesleri" romanı, 2008 yılında aynı adla televizyona uyarlanarak yayınlanmaya başlandı.


Konusu; esrarengiz bir kaza sonucu bellek kaybı yaşayan, bu nedenle “Gizem” adıyla anılan genç kadının, kendi gerçeğine ulaşma isteği ile kördüğümü çözme çabası…

Kitabın üçte birine geldiğimde, aniden acı bir gerçeği fark ettim; yorum için hiçbir not almamış, işaret koymamıştım, kendimi okumaya kaptırmıştım. Hikâye ilk bölümden itibaren beni içine almıştı.


Bir bölümde “kalabalığın içinde yalnızlık” diye bir terim kullanılmış. Bu terim bana AVM’de çalıştığım dönemi hatırlattı. Molalarımda AVM’ye gelenleri gözlemlerdim ve bu terim / tespitin doğru olduğunu o zaman anlamıştım. Siz de gittiğinizde dikkat ederseniz; o kalabalık aslında bir ‘yalnızlar ordusu’. Belki kalabalığın içinde yalnızlık değil, yalnızların kalabalığı (çokluğu) demek daha doğru olur.


Bir yerde:” Ekocan uyanır uyanmaz ister bunu, ona göre! Emzik faslından balıklama tablet faslına atlıyor artık çocuklar. Onsuz nefes alamıyorlar” diye içler acısı bir konuşma var. Son dönemde okuduğum kitaplarda bu içerikteki konuşma, sitayiş, şikâyet içeren cümlelere çok rastladım. Yazarlarımızın bu konuya değinmeleri çok hoş ama çözüm ne? Ebeveynlerin bu konuda daha hassas olmaları gerekiyor.

Okurken bazı yerlerde bana ‘Kanadı Kırık Kuşlar’dan çok ‘Adı Aylin’i hatırlattı. Nedenini çözemedim, belki hikâyenin benzerliği, belki aynı kalemden çıkması.


Daha önceki Veda-Umut-Hayat-Hüzün ya da Gizli Anların Yolcusu- Bora’nın Kitabı- Dönüş- Handan serileri kadar birbirini tamamlayıcı olmasa bile ben merak ve keyifle okudum. Tabii en kısa zamanda “Son”u da edinip, okumak lazım. (Ya da ben Ayşe Kulin’i özlediğim için bu kadar keyifli ve hızlı okudum)


Lafı daha fazla uzatmadan yeni bir kitapta buluşana kadar kitapla kalın diyelim ve kitaptan birkaç alıntı ile sözü bitirelim:


📌 Ne yapacağımı, nereye gideceğimi, kime güveneceğimi bilmiyorum. Bir mayın tarlasında yolumu el yordamıyla bulmaya çalışıyorum, her an bir yanlış adımla paramparça olabilirmişim gibi yaşıyorum.

📌 Kimseye ama kimseye inanmıyorum, güvenmiyorum. Çünkü maskelerin ardında saklıyız her birimiz. Hepimizin içinden bir başkası çıkıyor ve her yeni yüzümüzle, tıpkı Matruşkalar gibi, biraz daha küçülüyoruz.

📌 İçimdeki sesle tuhaf bir ilişkim vardı kazadan beri. Belleğim gittikten sonra, sezgilerim sanki aklımın yerini aldı.

📌 Tüm bu yaşadıklarımı unutmak, umuda sarılmak, kendime yeniden güvenebilmek ve hekimliğimin hakkını vermek için…

📌 Son küfrü de savurup çıktım arabadan.

Oh be! Küfür etmek hep rahatlatmıştır beni!

Böyle yapıyor insanı işte bu şehir… Stresli ve küfürbaz!


Editör: Mehmet Keklikçi

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube