KİTAP ÇIKARMANIN ZORLUKLARI

En son güncellendiği tarih: May 9


Kitap nedir? Sorusuna en kolay ve anlaşılabilir haliyle, kısaca şu şekilde cevap verebiliriz;

1.Basılı ya da el yazılı yaprakların ciltli ya da ciltsiz olarak bir araya getirilmiş biçimi.

2. Basımevinde basılıp kapak geçirilmiş kâğıt yapraklardan oluşan ve okunan nesne.

Zaman içinde kitaplar, şekil olarak değişime uğramış olsalar da, tarih boyunca insanları cehaletten kurtarmak, sonraki nesillere bilgi aktarmak amaçlı kullanılagelmiştir. İlk yazınlar, şu anki teknolojiyle düşündüğümüzde ne kadar ilkel görünseler de, bu günün yazılı bütün eserlerine ışık tutmuş ve tarih içinde bu gelişime ilham vermişlerdir.

İlk yazının bilgi aktarım amaçlı çeşitli kalıntılarının yerini günümüzde yemek pişirmekten, seyahat önerilerine; polisiye romanlardan, çok detaylı karmaşık sistemlerin inşa edilmesine; mizah ihtiyacını karşılayan karikatürlerden, bizi göz yaşlarına boğarak kendini okutan dram içerikli duygusal eserleri almıştır. Bu da dünya üzerinde başlı başına bir sektör meydana getirmiş, üniversitelerde basın-yayın bölümlerinin açılmasını sağlamış ve işin basım tarafında da kurumsallaşmayı getirmiştir. Eski zamanlarda görevi bir metni kopyalamak olan yazmanların yerini de, ilk önce en basit haliyle matbaalar ve daha sonra gelişerek, yazara matbaa-basım, reklam, dağıtım, redüksiyon, mizanpaj gibi bir çok hizmeti aynı anda sunan yayınevleri almıştır. Gelişen bu sektör de, içinde mali unsur barındıran her iş kolu gibi acımasız bir rekabet ve pastadan pay alma kaygısıyla zamanla eksen kayması yaşayarak, önceleri bilgi aktarım amacıyla kullanılan basım yayım organlarını maalesef daha ziyade ticarethanelere dönüştürmüştür.

İşte bu şartların hüküm sürdüğü piyasa koşullarında Ahmet Şerif İzgören Bey'in kitabının ismi olan Şu Hortumlu Dünyada Fil Yalnız Bir Hayvandır' ı şöyle değiştirsek; "Şu Hortumlu Piyasada Yazar Yalnız Bir İnsandır" zannediyorum çokta hata etmiş olmayız. Evet, ticarethaneye dönüşmüş yayınevlerinde, üretenden çok kazanan bir dağıtım ağıyla yazar, gerçekten yalnız bir insandır. Eğer adınız duyulmuş veya markalaşmış bir yazarsanız o zaman istisna, ama yok ben daha emekleme çağındayım, ayaklarımın üzerinde dahi yeni yeni durmaya başladım diyorsanız, sizi oldukça zor bir süreç bekliyor. Peki nedir bu zor süreç? Öncelikle kitabınıza inanan, kitabınızı çoğaltıp size teslim etmek yerine, onu basıp, tanıtan, ardından da Türkiye'nin dört bir tarafına dağıtabilecek bir yayınevi bulmanız lazım . Bunların hepsi de maliyeti artıran unsurlar tabi ki. İlk baskınızda tüm baskı maliyetini karşılamaya ve para kazanmaksızın adınızı duyurmaya çalışmaya hazır olun derim size. Varsayalım bin bir güçlük ve maliyetle kitabınızı çıkardınız, peki kitabınızı kim alacak esas mesele de burada başlıyor. İlk önce adınızı, kitabınızı tanıtmak için çeşitli reklamlara ihtiyacınız olacak, internet siteleri, fenomen okurlar, hedef kitle sosyal paylaşım grupları gibi. Bir de işin ücretli çalışan ve tamamen profesyonel olan sektörü var ki sormayın, sosyal ağlarında paylaşım yapmak için haftalık-aylık paket gibi seçeneklerle kitap baskı maliyetinizin üçte birine yakın bir miktar da onlar talep ediyorlar çünkü. Hadi babadan takkeli, anadan külahlı olduğunuzu ve bunlara da göğüs gerdiğinizi düşünerek işin mali bölümünü de geçelim. Şimdiyse en can alıcı noktaya geldi sıra, yani kitabın türüne. Çevrenizin desteği, mali olanaklarla yapılan reklamlar, merak uyandıran ve içeriği yansıtan kapak, hepsi tamam ama bizim zaten az okuyan milletimiz her şeyi okumaz ki azizim. Eğer içerik roman, kişisel gelişim, kadınların ilgi gösterdiği konular, ya da çok ekstra yakalanmış bir tema değilse o zaman fuar fuar dolaşıp kitaplarınızı elden satmaya hazır olun, ki onun bile stand maliyeti, diğer şehirlerde konaklama ve yol maliyeti gibi başka maliyetlerini de saymaya gerek yok sanırım.

Ama karamsarlığa da kapılmayın tabi ki, kayda değer olduğuna inandığınız yazılarınız, denemeleriniz, hikâyeleriniz, şiirleriniz varsa. Rüzgârını bekleyen her yaprak gibi hazırlanın fırtınanıza. Sadece ayaklarınız yere bassın, karşılaşacağınız maliyetleri, güçlükleri, azim kırıcı sesleri de bilin. Çünkü ülkemizde kitap çıkarmak hem çok meşakkatli, hem de kuyuya taş atıp ses beklemek kadar sabır isteyen bir iş.


KAYBOLAN DEĞER ŞİİR


Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu’nun verilerine göre, 2017 yılında 409 kadın cinayeti işlendi, 387 çocuk cinsel istismara uğradı ve 332 kadına cinsel şiddet uygulandı. Platformun verilerine göre, 2016 yılında 328 kadın, 2015 yılında ise 303 kadın öldürülmüştü. Başımızın tacı annelerimiz, kardeşlerimiz, eşlerimiz, çocuklarımız olan kadınlara uygulanan bu insanlık dışı davranışları ifade ettikten sonra, zannediyorum diğer yaralama ve cinayetlerden, hayvanlara uygulanan şiddetten bahsetmeme gerek bile kalmıyor içinde bulunduğumuz hezeyanı anlatmak için. Şimdi şu soruyu soruyorsunuz kendinize değil mi? “Şiir bunun neresinde?”

Bundan 10-15 yıl geriye gittiğimizde yukarıda pek azından bahsettiğimiz bu olayların ne kadarı yaşanırdı bir düşünelim. Ne ara biz çocukları istismar eden, kadınları vahşice katleden, hayvanlara bile eziyet eden bir toplum olduk. Nasıl bir insan bir başka insana/canlıya bilerek zarar verir, ya da bilerek bir insana/canlıya zarar veren birine biz ne kadar insan diyebiliriz. Üzülerek şu istatistiği de vermem gerek; ülkemizde eğitimsiz ailelerin %40’ı çocuklarını istismar ederken, eğitim düzeyi yüksek ailelerde bu oran %17’dir, ki bu bile yüksek bir orandır.

İşte tam da burada devreye giriyor kaybolmaya yüz tutan ve hatta kaybolan değerimiz şiirin önemi. Şiir; duygulardan, düşüncelerden süzülmüş yaşantı birikimlerinin ahenkli bir şekilde söze dökülerek ifade edilmesidir. Yani şiir yazan insan, duygu derinliği olan, düşünüp süzebilen, bunları ifade edebilen insandır. Şiir okuyan insan da bu duygulara karşılık verebilen, bu duyguları paylaşan, bu duygulara değer veren, düşünerek bunları algılayan insandır. O zaman böyle yetileri olan, ya da en azından şiirde anlatılanı anlamaya meraklı ve şiire değer veren insanlar yukarıda bahsettiğimiz davranışları sergiler mi? Mesela arada sırada bile olsa şiir okuyan bir erkeğin, kadına şiddet uygulama ihtimaliyle, ömründe hiç şiir okumamış bir erkeğin kadına şiddet uygulama ihtimali aynımıdır? Şiir okuyan insanlar duyarlı olur, çevresine karşı pozitif yaklaşım sergiler. Şiir bir atölye gibi işler bireyin ruhunu. Şiir, sanatın, içinde yaşama dair her rengi barındıran ama her zaman inceliğini koruyan, hicvederken bile nezaketini bozmayan en güzide parçasıdır çünkü.

Peki neden bu duruma geldik, günümüzde şiir değerini kaybetmiş olabilir mi desek cevabımız ne olur? Koca bir evet mi? Sosyal medyada yapılan yalan yanlış, kime ait olduğu dahi bilinmeyen sözler, dörtlükler gerçek şiirin yerine konmuş durumda. Hal böyle olunca da zaten kitap okumayan bizler, çokta ilgimizi çekmeyen şiir kitaplarının yerine kopyala yapıştır yapılmış paylaşımları tercih eder olduk. Kitap deyince aklımıza roman, siyaset, tarih, kişisel gelişim içerikli yayınlar gelir oldu ve şiiri hepten kenara attık. Günlük hayatın karmaşası, iş-güç telaşı, yoğun bilgi akışı gibi sebeplerle de giderek azalan sosyalleşmemiz, aynı çatı altında cep telefonuyla birbirine mesaj atan bireyler haline getirdi bizi. Nerde; “Aynı şehirde sen varsın, ben varım ama biz yokuz” diyerek duygularını dile getiren şair, nerede yan odadaki eşine çayım bitti diye cep telefonundan mesaj atan adam. Eşlerin birbirinin gözünün içine bakmadan günü bitirdiği zamanlarda yaşıyorken, aman sende şiir de neymiş diyebilecek milyonların olması da işin cabası. Şiire değerini kaybettirenin ne olduğuna gelince, tüketim toplumu olmamız ve duygularımızın yerine mantığımızı koymaya çalışmamızı öne çıkan iki madde olarak söyleyebiliriz. Tüketim toplumu olmamız, her şeyi materyalist bir mantıkla algılamamızı, dokunarak, sahip olarak tatmin olmak gerektiğini bize dayatırken, hayatı algılayışımızı da değiştiriyor elbette. Sevenlerin kavuşamasa da aşklarına, duygularına sadık kaldıklarını anlatan şiirleri bize ütopya geliyor çünkü artık. Eskiden sevgilisinin yüzünü haftada belki bir kere uzaktan gören ve o ruh haliyle duygularını kağıda döken aşıkların yerini, günde en az birkaç kez sevdiğinin sesini duymazsa ilişkisinden soğuyan karakterler almış durumda. Duyguların yerine mantığı koyarak hareket etmeye çalışmak ise bizi eşimizi seçerken bile, işine, statüsüne, refahına, gelirine göre tercihler yapmaya, bu kriterlere uymayanların sevilmeye layık olmadığını, hayatımızın olmazsa olmazının sevilme ve aidiyet ihtiyacı değil de yaşam kalitesi ve maddi olgular olduğunu kabullenmemize yol açtı. Bu düşüncelerle yaşayan insanlar da hem hayatı algılamada, hem de tercihlerinde özellikle son 20-30 yılda büyük değişim gösterdi. İnsanların yaşantılarına biçim verme konusunda yaşanan bu değişim hayatın bir çok alanını etkilediği gibi edebiyat alanını da derinden etkiledi. Kitapların fiziksel yapısı dahi değişime uğradı. Elimize alıp sayfalarını incelediğimiz kitaplar, küçük belleklere, sanal havuzlara aktarıldı.

Sonuç olarak, günümüzde burada saymakla bitiremeyeceğimiz bir çok etkenden dolayı şiir tercih edilirliğini kaybetmeye başladı. Değişen okur profili, okurların algı ve ihtiyaçları şiirin edebi sıralamada gerilemesine neden oldu. Şiir kitabı yayınlanması dahi yayınevleri tarafından riskli görülüyor. Bir çok yayınevi tanınmış şairlerin eski şiirlerinin tekrar baskılarını yaparken, yeni şairlere kapılarını kapatmış durumda. Yeni şairlerde ya büyük maliyetlerle karşı karşıya kalıyorlar, ya da maliyeti karşılasalar dahi mevcut sistemde isimlerini ve eserlerini duyurmakta oldukça zorlanıyorlar. Hal böyle olunca da şiir karşımıza kaybolan bir değer olarak çıkıyor.

Oysa ki; günümüz materyalizmine karşı aşkın Don Kişot’u, en büyük savunucusudur şiir. Hayatın tüm güzelliklerini konu edinen, içinde kadına şiddeti, çocuklara istismarı, hayvanlara eziyeti, kötüyü ve kötülükleri engelleyebilecek hoş görüyü barındıran çok güçlü bir araçtır şiir. Okuma kolaylığı olan, sıkıldığınızda bırakıp, tekrar okumaya başladığınızda kopukluk yaşamadığınız sözdür şiir. Üzüntünüzü, acınızı, sevincinizi, özleminizi, hayata ve insana dair ne varsa en kısa şekilde anlatabileceğiniz özdür şiir. Ve maalesef geldiğimiz noktada şiir severlerin bütün çabalarına rağmen, ellerimizden kayıp gitmekte olan, “kaybolmaya yüz tutmuş değerdir şiir”

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube