KİNYAS OZ İLE SÖYLEŞİ







-Kinyas Oz kimdir, nerelidir, ne iş yapmaktadır? Sizi sizden duyabilir miyiz?


Kinyas OZ, asıl adı Emrah olan, 1984 yılı haziran ayının o kavurucu sıcağında Adana’da doğmuş, Mustafa adlı koca yürekli, kavruk renkli bir baba ve Hatice adlı melek kalpli, beyaz tenli bir anneden dünyaya gelmiş, Emre adlı çok değer verdiği güçlü bir abisi olan, beyaz tenli olmasına rağmen ruhunda o Adanalı mütevazılığını, dobralığını ve içtenliğini barındıran bir Anadolu çocuğudur gerçekte. İnsanlarla tokalaşmak yerine sarılmayı yeğleyen birisidir. Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı, ülkesini seven bir Türk gencidir. 2007 yılında Uçak Mühendisi olarak mezun olan, hâlâ bu mesleğini yaparken bir yandan da Sivil Hava yollarında pilot olmak için uçuşlarını sürdürmektedir. En iyi arkadaşı ve onu çok seven Aleyna adında bir ruh güzeliyle yaklaşık iki yıldır evlidir.


-Kinyas Oz adı nereden geliyor peki?


Depresif geçen okul yıllarımda ruhuma ve aklıma çok iyi gelen bir yazar ile tanıştım. Kendisi hayatta kalmamı sağladı diyebilirim. Evet, Hakan Günday; okurları için gerçekten çok değerli bir yazar. Hayatı sorguladığım üniversitenin ilk yıllarında hayattan kopmamak adına tutunacak bir şeyler ararken karşılaştım kendisiyle. Tanışma hikâyesi de çok ilginçtir. İlk yıl bitip tatile girdiğimizde Adana’ya memleketime gitmiştim. Gece geç saatlerde, hatırladığım kadarıyla 03.00 civarları, dost dediğim kardeşim Altay Yıldız ile gecemizi noktalamak adına Şırdancı tezgâhında sohbetimize, hayatı sorgulamaya devam ediyorduk. Çok sesli konuşmamamıza rağmen, buhranlı görüntümüz nedeniyle sanırım, uzun siyah ceketli yaşlı biri yanımıza gelip;


“Gençler! Hakan Günday’ı duydunuz mu? Sen Kinyas sen de Kayra olmalısın. Kinyas ve Kayra’yı mutlaka okuyun” dedikten sonra yanımızdan uzaklaştı. Açıkçası filmlerde görebileceğimiz bir sahne olduğu için yazar ve kitap ismini hemen not aldık. Yaz tatilinden sonra okula döndüğüm gibi kitabı temin ettim. Kitapla bütünleşmiştim ve her sözcüğünü tekrar tekrar irdeleyip defalarca okudum, ki yanımdan ayıramıyordum. Çok uzun süre benimle birlikte artık parçalara ayrılmış bir şekilde dolaşıyordu. O kitap okul hayatım boyunca elden ele dolaştı, onlarca kişi kitabı okudu. Müzisyen ve sanatsever bir kişiliğim oldu için arkadaşlarım arasında zaman içinde benzer özellikleri olan Kinyas karakteriyle özleştirildim. O günden bu zamana kadar Kinyas mahlası üzerime yapıştı. Hayata, mucizelerin gerçekleştiği bir oyun sahnesi ve beklenmedik bir yolculuk gözüyle baktığım için “The Wizard of OZ” filmindeki Oz büyücüsü adını da soyadım olarak kullandım. Sonuçta Kinyas ve Kayra kitabında geçen şu metin beni derinden etkilemişti;


“Benim adım Kinyas. Gün ağrıyor. Başım ağrıyor. İsmimi kendime ben verdim. Bitmeyen bir öfke ve bitmeyen bir mutsuzluğun ifadesi. Bütün insanlara kızgınım. Yaşadıkları için. Hayattan midem bulanıyor.”


Bu tümceden sonra neden ben de kendi adımı kendim vermeyeyim dedim. Böylece de Kinyas Oz ortaya çıktı.



-Biz sizi önce yazar kişiliğinizle tanıdık. Yazmaya nasıl başladınız?


Yazmaya üniversite yıllarında mutlu hissetmediğim o dönemlerde başladım. O dönemde beni gerçekten ayakta tutan iki şey vardı: müzik ve duygularımı kâğıda dökmek. Boş bulduğum her anda, okul orkestrasında olduğum için stüdyoya gidip davul çalıyor, kendi

başıma kaldığım her boşlukta da bir şeyler karalıyordum. Genelde karaladıklarım karanlık öyküler oluyordu. Bu sayede içimdeki karanlığı kâğıda döküp bir bakıma arınıyor gibi hissediyordum.


Şu an kaç kitabınız var? Konuları nelerdir? Yeni bir kitap gelecek mi okurlar için? Varsa bize biraz içeriğinden söz eder misiniz?


Şu an “Bonz” ve “Vegter” adlı iki kitabım var. Instagram’daki “B.e.t.i.k.e.v.i” okuma sayfasının her iki kitabım hakkında da çok güzel yorumları var. İzin verirseniz onları paylaşmak isterim. Şimdiye dek beni böylesine iyi anlayan başka bir yorumla karşılaşmadığım için bunu paylaşmak istiyorum. Hem de kitapların içeriğiyle ilgili merak edenlere de bilgi vermiş olurum.


BONZ - Argan, Dido, Kiraz Dövmeli Kız, İmam Özgür Efendi... Ve alışılmışın dışında bir içsel sevda öyküsü. Argan kendisi hariç herkesi seven biridir. Hele ki tutkunu olduğu sevgilisini! Ancak yaptığı duygusal seçimlerin yanlış ve yıpratıcı olması, iç dünyasının dışa küskün olmasına neden olmuştu. (K.O) Kişilerin bakış açılarından okunan öykünün yer yer sert söylemleri çarpıyor gözlerimize. Bir çığlıkmışçasına, bitmeyen bir yangınmışçasına, gel gitler içinde bir öykü. Yer yer şizofrenik durumlar da yansıttı bana. Tümüyle okurun kendi algılaması sanırım. Yazarın ikinci betiğiydi; kalemini iyice tanımak adına. Bambaşka bir kalemle karşılaştım. Bir önceki ne denli devinimliyse bu da o denli dalgalı ve içte devinimli idi. İçerisinde karakalem çizimlerin de yer aldığı betik, diğer yandan yazara ait özdeyişler de barındırıyor. Bazılarını birkaç kez okumak gerekebilir çünkü yazarın belleğinden okurun belleğine ulaşan düşünce aktarım yolunu tanımak, bilmek, kavramak gerek. Kurguyu anlamak için de odaklanarak okumak önemli. Düşle gerçeğin, maddiyle manevinin iç içe geçtiği bir olay örgüsü. Kısa olmasına rağmen derinlikli duygu anlatımları içeriyor. Cennet Cami'nde bir musalla taşı ve üzerinde bir gövde; soğuk, karanlık, hiçlik. Bir yandan kişilerin inançlarına da göz atıyoruz. İnanılan Tek olsa da inanma yolu birçok. Herkesin içgüdüsü apayrı. Değişik bir kurgu arayanlara önerimdir.


VEGTER - Kutsanan yedi kardeş ruhun ikincisi olan Zenc soyunun en parlak ruhu olan Vegter, yeryüzüne gönderilmeyi içine sindirememişken, bir de albino olarak doğması içindeki tüm öfkeyi ateşlemişti. Bir mağarada büyümeliydi ancak annesinin onu bir sır gibi saklaması ve güçlenmesi için beklemesi meyvesini verecekti. Çünkü o, içinde bulunduğu karga soyundakilerden ayrıydı. Bunu içinde sezebiliyordu. Güneş şimdilik ona karşıydı ama geceler dosttan öteydi. Annesinden aldığı özel armağanın gücüyle içindeki od birleşince, yeryüzünde önünde kimse duramayacaktı. Özellikle her türle sapkınca ilişkiye giren Azmıçlardan intikam alacaktı. Sonra sıra Tanrılara gelecekti. Bir yandan işinde uzman bir doktorla renk pigmentleri üzerinde çalışma yapan Vegter, hiç ummadığı bir sorumluluklar silsilesini de yüklenmek durumunda kalacaktı. Ama bu, onu amacından bir adım dahi geri attırmadı. Büyük gün yaklaşıyordu. Kendi ve insan türünün yaşaması için birilerinin ederini ödemesi gerekiyordu. Yazarımız Kinyas Öz, alt yazı göndermeli düşsel bir ortam oluşturmuş. Yeryüzünün yüzüne taktığı maskeyi satır aralarında kaldırıp irdeleyen tümceler ve görüşler ile bir yandan da düşlemsel sürükleyici bir kurguyu buluşturmuş. Beğendiğimi açıkça belirteyim. Hem bir güç savaşı hem bir içsel diriliş söz konusu. Başkişinin albino olması ise alt satırda azınlıklara olan bakış açısını irdelemesi bakımından nokta atışlı bir seçim olmuş. Biçimi akıcı, kurgusu sürükleyici.


Yeni kitabım Beyaz Fil Yayınları tarafından kısmet olursa çok yakın bir zamanda bilim kurgu okurlarıyla buluşacak. Her kitabın bendeki yeri çok ayrı ama sanırım bu kitapla

biraz daha olgunlaştım diyebilirim. En az bekleyenler kadar ben de çok heyecanlıyım. Hayata karşı olan en büyük savaşım muhtemelen cehaletle olan savaşımdır. Neredeyse müzikal ya da edebi olsun her üretimimde cehalet temasını mutlaka işlemişimdir. Bundan vazgeçemeyeceğim sanırım. Çünkü düşündükçe beni çok üzen ve çok yıpratan bir konu bu. Yüce Yaradan’ın ilk emri “Oku” olmasına rağmen okumayan, her şeye körü körüne inanıp peşinden koşan varlıklar olduk. Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi “En büyük savaş cahilliğe karşı yapılan savaştır. Gerçek kurtuluş ancak cehaletin ortadan kaldırılmasıyla olur. Cehalet kaldırılmadıkça toplum yerinde kalıyor demektir; yerinde duran bir şey ise geriye gidiyor demektir.”

Yeniden son kitaba dönecek olursak, kitabımda cehaletleri nedeniyle dönemsel gücü elinde bulunduranlara karşı çıkarları peşinden koşan insanoğlundan bahsediyorum diyebilirim. Şimdilik bu kadarını söyleyeyim. Beyaz Fil Yayınlarına içtenlikleri ve yazılarıma verdikleri değerden dolayı çok teşekkür ediyorum. Samimiyet Kazanacak.


Yazarlar belli bir tarzı tutturduklarında genellikle o türde yazarlar. Siz kendinizi bir türe ait görüyor musunuz?


Keşke tutturmuş bir yazar olsam :) Kendimi bir türe ait değil ama sanırım daha çok yeraltı yazını, asi tarzlara yakın hissediyorum. Her konuda öyle aslında, müzik konusunda da popüler olana uzağım. Tılsımlı kitaplar yazıp kimsenin günahına girmek istemem, yapamam da zaten.


Bonz yeraltı edebiyatı, Vegter ise fantastik türünde. Üçüncü kitabım da bilim kurgu türünde yer alacak. Belli bir biçem ya da türe bağlı kalamam yapı itibariyle. Genelde o anki duygu durumuyla bir şeyler üreten biriyim. Ancak duygu durumum popüler olana şimdiye dek kaymadı. Bilinçli yapılmış bir şey değil, tümüyle içsel.


-Okuduklarımıza bakılırsa alışık olduğumuz gibi uzun kitaplar değil, daha kısa kitaplar yazıyorsunuz. Bunun bir nedeni var mı?


Yaptığım işe sonuna kadar sarılır, kusursuz olması için çabalarım. Bu konuda ödün veren biri değilim. Üçüncü kitabımda uzun soluklu yazamadığımla daha net yüzleşmiş oldum. Uzun yazılmış kitaplar okuyorum ancak yazılanların beni her zaman dinç ve heyecanlı tutmasını seviyorum. Bir olayın anlatımı uzadıkça o kitaptan uzaklaşabiliyorum. Sanırım bu nedenle olayların ardı ardına hızlı bir biçimde gerçekleştiği tarzda yazmak beni daha çok tatmin ediyor. Bunun kendi açımdan tek açıklaması, bir şeyler üretirken çok heyecanlanıyorum. Dünyaya iz bırakabilme duygusu bu dünyadaki alınacak en büyük hazlardan sanırım. O yüzden de heyecanım her zaman dorukta ve hiç dinmesin istiyorum.


Yazarken kendinize özgü bir ortam kuruyor musunuz? Yazmaya başladığında kendini nerede bulur Kinyas Oz? (İçsel ya da dışsal olarak)


Yazmanın ya da bir şey üretmenin ciddiyet gerektirdiğini düşünüyorum. Düşlerimi, içimdekileri mutlaka çalışma odamda kâğıda dökerim. Onların dışarı çıktığı yer orasıdır. Daha yazmaya başlamadan kafamda tasarladığım kurgunun kahramanı ya da bir karakteri olurum. Bazen öyle kaptırıyorum ki, zaman zaman eşimle şakalaşmalarımız oluyor. Birden Vegter karakterine bürünebiliyorum örneğin.


-Yazdığınız türde herhangi bir araştırma ya da ilgili başka okumalar yapıyor musunuz?


Kesinlikle. Öykülerimin içerisine gerçek ögeler koyar ve gerekli tüm araştırmaları yaparım. Bonz içerisindeki geçen tüm mekânlar gerçek mekânlardır. Vegter içinde sözü edilen fantastik öğeler dışındaki mekân, kişi ve olaylar tümüyle gerçektir. Doktor Jason gerçekten de Afrika’da yaşayan ve Albinolar için koruma merkezlerinde görev yapan bir doktordur. Yine Afrika’daki polis merkezlerinden yapılan albino avcılarına açtıkları savaş kapsamında, gazeteye ve televizyonlara verdikleri röportajlar tümüyle gerçektir ve tabii ki albino kardeşlerimizin hâlâ çekmekte oldukları sıkıntılar da gerçektir. Bununla bağlantılı kısa bir anımı anlatayım izninizle.


İlk Vegter karakterini kafamda canlandırırken Afrika’da dünyaya getirilmiş bir Albino karakter olmasını netleştirdikten sonra hayatımda ilk kez Albinolar hakkında araştırmalara başladım. Türkiye’de bulunan Albinizim Derneği yönetim kurulu üyesinden biri olan Oğuz Birengel kardeşimle buluşup, ayrıntılı bilgileri kendisinden aldım ve yaşadıkları sıkıntıları dinledim. Gerçekten zor bir yaşamları var. Allah onlara güç ve sabır versin diyorum. Bu konuda elimizden gelen her türlü desteği yapmalıyız.



-Yazmak size neler kattı? Yazar olmak, okuyucuyla buluşmak, onlardan geri dönüşler almak nasıl bir duygu?


Hayal ettiğiniz bir hikâyenin vücut bularak kitaplaşması ve okuyucuyla buluşması zaten muhteşem bir duygu ancak bundan daha güzel ve özel olanı okurlardan geri dönüşün olmasıyla yaşanıyor. Okuyucunun sizi anlaması ve anlattığınız hikâyede kendine özel bir parça bulması çok duygusal geliyor bana. Yazmanın bana kattığı en önemli özellik, yazarları daha iyi anlamam ve verdikleri emeği daha iyi anlayarak daha çok saygı duymamdır. Bence emek ve sabır isteyen bir bilgelik durumudur yazarlık. Umarım ben de bir gün o yazarlar arasına girerim ve gerçek bir yazar olurum.


- Başınıza yazarlıkla ilgili gelen ilginç bir olay var mı? Fuarda, sokakta, sosyal medyada? Ya da unutamadığınız bir anı?


Ankara sokaklarında gezerken arkamızdan geçen bir çiftin şu sözlerini duymuştuk: “Kinyas’ın kitabında geçen sokaklar işte buralar; bahsettiği mekânda şu ileride olmalı.” Bu sözleri işitince arkalarından şöyle seslendim “Kinyas’ın bahsettiği sokaklar genelde çok tekin değildir dikkat edin.” Sonra gülüşmeyle birlikte bir okurumla daha tanışmanın verdiği mutluluğu yaşayıp sohbet etmenin onurunu yaşamıştım.


-Sizin beğendiğiniz yerli yabancı yazarlar kimler peki? Kinyas OZ kimleri, hangi türleri okur?


Hızlıca aklımda ve hayatımda yer eden birkaç yazarın adlarından söz edebilirim. Öncelikle değerli Türk yazarlarımızı paylaşmak isterim; Oğuz Atay, Metin Kaçan, Hakan Günday, Emrah Serbes, Çağlar Tavşanoğlu, Aykut Günaydın, Gönül Kıvılcım, yabancı olarak ise Haruki Murakami, Irvine Welsh, Marquis de Sade, Chuck Palahniuk, Charles Bukowski, Ayn Rand, J.D.Salinger, Milan Kundera gibi hayatıma dolaylı olarak etki eden yazarları beğenir ve okurum.


-Biraz da müzisyen kişiliğinizi tanıyalım. Müzikle nasıl kesişti yollarınız?


Babam çok küçük yaşlardan itibaren müzikle ve matematikle iç içe olan biridir. Ben kendimi bildim bileli kendisi bağlama çalar. Biz ailecek onu dinleyerek büyüdük. Müzik her zaman evimizdeydi. Ne zaman bir araya gelsek babam hemen bağlamasını çıkarır, annem de hemen yanı başında ona güzel sesiyle eşlik ederdi. Benim ve abimin çocukluğu bu şekilde geçti diyebilirim. Müzik yeteneğimin hem babam hem de annemden bana geçmiş olduğunu düşünüyorum. Sözlerimin başında babamın bir matematikçi olduğunu, müziğin içinde de matematiksel bir dizilimin olduğuna değinmek için belirttim. Hem müzik hem de matematik yeteneği bana da bulaştığı için şükürler olsun. Ben ise ortaokul yıllarında ailemin bana aldıkları klasik gitarla müzik hayatıma başladım. Lise yıllarında okul orkestrası ve arkadaşlarımla kurduğumuz müzik gruplarıyla o dönemde sevdiğimiz parçaları çalarak büyüdük, sonrasında okul orkestrası ve mesleğimi elime aldıktan sonra profesyonel anlamda çeşitli çalışmalarımı sürdürdüm ve bugün de sürüyor.


-Yayınlanmış bir albümünüz var şu an. Kaç şarkıdan oluşuyor? Dinleyiciler albümünüze nereden ulaşabilirler?


İlk olarak "Yıldızlara Yolculuk" adındaki Türk Yıldızları, Hava Kuvvetleri Komutanlığı ve havacılık üzerine bestelenen şarkıların yer aldığı derleme bir albümde yer aldım. Aslı Gökyokuş, Ayşegül Esen, Hayko Cepkin, İsa Özkocaman, Oğuz Sırmalı ile Direc-T, Klişe, Manga, Patron, Plastic, Seksendört & Cazın Kartalları, Zakkum ve Kurban adlı sanatçılarla birlikte güzel bir amaç için aynı albümde yer almak gerçekten onur vericiydi. Sonrasında zaman içerisinde bestelediğim parçaları 2020 yılı içerisinde “Parla” adlı albümde birleştirerek, 8 şarkılık bir albümü Balyoz Müzik etiketiyle çıkardım. Dileyenler tüm dijital platformlardan müzik albümüme ulaşabilirler


-Söylediğiniz şarkıların sözleri ve besteleri size mi ait? Hangi tür şarkılar yapıyorsunuz?


Tüm şarkılarımın söz, müzik ve besteleri bana ait. Albümdeki tüm enstrümanları da kendim çalıp kaydediyorum. “Parla” albümünde yer alan “Şişelerde” adlı parçada, değerli müzisyen dostumuz Elçin Sezer bana vokaliyle, Gökhan Duran ise kemanıyla eşlik etmişlerdi. Kendilerine sizin aracılığınızla bir kez daha çok selamlarımı iletiyorum. Şarkılarım ağırlıkla Reggae ve Rap esintileri içeriyor diyebilirim.


- “Parla” albümünüzde benim için öne çıkanlar “Sana Böyle Gelmek İstemem”, “Kurtulmak İstiyorum” ve “Sal Beni” oldu. Biraz da albümdeki şarkıların çıkış noktalarına değinebilir miyiz? Öyküleri var mı?


Hepsinin gerçek birer öyküleri var. Ancak ben şuna inanıyorum, bir bestenin ya da bir hikâyenin ne anlattığı, dinleyicinin veya okuyucunun kendisinde uyandırdığı duygulara, yaşanmışlıklara göre değişkenlik gösterir. O yüzden benim çıkış öykülerimi değil de kendilerine ait öykülerini anımsamalarını yeğlerim. Hiçbir parçamı öylesine yapmadım, yapamam da. Kitaplarım gibi her şarkımın hikâyeleri de çok başka ve çok özeldir. Anlamı ve hikâyesi olmayan hiçbir şarkım yok diyebilirim. Ama şunu da gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki, yaptığım şarkıların ya melodisinde ya da sözlerinde kendinizden bir şeyler bulabilirsiniz.


-Albüm hazırlık süreci nasıl ilerledi? Uzun soluklu mu sürdü? Bu süreçte en büyük destekçileriniz kimlerdi?


Allah’ın sevgili kulu olmalıyım ki eşim Aleyna gibi, ne olursa olsun her koşulda bana destek veren biriyle evlendim. Allah ondan razı olsun. Özellikle hem yazarlık hem de müzikal süreçteki desteği benim için çok değerlidir. Müziklerimi bir dinleyici kulağıyla, kitaplarımı bir okuyucu gözüyle eleştirip daha güzel olmalarını sağlamıştır. Albüm hazırlık sürecine bakıldığında iki aylık bir süreç gibi görünüyor ancak albümde yer alan parçaların en eskisi olan “Şişelerde” parçası 2005 yılına dayanıyor. Kaydedip yayınlamak bu yıla kısmetmiş.



-Peki siz kimleri dinlemeyi seversiniz? Herhangi bir sanatçıyla, şarkıcıyla çalmak, söylemek isterdim dediğiniz kimse var mı?


Bu konuda listem çok kabarık. Kendi albümümde tüm enstrümanları kendim çalıp kaydettiğim için enstrüman bazında örnek aldığım ayrı ayrı çok değerli sanatçılar var.

Öncelikle davul çalışına küçüklüğümden beri hayran olduğum Kurban grubunun değerli davulcusu Burak Gürpınar var. Kendisiyle de tanışma fırsatım oldu. Muhteşem bir insan; egosuz, keyifli, yetenekli. Reggae stilini çok beğendiğim Mike Love, Athena’dan Özoğuz Abilerimin hastasıyım. İlkokul çağımda Michael Jackson dinlerdim. Ortaokul çağlarımda metal müzikle tanıştım ve hâlâ takip ettiğim onlarca sanatçı var. Sanırım Lise yıllarım müzikal anlamda en sert olduğum dönemdi. Sabah uyandıktan sonra walkman’imi takıp Slipknot, Coalchamber, Tool vb. grupları dinleyerek günü sonlandırırdım. Yine dinliyorum tabii ki ama sanırım insan zamanla sakinleşiyor. Müzikal dehasına hayran olduğum Direc-T grubunun vokalisti Bilge Kösebalaban var örneğin. Türkiye’de reggae müziğin temellerini atan ağabeylerim, kardeşlerim var. Siya Siyabend, Hariçten Gazelciler, Sattas, Koala, Entu, Cosy, Yolda, Bosphoroots, Luxus bg. gerçekten çok değerli müzisyenler var. Umarım ben de bir gün aralarına girebilirim.


-Şu günlerde şarkıcılar sosyal medya üzerinden konserler vererek dinleyenleri ile buluşuyorlar. Ya siz, dinleyenlerinizle nasıl iletişim kurmayı seçiyorsunuz?


En kısa zamanda ben de sosyal medya üzerinden bir konser planlamaktayım.


-Siz herhangi bir çalgı çalıyor musunuz? Dinlemeyi ya da çalmayı en çok sevdiğiniz bir çalgı var mı?


Elimden geldiği kadar her enstrümanla haşır neşirim. En çok davul çalmayı seviyorum. Stres savar.


-Başka şarkıcılarla, müzisyenlerle ortak çalışmalarınız var mı? Bizim bildiğimiz Türk Yıldızları’nın 25. yılı için hazırlanan albümdeki “Kartal Gibi” şarkısının bestesi size ait.


Selda Bağcan ablama selam olsun, ellerinden öperim. O şarkımı dinlerken tüylerim diken diken oluyor. Deneyimsiz ilk stüdyo kaydımdır “Kartal Gibi” ve ilk profesyonel projemdir. Sesimim çatallandığı birçok yer var ama milli duygularla yaptığım bir parça olduğu için gerçekten çok değerli benim için. “Kartal gibi” şarkısının gitarlarını stüdyo kaydında Göker Özkonuk ve Ayşegül Esen çalmışlardır; onlara da çok selamlar olsun.


-Müzik yaparken kendinizi nasıl hissediyorsunuz?


Şarkıya başlarken ilhamla hareket eden biri, sonrasında ise bir matematikçi gibi hissediyorum. Belki de yazar olmanın da getirisiyle kafamdaki ezgiyi yaşayabiliyorum. Hissederek başlıyorum, sonrasında matematiksel bir düzende bestelerimi aranje ediyorum.


-Hangisi daha ağır basıyor; yazarlık mı şarkıcılık mı?


Yazarlık kariyerinde daha çok fırın ekmek yemem gerektiğini biliyorum, o yüzden müzisyenlik yönüm daha ağır basıyor diyebilirim şu an.


-Hem yazarlık hem müzisyenlik hem de özel yaşam… Bunları dengede nasıl tutuyorsunuz?


Herkes bana şunu yazıyor: “Hepsini aynı anda nasıl yapabiliyorsun? Yanıtım ise: Çünkü seviyorum. Eğer sevdiğiniz işlerle uğraşıyorsanız, mutlaka süre bulursunuz.


-Kendinize kalan sürelerde başka ne gibi uğraşlarınız var. Neler yapmayı sever Kinyas Oz?


Araya ne yazık ki salgın girdi. Uçmayı çok seviyorum ve şu günlerde de özlüyorum. Fırsat buldukça Yamaç paraşütü yapıyorum. Planör uçurmayı seviyorum. Arada RC uçak veya

insansız hava aracı uçuruyorum. Kışın eşimle birlikte snowboard yapmayı seviyoruz. Tasarımla çok ilgiliyim, elimden geldiğince afiş ve logo tasarlıyorum. Geldikçe de reklam müziği yapıyorum. Yeni sanatçılara müzikal alt yapılar yapıyorum. Boş duranı Allah sevmez. Çalışmaya, üretmeye devam. Umarım bir gün gerçekten tüm dünyaya açılabilirim ve kalıcı eserler bırakmayı sürdürebilirim.



-Son olarak Sosyal Edebiyat okurları için ne söylemek istersiniz?


Öncelikle size çok ama çok teşekkür ederim. Kıymet verip benimle röportaj yapıp destek verdiğiniz için. Emekleriniz ve desteğinizin ne kadar değerli olduğunu anlatamam. Söyleşi sırasında sürç-i lisan ettiysem affola. Yaşamayı seven bir kardeşiniz olarak diyorum ki bol bol okuyun, müzik dinleyin ve yeniliklere açık olun. Denemekten, risk almaktan korkmayı ve sevdiğiniz işi yapın. Sağlıcakla kalın.


Görüşme / Editör: Tolga Ziyagil

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube