KİM BU KARANLIK?


Bir varmış, bir yokmuş.


Gece ve gündüzün eşit, karanlık ve aydınlığın kardeş olduğu çok uzak diyarlardan birinde küçük bir ülke varmış. Bu ülkenin ismi Uyku ülkesiymiş. İsminin uyku ülkesi olduğuna aldanıp orada yaşayanların çok uyuduklarını sanmayın sakın. Bu ülke halkı çok çalışkanmış. Çalışmayı çok sevdikleri için de çok uyumaya değil, deliksiz ve düzenli uyumaya önem verirlermiş. Bu ülkede büyük, küçük her canlı varlığın yerine getirmesi gereken görev ve sorumlulukları varmış. Herkes kendi görevini yerine getirmek için düzenli ve disiplinli çalışmaya özen gösterirmiş. Sabah erkenden kalkar işe koyulurlarmış. Öğle vakti geldiği zaman ise herkes o an ne yapıyorsa elinde hangi iş varsa hepsini bırakır dinlenmeye çekilirmiş. Sadece insanlar değil hayvanlar ve bitkiler de uyurmuş o saatlerde. Ağaçların hışırtısı, çiçeklerin cıvıltısı, arıların vızıltısı, diğer hayvanların hırıltısı, insanların da horultusu, gurultusu yavaşlayıverirmiş uyku saatlerinde. Uykusunu alıp dinlenen her canlı kendini daha mutlu hissedermiş. Günün geri kalanında işi olan tekrar işinin başına döner işi biten de hala işinin başında olanlara yardıma gidermiş. Gün sonuna doğru birlikte vakit geçirip sohbet etmeye, derdi olanı dinlemeye de özen gösterirlermiş. Akşam olunca da gün batımından sonra uykuya dalar, sabah yine güneşle birlikte uyanırlarmış.


Ülkenin düzeni böyle sürüp giderken, geceden korkup uyumak istemeyen çocuklar olurmuş bazen. Gecenin karanlığından korkan ve uyumak istemeyen çocuklar için ışığı açık bırakırmış anne babalar, çocukları uykuya dalana kadar. Çocuklar uykuya daldıktan sonra ise ışığı kapatırlarmış. İçeri ay ışığı sızıp gözlerini rahatsız etmesin, deliksiz uyusunlar ve sağlıkla büyüsünler, diye perdeleri de kapatırlarmış. Fakat gece yarısı uyanan çocuklar etrafta hiçbir şey göremeyince daha çok korkar, daha çok ağlarmış.


Aileler karanlıkta uyuma konusunda çocuklarıyla inatlaşmaya devam ettikçe huzurlu bir yaşam süren Uyku ülkesinde ağlayan çocuklar çoğalmış. Çocuklar geceden korktukları için uykusuz, anne babalar ise çocuklar uyuyamadığı için uykusuz, mutsuz ve yorgun olurlarmış her sabah. Çocuklarına söz geçiremeyen bazı aileler “Keşke hiç karanlık olmasaydı.” demeye başlamışlar. Çocuk ağlamalarından uyuyamayan bazı ağaçlar ailelere kızıp söylenirmiş. Bazı hayvanlar anlayış gösterirken bazılarının “Yeter artık, susturun şu ağlamaları. Bizi de uyutmadınız.” Diyen öfkeli sesleri karışırmış çocuk ağlamalarına. Tüm bunları uzaktan izleyen Karanlık bu duruma çok üzülmüş ve bu üzüntüsünü kardeşi Aydınlığa anlatmış.


“Baksana Aydınlık, çocuklar benden korkuyor, beni sevmiyorlar. Benim yüzümden mutsuzluk çoğaldı. Huzurlu ülkemiz de düzen bozuldu. Ben bir süre buralardan gitsem iyi olacak galiba,” demiş.


Aydınlık ise bu duruma itiraz etmiş.


“Hiç olur mu öyle şey canım kardeşim. Çocuklar Şimdi korkuyor olabilirler ama büyüdükleri zaman anlayacaklar nasıl olsa. Daha önce de korkan çocuklar olmuştu hatırlıyorsun değil mi? Çocukların biraz zamana, anne babaların ise sabır ve anlayışa ihtiyacı var sadece. Sen ve ben bir dengeyiz. Sen olmazsan ben ne yaparım? Sen olmazsan bütün dengeler bozulur biliyorsun,” diyerek kardeşini sakinleştirmiş.


Lakin günden güne ağlayan çocukların ve mutsuz insanların çoğalması Karanlığı daha çok üzmüş ve sessizce gidip çok uzaklarda bir mağaraya saklanmış.


Güneş doğmuş. Sabah olup Aydınlık ortaya çıkmış. Güneşin dinlenme saati gelene kadar da kimse Karanlığın gittiğini fark etmemiş.


Görev süresini dolduran Güneş, yerini Ay’a ve yıldızlara bırakıp dinlenmeye gidermiş. Görevini bitiren Güneş beklemiş, beklemiş saatler geçmiş ama Ay bir türlü gelmemiş. Güneş’in Aydınlık'a bağlı olduğu gibi Ay da karanlığa bağlıymış ve ondan ayrılamazmış. Bu durumu fark eden Aydınlık anlamış Karanlık'ın gittiğini. Güneş ve Aydınlık, Karanlık'ı aramak için yola koyulurken Uyku ülkesinin halkı bu duruma aldırış etmemişler. Aksine sevinenler bile olmuş. “Oh be. Sonunda karanlık gitti. Artık çocuklarımız deliksiz uyur. Biz de rahatça dinleniriz,” demişler.


O gece karanlık olmadığı için Çocukların ağlaması kesilmiş kesilmesine ama günler geçtikçe daha büyük sorunlar ortaya çıkmaya başlamış.


Aydınlık ve Güneş Karanlık'ı ararken haftalar geçmiş ama bulamamışlar.


Gökyüzü sürekli aydınlık olduğu için çocukların uyku süresi kısalmış. Karanlıkta uyumaya alışmış olan büyükler ise hiç uyuyamaz olmuşlar. Doğru düzgün uyuyamadıkları için gece ve gündüz saatini bile karıştırmaya başlamışlar. Ağaçlar, çiçekler ve tüm bitkiler gündüz güneşten aldıkları enerjiyi gece büyümek için kullanırlarmış ama uzun süredir karanlık görmedikleri için kuruyup çürümeye yüz tutmuşlar. Sebzeler ve meyveler de dinlenemedikleri için büyüyememişler. Meyveler dalında Güneş ile kızarıp gece karanlığındaki uykuda güneşten aldıkları vitaminleri kendilerine katmak için kullanırlarmış ama bunu yapamaz hale gelmişler. Çocukların büyümesini sağlayan büyüme hormonu yalnızca gece karanlığında devreye girermiş. Büyüme hormonları çalışmayan çocuklarda diğer bitkiler gibi solmaya başlamışlar. Derelerde sular şırlayamaz olmuş çünkü güneşin sıcaklığı ile bütün su buharlaşmış. Buharlaşan suyun gece serinliğinde yere inmesi gerekiyormuş ama Karanlık gittiği için hiçbiri görevini yerine getiremez olmuş. Güneş ışığının fazlalığı günden güne ülke de kuraklığa da sebep oluyormuş. Bulutlar yardım için gelip güneşin önünü kapatsalar bile faydası olmamış. Karanlığı bulamayan Aydınlık ve Güneş çaresizce bu durumu izliyorlarmış.


Uyku ülkesi halkı, hem mutsuz hem de hastaymış.


“Keşke hiç karanlık olmasaydı, “ diyen insanlar büyük bir pişmanlık hissetmişler ve karanlıktan özür dilemek istemişler. İşte o an Karanlık saklandığı mağaradan çıkmış ve kimseyi korkutmamak için üzeri yıldız desenli siyah bir balon kılığına girip uçup gelmiş.


Utangaç ifadesiyle seslenmiş uyku ülkesi halkına.


“Merhaba. Ben Karanlık. Şeyy… Ben geri döndüm."


“Size bunları yaşattığım için çok üzgünüm. Çocukların üzülmesine daha fazla dayanamadım. Sanıyordum ki ben gidersem daha mutlu olursunuz. Ama gittiğim için bütün denge bozuldu. Her şeyin daha da kötüye gitmesine sebep oldum. Sabırlı ve düşünceli davranmam gerekirdi. Çok özür dilerim.”


Sesi duyup balonun etrafına toplanan insanlar da karanlıktan özür dilemiş.


“Biz de istemeden seni kırdık özür dileriz sevgili karanlık. Kendi isteklerimiz uğruna senin ne kadar gerekli olduğunu unuttuk. Bir daha bizi bırakıp gitme."


Karanlık bunu duyduğunda çok mutlu olmuş. Durumu düzeltmek için bir an önce görevinin başına geçmek istiyormuş ve Çocuklara, anne babalara son bir şey daha söylemiş.


“Evet, ben karanlığım ama gördüğünüz gibi korkunç bir canavar değilim. Ben geldiğimde hiçbir şey göremediği için korkuyor bazılarınız. Görmediğimiz şeyi bilmeyiz ve bilmediklerimiz bizi korkutur. Lütfen aileleri olarak beni çocuklarınıza anlatın. Karanlığımdaki Ay’ı ve yıldızları gösterin onlara. Kardeşimle aramızdaki dengeyi anlatın. Anlatın ki bilsinler. Benden korkmaya devam eden yavrularınız için perdeleri örtmeyin. Göz kırpan yıldızlarımı görmelerine müsaade edin. Onlara zaman verin. Siz büyüdünüz ve anladınız, diye onlardan da aynı duyguları beklemeyin olur mu? Siz de çocuktunuz ve hala aranızda benden korkanlarınız var bunu biliyorum,” diyerek gülümsemiş Uyku ülkesi halkına. Konuşması biten yıldız desenli balon bulutlara doğru yükselmiş. Üzerindeki yıldız desenleri ile havai fişekler gibi parıldayarak gökyüzüne dağılmış. Karanlık parıldayan yıldızları ile gökyüzüne dağıldığında gece yeniden görevine başlamış uçsuz bucaksız maviliğin yerine. Karanlık ile birlikte mağarada kalmak zorunda olan Ay da tüm sevinci ile yerine oturmuş hemen.


Tüm bunları izleyen yorgun Uyku ülkesi halkı esnemeye başlamış. Evlerine gidip huzurla yataklarına girmişler. Karanlıktan korkup ağlayan çocuklara ise pencereyi açmış aileleri. Yıldızların isimlerini saymışlar birlikte. Gece yarısı uyanan çocuklar ise pencereye koşup Ay’ın ve yıldızların yerinde olup olmadığını kontrol etmişler. Ay ve yıldızlar onlara gülen gözlerle el sallayınca çocuklar yeniden yumuşak battaniyelerine gömülüp huzurlu uykuya dalabilmişler.


Ağaçlar hışırdamış, meyveler dalında kıtırdamış, baykuşlar guguklamış, dedeler ve nineler horuldayıp guruldamış. Rüzgar usulca uğuldarken tüm ülke, eski güzel günlerinde ki gibi huzurlu ve çalışkan zamanlara dönmek için tatlı bir uykuya dalmış.


Editör:Damla Güler Öztürk



© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube