KENDİN OLMAK YA DA OLAMAMAK İŞTE BÜTÜN MESELE BU

En son güncellendiği tarih: May 6


Tüm sıfatlarınızdan soyunup sadece kendiniz olsaydınız nasıl biri olurdunuz hiç düşündünüz mü? Her insan hayatında birçok şeyi kendi seçer elbet. Anne olmayı, babayı olmayı, işçi, patron, sanatçı vb. meslekleri kendimiz seçeriz. Peki, bunlar bize dayatılan toplum baskısı yüzünden aldığımız terfiler mi? Bir köy kahvesinde başında kasketiyle oturan amca ya da evinde gözleme açan bir teyze istedikleri, hayal ettikleri yerdeler mi acaba? Hayallerimize emeklerimize ulaşabildik mi kim bilir... . Anne olmasaydık, baba olmasaydık, hayatımız nasıl olurdu? Üzerimize giydiğimiz bu elbiseler tam mı geliyor yoksa bol mu? Eteklerimiz tam bilek boyunda mı yoksa yerleri mi süpürüyor. İstediğimiz, almak istediğimiz konumlar ve mevkiler için ne kadar ödünler veriyoruz hayatımızda.


Bir doktor kolay yetişmiyor örneğin. Bir erkek bir kadına âşık olacak, bin bir türlü zorluklardan sonra bir yuva kuracaklar. İş derdi, geçim derdi derken bir bakmışlar ellerinde bir bebek. Anne baba olmuşlar. Hayatları bir anda değişecek. Dünyaya gelmiş onlara hediye olarak verilmiş yavrularını, nadide bir çiçek gibi, büyütmek için çaba gösterecekler. Baba daha çok çalışacak belki ek iş bile yapacak. Anne uykusuz kalacak çoğu zaman, saçını bile tarayamaz hale gelecek. Bir kahve içmek için çocuğunun uyumasını bekleyecek ama o kahve de içilmeden soğuyacak. O çok sevdiği kocası ile tatile bile gidemeyecek kim bilir. Bir ayın yirmi günü doktorlarda geçecek. Aşısıydı, rutin kontollerdi, soğuk algınlıkları derken zaman su gibi akıp gidecek. Hadi emekledi, hadi yürüdü derken bir bakmışız anaokulu çağı gelmiş. Masraflar artırmış. Defteri, boyası, kalemi, silgisi, servisi derken babanın sırtı biraz daha kamburlaşmış. Anne ise üşümesin, terlemesin hasta olmasın yemek yesin diye evham yaparken çökecek yanakları içeriye. Eh zaman diyoruz ya ilkokul, ortaokul, lise zamanları gelir çatar. Ergenlik dönemleri ağlaya zırlaya, kavga dövüş. Ödevleri ağırlaşır. Üniversite sınavları kapının eşiğine gelir oturur. Ha sivilceleri unutmayalım patladıkça patlar. Gençlik işte birde gönül işleri girince işin için anne babayı alır bir telaş. Dershaneye de gitmesi lazım test kitapları tuğla gibi. Babanın saçlar ağarmış, annenin üzerinde ki etek bollaşmış. Ama olsun evlatları okusun adam olsun, ayakları üzerinde dursun, kimseye muhtaç olmasın diye çekilen bu çileler kutsaldır elbet.


Mutlu haber tez gelir. Gözüne toz kaçmasın diye yıllardır kendini unutan anne ve babamız gururla sarılırlar evlatlarına. Çünkü doktorluk kazanmıştır oğulları. Şehir dışına gidecektir. Eh n'aparsın hayat bu. Bir kuş gibi ellerinden uçar gider yuvadan evlatları. Zaman akar gider. Baba emekli maaşının yarısını doktor olacak oğluna yollar. Anne reçel yapar yufka açar, dolma sarar oğlu oralarda aç kalmasın diye. Ve o kep bir gün havaya atılır. Evlatları doktor olmuştur. Anne yaşlanmış, babanın kamburu biraz daha çıkmış. E hastalıklar da başlamış yaşlılık bu ya. Ama gururludurlar. Mutludurlar. Yıllardır kendileri hiçe sayarak üstlerine aldıkları zorlu görevi başarıyla tamamlamışlardır. Evlatlarını bakmış büyütmüş, okutmuş doktor etmişlerdir. Şimdi o anne baba köylerine yerleşmiştir artık. Küçük bir bahçesi vardır köyde ki evlerinin. Eker biçerler, yarı hastalıkla yarı sağlıkla yaşayıp giderler. Bugün oğulları gelecek şehirden. Gelini ve torunu ile birlikte. Anne gözleme açıyor onlar için. Baba da, başında kasketi, köy kahvesinde oturup yoldan geçenlere bakıyor. Aslında gözü yolda oğlunu, gelinini ve torununu bekliyor. Dedim ya bir doktor kolay yetişmiyor. Öğretmen kolay yetişmiyor, savcı, hâkim, avukat ve nice önemli meslek büyükleri kolay yetişmiyor. İnsan sıfatlarını soyunup hayatını yaşayamıyor; bir insan büyütmek için insan kendi hayatından bile vazgeçiyor.



Editör: Kemal Albayrak

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube