© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

Yedinci sanat sinema, en genç tarihe sahip belki de sanatın en marjinal yaramaz çocuğu. Her sanat dalı gibi sinema da kendi içinde özgünlük taşısa bile bence bütün sanat dalları birbirinden besleniyor. Sinema dünyasının en iyi beslendiği dal ise kuşkusuz edebiyat yani yazın dünyası. Kitapseverlerden çokça eleştiri almasına rağmen, genel kanının aksine ben kitap uyarlaması filmleri seviyorum. Benim baktığım dünyayı başka bir açıdan görmenin en güzel yollarından biridir benim için. Hatta öyle başarılı, unutulmaz kitaplar vardır ki defalarca uyarlanarak yorumlanır ve yine de tabir-i caizse gişe bulur.


Geçtiğimiz ay içerisinde tam da böyle bir film izledim. Kelebek, nam-ı diğer Papillon. İlk izlediğim versiyonu 1973’te çevrilmişti. Elbette ki TRT de izlemiştim. Hem de birkaç kez. Ama onun da öncesinde, hikâyenin gerçek olması dolayısıyla olsa gerek, bir hayli ilgimi çekmişti ve sıkılmadan birkaç kez okumuştum. Dolayısıyla yeni versiyonu izlediğimde konuya derinlemesine tahlil yapacak kadar vakıftım.


Papillon, gerçek bir hikâyeden beyaz perdeye uyarlandı. Haksız yere cinayetten hüküm giymiş olan Henri 'Papillon' Charriere, küçük suçlara bulaşmış olan bir adamdır. Ancak aldığı bu haksız ceza sebebiyle Fransa’nın kötü ünüyle tanınmış Şeytan Adası’ndaki yüksek güvenlikli hapishaneye sevk edilir. Hapishanede Louis Dega ile tanışır. Zengin fakat savunmasız bir adam olan Dega, koruma karşılığında arkadaşının hapishane kaçışını finanse etmeyi kabul eder. İkili arasında ilginç bir arkadaşlık başlar ve ikili bir firar planlamaya girişirler. Film bu çarpıcı kaçış serüvenini yeni yorumuyla anlatıyor. Dustin Hoffman ve Steve McQueen’in başrollerini üstlendiği aynı isimli filmin yeniden uyarlaması olan yapımın başrollerini Charlie Hunnam ve Rami Malek üstleniyor. Yönetmen koltuğunda Danimarkalı Michael Noer'in oturduğu filmin kadrosunda Eve Hewson, Roland Møller, Michael Socha, Christopher Fairbank, Brian Vernel ve Ian Beattie gibi isimler yer alıyor.


Film halen gelmiş geçmiş en iyi hapishaneden kaçış filmleri arasında en üst sırada. Arkadaşlık, dostluk, sadakat, umut, özgürlük temaları çok güzel işlenmiş. Bir insanın hayatta özgürlük için neleri göz önüne alabileceğini gösteren, mücadelenin ruhunu hissettiren sahnelerle izleyiciyi koltuğunda kıvrandırıyor.


Elbette ki Dustin Hoffman ve Steve McQueen bu rolün hakkını veren ,mesleğinin zirvesinde olup filmin başarısına varlıkları ile imza atan oyunculardı. Yeni versiyonda böyle bir kadro ile çıkmayıp hikâyeyi ön plana çıkarmak istemişler. Bu açıdan başarılı bir seçim olduğunu düşünüyorum. Ve tabii bu kadar başarılı bir filmi yeniden uyarlamak da ayrı cesaret istiyor. Yönetmenin başarısı tam da bu noktada ortaya çıkıyor. Replikleri hafızalara kazınan türden sahneler izleyebileceğiniz müthiş bir akış var.


İlk versiyonundan birçok sahneyi yeni filmde bulmamla birlikte teknolojinin de gelişmesi ile daha kaliteli sahnelerin eklendiği, sinema açısından da karakterlerin daha baskın vurgulandığı yerler olmuş. Bu noktada spoiler vermek istemiyorum ama özellikle ada sahnesi ve hücre sahnesi beni çok etkiledi. Üzerinden yıllar geçmesine rağmen okuduğum cümleleri bir bir hatırlattı. Bu her zaman iyi bir durum değil elbette ancak bu kez filmi özleyenler için adeta lezzet katmış.


Kitabı daha önce okumuş olanlar varsa elbette her bölümü bulamayacaklar. Zaten uyarlama filmlerin en çok eleştiri aldığı kısım budur. Ama doğrusu şu ki, uyarlama film bütün hikâyeyi olduğu gibi yansıtacak diye bir kural yok. Aksine uyarlama demek aslında kitabı ya da filmi yeniden yorumlamak demektir. Senarist tüm kitabı alabileceği gibi sadece bir kısmına öykünebilir ya da sadece sonunu değiştirebilir. Tıpkı sinemaseverlerin İnferno (Cehennem) filminden hatırlayacakları gibi.


Filmimize dönecek olursak doğrusunu isterseniz Charriere kitabında o kadar detay yazmış ki, tek filmde anlatmak çok zor. İkinci kitap olan Banko’dan neredeyse eser yok. Belki o daha sonra çekilir ve flash back yoluyla biraz daha detay verilebilir. Bunu bilemiyoruz. Gerçek olan şu ki Kelebek kesinlikle defalarca okunmayı ve izlenmeyi hak ediyor.

Şimdiden iyi seyirler.


Yazar: Olga Soner

Editör: Kemal Albayrak