Aslında ne gökten üç elma düştü ne de onlar çıkabildi kerevetine. Gerçek olan tek kısmı, bir varmış bir yokmuş tarafı. Evet, bir vardılar; bir yok oldular!


Bize anlatıldığı gibi hep iyiler kazanmadı ve her masalın mutlu bitişi bizlere yaramadı. Çünkü her bitiş yeni bir başlangıçtı. Kimi acı, kimiyse tatlı... Elbette hayat var ise umut da vardı! Yine sıradan bir gün demek gelse de içimden, olaylı bir gün demek zorunda kaldığım günlerden birinde bir umut, belki bir adım daha ileriye taşıyabilme ümidiyle toplu taşımaya biniyoruz oğluşumla özel eğitim dersimize gitmek için. Daha küçücük kucağımda, nereye ne için gittiğimizden dahi bihaber. Benimse yüreğim kıpır kıpır sanki öğretmenin elinde sihirli değnek varmışçasına, anne yüreği işte. Yiğidim mıkırdanıyor, kalabalıktan hoşlanmıyor, bizden daha fazla duyduğu seslerden, bizim anlamadığımız kokulardan rahatsız, kâh ağlıyor kâh bağırıyor. Kimi hiçbir şey yokmuş gibi davranma güzelliğinde bulunur iken diğer yandan kaçamak bakışları görmezden gelme çabasını sindirmeye çalışırken içime, yanımda oturan bayanı dinlerken buluyorum kendimi.

İki oğlum var benim de okusunlar, diye çok uğraştık haytalıktan okumadılar, çalışmıyorlar da. Ya arkadaş peşindeler ya evde yatarlar, diye devam ederken sözlerine, ben de tüm temiz duygularımla teselliye çalışıyorum. Anne ya karşımdaki! Ve işte o kelimelerinin son noktasını koyuveriyor ama yine de böylelerini görünce şükrediyorum halime, diye Yiğidime bakarak. Bir anda soğuk terler döküyorum. Oysa ben o üzülüyor, diye onu avutmaya çalışırken bu muydu hak ettiğim? Saniyeler içinde neler geçebiliyor insanın aklından. Mücadele veren sen, konuşma hakkı başkalarının! Belki de normal bir anneden on kat fazla çırpınan ben fakat acınan yine ben ve saymakla bitmeyecek birçok şey. En zorlarından biri de içinden geldiği gibi değil ki o muameleyi gören birinin içinden neler geçebileceğini tahmin etmek zor olmamalı, davranman gerektiği gibi davranması gereken yine ben. Velhasıl kelam kadının yüzüne hiç istifimi bozmadan tebessüm ederek “Ya; o kadar haklısınız ki ben de sizler gibilerini görünce şükrediyorum biliyor musunuz? Oğlum beni hiç üzmeyecek, nerede kimle diye düşündürmeyecek, o hep saf ve temiz olacak hiç kirlenmeyecek.” dememle bindiğinde benimle aynı durağın ödemesini yapan o kadın, yolun yarısında müsait bir yerde inecek var diyerek apar topar indi. Aa, dedim Bakırköy demiştiniz, neyse iyi günler.


En sevmediğim kelamdır keşke! Çünkü bitmiştir, geçmiştir, telafisi yoktur “keşke”li cümlelerin. Fakat bu durumlarda keşke demeden geçemiyorum maalesef. Ne gerek vardı? İnsanların mücadelelerine mana bulmak, bu kadar zor mudur elinden hiçbir şey gelmese de en azından saygı duyabilmek? Bu kadar zor mudur kendi dünyasına gizlenmeye uğraşan yavrusunu normal hayatın içerisine dahil etmeye çalışan anne babaların çabasını görebilmek? Eskidendi o özel evlatlarını evden çıkartmayan ebeveynler. Bizler biliyoruz ki bu dünyada bizim yavrularımızın da en az herkes kadar hakkı var! Ve inanıyoruz ki gün gelecek farkındalık bilinci en üst seviyeye ulaşacak! En azından umudumuz var.


Editör: Damla Güler Öztürk

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube