Dünyanın ve insanlığın, dikiş tutmayacak biçimde dağılmış durumu ortada. İnsanlığın bu durdurulamaz çılgınlığı da yeni değil kuşkusuz… Ezelden beri huzuru ve barışı kendine çok gören bir insanlıkla, horoz dövüşü gibi birbirini durmadan gagalayan Tanrılardan ve liderlerden söz edebiliriz. Yani güce sahip olan karanlık fikirli güçlerle varlığını sürdürmek dışında çok da büyük hırsları olmayan, masum aydınlık güçler arasındaki savaşlar tarihin hiçbir döneminde sonlanmamıştır. Nedeni de temelde paylaşım kavgasında yatar.


Toprak, zenginlik ve gücün bir türlü paylaşılamayışı… Zararı kime? İnsanlığa ve evrene. Bugün hâlâ karanlık güçlerle aydınlık güçlerin savaşı bir biçimde devam ediyor. Sadece aktörler değişti. Candan Erçetin’in Türkü isimli şarkısı bunu anlatmış gibi. “Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti. Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti.” Durum tam da bu şekilde ifade edilebilir aslında. İnsanlığın bir kısmı aydınlanma yolunda ilerlerken, bir kısmı da karanlığın dehlizlerine doğru koşaradım sürüklenmekte.


Hayatta her şey, her şeyle ilişkilidir. Düşle gerçek, savaşla barış, korkuyla cesaret gibi karşıtlıklar bile… Esasen her insan korkar. Kimi her şeyden kimi bazı şeylerden ama illaki korkar. Korku, varlığımızı tehdit eden durumlar karşısındaki bilgi yetersizliğimizden kaynaklanan ilkel bir duyu halidir. Hakkında yeterince bilgi sahibi olduğumuz kişi, durum ya da şeylerden artık eskisi kadar korkmayız. Taraflardan birini savaşın galibi yapan şey de budur: Bilgi. Yine de bilgi, en önemli refakatçisi olmasa bunları asla başaramaz: Kendine olan inanç!


Hayatın temel ilkelerinden birisinin karşıtlık ilkesi olduğunu artık bugün hiç kimse inkâr edemez. Kısaca söyleyecek olursak; evrende var olan her şey ancak karşıtıyla birlikte vardır. İyi ile kötü, doğru ile yanlış, güzel ile çirkin gibi birçok karşıtlık, ironiye bakın ki kusursuz bir uyum içinde evreni ve tüm varlığı meydana getirirler. Dediğimiz gibi her şey karşıtıyla var olur evrende.


Bahsi geçen bu karşıtlık ilkesi, kendisini mitolojide oldukça önemli bir yere sahip olan kaos-kozmos meselesiyle ilintili olarak da ortaya koyar. Kaos (düzensizlik) ve Kozmos (düzen) en temelde içinde olduğumuz Evren’i tanımlar. Biri bir diğerini yaratır ve sonra Kaos tekrar hâkim olur. Bu döngü varoluşumuzun mikro düzeyde kodlarından biridir.

Mitolojide kozmosun, yani evrenin yaratılmasından önceki kaos, yani karmaşa ve düzensizlik halinin yani kötünün yerine bir evrenin, yani düzenin, yani iyinin gelmesi gerektiği için yaradılışın meydana geldiği anlatılır. Asıl önemlisi; kaostan kozmosa, karmaşadan düzene geçildiğinde kaos yani karmaşa ve kötü bitecek miydi? Düzenle birlikte hâkimiyet daima iyinin mi olacaktı? Ve tabi ki kötünün bu yaradılışta veya sonrasında bir rolü olmayacak mıydı?


İşte tam da burada iyinin ve yaratının sembolü olan Ülgen’in karşısında da bir figür olması gereği doğdu. Kötülük probleminin kökeni ve mevcut kötülüğün açıklanması şarttı. Bu kötünün, düzene ket vuran etkinin, sıkıntıların, hastalıkların ve korkunun da bir sembolü olması önemliydi. İyi olanı, iyi olanın ne olmadığından hareketle açıklamak en akıllıca yöntemdi. Kötü, korkunç, zararlı, düzensiz, neliği tam olarak kavranamayan, kontrol edilemeyen ve korkulan şeyin de bir figürle sembolize edilerek nesnel hale getirilmesiyle Erlik doğdu.


Masallardan yola çıkarak örnek vermek gerekirse belki anlaşılması daha kolay olur. Örneğin küçük Derin uyumak için annesinin anlattığı hikâyenin sonunu bekler: Prenses gelip kurbağayı öper ve sonra cadının büyüsü bozulur. Böylece prens de çirkin bir kurbağa olmaktan kurtulur. İşler böylece yoluna girdikten -bir düzenlilik oluştuktan- sonra küçük Derin de huzur içinde uyur. Derin’in her akşam dinlediği hikâye ile evrenin kaostan kozmosa dönüşerek oluştuğunu kabul eden mitolojiler arasındaki benzerlik dikkatinizi çekti değil mi? Nasıl mı? İçinde yaşadığımız ve huzur bulduğumuz evren şu anda düzenli bir yapıda olsa da öncesinde kaos (çirkin kurbağalar) vardı. Yani düzenlilik (kozmos), karmaşık olan bir evren (kaos) sonrası oluştu. Bilinmesi gereken şu ki kaos yine gelecek çünkü yeniden düzen gerekecek ve bu böyle sürüp gidecek.


Felsefi anlamda felsefenin en büyük ilklerinden biri olan Platon’un sözlerinde de aynı fikri desteklediğini görmek mümkündür. Platon için yaratılmayan ve ezelden beri var olan bir idealar alemi vardır ve her şey en mükemmel hali ile idealarda bulunmaktadır. İdealar aleminin en tepesinde ise İyi İdeası bulunur. Platon’un evreninde ilk olarak biçimsiz ve düzensiz yapıdaki hammadde vardı. Bu da Platon’un evreninin de ilk halinin kaos olduğunu bize gösterir. Daha sonra İyi İdeası, bu hammaddeye şekil vererek onu düzenli bir hale soktu. Ve evren kaostan kozmosa doğru bir evrim gerçekleştirmiş oldu.

Kaos evrenin ta kendisidir. Karmaşıklığın temelinde yatan muazzam ve hassas yapıdır. Karmaşa olmadan düzen olmayacağı için kaos olmadan kozmosa ulaşmak imkansızdır. Kozmos aslına bakılırsa karışıklıktan çok hoşlanır çünkü evrende ve çevremizde gerçekleştiğini görüp de aklımıza gelen hemen hemen her şey bir kargaşanın sonucudur. Hepimiz biliriz ki kargaşa olmazsa düzenden de söz etmek imkânsız hale gelir.


En başta evrene hâkim olan kaos, yani düzensizlik, zamanla yerini düzene, yani kozmosa bırakmıştır. Sürekli devir daim eden bir değişim döngüsü içinde işleyen evrende kaos

da kozmos da geçicidir. Bu adeta bir sarkaç gibi denge ilkesiyle işleyen, aynı zamanda hem dinamik hem de değişimsel bir süreçtir. Bireye düşen ilk önce kendi evini kaostan kurtarıp düzene sokmak ve orada bir kozmos yaratmaktır. Bilgeliğin başlangıcı budur. Herkes kendi kapısının önünü süpürse nasıl ki tertemiz bir dünya olursa bu da aynı ilkeyle işler. Kaos düzendedir ve düzen kaostadır çünkü her şey değişir. Herakleitos’un da dediği gibi “Değişmeyen tek şey, değişimin kendisidir.” Evrende, değişmeyen bir şeyle karşılaşmış olan hiç kimse yoktur.


İncil “Başlangıçta söz vardı.” der. Goethe ise “Başlangıçta eylem vardı.” diyerek itiraz eder. Eski Yunanlılara sorsaydık, “Başlangıçta kaos vardı.” diye yanıt verirlerdi herhalde çünkü Yunan düşüncesinde, yerlerden, göklerden, canlılardan, tanrılardan önce, en başta ve başlangıçta kaos vardı. İçinde her şeyi barındıran ama hiçbir şeyin birbirinden kesin olarak ayrılamadığı, sürekli hareket eden ama hiçbir yöne doğru ilerlemeyen, uçurum kadar karanlık ve dipsiz, bir o kadar da kışkırtıcı ve yaratıcı bir boşluk olan kaos, kendi sonsuzluğu içinde her şeyi yutmuş kocaman bir ağız gibiydi. Kaosun kendi içinden çıkardığı güç, evrene ve dünyaya biçim verdi, onu düzenledi ve her şeyi yerli yerine oturtup sınırlarını belirledi. Böylece kaostan kozmos doğmuş oldu.


Uzun sözün kısası, karmaşadan korkmamak gerekir. Karmaşa, bir çocuğun elindeki oyun hamuru gibidir. Ondan ne çıkaracağınıza sizin karar vermeniz gerekir. Kozmosunuzu yaratacak olan sizsiniz. İyi tarafı mı yoksa kötü tarafı mı besleyeceğinize siz karar vereceksiniz. Her şeyin değiştiği bu düzende seçimlerinizin önemini fark etmek ve kendi kaosunuza inat kendi kozmosunuzu yaratmak tamamen sizin elinizde…


Yazan: Demet Yener

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube