KANLI GANYAN

En son güncellendiği tarih: May 9


Güne ilginç bir telefonla başlayan Kemal, yardımcısı Komiser Okan'ın kullandığı araçta sessizce gittikleri köy yolunu izliyordu. Çiftçiler tarlada çalışırken ceset bulmuş ve hemen jandarmaya haber vermişler, onlar da olay yerine varır varmaz polisle irtibat kurarak cinayet masasının olaya dâhil olmasını sağlamışlardı. Dünya üzerinde cinayet her zaman ve her yerde işlenirdi ama Kemal'in son dönemde çözdüğü vakaların hiç biri sıradan olaylar değildi. İçinden bir ses bu vakanın da sıradan bir cinayetten çok fazlası olduğunu söylüyordu. Çatalca çıkışındaki at çiftliklerinin görüntüsü, insanda kartpostallardan fırlamışlar hissi uyandırıyordu. Yol üzerine iki sıra dikilmiş erguvan ağaçları gerçekle aradaki bağı koparacak kadar güzeldi. Uzun bir yolculuğun sonunda jandarmanın kontrol altına aldığı yere ulaşabildiler. Olay yeri inceleme ekibi her zamanki gibi yine onlardan önce bölgeye varmış, çalışmaya başlamıştı bile. Dedektifi gören adli tıp uzmanı maskesini aşağı çekip "Merhaba başkomiserim" dedi. Kemal de "Merhaba, kolay gelsin, ne var elimizde?" diyerek karşılık verdi. "Başkomiserim, biz geldiğimizde bir ayak diz kapağının hizzasına kadar toprağın dışındaydı. Biz de cesede ulaşacağımızı umarak toprağı yavaşça kazmaya başladık ama maalesef biraz kazdıktan sonra kesilmiş olan sol bacak meydana çıktı. Şu an arkadaşlar kazı alanını genişleterek cesede ulaşmaya çalışıyorlar. Çıkan parçanın derileri çürüdüğü için cinsiyeti konusunda şu an bilgimiz yok. Kemal hisleri konusunda yine yanılmadığını görüyordu. Uzmanın yanından ayrılarak cesedi tarlada bulan köylünün yanına gitti. Kendini tanıtarak olayı kısaca anlatmasını istedi.


-Beyim, malum kıştan sonra tarlanın işi çok olur ama biz bu sene biraz geç kaldık. En azından ikinci mahsulü kaçırmayalım diye telaşla işe giriştik ki pulluk arasında insan bacağının hareket ettiğini gördüm, hemen inip baktık. Toprağın arasından çıkmış bacak orada öylece duruyordu. Bir koşu jandarmaya haber verdik. Sonra ekipler geldi.

O sırada olay yeri inceleme ekibinin kıdemli memuru “Başkomiserim bir parçaya daha ulaştık diye seslendi.” Kemal hızlı adımlarla kazı alanına geldiğinde ikinci sürprizle karşılaşmıştı bile. Diğerinden 10-15 cm daha uzun ikinci bir sol bacak daha topraktan çıkarılmıştı. Düşünceli bakışlarla tarlayı inceleyen dedektif “Bölgede başka sürülmeyen tarla var mı?” diye sordu. Köylüler bir iki tarla daha olduğunu söylediler. Kemal’se yapılmak isteneni sezmiş olarak ekibe direktiflerini verdi. “Bu tarlayı gerekirse didik didik edin ve sonuç çıkmazsa diğer ekilmeyen tarlaları da inceleyin.” dedikten sonra çay içip genel bilgiler almak için köyün tek kahvehanesine gitti. Köyün muhtarı ve ileri gelen ailelerden insanların da katılımıyla sohbet havasında küçük bir araştırma yaptı ama kayda değer bir bilgiye ulaşamadı. Köyde kaybolan ya da son dönemde şehre göç eden insan yoktu. Bu da bulunan cesetlerin köyden olmadığını netleştiriyordu. Belki yakın köylerden olabilir, diye düşündü. Neticede işlenmemiş tarla seçilerek, cesetlerin bulunma ihtimali azaltılmak istenmişti. Ve eğer tahmini doğru çıkar da cesetlerin eksik parçaları işlenmemiş diğer tarlalarda çıkarsa o zaman muhakkak burayı ve yaşayan insanların alışkanlıklarını bilen birileri tarafından bu cesetlerin gömüldüğü sonucu ortaya çıkıyordu.


Dedektif Kemal, hummalı çalışmaya ara verilmeden devam edilmesini istedi. İstanbul’a uzak olan köye bir sürü insan ve ekipmanın git gel yaptırılarak zaman ve enerji kaybedilmesini istemiyordu. Merkezden gelen arama köpekleri de gece çalışmasına dâhil edildi. Gece yarısına doğru birinci tarladaki çalışma sona ermiş ilk iki bacağın eşi olan diğer bacaklarda bulunmuştu. Köylüler birinci vardiyada çalışan ekip personelini misafir ederek dinlenmelerini sağlamışlardı. Köyün misafir ağırlama yeri olan Köy evi ise başkomiser ve yardımcısı için hazırlanmıştı. Birinci tarla bitip ekip mola verdiğinde Kemal ve Okan kendilerine tahsis edilen yere geçerek günün yorgunluğunu atmaya çalışacaklardı. Ta ki gelen habere kadar...


Otantik eski zaman masallarından çıkmış kadar güzel bu köy odasında, içerisinin serinliğini kırmak için yakılan şöminenin alev dansı, kötülerin korkulu rüyası iki bıçkın polisi de büyülemiş gibiydi. Şömineden gelen çıtırtıları bölmek istemiyormuşçasına kısık sesle yapılan küçük sohbetin ardından ikisi de atmosferin güzelliğine kapılıp bir süre alevlerin gölge oyunlarını izleyerek uykuya yenik düştüler. Gece 02.20’de kapıya gelen polis memuru boş olan ikinci tarlada da köpeklerin tespit ettikleri yerleri kazmaları neticesinde insan parçaları bulduklarını haber veriyordu. Vakit kaybetmeden tarlaya ulaşan dedektif ve yardımcısı muhtemelen aynı cesetlere ait olduğu anlaşılan parçaları incelemeye koyuldu. Burada da iki çift kol bulunmuştu. Simetrik olarak çıkan bacaklarla uyumlu görünen kollar, legonun parçalarını andıracak şekilde dizilmişlerdi. Adli tabip onlardan az önce gelmiş buluntuları detaylı biçimde inceliyordu. Birkaç evirip çevirmeden sonra dedektife dönerek, “Diğer parçalarla büyük oranda uyumlu görünüyorlar.” dedi. Kazı ekibi buradaki çalışmasını da bitirmiş, diğer kazı yapılacak tarlaya doğru hareket etmeye başlamıştı. Araçlarına binen Kemal ve Okan diğer tarla araştırılırken orada bulunmaya karar verdiler. Eğitimli köpekler birbirine 10-15 metre yakınlıktaki iki noktaya işaret etti. Kazı ekibinin hızlı çalışmasıyla da üçüncü ve son tarlada eksik olan parçalar bulundu. İlk noktada iki gövde, diğer nokta da ise iki baş legonun tamamlanmasını sağlıyordu. Buluntular iki erkek cesedine işaret ediyordu ama kesin sonuçlar iskelet ve doku analizinden sonra laboratuar ortamında ortaya çıkacaktı. Ekip yorgun olarak köyden ayrılırken güneş çoktan yaşayanları ısıtmaya başlamıştı. Baş Komiser de muhtar ve köyün ileri gelenlerine teşekkür ederek bir gelişme olursa irtibat kurabilmeleri için kartını bırakıp cinayet masasının yolunu tuttu.


Gecenin yorgunluğu yüzünden okunan Dedektif Kemal’i ekibin veri toplama uzmanı ve raportörü Polis memuru Cengiz karşıladı. Dedektif kısa selamlaşmanın ardından, o bölgede bildirilen kayıp vakalarını, faili meçhulleri araştırması için direktiflerini verdi. Adli tıp raporu çıktığında akşam toplanmak üzere de bürodan ayrıldı.


Toplantıyı misafir olarak çağırılan adli tıp Doktoru Berra Hanım açtı. Otuzlu yaşlarda olan güzel bayan gece kazı çalışmalarına nezaret etmiş, gün içinde de çok az uykuyla tekrar işinin başına dönmüştü. İşine aşık bir doktor olmasının yanında değişik vakalarda edindiği tecrübeler onu odaklayan temel unsurdu.


-Bulduğumuz parçaların iki erkek bedenine ait olduğu yaptığımız laboratuar analizleriyle netlik kazandı. Biri 40’lı yaşların sonunda uzun boylu iri yapılı, diğeri tahminen 20’li yaşlarda orta boylu. Ölüm nedenlerinin boğulma olduğunu düşünüyoruz. Ya güçlü eller tarafından yapılmış, ya da asılmak suretiyle. Fakat cesetler parçalandığı için bunu tam olarak söylememiz mümkün değil. Sadece kurbanların parçalanmadan önce çoktan ölmüş olduklarını söyleyebiliriz. Dokulardaki çürüme ve kemik deformasyonuna bakarak yaklaşık bir ay kadar önce gömüldüklerini tahmin ediyoruz. Aldığımız örneklerden yapılan DNA taraması devam ediyor, bir iki gün içinde neticelenmiş olur. İlk etapta söyleyebileceklerim bunlar, dedikten sonra sözü Cengiz’e bıraktı:


-Gün boyu yaptığımız araştırma neticesinde cesetlerin bulunduğu köye 15 km mesafede bulunan Gökçeali köyünde ikamet eden Cevat isimli bir kayıp ilanına ulaştık. Polise eşi müracaat etmiş ama kayıp olduğuyla ilgili şüpheler olduğu gerekçesiyle dosya askıya alınmış. Cevat eşine İstanbul’a gideceğini orada yeni bir iş bulduğunu söyleyip evinden ayrılmış. Polis Cevat’ın evinden çıktığı gün ilçe otobüsüyle İstanbul’a indiği yerdeki güvenlik kameralarından bir kadınla buluştuğu görüntüsüne ulaşmış ve görüntülerdeki kadınla kaçtığı tahmin ediliyor. Eşine ulaşamadık, biz müsaade ederseniz yarın Okan Komiserimle gidip eşiyle görüşmeye çalışalım.


Dedektif bu görüşmeye olur verdikten sonra ekibe teşekkür etti. Düşünceli olarak bürosunun yolunu tuttu. Elde kimliği belirsiz iki ceset, zayıf ihtimal bir de kurbanlardan biri olabilecek kayıp ilanı vardı. Kafasında yine sorular dönüyordu. Onu en çok düşündüren de cesetlerin neden parçalanmış olarak farklı yerlere gömülmüş olduğuydu. Kazı yerinde resmi gördüğünü sanmıştı, biri diğerinden uzun iki bacak çıktığında bir kadın ve bir erkek namus davası adı altında öldürülüp öç alınmış olacak ve vahşice parçalanıp dağıtılan cesetler açık mesaj verecekti. Ama cesetlerin iki erkeğe ait olması bu tarz alışılmış intikamların dışında bir davranış biçimiydi. Elde bulgular olmadan karar vermek çok güçtü ama cesetler parçalandıysa ya önemli bir infaz ve cezası söz konusuydu, ya da... O sırada bunun basit bir saklama çabasının sonucu olabileceğini düşündü. Kimlikleri tespit edilemesin diye parçalanıp dağıtılan cesetler. Eğer diğer tarlalara bakma fikri aklına gelmeseydi ilk parçalardan bir sonuç çıkarılamayacaktı, dosyalar rafa kalkacak ve aradan belli bir zaman geçtikten sonra diğer parçalar bulunsa bile aralarında bağlantı kurmak güçleşecekti. Derin bir nefes alıp bulmacanın ilk parçasını bulduğunu hissetti. Artık yeni gelişmeler için ekip çalışanlarının maharetine ihtiyacı vardı.


Sabah erkenden yola düşen Cengiz ve Komiser Okan, acılı eşi tarlada çalışırken buldular. İlk başta çekingen tavırlar sergileyen kadın daha sonra konuşmaya ikna olarak polisleri evinde misafir etti. Eşinin iyi bir seyis olduğunu, buranın büyük çiftliklerinden birinde çalıştığını, hipodromdan büyük patronların kendisini görüşmek için İstanbul’a çağırdığını ve kocasının bu nedenle gittiğinden emin olduğunu söyledi. Kamera görüntülerindeki kadınla kaçtığınaysa kesinlikle inanmadığını söylüyordu. Kocasının ailesine düşkün bir adam olduğundan emindi. İstanbul’a bir gideyim bak çok paramız olacak diyerek evden çıkıp bir daha dönmediğini anlattı. Komiser eşine ait kullanılmış eşyalardan numune istediğindeyse her zaman giydiği yamalı pantolonu ve önlüğünü getirdi. Cengiz emin olmak için adamın nadiren kullandığı tarağı da delil poşetine koyarak adli tıbbın yolunu tuttu. Dedektif Kemal’se telefonla Okan’dan aldığı eşkal ve olay bilgisinden sonra kurbanlardan birinin Cevat olduğuna neredeyse emindi.

Üç gün sonra DNA test sonuçları Dedektifin yanılmadığını ortaya çıkardı. Uzun boylu ceset Cevat PINAR’a aitti. Naaş acılı eşe teslim edildi, en azından kadıncağız artık eşinin onu aldatmadığına inanmış olarak yasını tutabilecekti. Şimdi kameralarda Cevat’ın yanında görülen sarışın kadın aranıyordu. Dedektif Kemal, Okan’la beraber tekrar Çatalca’nın yolunu tuttu, Cevat’ın çalıştığı çiftliktekilerle görüşmek istiyordu. Galibcan Çiftliğine varıp görüşme talep ettiklerinde, çiftliğin sahibi Ömer Galibcan onları sıcak karşıladı. Altmışlı yaşlara merdiven dayamış, bakışlarında yaşanmışlık olan güçlü bir görüntüsü vardı. Tekstil alanında uzun yıllar iş yaptıktan sonra şirketleri çocuklarına bırakmış, kendisi de bu çiftlikte çok sevdiği atlarıyla ilgilenmeye başlamıştı.

-Hoş geldiniz Başkomiserim, size nasıl yardımcı olabilirim?

-Ömer Bey, çok zamanınızı almayacağız, yanınızda çalışan Cevat Pınar’la ilgili birkaç sorumuz olacak.


-Tabii ki seve seve, yalnız Cevat yaklaşık bir- bir buçuk aydır benim için çalışmıyor. Kendisi o üzücü olaydan sonra burada çalışmak istemediğini söyledi, çok ısrar etmemize rağmen kararından dönmedi ve bizde hesabını keserek helalleşip kendisini uğurladık. Peki ama Cevat’la ilgili problem ne?


Dedektif Kemal, çiftlik sahibinin söylediklerine anlam vermeye çalışıyordu. Eğer numara yapmıyorsa olanlarla ilgili bilgisi olmadığı anlaşılıyordu. Kemal olayı açıklığa kavuşturmak için, “Hangi üzücü olay?” dedi.


-Gazi Koşunda birinci olan Jokeyimiz Salim Atik, koşuyu kazandığı günün akşamı birinci olan atını ödüllendirip sevmek için ahırda yanına gitmiş, at bir şeylerden huysuzlanıp Jokeye çitme atmış ve zavallı adam olay yerinde ölmüş. Salim’in ölü bedenini sabahleyin seyislerimiz buldular.


-Çok ilginç, peki polis konuyla ilgili inceleme yaptı mı?


-Evet, biz hemen jandarmaya bilgi verdik, onlarda polisle irtibata geçti. Yapılan incelemede olayın kaza olduğu anlaşıldı. Ama tabi çiftlikteki herkesin morali bozuldu. Salim son 6 aydır atlarımızı koşturan iyi bir jokeydi, onun bindiği atlarımız genellikle ilk beş içinde yarışları bitirirdi. Gazi koşusu ise Salim’in yedinci ve yeni yetiştirdiğimiz, göz bebeğimiz olan tayımız Altay’ın üçüncü birinciliğiydi. Şimdi bu güzel tayımızın yanına seyisler bile yanaşmak istemiyor.


-Çok acı. Ama biz buraya başka bir konuyla ilgili olarak geldik. Eski çalışanınız Cevat öldürülüp parçalara ayrılmış, sonra da üç tane tarlaya parçalar gömülmüş.

Ömer Galibcan’ın şaşkınlığı yüzünden okunuyor, anlatılanları hazmetmeye çalıştığı bakışlarından belli oluyordu. “Kim neden böyle bir vahşeti yapsın? İnanamıyorum, Cevat kendi halinde, kimseye zararı olmayan bir adamdı.” diyebildi.


-İşin ilginç bir yanı daha var, başka bir adamla cesetleri karıştırılarak gömülmüş.


Ömer Bey atıldı; “Şakir’in de öldürüldüğünü söylemeyin.”


-Şakir mi? Henüz kimliğini tespit edemedik ama sizin verebileceğiniz bilgiler belki bize yardımcı, lütfen anlatmaya devam edin. Şakir dediğiniz kim, nasıl biri?

-Şakir, Cevat’ın referansıyla işe aldığımız gençten bir oğlandı. İşe gireli 1 ay kadar olmuştu ki o korkunç olay meydana geldi. Şakir de herkes gibi o olaydan çok etkilendi. Yeni yeni heves ettiği seyislik mesleğini daha başlamadan bitirme kararı aldı ve Salim’in cenazesinden sonra çiftliği terk etti. Muhasebe bölümümüzde fotoğrafı ve iletişim bilgileri vardır mutlaka.


Dedektif Kemal çiftliğe adımlarını attıkları andan itibaren öğrendikleri şeylerin bu olayda ne kadar kritik bir rol oynayabileceğini anlamıştı. Yaklaşık 5 saatlik kısa soru cevap şeklinde geçen sorgulamayla tüm çiftlik çalışanlarının sözlü olarak ifadeleri alınmıştı. Zaten gerçekleşen kazayla ilgili yürütülen soruşturmada hepsi emniyette ifade vermişti. Kemal’in yaptığıysa sorgudan çok bilgi almaktı. Hızlı ve etkili bir yöntemdi bu. İlk etapta alınan eşkal bilgisi ikinci cesedin Şakir isimli şahsa ait olma olasılığını yükseltiyordu ama kesin sonuç için Şakir’in nerede olduğunu öğrenmeleri gerekiyordu. Eğer o da kayıpsa Bursa’da yaşayan ailesinden DNA örnekleri alınacak ve eşleştirme yapılacaktı. Dönüş yolunda iki polis Jokeyin ölümünün bu olaydaki yerini anlayabilmek için fikir yürütüyordu. Çiftlik sahibi her ne kadar sevecen görünmeye çalışsa da ölen jokey ve yarışlardan çekilen at yüzünden yüz binlerce lira kaybetmiş olabilirdi. Bu durumda da belki dediği gibi çalışanlar kendi isteğiyle değil de onun zoruyla işi bırakmış olabilirlerdi. İşi bıraktıktan sonra da pekâlâ ihmallerinden dolayı Ömer Bey’in söylediği gibi hesapları kesilmiş, yani cezaları verilmiş olabilirdi. Yola çıkmadan cinayet masasında mesaide olan Cengiz’i telefonla arayıp Şakir’e ait bilgiler verilerek araştırmaya başlaması sağlanmıştı bile. Cinayet masası için zaman, dağ yolunda izleri örten kar yağışı gibiydi, o yüzden hiç zaman kaybetmeden sonuca ulaşmak gerekirdi. İstanbul’a gece geç saatlerde dönen ikili doğruca evlerinin yolunu tuttu. Sabahsa onları yine Cengiz’in sürprizleri bekliyordu.


Sabah mesai başlar başlamaz Cengiz’in isteği üzerine ekip çay salonunda bir araya geldi. Gece geç saatlere kadar araştırma yapan polis memuru Şakir’in ailesiyle görüşmüş, çocuklarının elektronik mühendisi olduğunu, bir şirketin yardımıyla telekomünikasyon alanında özel çalışmalar yaptığını ve geçtiğimiz ay eğitim amacıyla yurt dışına gittiğini öğrenmişti. Cengiz ilk baş edindiği bilgiye bir anlam verememişti. Seyis yamağı olarak çalışan elektronik mühendisi kulağa çok saçma geliyordu. Araştırmaya devam edip dış işleri bakanlığından aldığı yardımla bundan iki ay önce pasaport çıkartmasına rağmen şahsın hiçbir zaman yurt dışına çıkmadığı bilgisine ulaşmıştı. Sorulması gereken iki soru vardı; neden bir elektronik mühendisi seyislik yapmak isterdi ve Şakir ailesinin söylediği gibi yurt dışında değilse neredeydi? İkinci ceset ona mı aitti? Bilgilerin örtüşmesi nedeniyle ailesinden DNA örneği alınmasına karar verildi. Ayrıca Kemal ölen jokeye ait adli tıp raporunu ve emniyette kapatılan dosyayı istedi. DNA sonuçları öğrenilinceye kadar zaman kazanmak istiyordu. Okan’la Cengiz’i elektronik mühendisini araştırmakla görevlendirirken kendisi de jokeyin ölümünün kaza değil de cinayet olma olasılığını araştıracaktı.


Bir gün sonra Jokey Salim Atik’in ölümle sonuçlanan kaza dosyası önündeydi. Kemal, ilk olarak adli tabibin raporunu inceledi. Raporda göğüs bölgesine gelen sert darbelerin kaburgaları kırarak ciğerlere saplanmasına neden olduğu ve atardamarları parçalayarak ölüme sebebiyet verdiği yazıyordu. Olay yeri fotoğraflarını ve kazazedeye ait otopsi öncesi fotoğrafları inceleyen Dedektif, raporu tekrar eline aldı. Jokeyin boy bilgisi 1,58 cm olarak girilmişti. Fotoğrafları tekrar tekrar inceledi. Resimlerde aklına yatmayan bir şey vardı, bu boyda bir adam nasıl olur da göğsünden bu denli öldürücü şekilde çifte yiyebilirdi. Atlardan anlamayan biri dahi poz verir gibi atın arkasına geçip böyle yaralanmazdı. Tüm resimleri dikkatle incelerken son resimde aradığını buldu. Yakın çekim resimde görünen atın nal izinden başka bir şey daha vardı ama emin olabilmek için Cengiz’e ve onun teknolojik kabiliyetine ihtiyacı vardı. Saate baktığında ekranda 23.08 yazdığını gördü. Telefonu kaldırıp Cengiz’i aramasıyla, genç polisin ofise gelmesi arasında 22 dakika geçmişti. Çok hızlı bir tarama işleminden sonra göğüsteki yara görüntüsü iyileştirilerek netleştirildi. Şimdi daha net olarak sağ göğüste kordon ya da kalın ip izine benzer bir iz görülüyordu. Dedektif aradığını bulmuştu. Genç polisin eline yarın için yapılacaklar listesi hazırlayıp verdi. Sabah ekibe ilave olarak jokeyin otopsisini yapan doktoru da alıp saat 09.00’da hareket edeceklerdi.


Galibcan çiftliğine geldiklerinde onları evin kâhyası karşıladı, Ömer Bey’in işleri nedeniyle şehir dışında olduğunu, onlara kendisinin yardımcı olacağını söyledi. dedektif zaman kaybetmeden ne yapmak istediğini, seyislerin nasıl yardım edebileceğini kısaca izah edip ahırların olduğu bölüme geçti. Zanlı rolündeki Altay iki sıra dar çit arasına alınmış, arkasına da kazazedeyi temsilen 1,58 cm boyunda plastik manken destekle yerleştirilmişti. Uzun uğraşlar sonunda atın çifte vurması sağlandı ve bu işlem manken her seferinde 15 cm uzaklaştırılarak üç kez tekrar edildi. Dördüncü sefer plastik manken sandalyeye bağlanıp, 45 derece eğimle atın arkasında duracak şekilde sabitlenerek tekrar edildi. Canlandırma bittiğinde at gerçekten çok huysuzlaşmıştı. Dedektif, çiftlik sahibinin o gün orada olmamasının ne büyük şans olduğunu şimdi daha iyi anlıyordu. Yol boyunca ihtimaller üzerinde konuşulsa da yapılan deneylerden alınan sonuç jokeyin bağlanmak suretiyle atın çifte atması sağlandığıydı. Sandalyeye bağlanan mankende atın tekme atması sonucu aynı jokeyin göğsünde oluşan izler gibi ip izleri oluşmuştu. Dedektif bir şeylerin su yüzüne çıkmak üzere olduğunu hissediyordu ama neydi. Jokeyi Cevat ve Şakir öldürdüyse bunu neden yapmış olabilirlerdi? Sebep jokeyden para istemiş olmaları olabilir miydi? Jokey bunu kabul etmemiş, onlarda jokeyi öldürmüşlerdi. Zararı büyük olan patronsa olayın faillerini infaz etmişti. Senaryo mükemmel bir şekilde uyuyordu ama elde delil yoktu ve henüz DNA sonuçları tarlada bulunan ikinci cesedin Şakir’e ait olduğunu doğrulamamıştı. Kemal, Jokey Salim ve Altay’ın birinci geldiği Gazi koşusunun video kayıtlarını izlemeye karar verdi. Belki aradığı suçun unsuru orada olabilirdi. Yolda cinayet masasını arayarak istediği koşu görüntülerini masasına bırakmalarını söyledi. Yorucu günün ardından herkesi evine yollayan dedektif, soluğu bürosunda aldı. İstediği kayıtlar masasında onu bekliyordu. CD’yi bilgisayara takıp çok aşina olmadığı at yarışlarını izlemeye başladı. Kayıtta kazanan at olan Altay’ın favori at olduğu ve bu nedenle ganyanın düşük olduğu yorumu yapılıyordu. 1600 metre çim pist koşusuydu ve Altay son iki yüz metreye girerken müthiş bir atakla açık ara yarışı kazanıyordu. Kemal bu gün üzerinde deney yaptıkları atın, aslında ne kadar çok saygıyı hak ettiğini videoyu izlerken anladı. O bir şampiyondu ve kötü adamlar bu unvanı ondan zorla almışlardı. Videoyu belki yüz kere izledi. Atları vahşice kırbaçlayan jokeylerden başka hiçbir şey yoktu. Bilgisayarı kapattı. Ofisini kilitledi. Merdivenlerden inerken kendi kendine söylenmeye devam ediyordu. “Atları vahşice kırbaçlayan jokeyler.” Birden durdu gözlerini kapatıp sahneyi beyninde canlandırdı. Sonra merdivenleri koşarak çıkıp bilgisayarı açtı, videoyu tekrar izledi. İşte bulmuştu; son 200 metre Altay atak yaparken tüm jokeyler atları kamçılıyordu ama Altay’ın Jokeyi tek kırbaç vurmamıştı ve ona rağmen at hızlanıyor hepsine fark atıyordu. Bu normal miydi, eğer normal değilse sebebi neydi? Birkaç kez daha videoyu izleyip evinin yolunu tuttu, aldığı duşun ardından yorgun bedenini yatağın garantisine bıraktı.

Sabahleyin Jokey kulübünden teknik destek amaçlı gelen Asaf Bey’e koşuda dikkatini çeken noktayı anlatıp beraber videoyu izlemeye başladılar. Asaf Bey, gençlik yıllarında jokeylik yapmış fakat geçirdiği bel rahatsızlığı nedeniyle bu sevdasına erken veda edip işin idari bölümlerinde çalışmış, bilgili, görgülü bir insandı. Dedektifin anlattığına tam olarak inanmadığı son 200 metreyi izlerken verdiği “Vay anasına, gerçekten kırbaç vurmamış ama bu imkânsız.” şeklindeki tepkisinden anlaşılıyordu. Atın o kadar mesafeyi kırbaç yemeden hızlanarak koşması olsa olsa bir mucizeydi onun için. Hiç böyle bir koşuya rastlamadığını açık yürekle dile getiriyordu. Kemal, bu sevimli ihtiyara teşekkür ederek uğurlarken, Cengiz elinde raporlarla gelmekteydi. Odanın müsait olduğunu görünce kapıyı tıklatıp içeri girdi. “Efendim DNA testleri cesedin Şakir’e ait olduğunu doğruladı.” diyerek durumu bildirdi. Dedektif son günlerdeki yoğunluktan bu gizemli elektronik mühendisiyle ilgili topladıkları bilgileri soramamıştı. Cengiz’e “Peki onunla ilgili başka ne buldunuz” diye sordu. Cengiz hızla öğrendiklerini aktardı.

-Efendim, okulda başarılı bir öğrenciymiş. Ailesine, özel bir şirketin kendisine deneysel çalışma yapmak için fon sağladığından bahsetmiş ama şirketin isminin rekabet nedeniyle gizli tutulduğunu söylüyormuş. Özellikle telekomünikasyon konusunda çok başarılıymış. Telekomünikasyon verilerin elektromanyetik dalgalarla iletilmesi anlamına geliyor. Annesi sigara jelatini ve küçük motorlar kullanarak uzaktan kumandalı araba yapabildiğinden bahsetti. Çocukluğundan beri bu tarz işlere meraklıymış ama atlar hiçbir zaman gündeminde olmamış. Ailesi, oğullarının at çiftliğinde seyis yamaklığı yaptığını söylediğimde bana sanki deliymişim gibi baktılar. Kesinlikle bunun mümkün olamayacağından bahsettiler.


Cengiz sözlerini bitirdiğinde Kemal ceketini alıp kapıya yöneldi. Çıkarken Cengiz’e dönüp “Biz gelinceye kadar Şakir’in hesap hareketlerini, nerde ne yiyip içtiğini, özellikle de şu gizli şirketi mutlaka öğren.” dedi. Okan, artık ezberlediği Çatalca yolunda araba kullanırken amirinin sonuca yaklaşmak üzere olduğu dönemlerdeki gibi gergin ve düşünceli olduğunu görebiliyordu. O yüzden yol boyunca hiç ses çıkarmadan sadece yola odaklandı. Çiftliktekiler de artık onları kanıksamış, çok sorgulamadan söylediklerini yapar olmuşlardı. Ama bu gün çiftliğin sahibi Ömer Bey oradaydı ve Dedektif Kemal’in garip isteğine anlam veremedi. Yine de itiraz etmeden dedektifin istediği Altay’ın birinci olduğu Gazi Koşusu’nda sırtında olan eğeri ve bir de sıradan başka bir eğeri getirtti. Dedektif Kemal, gelen eğerleri yerde ters çevirerek incelemeye başladı. Altay’ın Gazi Koşusu’nda sırtına vurulan eğerin iç tarafında sağda iki ve solda iki tane olmak üzere delikler vardı. Deliklerin arasında yaklaşık 15 cm’lik mesafe vardı ve karşı taraftakilerle simetri oluşturuyordu. Kemal delikleri göstererek “Bunlar ne için” diye sordu. Seyisler dahil kimse cevap veremiyordu. Başka eğerlerde getirdiler ama onlarda da böyle delikler yoktu. Kemal, bir şey bulamayacağından emin olsa da Şakir’in kaldığı yeri görmek istedi. Kaldığı oda, kullandığı eşyalar kontrol edildi fakat hiçbir şey yoktu. Sırtını duvara dayayıp uzaklara baktı, ileride diğer çiftliklerdeki atların talim koşusu yaptıkları çit alanlar görülüyordu. Durdu, gözlerini kıstı ve dudaklarından şu iki kelime döküldü “Kanlı Ganyan.” Tam bir şeyler daha söyleyecekti ki cep telefonu çaldı, ekranda tanımadığı bir numara yanıp sönüyordu. “Buyrun Dedektif Kemal” diyerek telefonu açtı. “Tamam biz de Çatalca’dayız birazdan orada oluruz” dedikten sonra Okan’a döndü sanırım burada aradığımızı ceset parçalarının gömülü olduğu tarlada bulmuşlar, arayan muhtardı bizi bekliyorlar” dedikten sonra Ömer Bey’e delikli olan eğeri inceleme yapmak için almak zorunda olduklarını söyleyip teşekkür ederek çiftlikten ayrıldı. Köye vardıklarında muhtar buldukları elektronik devreyi masanın üzerine koymuş onları bekliyordu. Kemal, devreyi delil torbasına koyup muhtarla vedalaşarak zaman kaybetmeden cinayet masasına dönmeleri gerektiğini belirtti. Büroya döndüklerinde elektronik devreyi Okan’a vererek “Bizim laboratuara ver, bunun uzaktan kumandalı küçük bir elektro şok olduğunu söyle zarar vermeden kullanılabilir hale getirsinler, muhtemelen düşük frekanslı bir el telsiziyle bile komuta edilebiliyordur.” dedi. Okan görevi anladığını gösterir şekilde başıyla selam verip odadan çıktı. Kemal, sonuca çok yaklaştığını biliyordu ama bunu kimin yaptığını anlamak hiç kolay olmayacaktı. Yarış CD’sini tekrar bilgisayara taktı, tüm atları dikkatle izledi ama Altay’ın fark attığı ve ikincilik için yarışan 4 tane at vardı. Başını ellerinin arasına aldı, sadece kendi nefes sesini duyabiliyordu. Sonra başını kaldırdı masanın üzerinden jokey kulübünden gelen sevimli ihtiyarın ona bıraktığı kartı buldu. Numarayı tuşlayıp kendini tanıttı. Günlük yarış bültenlerini saklıyor olup olmadığını sordu, ihtiyar bütün koşularınkini mutlaka sakladığını söyledi. Kemal, Gazi koşusunda ganyan oranı en yüksek atın hangisi olduğunu sordu, ihtiyar telefonun diğer ucunda kâğıtları kurcaladığını gösterir sesler çıkardıktan sonra “Tamam buldum 4 numaralı Elvis’Song isimli at.” dedi. Kemal, teşekkür edip telefonu kapattı. Başını ekrandaki dondurulmuş video görüntüsüne çevirdi. Evet 4 numaralı at ikincilik mücadelesi yapan atların en iç kulvarda olanıydı ve diğerlerinden yaklaşık bir baş öndeydi. Plan aslında kusursuzdu ama planı bozan bu sefer güçlü toynakları olan bir at olmuştu. Dedektif, yardımcısı Okan’a Elvis’Song isimli atın hangi ahıra ait olduğunu ve ahır sahibinin kim olduğunu öğrenmesini söyledi. Gelen ismi de Cengiz’e telefonla bildirerek kamera kayıtlarında Cevat’la görülen kadının bu şahsa ait şirketlerle ilgisi olup olmadığını öğrenmesini istedi. Şakir hakkında amirinin istediği bilgilere ulaşamayan Cengiz, mahcup ses tonuyla telefonu kapattı. Cengiz bir saat sonra Dedektifin yanına gelerek, kadının söz konusu adamın ortağı olduğu bir telekomünikasyon şirketinde muhasebe departmanında çalıştığı bilgisini verdi. O sırada Okan’da içeri girerek “Başkomiserim, laboratuara verdiğimiz parçayı çalıştırmışlar, bu da kumandası” diyerek masaya elektronik devreyle beraber, oyuncaklarda kullanılan tarzda basit kumandayı bıraktı.


Bir gün sonra Çatalca’ya Ömer Bey’i son kez ziyaret etmeye gidiyorlardı. Dedektif yola çıkmadan kendisini aramış, bu gün mutlaka görüşmek istediğini söylemişti. Ekibin diğer iki polisi sonuca ulaştıklarını kestirebiliyor ama parçaları henüz amirleri gibi yerleştiremiyorlardı. Onlarda en az Ömer Bey kadar merak içinde sonucu merak ediyor, fakat amirlerine soramıyorlardı. Çünkü Başkomiserleri sadece olay sonuca ulaşırken bunu delilleriyle anlatır, sonra da suçluları hak ettikleri yere gönderirdi. Yol boyunca arabada çıt çıkmadı. Sadece Kemal çiftliğe varmak üzereyken bölge jandarma komutanını arayarak Galibcan Çftliği’nin komşu çiftliğine yarım saat sonra tutuklama amaçlı gelmelerini söyledi. Arabadan iner inmez Ömer Bey’le tokalaşan dedektif, “Son zamanlarda hep sizin misafiriniz olduk müsaade ederseniz bu gün hep beraber komşu çiftliğin kahvesini içip atlarını inceleyelim.” dedi. Ömer Bey, yine anlam veremese de dedektifin isteğini geri çevirmedi ve kısa bir telefon görüşmesinden sonra yan çiftliğin sınırlarına ayak basmış oldular. Yan çiftliğin sahibi de tekstil şirketleri olan, ayrıca birçok farklı iş kolunda ortaklığı bulunan zengin iş adamı Levent Haznedar’dı. Misafirlerini yarı yolda karşılayıp, “Hoş geldiniz bu ziyaretinizi neye borçluyuz?” dedi. Dedektif Kemal, adamın bu iğneleyici tarzını beğenmemişti ve otoriter ses tonuyla “Şöyle güzel bir at arıyorum ama maalesef aradığım atı Ömer Bey’in ahırında bulamadım, ihtimal ki sizin ahırınızda belki böyle bir at vardır. Fakat aradığım atı nasıl tarif edebilirim bilmiyorum. Şöyle desem, galiba meramımı ancak anlatır: Ben Elvis Preasley’i çok severim, öyle bir at olmalı ki “Elvis Şarkısı” gibi olsun.’’ Dedektifin verdiği mesajı açık olarak anlayan çiftlik sahibinin yüzü değişti. Tam o sırada boş boğazlık yapan seyis başı “İnanmayacaksınız ama bizim İngilizce o isimde bir atımız var.” diyerek sohbete dâhil oldu. Kemal, bu durumdan gayet memnun olarak “Öyleyse bana o atı ve en iyisini seçebilmem için birkaç tane de eğer getirin lütfen.” dedi. At ve eğerler koşu alanına getirilirken kâhyanın, çiftlik sahibine telaşlı bir şeyler söylemeye çalıştığını gören dedektif, “Lütfen içeri alın, jandarmadaki arkadaşlarımı ben çağırdım.” dedi. Bu son söz, avluda derin bir sessizliğe neden oldu. Jandarmaların da gelmesiyle son perde başlamıştı atık. Dedektif Kemal, getirilen eğerleri ters çevirmelerini istedi. Ters çevrilen eğerlerden iki tanesinde Galibcan Çiftliği’nde Altay’a koşulan eğerde olduğu gibi delikler vardı. Kemal, delikleri göstererek “İlginç, daha önceden böyle delikli eğer gören var mı, bu delikler ne için acaba?” dedi. Kimseden ses çıkmayınca çantasından elektronik devreyi çıkardı, devre lego gibi birbirine geçmeli iki parçadan oluşuyordu. Parçaları birbirinden ayırıp deliklere yerleştirdi, Levent Haznedar’a dönerek “Daha önce hiç böyle parçalar görmüş müydünüz?” diye sordu. Levent Bey’den cevap gelmeyince eğeri atın sırtına yerleştirmelerini istedi. Sonra seyislerden birine ata binmesini söyledi, “Sadece gemi tut başka hareket yapma.” diyerek onu uyardı. Bu sefer çantasından uzaktan kumandayı çıkardı ve düğmesine bastığı anda at şahlanarak koşmaya başladı. Dedektif Kemal, Jandarmalara dönüp “Levent Bey’i üç kişiyi öldürmeye azmettirmekten tutuklayabilirsiniz” dedi. Levent Bey atılarak “Bu bir saçmalık” diye itiraz etti. Kemal:

-Hayır, bu at yarışçılarının argo literâtüründe “Kanlı Ganyan.” Yani kararlaştırılan attan başka bir atın birinci gelmesi durumu. Tabi diğerleri içinde çöpe giden bir sürü para ve akıtılması gereken kan demek. Gazi koşusu yılın en büyük koşularından biri. Sizin de kurtuluş umudunuzdu. Atınız ganyan oranı en yüksek olan attı. Yani birinci geldiği takdirde en çok para kazandıracak olan. Atınızın ganyanı yüksek çıksın diye son yarışlarda hep sıfır çektirdiniz. Yardımcılarım dün geceden beri sizin mali verilerinizi inceliyorlar, sonuçlar çok vahim, iflasın eşiğine gelmişsiniz. Gelelim koşuya, Ömer Bey’in atı Altay formunun zirvesindeydi, Jokeyi Salim’de atla çok güzel uyum yakalamıştı. Ama sizin için onların kazanması değil kaybetmesi gerekiyordu. İki ay önceden doğrudan Cevat vasıtasıyla bu teklifinizi Salim’e ilettiniz, fakat o buna yanaşmadı. Bunun üzerine planınızı devreye sokup elektronik mühendisi Şakir’i Cevat’ın yanına işe soktunuz. Tabii bulduğu uzaktan kumandalı küçük şok cihazını ilk olarak sizin çiftliğinizde ve sizin atlarınız üzerinde denedi, çalıştığından ve sonuçlarından emin olduktan sonra onu kullanmaya karar verdiniz. Hesaplayamadığınız şeyse bir atın böyle güçlü bir şokun etkisiyle daha da hızlı koşması oldu. Kamera kayıtları diğer tüm jokeyler atlarını kamçılarken, Salim’in Altay’a hiçbir şekilde kamçı vurmadığını çok net olarak gösteriyor. Muhtemelen Şakir’in yaptığı kumanda şu an benim elimde gördüğünüzden daha profesyonel ve daha güçlü sinyaller gönderen bir şeydi. Sizin atınız iç kulvardan yarışa devam ederken, elektro şoka maruz kalan Altay, dış kulvardan iç kulvara yönelerek diğer atların önünü kapatacaktı. Böylelikle bir taşla bir sürü kuş vurmuş olacaktınız. Yarıştan sonraysa olayı anlayan Salim’in bunu Ömer Bey’e söyleyeceğini Cevat’la Şakir çok iyi biliyordu. Eğer aptallık edip Salim’i öldürmeseler hiçbir problem yoktu. Hem sizden korktukları için hem de Salim’in Ömer Bey’e konuşmasını engellemek için o gece onu öldürmeye karar verdiler. Fakat bu cinayet olmamalıydı. Plan hızlı ve etkiliydi. Cevat gibi bir dev için Şakir’in yardımıyla Salim’i sandalyeye bağlamak çocuk oyuncağı bile sayılmaz. Sandalyeye bağladıkları Jokeyi öne doğru eğerek yine uzaktan kumandalı elektro şokun yardımıyla atın tekmesine atmasını sağladılar, planı yapanlardan biri elektronik mühendisi olunca doğru açıyı bulmak zor olmadı tabi ki de. Yarışı her ne kadar sizin atınız kazanamasa da Cevat ve Şakir sizin vaat ettiğiniz parayı vermenizi yoksa durumu polise bildireceklerini söylediler. Siz de onları, Şakir’in sizin adınıza deneyler yaparken tanıştığı telekomünikasyon şirketinin muhasebecisi bayan vasıtasıyla paralarını ödeyeceğinizi söyleyerek istediğiniz yere getirttiniz. Sonra da birazdan bize kimler olduklarını söyleyeceğiniz adamlarınız onları öldürdü, cesetleri bulunmasın diye de buradan uzak, kimsenin ekip biçmediği tarlalara gömülmesini istediniz. Şimdi lütfen Levent Bey’i götürün.


Birden sessizliğe gömülen çiftlikten çıktıklarında Dedektif Kemal’e duyduğu hayranlık Ömer Bey’in gözlerinden okunuyordu. Garip istekler, tuhaf deneylerin ardında su gibi berrak bir zihnin olduğunu anlamıştı. Tutuklanan komşusu için “Nasıl böyle şeyler yapar hiç anlayamıyorum.” diyebildi sadece. Dedektif Kemal, hayal kırıklığına uğramış adamın elini sıkıp vedalaşırken; “Aslında her katil kendi masumiyetini öldürür ilk önce ve her hırsız ilk olarak kendi masumiyetini çalar insanların gözünden.” diyerek hem ona teselli verdi, hem de bu karmaşık olayı kısaca özetledi. Olayın en önemli aklananı ise şampiyonluğu hamurunda var olan Altay’dı. Daha birçok yarış kazanıp çiftliğini onurlandıracaktı. Dedektif Kemal ve ekibiyse onur konuğu olarak Altay’ın kazandığı yarışlardan birini hipodromda seyretme fırsatı bulacaklardı önümüzdeki dönemde.


Editör: Burçin Kahraman

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube