KANIMDAKİ YABANCI

En son güncellendiği tarih: May 9


Erdal Tuna // Editör: Burçin Kahraman

Kendine doğrultulmuş namluda sabitlenen bakışlarını yavaşça yukarıya, silahı tutan adamın gözlerine çevirdi “82 yaşındayım ve doktorum 6 ay ömrüm kaldığını söyleyeli 3 ay oluyor. Hastalığımın her gün bedenimi haşere gibi kemirdiğini hissediyorum. O yüzden elindeki silahtan veya ölümden korkacağımı zannediyorsan yanılıyorsun. Beni üzen: Böyle bitiyor olması, 82 yıllık ömrümde ailem dediğim insanların ihanetine uğramak, anlıyor musun? “ Gözlerinden akan iki damla yaş yanaklarından süzüldü. Tok ve buyurgan bir sesle “Ne duruyorsun çeksene tetiği!” dediği anda susturucudan çıkan tiz ses her şeyi bitirdi. 82 yıla sığdırılan birçok hatıra, başarı ve zenginlikle dolu bir hayat, hepsi bir anda son buldu. Silahı siyah paltosunun cebine koyan adam, daha önceden karar verdiği kıymetli eşyaları alarak olaya hırsızlık süsü verecekti. Göze batmayacak şekilde yanında getirdiği küçük bez çuvala sığacak, özellikle aile yadigârı olan eşyaları seçti. Evden çıkmadan, oturduğu koltukta öylece kanlar içinde kalan ihtiyara son kez baktı. Bir önceki buluşmalarında heyecanla planını anlatan gözler artık donuk olarak boşluğa çevrilmişti. İçinde nedenini tanımlayamadığı buruk bir acı hissetti, cesedi bulmaları için kapıyı aralık bıraktı, fötr şapkasını iyice önüne eğerek bahçeden çıktı. Artık zengindi.

Dedektif Kemal, her metrekaresi lüks kokan evin bütün odalarını, girilebilecek her bölümünü inceledi. Maktul Yaşar KEMERCİ, Türkiye’nin hatırı sayılır zenginleri arasında adı geçen, Kemerci Holding’in kurucusu ve fahri üst yönetim kurulu başkanıydı. Bu yüzden de izin günü olmasına rağmen dosya başka dedektife verilmemiş, cinayet masasının ardında gayri meşru dosya bırakmayan tek dedektifi Başkomiser Kemal çağırılmıştı. Düşünceli adımlarla evi turlayan dedektif; olay yeri inceleme ekibinin bir parçası gibi çalışıyor, hiçbir detayın atlanmasını istemiyordu. Olay maktulün alışkanlığı üzere evde yalnız kaldığı tek gün olan pazar günü gerçekleşmiş, çalışanlar ancak pazartesi mesaiye geldiklerinde Yaşar Bey’in cansız bedenine ulaşmışlardı. Muhtemelen cinayet bu durumu bilen biri tarafından işlenmişti. Yani tanıdık ya da gözetleme yapmak için buralarda sık dolaşmak zorunda kalan, siması güvenlik kameralarına veya meraklı bakışlara yakalanmış biri… Ne yazık ki Kemal ilk hayal kırıklığını evin kamera kayıt sisteminin iki gün önce arızalandığını, servisin onarım için bugün geleceğini duyduğunda yaşadı. Komiser Okan ve polis memuru Cengiz şu an yakınlardaki tüm güvenlik kamerası kayıtlarını toplamakla meşguldü. Bir ümit, onlardan çıkacak olan görüntüler olayı çözmelerinde katkı sağlardı. Ama Dedektif Kemal’in ilk incelemesine göre araştırılması gereken çok detay, birbiriyle uyuşmayan çok ipucu vardı. Senaryoyu kafasında canlandırabilmesi için bütün açık noktaların aydınlatılması gerektiğini o da biliyordu. Evi incelemeyi bitirdikten sonra Okan’ı arayarak 18.30’da ofisteki toplantıda tüm ekip olarak buluşmak üzere direktiflerini verdi.

Toplantıyı ekibin raportörü Cengiz açtı:

-Yaşar Kemerci bundan yedi yıl önce eşinin iç kanamadan ölümüyle beraber tek başına yaşamaya başlamış, çok zengin, emekli iş adamı. Adli tıp raporuna göre pazar öğleden sonra 16.00/18.00 saatleri arası, takriben 3 metre mesafeden kalbine isabet eden tek kurşunla ölmüş. Eve zorla girildiğine dair iz yok. Evden kıymetli ve hafif eşyalar çalınmış. Kâhya Eşref Efendi ‘nin söylediklerine göre aileye ait, yani nesillerden nesillere aktarılan aile yadigârı denebilecek parçalar alınmış. Maktulün hayattaki tek yakını, oğlu Tonguç Kemerci. Okan komiserimle civardaki bütün ev ve iş yerlerinin güvenlik kameralarını inceledik. Uzak çekim siyah paltolu, fötr şapkalı bir adam silueti tespit ettik ama yüzü belli olmuyor. Adli tıp evde bulunan bütün döküntü örneklerini aldı, en ufak kıl parçası dahi DNA analizine tabi tutulacak

ama bunun sonuçlanması evde çalışanlar ve eve girip çıkanların çokluğu göz önüne alınırsa en erken birkaç hafta sürebilirmiş. En sevindirici haberi en sona saklamak istedim, maktulün evinin çaprazındaki müstakil evin balkonunda oturan yaşlı bayan pazar 17.00 sularında evden çıkan birini gördüğünü söylüyor ama o sırada elindeki dergiyi okuduğu için yakın gözlüğü takılıymış. Kamera kayıtlarında tespit ettiğimiz o kareyi iyileştirip tekrar bayanı ziyaret edeceğiz, belki bir şeyler çıkar.

Dedektif Kemal :

-Arkadaşlar, olay yeri inceleme ekibiyle beraber tüm evi detaylı bir şekilde inceledim, sizi yönlendirmek, objektifliğinizi bozmak istemem ama gözüme çarpan bir iki noktayı da söylemem gerek:

1. Katil, maktulün tam karşısında duran sandalyeden ateş etmiş, yani o sırada maktulün karşısında oturuyormuş. Bilmiyoruz ama belki de sohbet ediyorlardı. Tek atışta maktulü kalbinden vurabilmiş ve maktul o sırada herhangi bir direnme ya da korunma çabası göstermemiş.

2.Kamera kayıt sistemi olay gerçekleşmeden bir gün önce arıza sebebiyle devre dışı kalmış.

3.Eve zorlama olmadan girilmiş ve cesette darp izi veya herhangi bir boğuşma izi yok.

Sadece bu 3 madde bile katilin maktulü tanıyan biri olduğuna işaret ediyor. Evin içinden, ya da tanıdıklardan biri olma ihtimali yüksek. Okan, maktul son 7 gün içinde kimlerle telefon irtibatı kurmuş ve yüz yüze görüşmüş bunları araştırın. Kamera kayıt sistemi arızası teknik servise ne zaman bildirilmiş? Tüm ev çalışanları, komşu binalarda yaşayanlar, şirket çalışanları, aile dostları, oğlu, gelini yani maktulle teması olan herkes sorgulansın. Yarın aynı saatte tekrar bir araya geleceğiz, bu arada önemli bir bilgiye ulaşan olursa beni derhal arasın, saatin önemi yok. Diyerek toplantıyı bitirdi.

Olaya her ne kadar hırsızlık süsü verilmiş olsa da, dedektif bunun öyle basit bir olay olmadığını daha olay mahaline varınca anlamıştı. Hırsızlık ihtimalini elbette göz önünde bulundurdu, ta ki gerçek ipuçları belirinceye kadar. Sonra bundan kimin ya da kimlerin ne gibi bir çıkarı olabileceğini düşündü. Maktul, aktif olarak şirkette söz sahibi bile değildi, sadece hisseleri vardı. Şirketin yönetici koltuğunda oturan oğlu tüm servetin tek varisiydi ve babasının yaşı göz önüne alınırsa onu öldürmesi için bir neden görünmüyordu. Çalışanlara gelince; hepsi işverenlerine bağlıydılar, onun ölmesinden ziyade işlerinden olmamak için daha uzun yaşamasını isterlerdi. Aynı zamanda olay günü hepsi nerede olduklarını şahitleriyle ispat etmişlerdi. Geçmişten kalan bir husumet ya da rekabete dayalı bir düşmanlık da ihtimal dâhilindeydi. Dedektif Kemal maktulün evindeki tüm düzenle ilgilenen, aynı zamanda evin küçük bahçesinde sebze , meyve , ziraat işiyle beraber bahçıvanlık da yapan kahyası Eşref Efendi’yle görüşmeye karar verdi.

Sabah Eşref Efendi Dedektif Kemal’in isteği doğrultusunda görüşmek için merkeze geldiği sırada, Komiser Okan da görgü tanığı yaşlı bayana, yakınlaştırılıp, piksel düzeltmesi yapılan resmi göstermek için yola çıkmıştı.

Dedektif, Eşref Efendi’yi sıcak karşıladı. Görüşme odasındaki masaya otururlarken görevli memura kendilerine iki çay göndermelerini söyledi ve zaman kaybetmeden aklındaki soruları sormaya başladı:

-Patronun nasıl bir adamdı, sen onun kimsenin bilmediği yüzünü bilen nadir insanlardansın, öncelikle bana bunu anlat. Sonra oğlu Tonguç’la ilişkileri nasıldı. Son olarak da Yaşar Bey'in herhangi birinden çekindiğini, korktuğunu, ya da biri hakkında kötü bir şey söylediğini duydun mu? İyi düşün bunlar çok önemli.

-Baş Komiserim , Yaşar bey çok nazik, çalışanlarına karşı cömert ama her zaman ciddi, disiplinli bir adamdı. O yüzden ben dahil hepimiz ondan çekinirdik. Şahsen 28 yıldır kendisine hizmet etmeme rağmen bir kez ismimle doğrudan hitap etmişliği yoktur. Hep Eşref Efendi derdi. Yani insanlarla olan mesafesini çok net korurdu. Yine de bu zaman zarfında kimseye bağırdığını, ya da kötü bir söz söylediğini duymadım. Yaşar Bey’in büyük oğlu Mehmet Bey genç yaşta öldükten sonra bu evin neşesi de kaçtı. Evin hanımı, büyük oğlunun acısına sadece dokuz ay dayanabildi, zaten Adile Kemerci’nin ölümüyle beraber bu evin ruhu da öldü diyebilirim. Yaşar Bey büyük oğlu ve eşinin ölümünden sonra bambaşka bir adam oldu. Arada bir gülen yüzü artık hiç gülmez oldu. Gerçi bizim için dile kolay Başkomiserim ama takdiri ilahi işte, memleketin yarısını alacak paran var ama evladını kanser denen illetten kurtaracak gücün yok. Hayat böyle bir şey işte.

-Peki Eşref Efendi, sizce Yaşar beyi kim öldürmüş olabilir?

-Başkomiserim, inanır mısın, İki gündür gözüme uyku girmez. Düşünürüm, düşünürüm ama bir türlü çıkamam bu işin içinden. Katil eve nasıl girdi, nasıl çıktı, 80 yıllık çınarı gözünü kırpmadan nasıl yıktı? Hala anlayabilmiş değilim.

Konuşmalarını Kemal’in çalan telefonu böldü. Ekranda Okan ismini gören dedektif konuşmanın bittiğini ve gitmesi gerektiğini anlatır şekilde hızlıca kâhyanın elini sıkıp, telefonun açma düğmesine bastı:

“Evet Okan seni dinliyorum.”

-Başkomiserim, komşu evdeki yaşlı bayan resimdeki adamın maktulün oğlu Tonguç Bey olduğunu söylüyor. Ne yapmamızı emredersiniz?

- Okan, ben şimdi savcıdan arama iznini çıkartıp, Cengiz’le gönderiyorum. Sen yanına takviye bir ekip al ve Tonguç Bey’in evini, aracını, iş yerini arayın. Cengiz’le göndereceğim ekipte Tonguç Bey’i gözaltına alarak ifadesi alınmak üzere merkeze getirecek.

-Emredersiniz Başkomiserim.

Yapılan aramalar neticesinde Tonguç Kemerci ’nin araba bagajında Yaşar Kemerci ’yi öldüren tabancadan çıktığı belirlenen boş bir kovan bulundu. Tonguç Bey verdiği ifadede bunun kendisine kurulan bir tuzak olduğunu, bulunan kovanla alakası olmadığını söyledi. Ama görgü tanığının ifadesi ve her ne kadar yüzü tam olarak belli olmasa da pikseli iyileştirilmiş resimdeki adamın kıyafetlerinin birebir Tonguç Kemerci için özel dikilen palto ve şapkayla uyumlu olması ve olay zamanı nerede olduğunu ispatlayamaması mahkeme için yeterli delil olarak görüldü. Paranın gücüyle tutulan çetin avukatlara rağmen Tonguç Kemerci babasını öldürmekten müebbet hapse çarptırıldı ve iyi hal indiriminden yararlanarak 25 yıla mahkûm oldu. Şu an 45 yaşında olan zanlı için bu, müebbet hapisle eş bir cezaydı. Mahkeme kararını salonda izleyen Dedektif Kemal’in gözleri zanlının eşi Necla Hanım’ın üzerine odaklanmış, onun her jest ve mimiğini yakın takibe almıştı. Bunun sebebi Türk Ceza Kanununa göre babasını öldürmekten hüküm giyen birinin vesayet hakkının çocuklarına geçmesiydi. Yani Yaşar Kemerci ölünce tek varis olan Tonguç Kemerci de katil zanlısı olarak ceza aldığı için Kemerci Holding ve Kemerci ailesinin tüm mal varlığı Tonguç Kemerci’nin 7 ve 9 yaşındaki iki oğluna, onlar da reşit olmadığı için anneleri Necla Hanım’ın denetimine geçmişti. Dedektif Kemal, tam da bu yüzden mahkeme salonuna gelmiş, belki de timsah gözyaşları olan bu yaşların nasıl aktığını görmek istemişti. Ve müdüründen aldığı özel izinle kapanan dava dosyasını, gizli olarak takip edecekti. Yardımcısı Okan ve polis memuru Cengiz de salondaki yerlerini almışlardı. Mahkeme heyeti kararı açıkladığında salondaki herkes tam bir hayal kırıklığı yaşamış, Necla hanım tahmin edildiği üzere gözyaşlarına boğulmuştu.

Ekip incelemeyi zanlının eşi üzerinde yoğunlaştırmaya karar verdi, ta ki sabahki sürprizle karşılaşıncaya kadar.

Sabah bina girişinde görevli memur Dedektif Kemal'i arayarak Necla Kemerci isimli bir bayanın kendisini ziyaret etmek istediğini söyledi. Kemal hiç beklemediği bu ziyarete bir anlam verememiş ama görüşme teklifini de geri çevirmemişti. Aklına tek gelen: İyi yazılmış bir senaryonun son perdesini izleyeceğiydi ve muhtemelen Necla Hanım eşinin masum olduğundan dem vuracak belki bir iki damla yaşla gerçek suçlunun bulunmasını isteyecek ve dikkatleri başka yöne çekecekti. Çalan kapı Kemal'i düşüncelerinden şimdiki zamana getirdi. "Buyurun!" dedikten sonra giren Necla Hanım gerçekten zarif, duru güzelliğine rağmen yorgun görünen bir bayandı. Kibarca uzatılan eli sıkan Kemal, misafirine koltukları göstererek kendisi de diğer misafir koltuğuna oturdu. Dedektif, her ne kadar yalnızlığı tercih etmiş olsa da bayanlara karşı daima nazik ve centilmen olmuştu. Necla Kemerci lafı dolandırmadan doğrudan konuya girdi: -Siz eşimin soruşturmasını yürüten o meşhur Dedektif Kemal'siniz. Buraya gelirken çok düşündüm ama sizden daha iyisini bulamayacağımı bildiğim için, eşimin hapse girmesine neden olmanıza rağmen sizden yardım istemeye karar verdim. Konuşma buraya kadar tam da dedektifin ön gördüğü gibi gitmişti ve dedektif prensip olarak kendisinden istenmediği sürece konuşmaz, böylelikle karşıdakini yönlendirmeden fikirlerini öğrenmiş olurdu. Necla Kemerci derin bir nefes alıp konuşmaya devam etti: -Hatta buna yardım değil de iş teklifi diyebiliriz. Konuşma gittikçe ilginçleşiyordu. -Kocam suçlu bulundu ve ömrünü hapiste geçirmesi gerekiyor bunu biliyorum ama sizin bilmediğiniz başka bir şeyi daha biliyorum. ‘’Kemal ne biliyorsunuz?’’ der gibi ellerini yanlara doğru açtı. -Eşimin suçsuz olduğunu biliyorum Kemal Bey, hem de adım gibi. Deliller ne derse desin, Tonguç bu cinayeti işlemedi, anlıyor musunuz? O masum ve ben ne gerekiyorsa yapmaya hazırım. Sizden isteğim gayri resmi olarak benim için yeni bir araştırma yapmanız. Masrafların tamamı bana ait ve her ay düzenli olarak bu çekin aynısını size takdim edeceğim tabi sizin içinde yeterliyse. Yeter ki eşimin masum olduğunu ispatlayın. Dedektif Kemal'in kafası karışmıştı. İpuçlarının yetersizliğine rağmen hapse giren Tonguç Kemerci’nin suçsuz olduğunu düşünüyordu evet, ama bu durumda ilk şüpheli olan Necla Kemerci de kocasının kurtulması için önüne şu anki maaşının 5 katı yazılı bir çek koyup kocasının masum olduğunu söylüyordu. Kemal çeke yüzünü buruşturarak bakarken Necla Hanım’ın gerçek bir oyuncumu yoksa gerçek bir mağdur mu olduğuna karar veremediğini hissetti. -Kocanızın bildiğiniz bir düşmanı ya da geçmişinde problem yaşadığı rakibi vs. var mı? Ve madem kocanızın masum olduğunu düşünüyorsunuz o zaman kayınpederinizi kim öldürmüş olabilir. Neden suçu eşinizin üzerine yıkmaya çalışıyor? Hepsinden önemlisi eşinizle kayınpederinizin ilişkisi nasıldı? Aralarında geçen tartışma veya benzeri bir şeye tanık oldunuz mu?

Necla Hanım, derinlere dalan bakışlarıyla anlatmaya başladı. -Her şey güzel gidiyordu. Eşimin işleri, aile ortamı, her şey filmlerdeki gibiydi. Ta ki eşimin abisi kan kanserinden ölünceye kadar. Ailenin tüm varlığına rağmen uygun donör bulunamadı ve abisinin ölümü tüm aileyi bir anda dağıttı. Kayınvalidem büyük oğlunun ölümüne sadece 9 ay katlanabildi. Gözümüzün önünde eridi ve daha fazla dayanamayarak oğlundan 9 ay sonra ansızın o da öldü. Kayınpederimse artık kimseyle görüşmez, torunlarını, hatta Tonguç'u bile görmek istemez oldu. İnanır mısınız, oğlunun ölümünden sonra kayınpederimi bir daha hiç gülerken görmedim. Biz de gidip gelmez olduk. Tonguç arada bir uğrar halini hatırını sorardı. Son yıllarımız hep böyle geçti. Çocuklarım dahi dedelerinin değiştiğini hissediyorlar ve ona yaklaşmak istemiyorlardı. Evliliğim boyunca bir kere eşimle

kayınpederimin tartıştığını gördüm: O da Adile hanımın ölümünden sonra kayınpederimin hayata küsmüşlüğü, Tonguç’u ve torunlarını göz ardı edişiyle ilgiliydi. Kayınpederim hayatına müdahale edilmesini kabul edecek biri değildir. İlk kez de o tartışma esnasında Tonguç’a, “Kanımdaki Yabancı” çek git, bana nasıl yaşamam gerektiğini söyleyemezsin tamam mı? dedi. Tonguç kendini, çocuklarının önünde azarlanmış gibi hissetti, çok kırılmıştı. Zaten o tartışmadan sonra çocuklarımızı bir daha o eve götürmedi. İşte bu adam yüzünden eşim şimdi hapiste. Son yıllarını sanki biz görünmezmişiz gibi geçiren o huysuz ihtiyar yüzünden çocuklarım babasız büyüyecek anlıyor musunuz? Necla Hanım’ın gözlerinden iki damla yaş süzülerek yanağının uçurumundan düştü. Kemal etkilenmiş yüz ifadesiyle, ne diyeceğini bilemeden misafirine bakıyordu. Çalan telefon bir kere daha imdadına yetişerek odadaki sessizliği bozdu. Necla Kemerci’ye: - Bir gelişme olursa sizi bilgilendiririm, lütfen çekinizi alın buna gerek yok diyerek kibarca görüşmenin sona erdiğini belirtip telefonu kaldırdı. Necla Hanım, nazikçe gülümseyip odayı terk ederken, Komiser Okan telefonda heyecanla,

-Baş Komiserim, Yaşar Kemercinin evinde bulunan döküntü örneklerinden biri bu gün veritabanına girilen bir DNA ile uyum sağladı ve DNA örneğinin 1 hafta önce öldürülen kiralık katil Taylan Eldemir'e ait olduğu saptandı. Taylan Eldemir evinde ölü bulunmuş, otopsi sonucu ölüm sebebinin iç kanama olduğu belirlenmiş. Ölüm zamanını belirlemek için maktulün mutfağında yarım kalmış poğaçadan alınan numunede fareleri öldürmek için kullanılan ismi mum blok olan bir çeşit kimyasal ilaç bulunmuş. İlacın özelliği: kan pulcuklarının pıhtılaşmasını önleyerek fareleri iç kanamadan öldürmesi, sonra ölü fareyi yiyen diğer fareleri de. İşin ilginç yanı doz iyi ayarlanırsa arkasında neredeyse şüphe bırakmadan insanları da öldürebiliyor olması. Çünkü bütün canlıların bedeninde gün içinde küçük kılcal kanamalar oluyormuş ve pıhtılaşma olmazsa iç kanama ölüme sebebiyet veriyormuş. Eğer Taylan o poğaçayı yarım bırakmayıp tamamını yese, iç kanamanın doğal nedenlerle olduğu düşünülecekti. Ben poğaçayı aldığı pastaneyle son zamanlarda işe kısa süreli girip çıkan usta veya garson, kasiyer gibi çalışanları var mı onu öğrenmek için görüştüm, ama sürekli birilerinin işe girip çıktığını ve kayda değer birini hatırlamadıklarını söylediler.

-Çok iyi yaptın Okan, beni de Necla Hanım ziyaret etti. Eşinin masum olduğunu ve bunu araştırmamı istediğini söyledi. Detayları sonra konuşuruz, diyerek telefonu kapattı.

Kapanan dosya giderek ilginç bir hal almaya başlamıştı, ama Dedektif Kemal’in aklına yatmayan, eksik bir parça vardı. Ne olduğunu bulmak için derin düşünmesi gerekiyordu, disc çalarının düğmesine basmasıyla, Vivaldi’nin Autumn’u odayı doldurdu. Müzik düşünmesine yardım ediyordu ve şu an en çok ihtiyacı olan şey buydu. Yarım saatlik bir Vivaldi ziyafetinden sonra Yaşar Kemerci’nin hayatını kökten değiştiren oğlunun ve ondan dokuz ay sonra da eşinin ölümlerini araştırmaya karar verdi. Bu arada hiç beklemediği başka bir sürpriz onu bekliyordu. Cinayet bürosuna yönlendirilmiş malikane adresine Almanya’nın Bonn kentindeki Werlgenbarch kliniğinden Yaşar Kemerci’yi sağlık kontrolüne çağırdıklarına dair bir mektup geldi. Bürokratik yollarla temaslar hızlandırılarak Yaşar Kemerci’nin ileri düzeyde akciğer kanseri olduğu, ölümünden 3 ay önce bunu öğrendiği ve tedavisinin devam ettiği bilgisine ulaşıldı. Fakat yakın çevresinden kimse bu konuyla ilgili bir şey bilmiyordu, hatta ifadesine baş vurulan Tonguç Kemerci dahi durumdan haberdar değildi ve evin kâhyası da merhumun Almanya’ya arada bir yalnız olarak seyahat ettiğini ama nedenini bilmediğini söyledi.

Dedektif Kemal, yanına Okan ve Cengiz'i de alarak, Yaşar Kemerci'nin ölen büyük oğluna tedavi uygulayan özel hastaneye gitti. O dönem için en ileri teknolojiye sahip ve en iyi doktorları bünyesinde barındıran hastane halâ İstanbul'un sayılı özel hastanelerindendi. Kapıdaki güvenlik görevlisine kimliğini gösterip bir araştırma için başhekimle görüşmek istediğini belirtti. Güvenlik görevlisi telefonla bir kaç görüşme yaptıktan sonra, onları başhekimin odasına doğru yönlendirdi. Kapıya vardıklarında güvenlik görevlisi onları içeriye buyur edip yanlarından ayrıldı. İçeri girdiklerinde başhekim ayağa kalkarak tek tek ellerini sıktı. Misafir koltuklarını göstererek, - Buyrun lütfen, bu ziyaretinizi neye borçluyuz Kemal Bey, diyerek samimi bir şekilde tebessüm etti. Dedektif lafı uzatmadan direkt konuya girerek, -Hocam, bir cinayet davasında maktulün oğluna kan kanseri tedavisini burada yaptıklarını öğrendik. Tedaviyi uygulayan doktorların verecekleri bilgilerden ve arşivinizden belki bir şeyler bulabiliriz umuduyla geldik. Mümkünse Yaşar Kemerci'nin büyük oğlu Mehmet Kemerci'nin tedavi dosyasını ve tedaviyi uygulayan doktorları görebilir miyiz? -Elimizden gelen yardımı yapacağımıza emin olabilirsiniz. Hasta bilgilerinin korunması ilkesi kapsamında sadece soruşturmada kullanılmak üzere istediğiniz bilgi ve belgeleri alabilirsiniz ,dedikten sonra; söylenen ismi bilgisayarına girdi. Birkaç dakikalık bir işlemin ardından, -Tedavi için yapılan tüm verileri bu CD'ye kopyaladım, fakat maalesef doktorlar konusunda yardımcı olamayacağım. Bu doktor arkadaşlar yaklaşık 7 yıl önce birbirine çok yakın zamanda kaza sonucu hayatlarını kaybettiler. Biri trafik kazası, biri alkollüyken denizde boğulma, biri de şofben zehirlenmesiyle duş alırken rahmetli oldu. O dönem bölümde bir lanet dolaştığı dedikodusu bile ayyuka çıkmıştı. Personeli yatıştırmak için kurban kesip tüm yatan hastalarımıza da dağıtmak zorunda kalmıştık. Belki komik gelebilir ama insanımız bu tarz dedikodulara çok değer veriyor. Bunu engellemenin en iyi çaresini bu şekilde bulabilmiştik. Tabii işe yaradı. Hem dedikodular, hem talihsiz olaylar son buldu. -Peki o dönem araştırılmadı mı, peş peşe olan bu ölümler? -Elbette araştırıldı ama tamamen kaza olduğu anlaşıldı ve hepimizin içi rahat etti. -Durun bir tahminde bulunayım, doktorlarınız Mehmet Kemerci'nin ölümünden hemen sonra öldüler doğru mu? Tarihleri kontrol eden başhekim gözleri yuvalarından fırlayacak şekilde, -Doğru, ama bu da ne demek oluyor şimdi, dedi. Dedektif Kemal ayağa kalkıp başhekimin elindeki CD'yi aldı ve, -Şu an bende bilmiyorum ama mutlaka bulacağımızdan emin olabilirsiniz , diyerek müsaade istedi.

Ofise geldiklerinde 3 polis ve bir de adli tabip ekran başında ellerindeki tedavi ayrıntılarını incelemeye koyuldular. Bir sürü tıbbi terim, tahlil ve sonuç. Kayda değer bir şey bulma ümidi azalırken yardım için gelen adli tıp personeli Doktor Mine iki DNA testi fark etti, test yapılan kişiler Mehmet ve Tonguç Kemerci’ ydi. Hem de tedavinin son aşamalarında… Yani işleyişe göre en başlarında yapılması gereken rutinlerden biriydi ama muhtemelen iki kardeş için doğruca ilik örneği kontrolü yapılmıştı. Doktor biraz daha inceleyince DNA testinin sebebini anlamıştı. İlik nakli yapabilecekleri iki kardeş arasında uyuşmazlık çıkmıştı ve bunu açıklamak için de DNA testi yapılarak nedenleri araştırılmıştı. Ama test sonuçları dosyaya konmamış veya gerek görülmemiş, sadece faturaya yansıtılmıştı. Sıradan bir olaydı, bu ve benzeri ihmaller hep olurdu. Yine de Dedektif Kemal’e bilgi verme gereği hissetti.

-Efendim iki adet DNA testi faturaya yansımış, fakat dosyanın içeriğine konmamış, zannediyorum gerek görülmemiş. Benim dikkatimi çekmesinin nedeniyse: Bu testin tedavi başlangıcında değil, donörde uyumsuzluk olduğu ortaya çıkınca yapılmış olması. Sanırım önemsiz bir detay, yine de bilgi vermek istedim.

Doktorun söyledikleriyle bir anda kendine gelen Dedektif, fotoğrafı görmeye başladığını hissetti. Enerjisi yerine gelmiş zihni berraklaşmıştı.

-Kemerci ailesinin tamamına DNA testi yapılmasını istiyorum Cengiz, hemen gerekli izin belgeleri hazırlansın. Maktulün ölen eşine de eğer yapılabilirse otopsi yapılsın, öldüğü zaman kanında mum blok var mıymış araştırılsın. Okan, sen de Kahya Eşref Efendi’yi bul. Öldürülen kiralık katilin apartmanına girerken görüldüğünü, görgü tanıklarının eşkalini belirlediğini birazdan da cam duvardan kimlik tespiti yapılacağını ve sonra benim tarafımdan sorgulanacağını söyle. Eğer tahminlerim doğruysa bir paket poğaçayı ve yüklü miktar parayı Yaşar Bey’in emriyle katile kendi eliyle götürdüğünü itiraf edecektir. Komiser Okan, anlam veremediği halde ‘’Emredersiniz!’’ deyip harekete geçti.

Kahya Eşref Efendi, huzursuz haliyle hiç konuşmadan sorgu odasına getirildi. Dedektif Kemal kesin sonuç almak için tehlikeli bir blöf yapmıştı ve kendi mizansenini iyi oynamalıydı, yoksa suç ortağını kaçırma ihtimali vardı. Cam duvardan ürkek olarak odayı inceleyen Eşref’e bakıp hangi karakteri sergilemesi gerektiğini düşündü. Tabi ki sert ve buyurgan polis. Çünkü, yıllarca patronunun otoritesine hizmet etmiş bir kahya sadece güçten korkardı. Odaya girdiğinde kahya tanıdık kontenjanından yararlanmak için ayağa kalkıp “Beni emretmişsiniz Başkomiserim.” dedi ama Kemal soğuk ve sert bir sesle “Otur Eşref!” diye karşılık verince kahyanın yüzü karardı. Dedektif birinci barikatı kırmış, ana merkeze yaklaşmıştı. Sonuca ulaşmak için tek ve sağlam bir darbe vurması gerektiğinin farkındaydı.

-Evet Eşref , oyunun sonuna geldik. Şimdi bize söyleyeceklerinse bundan sonraki ömrünün ne kadarını içerde geçireceğini belirleyecek.

Eşref bir şey söylemek için yeltendi ama dedektif keskin bir el işaretiyle onu susturup konuşmaya devam etti.

-Sadece götürdüğün poğaçaları ve Taylan olayını değil her şeyi biliyorum, sen sadece neden yaptığını anlat bize. Tonguç Bey hapse girince, her şeyin bittiğini düşündün değil mi? Sana verilen son bir görev kalmıştı. Ama bizim dosyayı kapatmadığımızı, gizli araştırma yaptığımızı nereden bilebilirdin ki? Bir de ölümüne neden olduğun Taylan’ın malikânede DNA örnekleri bıraktığını.

-Hayır,ben hiçbir şey yapmadım.

-O zaman en başından anlatayım Eşref Efendi. Adile Hanım’ın cesedine otopsi yapılacak. Ölürken onun kanında da mum blok var mıydı, bunu tespit edeceğiz. Mağaza çalışanları Tonguç Kemerci’ye özel olarak diktikleri paltonun aynısını bu yıl tekrar dikerek Taylan Eldemir’e teslim ettiklerini, merhumun resminden tespit ettiler. Ayrıca kameraların bakımını yapan şirket raporunda kablonun çıktığını yazmış. Teknisyenleriyle görüştüm Eşref, kablo kendiliğinden çıkabilecek bir kablo değilmiş. Yani büyük ihtimalle çıkarılmış, Parmak izi bırakmaman anahtarın sadece sende olduğu gerçeğini örtmüyor. Bize, patronunun Almanya seyahatlerini yalnız yaptığını söylemiştin. Sanırım küçük bir ayrıntıyı atlamışsın. Yaşar Bey’in kanser olduğunu bilmediğini de söylemiştin ama senin öz yeğenine Almanya’da okuması için burs veriyordu ve o da vefa borcu olarak Almanya’ya kontrole gidince ona rehberlik ve tercümanlık yapıyordu değil mi? Yaşar beyin kaldığı otelde aynı tarihlerde onun da Yaşar Bey’in yan odasında kaldığını belirledik. Tabi bunlar seni içeri tıkmamız için yetmiyordu ta ki

sen Taylan’ı ortadan kaldırana kadar. Görgü tanıkları kimliğini tespit etti. Şu andan itibaren söyleyeceklerin mahkemede aleyhine delil olarak kullanılacak. Onun için doğruları söyleyip iş birliği yaparsan iyi edersin, bu ceza indirimi sağlayacaktır.

Dedektif Kemal’in söyledikleri Kahya Eşref’in tüm gardını indirmiş, çaresizliğe kapılmasına neden olmuştu ki tam istedikleri şey de buydu. Korku ve çaresizlik zanlının çözülmesi demekti. Eşref gözyaşları içinde anlatmaya başladı:

-Beyim ben garip bir kâhyayım, kimseyi öldürmedim, sadece Yaşar Bey’in dediklerini yaptım, neyi niye yaptığımı da bilmem. Yaşar beyden hep çekinirdim. Yıllarca onun emirlerini yerine getirmenin vicdan azabını duydum ama nafile. O ilaçları Adile Hanım’ın yemeğine ben koymadım yemin ederim. Ben sadece Yaşar Bey’e teslim ettim o kadar. Altı ay önce Yaşar Bey bir gün doktordan geldi. Bir hastalıktan şüphelendiğini ve Almanya’da tedavi olacağını söyledi. Sonra yeğenimin ona refakat etmesini istedi. Döndükten sonra da sadece söylediği şeyleri yaptım. O paltonun aynısını sipariş etmemi o istedi, Taylan’da mağazadan aldı. Kabloyu çıkarıp kameraların arızalandığını söylememi isteyen de Yaşar beydi. “Son bir işim kaldı kahya, o da senin hünerine bağlı. Ben hastalıktan ölmek üzereyim ama ölmeden son intikamımı alacağımı bilerek ölmek istiyorum.” dedi. Adile Hanım’a duyduğu öfke hala geçmemişti , bunu anlayabiliyordum. Tonguç hapse girip mirastan mahrum kalacaktı ama Taylan’a o ilaçlı poğaçaları niye götürmemi istedi hiç bilmiyorum. Ben böyle güçlü birinin kendini öldüren kiralık katilden bile intikam alma isteği diye düşündüm ve yapmazsam başka birine ölmeden önce verdiği bir emirle beni de öldürtür diye de korktum. Her günümü ecel korkusuyla geçirmekten yoruldum. İnsan bir kere ölür. Ben her gün ölüyorum Başkomiserim.

-Yanılıyorsun Eşref, çünkü Yaşar Bey Taylan’la daha önce de iş yapmış ve hastanedeki üç doktorun kaza süsü verilerek öldürülmelerini sağlamıştı. Çünkü patronun bu işi sana veremeyeceğini, profesyonel birinden yardım alması gerektiğini biliyordu. Tabi Taylan’ın günün birinde yakalanıp her şeyi itiraf etme ihtimali de vardı. Tonguç’un ne pahasına olursa olsun hapisten çıkıp aklanmaması gerekiyordu. Bu yüzden kendi cinayetinden sonra ödemeyi senin vasıtanla yapmaya ve onu da ortadan kaldırmaya karar verdi. Mum Blok bu iş için de harika bir yöntemdi. Senden poğaçalardan yeteri kadar yediğine emin olmanı istedi. Paralarla yurt dışına çıkıp elinden kaçmasın diye. Sen de Taylan’ın her gün pastaneden alıp yediği iki poğaça yerine evde yaptığın mum bloklu üç poğaça götürdün ama insan alışkanlıklarını kırmak zordur, Taylan bir tanesini yarım bıraktı. İşte o yarım poğaça bütün cinayeti çözen küçücük detaydı Eşref.

Bir hafta sonra dedektifin istediği DNA testlerinin sonuçları çıkmış: Mehmet Kemerci'nin Yaşar Bey ve Adile Hanımın öz oğlu olduğu ve Tonguç Kemerci'nin Annesinin Adile Hanım olduğu fakat babasının aynı olmadığı anlaşılmıştı. Ayrıca Adile hanımın öldüğü sırada kanında mum blok olduğu tespit edildi. Sonuç olarak Yaşar Kemerci kendi ölümü dahil üç cinayetin doğrudan azmettiricisi olarak kayda geçildi. Eşinin kendisini aldatarak başka birinden çocuk yaptığını öğrenen doktorların ölümüyse delil yetersizliğinden ispatlanamadı. Dedektif Kemal sayesinde "KANIMDAKİ YABANCI" dediği gayrı meşru oğlu Tonguç Kemerci'ye yıktığı kendi cinayetinin suçu deliller neticesinde aklandı. Kanser hastası olduğu zaman uygulamaya geçirdiği son planı da böylelikle yarım kalmış, eşinden ve bir yasak aşkın meyvesi olan Tonguç Bey’den ömür boyu almak istediği intikam da suya düşmüş oldu. Gazeteler Dedektif Kemal’i yere göğe sığdıramadılar. Dedektif için sür manşetten “Adaletin Bekçisi” başlıkları atıldı.

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube