KAN TADI - DEDEKTİF KEMAL SERİSİ-POLİSİYE/GERİLİM

En son güncellendiği tarih: May 9



Bilinci yavaş yavaş açılıyordu. Oksijen kaynak makinesinden çıkan kuvvetli ateşin sesi, küçükken annesinin ocakta pişirdiği yemeği beklediği anları çağrıştırdı zihninde. Kafası boşlukta sallanıyormuş gibi hissediyordu. Gözlerini aralamaya çalışınca, bulanık olarak kaynak makinesinin alevini ve onun aleviyle kor haline dönüşen çubuğa benzer şekiller gördü. Görüntü netleşmeye başlamıştı. Yüzünde kar maskesi olan adam, demir bir çubuğu kaynak makinesiyle ısıtıyordu. Başını hareket ettirmek isteyince ensesinde inanılmaz bir acı hissetti. Şimdi hatırlamaya başlamıştı. Alışveriş poşetlerini arabasına koymak için bagaj kapısını açtığında derin bir acı hissetmiş, sonra her şey kararmıştı. Zorlukla başını hareket ettirerek etrafı incelemeye başladı. Boş atölye benzeri bir yerdi burası, yerde ve adamın arkasındaki masanın üzerinde tek tük aletler vardı. O sırada fotoğraftaki garipliği algıladı. Adamın başında kar maskesi vardı. Yükselen adrenalin seviyesi korku ve paniği damarlarına enjekte etmiş, bilinç hızlı bir şekilde açılmıştı. Oturduğu yerden kalkmak için yeltendiğinde vücudunu saran ipleri fark etti. "Kahretsin!" dedi kendi kendine. Sonra güldü. Evet, bu lanet olası bir rüyaydı. Uyanmak için kımıldamaya çalıştı ama ipler çıplak göğsünü ve arkadan bağlanmış bileklerini acıttı. Yoksa... O sırada üzerinde elbiselerinin de olmadığını fark etti. Çıplak olarak tahta bir sandalyeye çok sıkı bağlanmıştı. Bu ne boktan bir durumdu. Korkusu öfkeye dönüştü. "Heyyy!" diye maskeli adama seslendi ama adam hiç oralı olmadı. Dikkatle yaptığı işe odaklanmıştı. Bir süre daha demir çubuğu kızdırdıktan sonra ısıya dayanıklı eldivenleriyle akkor halindeki metali eline alıp sandalyede bağlı adamın yanına geldi. Hiç konuşmadan yanına çöktü, adamın cinsel organını yakalayarak içine daha önceden ince rulo halinde kesilmiş şişe mantarlarını soktu. Sandalyedeki adam çırpınmaya çalışıyor ama yere vidalanmış sandalyeyi bir milim dahi kımıldatamıyordu. Korkudan ölecekmişçesine inlemeye başladı. Bu, maskeli adamı mutlu etmiş olacak ki ıslık çalmaya başladı. Sonra akkor haline gelmiş metal çubuğu alıp korkudan tir tir titreyen adamın cinsel organın ucuna bastırdı. Cıyaklamaya benzer kısa bir çığlık sesinin ardından sandalyedeki adam dayanılmaz acının etkisiyle kendinden geçti. Maskeli adam yanık et kokusunu ciğerlerine çekerek yaptığı işe ciddiyetle devam etti. Organı sağa sola çevirip kontrol ettikten sonra işlemin bittiğine kanaat etti. Elindeki kızgın demiri yere atıp masanın yanında yerde duran bidon ve hortumu aldı. O sırada kurban kendine gelmiş, böğürerek ağlayıp feryat etmeye başlamıştı. Gidip adamın kafasını tuttu, hortumu gırtlağından aşağı salarak saniyeler içinde bir kaç litre suyu adamın midesine boşalttı. Boğulmak üzere olan adamın boğazından hortumu çıkartarak sırtına birkaç sert darbe indirdi, böylelikle nefesi normale döndü. Evet, doğrusu buydu. Ölüm bazıları için böyle kolay olmamalıydı. Adamın ağzını bantlayıp maskesini çıkardı. Sibirya kurdunu andıran mavi gözler mıh gibi sandalyedeki adamın beynine saplandı. İnleyen adamın gözlerinden şaşkınlık, korku ve pişmanlık okunuyordu. Sonra karşıdaki sandalyeye oturup kolundaki saate baktı. Bu ilk denemesiydi ve tahminen iki saat içinde mizansen bitmiş olacaktı.

Dedektif Kemal, cinayet haberini alınca yardımcısı Okan'la olay yerine geçti. Kapıda görevli polis memuruna kimliğini gösterip cesedin bulunduğu bölüme ilerledi. Fotoğrafçılar ve adli tabip iş başındaydı. Kibarca onlara selam verip cinayet mahallini incelemeye başladı. Burası 13 katlı bir binanın sığınak olarak yapılmış bölümüydü. Zemin kattaki dükkânlar henüz boş olduğu için aşağıda her ne yaşandıysa binadakilerin duyması hayli zordu. Ceset deforme olmamıştı, ilk göze çarpan ağızdaki bandın kenarından süzülen kan damlalarıydı ama yüzde darp izi görünmüyordu. Çıplak cesedin cinsel organı yakılmış, anlaşılan maktule esaslı bir işkence yapılmıştı. Adli tabip Dedektif Kemal'in yanına gelerek,

-Gördüğüm en sıra dışı cinayet vakası diyebilirim, dedi. Kemal açıklama bekleyen yüz ifadesiyle devam etmesini bekliyordu. Tabip:“Kesin sonuçları laboratuar analizleri verecek. Yine de şunu söylemek mümkün: Ölüm nedeni kan zehirlenmesi. Katil, tahminen maktulün cinsel organının içini doldurarak tıkamış, idrarla temas eden nesneler deliğin içinde genişleyecek ve sıvının dışarı çıkmasını engelleyecek şekilde planlanmış. İşi şansa bırakmak istemeyen katilimiz penis ucunu kızgın demirle dağlayarak deliğin tamamen kapanmasını, böylelikle de maktulün idrarını yapamamasını sağlamış. Yerde duran ucuna hortum takılmış bidon da maktule zorla su verildiğini gösteriyor. Gereğinden fazla sıvı alan mide hızla bunu böbreklere iletir, böbrekler de süzerek tahliye için idrar yoluna. Tabi çıkış tıkalı olduğu için ve böbrekler sürekli çalışıp idrar yoluna sıvı gönderdiği için bir süre sonra idrar çıkacak yer bulmaya çalışır. Ve idrar kesesinden kana idrar karışmaya başlar. Böylelikle insan yavaş yavaş kendi idrarıyla zehirlenmeye başlar.

-Peki, ağız bölgesindeki kan ne demek oluyor?

-İşin en kötü yanı da ciğerlere temiz oksijen için gelen kandaki idrar alveollerdeki kılcal damarları parçalar, ciğerlerdeki kan ağza kadar ulaşır ve maktulün ölmeden önce hissettiği tek şey kendi ciğerlerinden gelen "Kan Tadı" dır. Kurban, damarlarında ateş dolaştığı hissine kapılır ve bu diğer zehirler gibi hemen öldürmez. İdrar kesesi küçük miktarda sızdırma yaptığı için maktul acı çekerek yavaş yavaş ölür. Böyle öldürülmek için ne yaptı bilmiyorum ama bu güne kadar böyle bir ölüm şekli ne gördüm, ne de duydum. O yüzden dedektif siz siz olun bunu açıklayayım demeyin. Yoksa dışarıda yeni şeyler arayan sürüyle manyak bu yöntemi hemen uygulamaya kalkar.

Dedektif anladığını gösteren bir baş işareti yaptı. Sonra Komiser Okan'a dönerek kimlik doğrulamasının ardından ‘’Kimdir, necidir, ailesi yada yakını var mı, düşmanı var mıymış öğrenelim, öğleden sonra da toplanalım.’’ diyerek suç mahallini incelemeye devam etti. Boş sığınakta yanık et kokusu hâlâ hissediliyordu. Az miktarda alet edevat etrafa saçılmıştı. Fotoğrafı çekilmekte olan hortumlu bidon maktulün hemen yanında yerdeydi. Böyle bir öldürme şeklinin bir anlamı olmalı diye düşündü. Adli tabip ve olay yeri inceleme raporlarını bugün istediğini ekleyip korkunç manzaradan uzaklaştı.

Akşamki toplantıyı ekibin veri toplama uzmanı ve raportörü olan Cengiz açtı.

-56 yaşında erkek şahıs, kimlik bilgisine henüz ulaşamadık. Son 7 gün içindeki kayıp bildirimlerini kontrol ediyoruz. Adli tıp raporuna göre kesin ölüm sebebi kan zehirlenmesi. İdrarın kana karışması sonucu feci şekilde can vermiş. Ensede morluk var, muhtemelen katil kurbanının ensesine sert şekilde vurarak bayıltmış, daha sonra da planladığı yere taşımış. Kimlik tespitinden sonra belki görgü tanığı, güvenlik kamerası kaydı gibi olayı aydınlatacak detaylara ulaşabiliriz ama şu an elimizde çok fazla bir şey yok. Ölüm yaklaşık 48 saat önce gerçekleşmiş. Bina yeni olduğu için alt katları pek kullanan yokmuş. Cesedi de dükkânlardan birini kiralamak isteyen bir adam tesadüfen binayı gezerken bulmuş. Şimdilik size verebileceğim bilgiler bunlar, diyerek sözü Kemal'e bıraktı.

-Arkadaşlar; Cengiz'in dediklerine katılıyorum, kimlik tespiti çok mesafe kat etmemizi sağlayacaktır. Bununla beraber özellikle ölüm şeklinin basına bildirilmesini istemiyorum. Olay sadece cinayet olarak kayda geçsin, detaya girilmesin. Söylemek istediğim bir şey daha var. Ölüm şekli, yer seçimi, arkada bırakılan deliller göz önüne alınırsa bunun bir intikam cinayeti olduğunu tahmin ediyorum. Bir an önce elle tutulur bulgulara ihtiyacımız var. Kim dosyayla ilgili bilgiye ulaşırsa derhal beni arasın.

Bir gün sonra ilk bulgular ortaya çıkmaya başlamıştı. Verilen kayıp ilanlarındaki bilgiler maktulün eşkâline uymuş, yapılan araştırma neticesinde maktulün yalnız yaşayan varlıklı bir adam olduğu ortaya çıkmıştı. Oğlu bir gün önce polise başvurmuş ve yalnız yaşayan babasından haber alamadıklarını bildirmişti. Ev adresinde yapılan incelemede herhangi bir bulguya rastlanmamış ama aracında market alışverişi yaptığını gösteren, dolu erzak poşetleri bulunmuştu. Evi ve aracı inceleyen Dedektif Kemal, senaryoyu aynı cereyan ettiği şekliyle kafasında canlandırmıştı bile. Maktul alışveriş poşetlerini koymak için bagaja yöneldiğinde katil arkadan saldırmış, ensesine vurarak etkisiz hale getirmiş sonra başka bir araçla da kurbanını cinayeti işlediği yere götürmüştü. Ama neden? Tek soru buydu. Maktule ait cüzdan, cep telefonu gibi eşyalar aracın arka koltuğuna bırakılmıştı. Yani olay hırsızlık amaçlı görünmüyordu. Maktulün oğlundan edinilen bilgilere göre herhangi bir düşmanı yoktu. Çevresi tarafından sayılan, kendi halinde biri olarak bilinirdi. Kemal rutin taramaların yapılmasını istedi. Son dönemde sık görüştüğü telefon numaralarının tespiti, banka hesap hareketleri, sürekli ziyaret edilen adresler gibi ipucu verebilecek detayların irdelenmesi gerekiyordu. Oğlunun ve yaşadığı binadaki komşularının ifadeleri de alınacak, böyle bir vahşete sebep olan şeyin ne olduğu anlaşılmaya çalışılacaktı.

Aynı saatlerde, boş bir binanın bodrum katında sandalyeye bağlı başka bir adam kendine gelmeye çalışıyordu. Kafasındaki zonklama, yerini dayanılmaz baş ağrısına bırakırken önce üşüdüğünü hisseti sonra da çıplak olduğunu. Tam karşısında, sandalyede oturan kar maskeli adamı gördüğündeyse nefesi kesiliyordu. Avazı çıktığı kadar bağırıp yerinden fırlamak istedi ama o da ne? Her yerine kalın ip dolanmış, elleri arkaya doğru bükülerek bileklerinden sıkıca bağlanmıştı. Hareket etme şansı olmadığını anladığında bilinçsizce ağlamaya başladı. Bir kâbus muydu bu yoksa karabasan mı?

Maskeli adam sandalyesinden kalkıp yanına, dizleri üzerine çöktü. Silindirik küçük nesneler olan plastik kutuyu kurbanın iki bacağı arasına sıkıştırıp içinden aldığı parçaları cinsel organın ucundan içeri sokmaya başladı. Çığlık sesleri binayı inletmeye başlayınca artık buna bir son vermesi gerektiğini düşünüp ağzını kalın bantla bantladı. Koskoca adamın çocuk gibi ağlayışına hiç aldırış etmeden organın içini dolma yapar gibi doldurup ikinci aşamaya geçti. Bu sefer penis ucunu diktikten sonra dağlayacaktı. Yanmaz özel ip ve cerrahi iğne bu iş için biçilmiş kaftandı. Dikme işini özenle yaparken, sandalyedeki adamın çırpınmaya çalışması ve hüngür hüngür ağlaması çok etkileyiciydi. Bunun, bir önceki sefer aklına gelmeyişine hayıflandı. Ama her işin bir acemiliği olurdu ne de olsa. Sıra oksijen kaynağı ile demir çubuğa gelmişti ki sandalyedeki adam korkudan ölmek üzereydi. Kaynaktan gelen alev, metal çubuğu önce kırmızı sonra sarıya çevirdi. Yeterince ısındığına kanaat edince tekrar bağlı adamın yanına çöktü. Bir eliyle kanlı organı yakalayıp diğer elindeki kor demiri ucunu bastırdığında sandalyede bağlı adamın yüz ifadesi, tüm geçmişin acısını hafifleten cinsten bir teselli olarak göründü gözüne. Adam bayılmıştı. Organın ucunu iyice dağladığından emin olduktan sonra, son aşamaya geçmeye hazırdı. Bu kurban diğerine göre daha az dayanıklı çıkmış, salya sümük ağlamış, hemen de bayılmıştı. Hemen bayılması dışında diğerleri zaten istediği şeylerdi. Keyifle ayılıp erkekliğinin son halini görmesini izledi. Adamın aklı çıkmıştı, inanamaz gözlerle boş boş bakıp duyduğu acıdan dolayı sadece inleyebiliyordu. Hortumu boğazına sokup midesini hızla suyla doldurdu. Sonra adamın yüzüne doğru eğilip maskesini çıkardı. Yüzünü gördüğü andaki ifade her şeye değerdi. Karşısına oturup saatine baktı, bu onun ritüeli olmuştu.

Bir gün sonra polis ihbar hattına gelen arama yeni bir cinayeti haber veriyordu. Bu sefer cinayet mahalli olarak şehrin dışında boş bir bina seçilmişti. Cesedi de sabah gelen inşaat işçileri bulmuştu. Bir öncekiyle kopya denebilecek benzerlikte öldürme şekline ilave olarak bu sefer penis ucu dağlanmadan önce dikilmişti. Bu işlemlerin narkoz kullanılmadan, canlı canlı yapıldığı düşünülürse karşılarında acımasız biri olduğu açıktı. Adli tabip, Kemal'i görünce “Bir önceki öldürme yöntemi burada da kullanılmışa benziyor, kesin sonuçları otopsiyi müteakip size yollarım.” dedi. Ceset üzerinde kimlik bulunamamıştı. Bu da yine sır bir ölüm, yine araştırılması gereken kayıp bildirimleri demek oluyordu. Kemal, bir önceki maktulle olan bağlantısının araştırılması direktiflerini vererek olay yerinden ayrıldı. Sezgileri onu yanıltmıyorsa katil şu an çoktan bir sonraki kurbanının profilini belirlemiş, belki de harekete geçmiş bile olabilirdi. Katilin oyununu oynadıktan onlara sahneyi temizlenmesi için onlara bırakmasından nefret ediyordu. Kan Kokusu adını verdikleri dosya aklına geldi. Katil ancak 4 kurbandan sonra yakalanabilmişti. Mutlaka bir iz bulacaklardı bunu biliyordu, tek endişesi başka ölümler olmadan bunu yapmaları gerektiğiydi.

O sırada bir apartman dairesinde...

-Necmi nerede kaldı?

-Bilmiyorum, dün sabah konuştuğumuzda geleceğini söylemişti.

-Yoksa onunda başına bir şey mi geldi?

-Ben de bundan korkuyorum. Galiba intikam için geri geldi ve sırada biz varız.

-Saçma sapan konuşma, o öldü.

-Ben de öyle olmasını umuyorum ama ya Bülent'in kaçırılıp öldürülmesi ki oğlu bir şey söylemek istemiyor ama hoca cenazeyi yıkamak için gasilhaneye oğlundan başka kimseyi almamış. Cesede büyük zarar verildiğinden bahsediyorlar.

-Kapa çeneni, bilmeden uydurup duruyorsun.

-Keşke öyle olsa Erhan, keşke öyle olsa...

Kemal çalan telefonun sesiyle daldığı düşüncelerden sıyrıldı. Ekranda Cengiz ismi görünüyordu. Bu saatte aradığına göre önemli bir bilgiye ulaşmış olmalıydı. Telefonu açan Kemal, kısa konuşmanın ardından ikinci kurbanın kimliğinin tespit edildiğini ve iki kurbanın da aynı sitede oturduğu bilgisini aldı. İlk iş bu siteye gidip bir ziyarette bulunmak olacaktı. Sabah yöneticisiyle görüşmek üzere sitenin yolunu tuttu. Daha çok, varlıklı insanların oturduğu hatırı sayılır sitelerdendi burası. İlk cinayetten sonra kamera kayıtları incelenmiş ama herhangi bir şey bulunamamıştı. Zaten birinci kurban market çıkışı aracına binerken yakalanmıştı, yani siteden çıkmış ve bir daha da dönememişti. İkinci kurban için de kayıtlar incelenecek bir şeyler bulunmaya çalışılacaktı. Ama bu defa çemberi daraltmak gerekiyordu. 240 haneli sitenin tüm sakinlerinin ifadelerine başvurulacaktı. Yönetici Hakan Bey 50'li yaşlarda olmasına rağmen dinç, kır saçlı, saçıyla aynı renk top sakalı olan cana yakın, aynı zamanda karizmatik bir adamdı. Kemal, sitenin yönetici seçimini ne kadar iyi yaptığını geçirdi içinden. Dedektif, yönetici için ayrılan mini büroda ikram edilen çayı içerken hem sitenin güvenlik prosedürleri, hem de maktullerle ilgili bilgi aldı. Ama öğrendikleri, işine yarayan cinsten şeyler değildi. Burası büyük bir siteydi ve insanlar birbirlerini ancak samimiyetleri varsa tanıyorlardı. Hakan Bey'e teşekkür edip tam çıkıyordu ki bir bayan panik halinde "Erhan, Erhan yok, telefonu kapalı. Sabah ekmek almak için gidiyorum dedi ama iki saattir kendisine ulaşamıyorum" diyerek içeri girip kendini Kemal'in karşındaki koltuğa bıraktı. Kemal'in ‘’Merak etmeyin, eğer biraz daha haber alınamazsa biz gerekeni yaparız.’’ gibi telkinlerine rağmen sakinleşmiyordu. Bunun nedeni kadının ağzından dökülen cümlelerle daha da iyi anlaşılacaktı. "İki samimi arkadaşının başına gelen korkunç olaylar onu çok yıprattı, özellikle bu sabah ikinci cinayeti öğrenince ‘Neler oluyor böyle?’ diyerek çok sinirlendi. Sonra da ekmek almaya gidiyorum diyerek çıktı gitti. İlk önce arkadaşlarının başına gelenler için canının sıkkın olduğunu ve biraz hava almak istediğini düşündüm ama telefonu kapalı olunca onun da başına bir şey geldi diye çok korktum’’ dedi. Kemal, eşkâl bilgilerini alıp bölgeye ekiplerin gelmesi için gerekli emirleri verdi. Bu raddede işi şansa bırakamazdı. Akşama kadar yapılan tüm aramalara rağmen kadının eşi Erhan Korkmaz’a ulaşamamışlardı ve herkes korkunç sonun farkındaymış gibi sessizleşmişti. O ilk saatler umutla kocasının bulunacağını uman kadının bile üzerine korkulu bir sükûnet çökmüştü. Adam durumun aciliyeti nedeniyle kayıp listesine eklenmiş, fotoğrafı tüm ekiplere gönderilmişti. Ama tüm çabalara rağmen o gece kendisinden haber alınamadı. Bir gün sonra aracı izbe bir yere çekilmiş olarak bulundu. Cep telefonu bataryası çıkarılmış olarak cüzdanıyla beraber araçta bırakılmıştı. Kemal, gelen bu bilgilerden sonra cesedinde yakın zamanda bulunacağını anlamıştı. Katilin bir adım gerisinde kaldığı için kendi kendini yiyip bitiriyordu. Akşamüzeri beklenen haber geldi. Varoşlarda kimsesizlerin kalmak için kullandığı baraka tipi terk edilmiş evlerden birinde kayıp Erhan Beyin eşkâline uygun bir erkek cesedi bulunmuştu. Olay yerine uçarcasına giden Kemal yine yanılmıyordu. Erhan Korkmaz’da diğer iki vakada olduğu gibi kopya bir cinayetle öldürülmüştü. Her şey birebir aynıydı. Sandalyede eller arkadan bağlı, ağız bantlanmış, penis muhtemelen içi doldurulduktan sonra dikilmiş, akabinde de dağlanarak ucu kapatılmıştı. Maktul yine son dakikalarında kendi kanının buruk tadıyla acı içinde can vermişti. Kemal aynı siteden peş peşe insan öldürülmesine karşın elle tutulur hiçbir bilgiye sahip olamamanın siniriyle olay yerini terk etti. İkinci cinayetten sonra ilk iki kurbanla yakın ilişki içinde olduğunu öğrendiği Erhan Bey’i daha bulamadan kaybetmişti. Katil çok hızlı ve planlı çalışıyordu. Eğer hedefte başka biri daha varsa muhtemelen çoktan onun peşine de düşmüştü. Merkezi arayıp kurbanların seçildiği siteye takviye ekip gönderilmesini istedi. Kendisi de yorgun olmasına rağmen büroya gidip çalışmaya karar verdi. Olaysız geçen gecenin ardından sabah erkenden bir ziyaretçi cinayet masasına gelerek Dedektif Kemal’le görüşmek istediğini söylemişti. Bu ziyaretçi aynı sitede oturan Şevket isimli 50’li yaşlarda bir adamdı. Kemal adamı ofisine aldığında adamın yüzü kireç gibi bembeyazdı. Muhtemelen korkuyla geceyi uykusuz geçirmiş, bu da görünüşünün olduğundan daha yaşlı görünmesine sebep olmuştu. Kemal adamın tutuk tavrını kırmak için kibar ve sıcak bir tavırla,

-Buyurun benimle görüşmek istemişsiniz, size nasıl yardımcı olabilirim, dedi.

Adam sanki nereden başlayacağını bilemiyormuş gibi, ya da söyleyecekleri konusunda emin değilmişçesine kararsız bir ses tonuyla ağlarcasına anlatmaya başladı.

-O geldi biliyorum. İntikam için geri döndü, hem de yıllar sonra. Sırada ben varım. Benim hiçbir suçum yok ama diğerlerini engellemediğim için benden de hesap soracak. Hep korktum ve yıllardır vicdan azabıyla yaşadım. Baş Komiserim yalvarıyorum yardım edin diyerek inlemeyle sızlanma arası tuhaf bir ses çıkardı.

Kemal, anlatılanlara anlam vermeye çalışarak, devam edin anlamında adamın yüzüne baktı. Ama adam söylemeye çalıştığı her neyse, teşvik edilmeden anlatabilecek durumda değildi. Vücudunda yer bulup koyamadığı elleri gerginliğin etkisiyle bariz titriyordu. Kemal, konuşmasına yardımcı olmak için:

-Lütfen söyleyin, kim geri geldi ve sizden neden intikam almak istiyor? Bakın söyleyecekleriniz çok önemli, başka insanların hayatları söz konusu olabilir.

Adam başını önüne eğip gözyaşları içinde hıçkırarak anlatmaya başladı:

-Bundan yaklaşık otuz yıl önceydi. Ölen üç arkadaşım kapıcının onlu yaşlardaki çocuğunu taciz ediyorlardı ben de bir kere olaya şahit oldum. Çocuk yardım ister gibi gözümün içine bakmıştı ama ben başımı çevirip oradan uzaklaştım. Sonra çocuk bir gün olayı babasına anlatmış. Ama arkadaşlar nüfuzlu kimseler oldukları için kapıcıyı işten çıkarıp başka bir yerde işe soktular. Şikâyetçi olmaması durumunda da yüklü miktarda para verecekleri konusunda anlaştılar. Gariban adam hem durumu kötü olduğu için hem de çocuğuyla ilgili kötü bir söz çıkmasın diye mecbur kabul etmiş tabii. Derken kısa bir süre sonra kapıcıyla ailesinin yeni yerleştiği apartmanda yangın çıktı ve hepsinin yanarak öldüğü haberi geldi. Meğerse çocuk kurtulmuş ve şimdi peşimize düşmüş. Cebinden çıkardığı küçük bir kâğıdı dedektifin masasının üzerine koyarak ‘’Bu adı ve soyadı.’’ dedi. Sonra da “N’olur yardım edin!” diye inledi.

Kemal, cüssesinden beklenmeyecek bir çeviklikle adamı yakasından yakalayıp kulağına,

-Ben adaletin savunucusuyum, kanunların değil. Şimdi git ne halt ettiysen, ya da neye göz yumduysan onunla yüzleş ama illaki devlet yardım etsin istiyorsan en yakın karakola git dilekçeyle müracaat et, diyerek adamı odasından dışarı attı.

Adam, yerde yuvarlandıktan sonra ayağa kalkarak afallamış yüz ifadesiyle kaçarcasına binayı terk etti. Yaşananları gören Komiser Okan ve ekibin toy polis memuru Cengiz kısa süreli şok yaşayarak ne yöne gideceklerini bilemeden birbirlerine çarptılar. Daha sonra koridordan kayboldular. Amirleri Kemal’in bıçkın hikâyeleri dilden dile dolaşmasına rağmen, canlı olarak hiç şahit olmamışlardı. Ve çok iyi tanıdıkları amirleri böyle bir hareket yapıyorsa o adam çok büyük bir kabahat işlemiş olmalıydı. Yakında öğreneceklerdi ama şu an amirlerine yaklaşmaya emniyet müdürü dahi cesaret edemezdi.

Elleri titreyen adam üzerini düzeltip caddede panikle yürümeye başlamıştı ki yanına yanaşan taksi “buyur beyim” diye davet edince hiç düşünmeden kendini taksinin arka koltuğuna bıraktı. Yaşadığı sitenin ismini söyleyip camdan dışarı bakmaya başladı ama ne camı ne dışarıyı ne de taksiyi kullanan kasketli adamı görebilecek vaziyetteydi.

Kemal siniri biraz yatıştıktan sonra ziyaretçisinin bıraktığı kâğıttaki ismi Komiser Okan’a verip bu çocukla ilgili tüm bilgileri istiyorum. “Hangi hastanede doğmuş, hangi okula gitmiş, akıbeti ne olmuş, öldüyse cesedi bulunabilmiş mi, otopsi yapılmış mı, her şeyi öğrenmek istiyorum.” diyerek emirler yağdırdıktan sonra biraz hava almak için dışarı çıktı.

Adam gözlerini aralamaya çalışıyordu. Kafasının sağ ön tarafında tarifsiz bir acı vardı, beyni zonkluyordu. Loş ışıkta belli belirsiz hareketler sezinliyor ama gözleri beyninden gelen komutlara karşı çıkarcasına direnerek açılmıyordu. Deniz kenarındaymış hissine kapılmasına neden olan çalkantılı su sesi ninni etkisi yaparak kendine gelmesini daha da zorlaştırıyordu. Sonra duyduğu, yere düşen metalin sesi vücudunun biraz daha kıpırdanmasına neden oldu. Arkasından gelen oksijen kaynağı alevinin sesiyse bir anda bilincinin açılmasını sağladı. Şimdi hatırlamaya başlamıştı. Taksici sigara alacağını söyleyip araçtan inmiş sonra onun oturduğu koltuğun kapısını açıp kafasına ölümcül bir darbe indirmişti. Her şey o kadar hızlı olmuştu ki kendini savunamamıştı bile. Gözlerini açmayı başarabildiğinde, biraz ilerisinde kar maskesiyle metal çubuğu ısıtan adamı gördü. Korkunç bir andı. Aynı anda çırılçıplak olduğunu hissetti. Utanıyordu, korkuyordu, kendinden ve geçmişinden nefret ediyordu. Midesinin bulandığını hissetmesiyle kusması bir oldu. Ecel korkusu bütün duygulardan ağır geliyordu. Yalvarmak, af dilemek istiyor ama dili dönmüyordu. Ağlamak istiyor ama ağlayamıyordu. Kar maskeli adam elinde içme suyu şişesi ve bir avuç hapla yanına geldi. Hapları ağzına tıkıp suyla hepsini yutmasını sağladı. Sanki narkoz etkisi altında gibi hiç tepki veremiyordu. Yaşadığı korku şoku, onu uysal hale getirmişti. Maskeli adam saatine baktı. Bir şeyleri hesap ediyormuşçasına hareketler yapıp eline aldığı yanmaz ip ve dikiş iğnesiyle yanına geldi. Buyurgan bir sesle “Ne kadar az direnirsen o kadar az acı çekersin.” dedi. Sonra iğneyi ağzının sağ kenarından geçirip iki dudağı birbirine dikmeye başladı. Sandalyedeki adam kafasının da tahta bir boyundurukla sabitlendiğini o zaman anlayabildi. Zaten korkudan dönmeyen dili, şu an dikilen dudaklarının arasında hapis olmuş kımıldayamıyordu. Ağzının yarısını geçmişti ki kalan bölümü dikme gereği duymadı. O bölümde hafif bir boşluk kaldı. Sandalyedeki adam, acı şimdilik son buldu diye düşünürken, maskeli adam iğneyi sol gözünün üst kapağından batırarak alt kirpiklerin olduğu yerde tekrar etinden geçirdi. Feryat etmek istiyor ama yapamıyordu. O sırada korkudan altına pislediğini anlayabilecek durumda dahi değildi. Maskeli adam ameliyat yapan cerrah ustalığıyla sol gözü de narkozsuz olarak dikmişti. Bidon içindeki suyu tekrar çalkaladı, bidondan yine az önceki gibi denizin dalgalarını andıran sesler geliyordu. Sonra kurbanının yanına gelerek aralık bıraktığı ağzının kenarından yüklü miktarda suyu adamın midesine yavaşça doldurdu. Acele etmemesi gerekti. Çünkü ağzının büyük bölümü dikili olan adam istifra ederse kendi kusmuğunda boğulabilirdi. Bu da tüm planı alt üst ederdi. Neyse ki bulantı hapları işe yaramış ve adam kusmadan sıvı midesine dolmuştu. Artık son aşamaya geçebilirdi. Aralık bıraktığı ağzın kenarını da titizlikle diktikten sonra az önce ısıttığı metal çubuğu alıp biraz daha ısıtarak kor haline getirdi. Diktiği dudaklarının üzerinden kızgın demiri geçirerek ağzını dağladı. Sonra açık bıraktığı gözün karşısına geçip maskesini çıkardı. Sandalyedeki adamın, o haldeyken bile şaşkınlık ve hayal kırıklığını aynı anda yaşadığı anlaşılabiliyordu. Artık tüm hak edenler suçlu oldukları organlarıyla cezalandırılmış olacaklardı. Tam karşıdaki sandalyeye oturup saatine bakarak keyifle ritüelini tamamladı. Bu son iş, son kurbandı.

Bir gün sonra Kemal, ziyaretine gelen adamın feci halde can verdiğini görünce en ufak bir pişmanlık belirtisi dahi göstermedi. Sıradan bir cinayet mahalli inceler gibi incelemelerini yaptı. Adli tabip,‘’Sol göz ve ağız narkoz kullanılmadan dikilmiş. Ağız dikildikten sonra dağlanarak midedeki sıvının dışarı çıkmaması sağlanmış. İlk belirlemelere göre bu sefer bidonda normal su yerine tuz oranı yüksek, asidik orana yakın tuzlu su çözeltisi var. Yerdeki boş tablete bakılırsa katil kurbanın kusmasını engellemek için bol miktarda bulantı hapı yutmasını sağlamış. Sonra da çözeltiyi midesine döküp, mide iç çeperlerini delerek iç kanamadan ölmesine neden olmuş. Aynı diğer kurbanlarda olduğu gibi bu kurbanda son anlarında kendi kanının tadıyla hayata gözlerini kapamış. Kesin sonuçlar otopsiden sonra ortaya çıkacaktır.’’ diyerek olayı özetledi. Kemal, anladığını gösteren şekilde başını salladıktan sonra ekibine kendisini takip etmelerini işaret edip olay yerinden ayrıldı. Cengiz’e arabayı dört maktulün de yaşadığı siteye sürmesini istedi. Site yöneticisi Hakan Bey’in ofisinin önünden geçerken ilk kurbanın oğlu Suphi Bey’inde orda olduğunu görünce selam vermek için ofise girdi. Ellerini sıkıp hatırlarını sorduktan sonra Suphi Bey’e dönerek “Sanırım en zor olanı ilkiydi.” dedi. Suphi’nin yüzündeki sevecen ifade kaybolmuş, yerine yorgun bir adam gelmişti.

-Nerden anladınız, diye sordu Suphi.

-Çünkü o çocukla aynı sınıfta okuyordunuz, hem de çok iyi arkadaştınız. Öyle iyi arkadaştınız ki yaşadığı vahşeti çocuk kalbiyle sadece size anlatabiliyordu.

-Evet dedektif, en zoru ilkiydi. İlk olarak babamı seçtim, çünkü diğerlerinden başlasam benim yaptığımı hemen anlardı. Annem o olaydan sonra evi terk etmişti. Bir daha annemi hiç görmedim, hepsi onun suçuydu. Bu olay yüzünden defalarca kavga ettik ama tabii başkalarının yanında değil. Bu bir nevi bizim aile sırrımızdı. Arkadaşlarıysa öldükleri ana kadar hiçbir zaman benim yaşananları bildiğimden haberleri olmadı. O ve zengin züppe arkadaşları dünya onlarınmış gibi yaşıyorlardı. O yüzden maskemi çıkardığımda yüzlerindeki şaşkınlığı görmenizi isterdim. Suphi Dedektif Kemal’e duyduğu saygıyı göstermek için önünde eğilip “Çok zekisiniz Dedektif, ününüzü hak ediyorsunuz.” dedi. Kemal’de durumu açıklığa kavuşturması açısından Suphi’nin omzuna elini koyup “Bazen suçlu olmak, haksız olmak anlamına gelmez.” diyerek onu teselli etti. Okan kelepçeleri takarken Suphi’nin gözlerinde pişmanlıktan çok ahde vefa gösteren bir arkadaşın mutluluğu vardı.


Editör: Burçin KAHRAMAN

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube