KAN LABİRENTİ- DEDEKTİF KEMAL SERİSİ- POLİSİYE/GERİLİM

En son güncellendiği tarih: May 9


Barut kokan odanın içinde olay yeri inceleme ekibinin telaşlı veri toplama çalışması devam ediyordu. Numune alan, fotoğraf çeken, kanıt toplayan bir sürü insanın devam etmekte olan hayata dair uğraşlarıydı bu. Dedektif Kemal, yorgun bakışlarıyla olay mahallini inceleyip küçücük dahi olsa ipucu bulmaya çalışıyordu. Yerde yatan maktulün kırgın bakışlarıysa artık bu dünyadan bir iz barındırmıyordu. Son yirmi günde aynı şekilde öldürülen 5’inci kurbandı. Hepsi yakından tek el ateş edilerek öldürülmüşlerdi. Bilinen ortak hiçbir yanları, tanışmışlıkları yoktu. Hepsi sıradan hayat yaşayan, hesaplarında illegal hareket olmayan, kanunlara saygılı insanlardı. Hatta bir tanesi formasyon alarak meslek lisesinde öğretmenlik yapan ve öğrencileri dahil herkes tarafından sevilen biriydi. Diğerleri de çeşitli şirketlerde mesleklerini icra eden, herhangi bir suçun unsuru olamayacak kadar vasat insanlardı. Ama hepsini bir araya getiren ve hepsinin ortak yanı olan tek bir nokta vardı: Öldürüldüklerinde cesetlerine iğneyle tutturulan ve henüz çözülemeyen labirent çizimleri.

Okan sessizce amirinin odasına girdiğinde dedektif, beşinci labirentin fotoğrafını da masasının üzerine koymuş bulmacayı çözmeye çalışıyordu. Böyle zamanlarda rahatsız edilmeyi sevmediğini bildiğinden nefes bile almadan bir süre o da fotoğraflara baktı. İlk labirentte G ile gösterilen geçiş noktası işaretlenmişti, ikincisinde A, üçüncüsünde M, dördüncüsündeyse İK ve son kurbanda SA harfi vardı. Kemal başını kaldırıp Okan’a baktı;

-Hiçbir mantıklı kombinasyon kurulamıyor, ne isimleriyle ne adresleriyle ne de başka bir özellikleriyle ilgili ve henüz harf konmamış iki nokta daha işaretli. Muhtemelen katilimizin öldürmeyi planladığı iki kişi daha var. Bizse elimiz kolumuz bağlı sadece bize bıraktığı harfleri çözmeye çalışıyoruz.

-Başkomiserim adli tıp raporları geldi, kalbe isabet eden tek mermiyle hızlı bir ölüm olmuş. İlk dört olayda olduğu gibi evde parmak izi de yok maalesef. Katil hepsini tanıyan biri olmalı ama birbiriyle bağlantısı olmayan bu adamları öldürmek için ne gibi bir gerekçesi var onu anlamak şu an için imkânsız.

Kemal evet anlamında başını sallayıp tekrar harf bulmacasına geri dönerken Okan’da geldiği gibi sessizce odayı terk etti. Günün sonunda ekip olarak bir araya geldiklerinde hiçbirinde elle tutulur bir bilgi yoktu. Ekibin raportörü Cengiz:

-Efendim, ben bildikleri ya da tesadüfen öğrendikleri bir şey nedeniyle öldürüldüklerini düşünüyorum.

Okan:

- O zaman katil neden her seferinde bir labirent bırakıp mesaj vermeye çalışsın ki.

Cengiz:

-Belki katilin istediği şeyi yapmıyorlar ve o da uyarı amaçlı her seferinde böyle bir yola başvuruyor, ya da ne bileyim belki de katilin çok öfkelenmesine neden oldular.

Kemal:

-Hepsi ihtimal dâhilinde ama bu cinayetlerin hizmet ettiği çok önemli bir neden olmalı. Cengiz, yanına güvendiğin iki memur daha alarak kurbanların tüm geçmişini incelemeni istiyorum. Mutlaka birbirleriyle kesiştikleri bir nokta olmalı.

Bir gün sonra hummalı çalışma kaldığı yerden devam ediyordu ama elle tutulur bir bilgiye ulaşılamamıştı. Her ölüm cinayet masasının üzerindeki baskıyı arttırıyor, medyanın olayı ablukaya almasına neden oluyordu. Bu da sürekli yukarıdan gelen baskı ve anlamsız sorulara verilen gereksiz cevaplarla zaman kaybı demekti. Eldeki labirentte iki noktaya soru işareti konularak iki kurban daha olduğu ima edilmişti ama tüm cinayet masası neredeyse dua etmekten başka bir şey yapamaz durumdaydı. İçinde bulunduğu durum Kemal’in canını sıkmakla kalmıyor, gerilen sinirlerini patlama noktasına getiriyordu. Onun en çok sinir olduğu şey olayın karmaşıklığı değil, yukarının anlamsız baskısıydı. Yine de sinirlerine hâkim olup dikkatini elinde tuttuğu dosyaya vermeye çalıştı. Akşamüzeri gelen cinayet haberiyse büroda yıkım etkisi yaptı.

Olay yeri inceleme ekibinin kıdemli polisi Dedektif Kemal’i selamlayarak kısaca ön bilgi vermeye başladı. “Efendim 28 yaşında erkek, bilgisayar tamir dükkânının sahibi, koltuğunda bir el ateş edilerek öldürülmüş. Olay akşam geç saatte olduğu için diğer dükkânlar kapalıymış. Apartmanın birinci katında oturanlar silah sesini duyup polisi aramışlar ama korkudan pencerelere de yaklaşamamışlar. Cinayet iş yerinde işlendiği için çok sayıda parmak izi saptadık, hepsini tespit etmeye çalışıyoruz. Katilin müşteri kılığında gelmiş olması muhtemel. Maktul yerinden kalkmaya çalışmamış görünüyor.” Kemal teşekkür ederek yardımcısı Okan’a döndü ve “Bu bir tesadüf olabilir mi bilmiyorum ama 25 gün önce ilk cinayet bu binanın 3’üncü katında işlenmişti, şimdi de giriş katında... Civar binalarda görgü tanığı olma ihtimali var o yüzden bütün binalardaki insanlarla görüşün.” diye ilk direktifini verdi. O sırada olay yeri inceleme ekibinde görevli memurlardan biri, çalışma masasının alt çekmecelerinde son 25 günde işlenen cinayetlerde, cinayet mahalline bırakılan labirent çizimlerinden buldu. Karalama olarak kullanılmış olanlar vardı. Üzerine harf kodları konulanlar vardı ama özellikle bir tanesi diğer cinayetleri açıklar nitelikteydi. 5’inci cinayette bırakılan labirentin aynısıydı. Tek fark: Diğer labirentlerdeki harfler de burada gösterilmişti ve harflerin devamında oluşan kelimeler açık olarak yazılmıştı. Güvenlik, Aracı, Muhasebe, İK(İnsan Kaynakları), SA(Satın Alma), altıncı noktada soru işareti vardı. Yedinci ve son işaretli yer olan çıkış noktasınaysa P harfi konularak Patron yazılmıştı. Bilinen haliyle bir şirket şemasının labirente yerleştirilmiş şekliydi bu ve her işaretli nokta bir sonraki yola geçiş sağlıyordu. Ayrıca masanın gizli iç gözünden de üzerinde n+1’den n+7’ ye kadar alt alta sıralanmış ve yatay olarak da 31’e bölünmüş başka bir çizelge çıktı. Çizelgenin içindeki bazı rakamlar da yuvarlak içine alınarak işaretlenmişti. Matematikten hiç anlamayan biri dahi bu kâğıda baktığında oluşturulan algoritmayı anlayabilirdi. Kemal, bu dosyada ilk defa elle tutulur bir şeyler bulduklarını hissetti. Kâğıtları göstererek “Bunların kopyalarını istiyorum.” dedi. Arka tarafta depo olarak kullanılan odada araştırma yapan polislerden biri seslenerek silah bulduklarını söyledi. Hızla polisin yanına geçen Başkomiser ve yardımcısı silahı görünce aradıkları silahla uyumlu olduğunu anladılar. Silah 9 mm’lik yerli üretim Yavuz 16 Compact’tı. Kısa namlu, düşük ses seviyesi ve ergonomisiyle cinayet için iyi tercihti. Delil poşetine koyarken neredeyse ikisi de emindi bu tabancanın diğer beş cinayette kullanıldığından. Bilgisayar tamir dükkânı incelendikten sonra Kemal büroya geçerken, Okan da komşu bina sakinleriyle görüşmek için ayrıldı.

Yoğun gece mesaisinden sonra sabah 10.00’daki toplantıya herkes uykusuz gözlerle ve dolu kahve kupalarıyla geldi. Raportör Cengiz’ in yerine bu sefer toplantının yöneticiliğini Okan yapıyordu.

-Beklediğimiz raporlar geldi. Balistik raporları bulunan tabancanın ilk beş cinayette kullanıldığını doğruladı. Kriminoloji bölümü de bizim için sabaha kadar mesai yapmak zorunda kaldı ama buna değdi. Cinayetlerde bırakılan labirentlere yazılan harflerle maktulün iş yerinde bulunan diğer labirent çizimleri ve evraklardaki yazıların aynı el tarafından yazıldığı saptandı. Adli tıp raporuna göre de maktul yakın mesafeden göğsüne isabet eden tek mermi nedeniyle ölmüş. Civardaki bina sakinleriyle yaptığımız görüşmede ise yine bizim için olumlu denebilecek sonuçlar aldık. Silah sesini duyduğunu söyleyen iki tanık, dükkândan çıkan kapüşonlu ve kasketli bir adam gördüklerini söylüyorlar. İkisi de adamın elinde diz üstü bilgisayar çantası gördüklerinden eminler. Yani katilimiz dükkândan diz üstü bilgisayar almış gibi görünüyor. Ama maktulden başka çalışan olmadığı için bu bilgiyi teyit edemedik. Gelelim maktule: Oldukça karanlık bir tip. Yiğit KARA, 28 yaşında. Adına kayıtlı ev adresi yok. Edindiğimiz bilgilere göre çoğunlukla tamir dükkânında kalıyor. Ama tamir dükkânında yeteri kadar kılık kıyafet çamaşır gibi kişisel eşya bulmadık. Bu da akla kayıt dışı kullandığı başka bir yer olma ihtimalini getiriyor. Eş dost, akraba hiç kimseye ulaşamadık. Nüfus müdürlüğünden aldığımız bilgilere göre Kastamonu nüfusuna kayıtlı. Anne babası 10 yıl önce trafik kazasında vefat etmiş, kardeşi yok. Dükkân kiralık, dükkâna bağlı olan telefon internet gibi hizmetler dükkân sahibi adına kayıtlı. Neden böyle olduğunu sorduğumuzda maktulün kirayı yüksek vermeyi kabul ettiğini ama bu tarz angaryalarla uğraşamayacak kadar meşgul olduğunu söylediğini belirtti. Hatta güvence bedeli olarak bir yıllık kirayı depozito olarak vermiş. Devlette nüfus cüzdanı hariç hiçbir kaydı yok. Benim söyleyeceklerim bu kadar, dedikten sonra sözü Cengiz’e bıraktı;

- Hiçbir şey bulamadık, ta ki dün gece işlenen cinayete kadar. Bu sırlarla dolu dükkân olaya dâhil olunca bizim araştırmamız açısından da ilk bulgular belirmeye başladı. Birinci kurban öldürülmeden bir gün önce post yazar kasadan bilgisayar tamir bedeli olarak kredi kartıyla bu dükkâna ödeme yapmış. Yani ilk maktulün bilgisayarını dün öldürülen Yiğit tamir etmiş. Bu bir rastlantı olamaz diye düşünüyorum. Ama bilgisayarın içinde nasıl bir bilgi olabilir ki ikisi birden bu nedenle öldürülsün? Söz konusu bilgisayarı incelemek için bir ekip gönderdik ve maalesef ev maktulün ailesi tarafından boşaltılmış. Ailesine ulaştığımızda ise daireden çocuklarına ait bilgisayar çıkmadığını söylüyorlar, yani bilgisayar kayıp. İşin ilginç yanı, maktulün kullandığı internet hizmeti de yok. Maktul ilaç şirketinde çalışıyormuş. Akla ilk gelen bilimsel çalışmalarının ya da telif getirisi olabilecek donelerin çalınmış olması. Tabi bunun için bu kadar insanın ölmüş olması da mantıklı gelmiyor.

Kemal, algoritmaların yazılı olduğu kâğıtları masanın üzerine; labirentlerin harf kodu açıklamalarının olduğu kâğıdı da diğer tarafa koydu. Sonra ekibine gelmelerini işaret ederek kâğıtları gösterdi. “Ne düşünüyorsunuz? Sizce bunların anlamı ne?” diyerek bir beyin fırtınası başlattı. Ortak kanı bunun karanlık işler yürüten bir şirket ve hesap kayıtları olduğu yönündeydi. Ama nasıl bir şirket ve nasıl karanlık bir işle ilgileniyorlardı, algoritmadaki şifreleme ne içindi? Bunların hepsi de şirketin şüpheli varlığı gibi karanlıktı. Kemal, “Algoritmadaki formüller ve rakamlar her bir elemanın doğrulama kodu olsa gerek ama hepsi bir araya gelince neyi oluşturduğunu bilmek çok zor. Belki bir ülkedeki gizli bir banka hesabı veya hesaba giriş kodu olabilir. Yine de ortada gerçek bir şirket olmadığı için, bu şirketin konusu olduğu mal veya hizmeti ortaya çıkarmamız lazım.” diyerek kendi fikrini söyledi. Cengiz, belki de “Suikast hizmeti sağlayan gizli bir oluşum ve ekibin içinden biri diğerlerinin kimliklerini tespit edip hepsini tek tek ortadan kaldırıyor.” dedi. Okan da kafası karışmış olarak, “Belki de kaçakçılık yapan ya da uyuşturucu organizasyonu yapan bir çete.” diyerek konuşmaya dâhil oldu. Kemal, düşünceli olarak başını salladı. “Evet hepsi olabilir, bu yüzden daha fazla çalışıp daha çok detay yakalamamız lazım.” diyerek toplantının bittiğini ilan etti. Herkes aklında çözüme kavuşmamış bir sürü soruyla bürosuna yönelirken Kemal’in çalan telefonu sürprizlerin henüz bitmediğini haber veriyordu.

Dedektif Kemal, emniyet şeridiyle kapatılmış dairenin kapısından eğilerek içeri girdiğinde yüzüne çarpan metalik kan kokusunun etkisiyle gayri ihtiyari yüzünü buruşturdu. Uzun koridoru takip ettiğinde salon kapısının aralık olduğunu gördü. Kan kokusu burada dayanılmaz bir hal alıyordu. Kapıyı yavaşça ittirdiğindeyse yerde cansız yatan adamın donuk bakışları karşıladı onu. Boynunda birden çok bıçak yarası vardı. Bu da yerdeki yoğun kan birikintisinin nedenini açıklıyordu. Oda dağınık vaziyetteydi. Muhtemelen katil sadece adamı öldürmekle kalmamış evini de soymuştu. O sırada içeri giren olay yeri inceleme ekibinin hararetli çalışması da başlamıştı. Çok geçmeden sistemli bir çalışmayla evdeki kıymetli eşyalara dokunulmadığı anlaşıldı. Katil belki de bir şeyler aramıştı. Ama ne? Ekibin genç polislerinden biri tuvalet sifonunun içine hava almayacak şekilde poşetlenerek bırakılmış bir tabanca bulduğunu haber verince olayın seyri de birden değişti. Kemal, bulunan tabancayla beraber anlayabilmişti bunun da diğer cinayetlerle bağlantısı olduğunu. Hemen balistik incelemesi için laboratuara gönderilmesini istedi. Ekip şu an dijital suç unsurlarına, usb, kart bilgisayar vs. parçalara yönelmiş evin her köşesini didik didik arıyordu. Ne yazık ki evde hiçbir bilgisayar ekipmanı ve delil olabilecek bir şey bulunamadı. Olay gitgide sinir bozucu bir hale geliyordu. Kemal’in yeni kurbanın isim soyisim bilgilerini göndermesinden yaklaşık yarım saat sonra Cengiz aradı. “Efendim ilk kurbanın hesap hareketlerinde bu gün öldürülen maktulün hesabına “bilgisayar alımı kapsamında bilgisayar bedeli ödemesi” şeklinde açıklamayla iki yıl önce para gönderilmiş. Kemal, Okan’a aracı kenara çekmesini işaret ederek araç stop edince “İlk kurban ve son kurban arasında 2 yıl öncesine dayanan bilgisayar alımı münasebetiyle bağlantı var doğru mu?”

-Evet efendim, doğru.

-Bu da ne demek şimdi, nasıl bir organizasyon bu? Bu adamlar neyin peşinde? Araştırmaya devam et Cengiz, sanırım yaklaştık.

Okan tekrar aracı çalıştırıp Başkomiserin verdiği adrese geldiklerinde, buranın eski bir sahaf olduğunu anladı. Araçtan inip sahafa yöneldiler. Otuzlu yaşlarda saçları seyrek orta boylu bir adam karşıladı onları, biraz sohbet ettikten sonra öğrenecekti Okan bu sahaf dükkânındaki adamın bilgisayar mühendisi olduğunu ve küçük çaplı programlar yazdığını. Dedektif Kemal, labirent ve algoritma formüllerinin olduğu kağıtları incelemesi için Kamil isimli bu adama uzatıp kısaca olayla ilgili bilgi verdi. Kağıtlara birkaç dakika baktıktan sonra, “Emin olarak bir şey söylemem mümkün değil ama bu labirent birilerine ulaşılmak için çizilmiş ve bu algoritma olmadan onlara ulaşılması da imkansız olmalı.”

Kemal, anlayamadığını belli etmek için ellerini hafifçe iki yana açtı. Sahaf Kamil devam etti.

-Yedi kişi, yedi formül ve yedi algoritma demek. Ama işin en kötü yanı böyle basit bir şifreleme kullanıldığına göre birbirini tanımayan yedi kişiden bahsedebiliriz. Ve eğer zincirin bir halkasını ele geçirirseniz sistematik olarak bir sonraki halkaya ulaşabilirsiniz.

-Peki, böyle bir şifreleme ne için kullanılır?

-Çoklu kullanımı olan banka hesaplarının şifreleme siteminde veya benzeri hesaplarda %100 güvenlidir. Çünkü şifreyi ele geçirebilmek için şifre sahibine ulaşmak gerekir. Her “n” bilinmezi bir kişiye ait bir koddur ve her seferinde değişir. Şöyle ki: Kulaktan kulağa oynadığımızı düşünün ve birinci oyuncu hangi rakamı söylerse diğerleri hep üzerine belli bir rakam ekleyerek bir sonrakine o rakamı söylüyor. Güvenlik sistemi olarak da her oyuncunun bir rakam söyleyerek oyunu başlatma sırası var. Yani her oyuncu aynı zamanda oyunun başlatıcısı konumunda. Buradaki 31’e kadar yan yana rakamlar da ayın o gününde hangi sayının kullanıldığını not etmek için kullanılmış. Cinayet söz konusu olduğu için de bir kişinin birden fazla oyun başlatma sırasını ele geçirmiş olabileceği akla geliyor.

Kemal’in çalan telefonu görüşmenin sonuna geldiklerinin habercisiydi. Çok faydalı bilgiler aldığını söyleyerek abisine selam söylemesini de ısmarladıktan sonra sahaftan ayrıldılar. Okan’ın anlam vermeye çalıştığı bakışlarını yakalayıp “Çocukluk arkadaşımın kardeşi, o yüzden abisine selam söyledim.” diyerek göz kırptı. “Aslında Kamil, öğrencilik yıllarında belalı bir hackerdı sonradan bu işleri bıraktırdılar. Yine de bir çok yeni yetmeyi cebinden çıkarır eminim.” dedikten sonra cep telefonunu açtı. Cengiz heyecanlı bir sesle, “Efendim, altıncı kurban Yiğit Kara’nın tamir dükkanı yakınlarındaki mobese kamerası görüntülerinden şüpheli bir şahsın sürekli dükkanı ziyaret ettiğini saptadık. Adamı kameralarla izleyerek bir binaya girerken tespit ettik. Size adresi mesaj atıyorum, ben de ekiplerle oraya gidiyorum. Yiğit Kara’nın gizli adresi olduğunu tahmin ediyoruz.” dedi. Kemal de ‘’Tamam, biz de hemen geliyoruz.’’ diyerek telefonu kapattı.

Komiser Okan aracı çalıştırırken Dedektif Kemal de gelen mesajdaki adres bilgilerini okuyordu. İstanbul trafiğinde 15-20 dakikalık bir yolculuktan sonra belirtilen adrese gelebildiler. Polis ekipleriyse çoktan binanın etrafını sarmış, şüpheli adresin apartman görevlisini bularak kamera görüntülerinden aldıkları resmi göstermiş ve şüphelinin oturduğu daireyi tespit etmişlerdi. Cengiz Başkomiseri görünce rahatlamış yüz ifadesiyle “Efendim kapıyı açan olmadı. Koçbaşı ile kapıyı kırabilir miyiz? “ dedi. Dedektif Kemal içeride hiçbir şey bulamazlarsa ve hane sakini şikâyet ettiği takdirde arama izni olmadan böyle bir şey yaptıkları için başının ağrıyacağını bile bile “Kırın!” emrini verdi. Dakikalar içinde eve giren polisler, dolapta saklanmış bir adam buldular. Adam gardroba girip üzerini kıyafetlerle kapatmıştı. Yakalandığındaki hali, acemi zamparalara benziyordu. Tek farkı, yüzünden okunan şaşkınlığı ve gözlerinden okunan soğukkanlılığıydı. Adamı duvara dayayarak ellerini kelepçeledikleri sırada Dedektif Kemal’in telefonu yine acı acı çalmaya başlamıştı. Kemal polis merkezinin numarasını görünce açmak istemedi ama operasyon üzerindeyken aradıklarına göre önemli olabilir, diye düşünerek telefonun arama kabul tuşuna bastı. Üç gün önce öldürülen kurbanın mail adresinden kendi sesi ve görüntüsüyle bir e-mail geldiğini, içinde de bir takım hesaplarla ilgili bilgi ve itiraflar olduğunu öğrendi. Kemal içinden bu dosya acaba daha ne kadar ilginçleşebilir, diye düşünürken yanına gelen Okan: “Efendim, şüpheli kim olduğuyla çelişkili bilgiler veriyor.“ diyerek dedektifin düşüncelerinden sıyrılmasını sağladı. Kısa bir durum muhakemesinden sonra, evi güzelce arayın şüpheliyi de büroya getirin ben sorgulamak istiyorum ama öncelikle gidip izlemem gereken bir video var.” diyerek polis merkezine doğru hareket etti.

Videonun yedinci kurban tarafından, ölümünden önce hazırlanarak iptal edilmediği takdirde üç gün sonra polis merkezine gönderilmek üzere hazırlandığı saptanmıştı. Bu da başına bir şey gelmesinden korktuğu anlamına geliyordu ki maktul videoda durumu çok net anlatmıştı.

-Ben Alperen Dağlı. Bu videoyu çekiyorum çünkü kurduğum ekibin tamamı deşifre oldu ve infaz edildi. İnfazı yapansa yine ekibin içinden bizim aramızda bilinen ismiyle Altı Numara. Ben kendisini daha önceden hiç görmedim. Dükkânına gittiğimde öldürdüğüm adamın o olduğundan emindim. Ama ele geçirdiği bütün şifrelerle yerimi saptamaya çalıştığını anladığımda, dükkândaki adamın yem olduğunu ve Altı Numara’nın yerimi tespit etmeye çalıştığını anladım. Sahte pasaport ve kimlikle yurt dışına çıkmaya karar verdim. Eğer başaramazsam ve siz bu videoyu izliyorsanız gerçek Yiğit Kara bana ulaşarak beni de öldürmüş demektir. Bütün bu ölümlerin nedenini merak ediyor olmalısınız. Kısaca onu da anlatayım. Biz ilk başta oyun oynamak için bir araya gelmiş bilgisayar serserileriydik fakat hepimiz öyle iyiydik ki kısa süre sonra paralı bir lig kurduk. Ben, ligin kurucusuydum o yüzden diğerlerini numarayla adlandırırken bana daima ‘’patron’’ derlerdi. Onların bilmediğiyse benim aynı zamanda 1 numaralı oyuncu oluşumdu. Beynimin her iki lobunu kullanabilen biri olarak her iki elimle aynı anda iki farklı bilgisayarda kendimle yarışabiliyordum. Bu yüzden 1 numaralı oyuncu olduğumu da hiçbir zaman anlayamadılar. Bu benim güvenlik duvarımdı. Biri içimize sızacak olursa önce 1 numarayı ele geçirmeliydi, yani beni. Emniyet nedeniyle 1 numaralı oyuncunun IP adresini bilgisayar sattığım sıradan bir adamın bilgisayarına koyduğum virüs programı ve uydu vericisiyle sağlıyordum. İlk cinayet işlenmeden önce şifrem kırıldı ve ligin yok olma süreci bildiğiniz gibi başladı. Aradığı son algoritma benim elimde ve 6 numara beni öldürse dahi bu bilgiyi ona vermeyeceğim. Bitcoin borsası üzerinde izleri takip edilemez hesabımızda birçok şahıs ve devlet hesabından hackerlık faaliyetiyle ele geçirdiğimiz ve yönettiğimiz oyun liglerinden illegal yöntemlerle kazandığımız Türk Lirası cinsinden yaklaşık 80 milyon liralık gelirimiz var. Aramızdaki anlaşma gereği bu rakam 140 milyona ulaşınca herkes payını alıp yeni bir hayata başlayacaktı. Son olarak bilmenizi isterim ki ben kötü olabilirim ama lütfen adımı o “Kan Labirentini” çizen 6 numara gibi hainler arasına yazmayın. Labirentteki her harf kodu ölen arkadaşlarımızın sistemimizdeki görevlerini ifade ediyordu. İlk labirentte işaretli yere Güvenlik yazmasının nedeniyse bu hesabın da benim tarafımdan yönetildiğini ve emniyet tedbiri olarak böyle yapıldığını anlamış olmasıydı. İlk altı algoritmanın şifresini çözdüğünüz takdirde 7’nci ve son şifre “n+7” dir ve n=857 başlangıç sayısıdır. Bu mesajı soruşturmayı yürüten Dedektif Kemal’e ulaştırın.

Kaydı izleyen Kemal, duyduklarına hem şaşırmış hem de bu kadar mütevazı hayat yaşayan insanların yakalanmamak adına sahip oldukları illegal paralara nasıl sıkı sıkıya bağlı olup da aynı zamanda çizgilerini değiştirmeden hayatlarına devam ettiklerini takdir etmişti. Tabii ki gelirlerini sahte adlar ve sahte hesaplarla, çalışmalarına gerek kalmadan yaşayabilecekleri şekilde kullandıklarını tahmin ediyordu.

Dedektif Kemal sorgu için odaya girmeden önce evde bulunan evrak ve kurbanlara ait bilgisayarlardan yakaladıkları adamın Yiğit Kara namı diğer 6 Numara olduğunu anlamıştı. İvedi diplomatik bir yazıyla Yiğit Kara’nın hackerlık faaliyetiyle uluslar arası dolandırıcılık suçundan kırmızı bültenle aranması için İnterpol’ e yazı gönderilmesini sağladı. Sonra ölen anne ve babasından DNA testi yapılarak kimlik doğrulaması istedi. Sorgu odasına girdiğinde karşısında duran adam soğukkanlı ve açık vermeyecek kadar akıllı görünüyordu. Kemal, İnterpol yazısı ve DNA testi istek yazılarını masaya bırakarak konuşmaya başladı.

-İşbirliği yaparsan her şey daha kolay olur. Aksi takdirde yarın sabahtan itibaren İnterpol tarafından kırmızı bültenle arananlar listesinde olacaksın ve yurt dışına çıksan dahi eninde sonunda yakalanacaksın. Bunun dışında şu ana kadar bize kendinle ilgili üç farklı kimlik beyan ettin. Biz de onların sahte olduğunu belirledik. 7 Numara, namı diğer patron, öldüğü takdirde elimize ulaşacak şekilde bize seninle ilgili, kurduğunuz ligle ilgili, bitcoin hesabınızla ilgili bilgiler içeren bir video hazırlayarak göndermiş. Bir de 7’nci şifreyi. Şimdi karar senin. Ya bizimle işbirliği yapar öldürdüğün altı adama ve ölümüne dolaylı olarak neden olduğun bir adama rağmen ceza indiriminden yararlanırsın. Ya da elinde 6 algoritmik şifreyle ömrünün sonuna kadar avuçlarının içinde tuttuğun 80 milyon liranın hayaliyle hücrende volta atarsın.

Yiğit Kara’nın dudaklarından, kafasında daha önceden kurduğu tüm senaryo ve cümlelere rağmen sadece “Tamam, iş biriliği yapmak istiyorum.” cümlesi dökülmüştü. Elleriyle yazarak teslim ettiği 6 şifre uzman memurlar denetiminde sisteme girilerek, 7’nci şifrenin de ilavesiyle Bitcoin hesabına erişim sağlandı. 80 milyon liranın üzerinde Türk Lirası hazineye irat kaydedilirken Dedektif Kemal’in, “İyiler her zaman kazanamayabilir ama kötüler mutlaka kaybeder.” sözü bir gün sonraki gazete manşetlerini süslüyordu.


Editör: Burçin KAHRAMAN

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube