KAN KOKUSU

En son güncellendiği tarih: May 9


Erdal Tuna //

Editör: Ceren Güzel

Gözlerini araladığında gelen ışığın beynine saplandığını sandı, acı içinde inleyerek nerede olduğunu anlamaya çalıştı. Sırt üstü yattığını, ellerinin de başının üzerinden yattığı karyolanın başlığına bağlı olduğunu fark etti, bacaklarını hareket ettirmek istediğindeyse onlarında yanlara doğru açılıp sıkıca bağlanmış olduğunu anladı. Loş ışığa alışmaya çalışan gözlerinin önünde kâbus gibi bir karaltı belirdi. Karaltı ona yaklaştı ağzını açıp kumaş parçasını ağzına tıktı. Bulanık görüşü vücudunun salgıladığı adrenalinin etkisiyle netleşmeye başladı. Gözlerine doğru gelen cerrahi eldiven giymiş eller, göz kapaklarını açıp tekrar kapanmamaları için onları bantladı. Şimdi net olarak karşısındaki “V for Vendetta” maskesini görebiliyordu. O an duyduğu panik ateş topu halinde tüm bedenini kapladı, korkudan ürperdiğini hissettiğindeyse en önemli detayı fark etmişti, çıplaktı. Bu lanet kâbustan uyanmak için çırpındı, üzerindeki ağırlıktan kurtulmak için mücadele etti, çığlık atabilmek için ağzındaki kumaşı çıkarmaya çalıştığı sırada, rulosundan açılan bandın sesiyle irkildi. Eller tekrar ona doğru uzanıp kumaşı çıkarmaya çalışan ağzına kalın bir parça bant yapıştırmıştı. Bildiği duaları okumaya çalışıyor ama aklına hiçbir dua gelmiyordu. Şimdi V for Vendetta, yattığı yastığı destekle yükseltmiş ve kendi çıplak bedenini görebilmesini sağlamıştı. Sonra ayakucuna geçip oraya dizilmiş olan metal aletlerden birini aldığını gördü. Loş ışıkta bile pırıl pırıl parlayan neşteri seçebiliyordu, tekrar çırpındı, bağırmak, bu kabustan uyanmak istedi. Ta ki üst ön bacağında, quadriceps tendomunda soğuk metalin açtığı derin kesiği hissedinceye kadar. Sağ üst bacağının başlangıcından dizine kadar hızlıca açılan yatay derin kesikler bilincini kaybedip bayılmasına neden oldu.

Açtığı son kesiğin kadının bayılmasına neden olduğunu anladı, kesiklerden akan kanın çarşafı kırmızıya boyayışını hayranlıkla izledi. Kendine engel olamamış yine ilk kesikten sonra sabırsızlıkla neşterini peş peşe indirmişti. Bu kesikler pıhtılaşamayacak kadar çok ve derindi. Bu da kan kaybı yani hızlı ölüm demekti. Hiç istemediği bir şey. Neşterini kavrayıp, bu defa sol tarafa geçti, kaburgaların altına karın boşluğuna çok derin olmayan bir kesik açtı, acının etkisiyle kadının ayılmakta olduğunu anlayabiliyordu. Beyaz çarşafın belden yukarısı da kana bulanırken kadının ayılmasına fırsat verdi. Netice de tek seyirci oydu ve seyirci olmazsa en eşsiz mizansenin dahi anlamı yoktu. Kadının gözlerinde, korkuyla birleşmiş çaresizliği görebiliyordu. Yalvaran gözlerle ona bakıyor, ağlıyor, medet umuyordu. Kadının iniltili ağlaması, boğuk sesler çıkarması sinirini bozdu, oysaki en güzel yerden oyunu seyretmesine izin vermişti. Göbek deliğinin altına yerleştirdiği neşteri bastırıp aşağı doğru çekerken kadının gözlerine öfkeyle bakıyordu. Altına idrarını yaptığını görebiliyordu, hep böyle olurdu, ölüm korkusu en hat safhaya çıkınca kurban pislerdi. Karnına açtığı derin yarığın etkisiyle kadının bilincinin kapanmak üzere olduğunu anladı. Kendine lanet okudu, yine öfkesine yenilmiş, eğlenceyi yarıda kesmişti. Bir sonraki böyle olmayacaktı, gerekirse öfke kontrolü için psikoloğa gitmeye karar verdi. Seremoni için çok zamanı kalmamıştı. Kadının başını kendine doğru çevirip “V for Vendetta” maskesini çıkardı. Sanki bu sanat eserinin yaratıcısını görmesini ister gibi gözlerinin içine baktı, sonra soğuk

metali boynuna götürüp tek seyircisini de oyundan çıkarttı. Bir süre çılgınca akan kanı seyretti. Kadının nabzı durmuş, sahne ona kalmıştı. Onu izleyen gözler olmayınca heyecanlanmadan daha iyi performans sergilediğini düşündü ve keskin metali kurbanın vücudunda istediği gibi gezdirmeye başladı. “Kan kokusu” başını döndürüyor, adeta onu sarhoş ediyordu.

Dedektif Kemal olay yerine geldiğinde ceset bulunalı 2 saati geçmiş, olay yeri inceleme ekibi neredeyse işini bitirmişti. Yılların kurdu Kemal, içeriye girip sahneyi görünce, duvara tosladığını sandı. Acemi gibi midesi ağzına geldi, güçlükle bastırabildi. Kesif idrar ve dışkı kokusu, metali andıran kan kokusuyla birleşerek dayanılmaz bir hal almıştı. Hafifletir umuduyla olay yeri inceleme ekibinin kullandığı maskelerden birini takıp, bilgi almak için görevli kıdemli memurun yanına gitti. Nezaketen yapılan selamlamanın ardından memur anlatmaya başladı; “efendim; 30’lu yaşlarda evde bulunan, kimlik bilgisine göre 32 yaşında beyaz tenli kadın, neşter kullanılarak öldürülmüş. Çok fazla yara olduğu için hangilerinin ölümden önce hangilerinin ölümden sonra yapıldığını anlamak zor, adli tabibin raporu bu konuda açıklayıcı olacaktır. Ama şunu söyleyebilirim, vücuttan akan kan miktarına

göre maktul ölmeden yani, boynunda ölümcül kesik açılmadan önce şoka girmiş ya da girmek üzere olabilir.

-Dur bir dakika yani sen şimdi kurban ölmeden önce katilin onu canlı canlı kesip biçtiğini mi söylüyorsun?

-Evet efendim, aynen öyle. Maktul canlıyken açılmış derin kesikler olduğu görülüyor.

Kemal yüzünü buruşturup, şimdilik bu kadar yeter dercesine “tabip raporuyla beraber, olay yeri inceleme raporunu da gönderin, ben içeriye göz atmak istiyorum” deyip memurdan uzaklaştı. Mütevazı ama zevkli döşenmiş ev, duvarlarda birkaç fotoğraf çerçevesiyle klasik bekar evi tanımına uyuyordu. Maktulün bulunduğu yatak odasına doğru yönelince midesinin tekrar hareketlendiğini hissetti. Yatağın başına gelip, kadının donuk bakan gözlerini görünce ölümün bazen insanoğlu için sığınılacak en güvenli liman olduğunu düşündü. Kim bilir ölmeden önce nasıl bir korku ve acı yaşamış, belki de ölümün soğuk kollarına kendini mutlulukla bırakmıştı. Gözlerinin üzerindeki bantların yapılanları görmesi için yapıştırıldığı belli oluyordu, yastık destekle yükseltilerek de kendi vücudunun diri diri kesildiğini görmesi sağlanmıştı. Cesede mahremiyet katmak ister gibi siyah beyaz maske cinsel organın üzerine bırakılmış, bir ihtimal katil tarafından kara mizah yapılmak istenmişti. Meslek hayatı boyunca gördüğü en vahşi sahnelerden birine tanık olduğunu düşündü. Genç adli tıp doktorunun maktulün vücuduna denekmiş gibi davranmasını canı sıkılmış olarak izledi. Oysa ki muhtemelen daha dün akşam bu kadın da onlar gibi nefes alıp veriyor, gülüyor, konuşuyordu. Etrafı biraz daha inceleyip kaçarcasına dışarı çıktı. Maskesini çıkarıp derin derin nefes aldı, taze

oksijen ciğerlerine iyi gelmişti. Dışarıda istifra etmekten yüzü sararmış Cengiz’i gördü. Cengiz ekibin yeni raportörüydü. Gizem’in tayin olmasından sonra onun yerine geçmiş, kısa sürede uyum sağlamıştı. Tek sorun bir poliste hoş karşılanmayacak kadar hassas olan bünyesiydi. Kemal Cengiz’in omzuna elini koyup “Nasılsın? Kendine gelebildin mi?” diye sordu. Cengiz hemen hemen anlamı çıkacak şekilde salladı başını. Dedektif: “ben büroya geçiyorum, sen ekibi yönlendir, akşam doneler elimize ulaşınca 18.30 gibi toplanalım. Bulabildiğiniz her türlü bilgiye ihtiyacımız var” diyerek oradan ayrıldı.

Akşam 18.30’da gün içinde izinli olan Kemal’in yardımcısı Okan Komiser dahil ekipteki herkes yerlerini almış Cengiz’in izahatlarıyla toplantı başlamıştı.

-Adli tıp raporuna göre ölüm gece 23.00 ila 01.00 arası meydana gelmiş, ölüme boyundaki atardamarların kesilmesi neden olmuş. Eve giriş yollarında herhangi bir zorlama yok. Kurbanın tanıdığı biri olma ihtimali yüksek, ya da çok usta bir çilingir işi de olabilir. Maktul göz kapaklarının bantlanmasıyla, hayattayken vücudunda derin yaralar açılmasına şahit olmuş. Muhtemelen birkaç kez bayılıp kendine gelmiş. Ağzının bantlı olduğu ve ağzının içine maktule ait olduğu tespit edilen iç çamaşırı sokulmak kaydıyla ses çıkaramaz hale getirilmiş. Dairede bulunan kimlikle maktulün kimliği doğrulandı. İsmi Arzu Tanış, 32 yaşında, yalnız yaşıyor, ailesi Tuzla’da yaşıyor o yüzden sık görüşemiyorlar, anne baba sağ, 25 yaşında bir de erkek kardeşi var. Bir reklam şirketinde proje geliştirme ekibinde çalışıyor. İş arkadaşları hiç huyu olmadığı halde haber vermeden işe gelmemesinden şüphelenip önce cep sonra ev telefonunda aramışlar, cevap alamayınca da doğrudan polise haber vermişler. Cesedi gönderilen polis ekibi bulmuş. Yine adli tıp raporuna göre herhangi bir darp izi yok, cinsel saldırı belirtisine rastlanmamış. Ama cinsel organ maktulün ölümünden sonra neşterle tanınamayacak derecede parçalanmış, tabibin raporuna göre de bir parça doku alınmış. Bilinen bir ilişkisi yok, etrafınca değer gören, yumuşak huylu biri. Yalnız takılmayı seviyor ve bilinen bir husumeti yok. O gün için apartmana giren şüpheli birine rastlanmamış. Raporun son bölümünde ölüm şeklinin bir ritüel oluşturacak şekilde sahnelendiği, maskenin parçalanmış cinsel organ üzerine konmasının katil açısından bir anlamı olabileceği ifade ediliyor. Son olarak maktulün kanında birkaç antidepresan ilacın içeriğinde bulunan, rahatlatıcı, kısmen uyuşturucu, bir arada kullanılmasıyla kısa süreli hafıza kaybına neden olabilecek kimyasallara rastlandı.

Diğer ekip üyelerinin verdikleri bilgileri de dinleyen dedektif edindiği izlenimi ve takip etmelerini düşündüğü yol haritasını açıklamak için konuşmaya başladı;

-Arkadaşlar, öncelikle belirtmek isterim ki; meslek hayatımda birçok olaya şahit olmuş biri olarak vahşetin hiç bu kadar ön plana çıkartıldığını görmemiştim. Katil her kim ise psikolojik anlamda hasta olduğunu söyleyebilirim. Olay yerinde net olarak göze çarpan şey, katilin öldürme dürtüsünden çok, acı çektirme isteğiydi. Bence üzerinde durmamız gereken konu, maktulün katille olan bağlantısı. Katilimiz Cengiz’in dediği gibi ya Arzu Tanış’ı tanıyordu ya da aklındaki öldürme

senaryosuna en uygun tip olarak onu seçti, sonra izleyip kurban hakkında bilgi topladıktan sonra harekete geçti. Evet elimizdeki bilgiler çok yetersiz onun için konuşabildiğiniz kadar çok insanla konuşun, her türlü bilgi kırıntısına ihtiyacımız var. Şimdilik basına konuyla ilgili detayları vermeyeceğiz, herkes ağzını sıkı tutsun. Okan sen de ailesiyle irtibat kur, gerekirse bir görüşme ayarlayıp evlerine git. Kim değerli bir bilgiye ulaşırsa 24 saat çekinmeden beni arayabilir. Hadi bakalım tembeller, şimdi herkes iş başına, bulalım şu pisliği.

Sabah Ankara emniyet müdürlüğünden arayan komiser, bir gün önce veri tabanına kaydedilen tarzda bir cinayetinde Ankara’da işlendiğini maktul Jale Işık’ın 32 yaşında yeni evli bir bayan olduğunu cinayet gecesi eşinin işi nedeniyle şehir dışında bulunduğunu belirtti. Ortak çalışma yapabilmek adına kendi dosyalarının bir suretini İstanbul Emniyet müdürlüğüne eposta yoluyla gönderdiğini de ekleyip, onların dosyasını da istedi. Bağlantıları kuran Cengiz durumu Dedektif Kemal’e bildirip direktifleri doğrultusunda iki kurban arasında bir bağlantı bulunup bulunmadığını araştırdı ama herhangi bir bağ bulunamadı. Tamamen tesadüfi iki kurban birbirinin aynı mizansenle öldürülmüş, ölüm sonrası ikisinin de cinsel organından kesit alınmıştı. Birbirinin aynı kopya cinayetler emniyet birimlerini harekete geçirdi ve derhal bazı bulgular kamuoyuyla paylaşılarak, şu ana kadar 32 yaşında iki bayanın cinayete kurban gittiği açıklandı. Yakalanmamak adına farklı şehirlerde cinayet işleyen bir katil profilinden bahsedildi ve özellikle yalnız yaşayan bayanların dikkatli olması istendi. Bütün günü araştırma yaparak geçiren Kemal’in ekibi bir sonraki gün işlenen cinayete kadar hiçbir şey bulamadılar.

Sabah gelen ihbarla polis harekete geçmiş, verilen adrese varılınca apartman sakinlerinin ihbarda bulunmasına neden olan yoğun kan kokusuyla karşılaşılmıştı. Aralık kapıdan içeri giren polis memuru yatak odasına geldiğinde gördüğü manzara karşısında adeta şoka uğramıştı. Hemen adli tıp ve olay yeri inceleme ekine haber verilirken, cinayet masası Baş Komiseri Dedektif Kemal’e de cep telefonundan ulaşılıp gerekli bilgiler verildi. Diğer iki cinayette olduğu gibi 32 yaşında bir kadın hedef alınmış, yine aynı şekilde etraf kan gölüne dönünceye kadar kurban doğranmıştı. Akşam cinayet masası toplantı salonunda toplanan ekip, kamuoyunda giderek paniğe yol açan ve şimdiye kadar 3 kadını vahşice öldüren katili bulmak için her bilgi zerresini değerlendiriyordu. Cengiz raporlar elinde konuşmaya başladı;

-Hatice Eken, 32 yaşında, kadın, eşinden geçtiğimiz yıl ayrılmış, yalnız yaşıyor. Diğer iki cinayet gibi kapı ve pencerelerde zorlama yok. Adli tıp raporuna göre ilk iki cinayet gibi kan kaybından şoka girmek üzereyken boyundaki atardamar kesilerek öldürülmüş. Bu olayın diğerlerin farkı, katilin tecrübe kazanıyor olması. Kurban canlıyken vücutta açılan kesikler ilk iki cinayete göre daha yüzeysel. Bu da katilin bir nevi oyun parkı gibi gördüğü kurbanın vücudunda daha fazla oyun oynayabilmesi anlamına geliyor. Kurban canlıyken etlerinin lime lime doğranmasını seyrediyor. İlk iki cinayette olduğu gibi maktulün kanında kimyasallar bulundu. Kurbanın bağlanma şekli, V For Vendetta maskesinin cinsel organı örter şekilde bırakılması ve en önemlisi de cinsel organdan alınan et parçası,

katilin ritüeline ne kadar sadık olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda bu davranış şekli bize olay yerinde onun ruhsal bir imzasını bıraktığı anlamına geliyor. 3’üncü kurbanın da İstanbul’dan olması şaşırtıcı, normal katil profiline uymuyor. İlk cinayet İstanbul, ikincisi Ankara, üçüncüsünün başka bir şehirde olması beklenirken yine İstanbul. Bu da akıllara İstanbul-Ankara arasında herhangi bir nedenle sık yolculuk yapan birini aklımıza getiriyor. Ama katil profilini çizmekte bize yardımcı

olmak için gelen Psikiyatrist Neriman Hanım bu konuda bizi daha iyi aydınlatacaktır kanaatindeyim. Neriman Hanım buyurun söz sizde.

-Öncelikle iyi akşamlar. Beni hepiniz tanıyorsunuz, yine de aramıza yeni katılanlar için kısaca kendimi tanıtayım. Ben adli tıp ruhsal analiz ve profil belirleme bölümündenim, mevcut bilgiler ışığında suçu işleyenlerin cinsiyet, yaş, eğitim, eğilim vb. gibi özelliklerini ortaya çıkararak olayların çözülmesinde sizlere yardımcı olmaya çalışıyorum. Unutmamanız gereken şeyse; söylediklerimin teknik olarak varsayım olduğudur. Yani elimizdeki bulgulara bakarak yaptığımız çıkarımlar, her zaman doğru sonucu vermez, çünkü insanlar robot değildir ve standart davranış sergilemezler. Bu küçük hatırlatmadan sonra olayımıza dönecek olursak; kurbanların kadın olması, hepsinde cinsel organların parçalanarak tanınmaz hale getirilmiş olması cinsel kimliğe saldırı olarak değerlendirilir, bu davranışlar eril tabanlıdır. Yani katilimiz nerdeyse %100 erkektir diyebiliriz. Raporları incelediğimde tecavüz ya da istismar gibi çok belirgin öğeler olmaması kafa karıştırıcı ama zaten kurbanlara uygulanan şiddet göz önüne alındığında bunun normal olduğunu düşünebiliriz. Katilimiz bir şekilde kadınlardan nefret ediyor, tiksiniyor belki de. Bu genellikle çocukluk/ergenlik döneminde anne, abla ya da rol model alınan kişiye duyulan öfkeyle bağdaştırılan bir davranış modelidir. Bu da katilin kurbanlarıyla cinsel temasta bulunmamasını açıklıyor. Yaş aralığına gelince öğrenme eğiliminde olması, cinayetlerinde kendini geliştirmesi yaşının tahminen 25-35 arasında olabileceğini gösteriyor. Eğitim konusunda şüphelerim var, çünkü kurbanlarıyla nasıl bağlantı kurduğunu bilmiyoruz. Yine de planlama/uygulama becerileri göz önüne alındığında eğitimli olduğunu düşünebiliriz. Olayda kafamı en çok kurcalayan ve belki de şu ana kadar yaptığım tüm profil tanımını geçersiz bırakacak tek nokta, kurbanların evine herhangi bir zorlama olmaksızın girilmiş olması. Boğuşma, darp izi, yaralama yok. Bu pek alışılmış bir durum değil. Bu durumu da kurbanların kanlarında bulunan, antidepresan kökenli, çoğu kırmızı reçeteyle satılan, karıştırıldığında kuvvetli uyuşturucu etkisi gösteren kimyasallarla açıklayabiliriz. Muhtemelen katilimiz karizmatik tipe sahip, bir şekilde tespit ettiği avlarına sempatik olarak yaklaşıp onlarla bir şeyler yiyip içerken onlara bu kimyasalları veriyor, daha sonra kurbanın evine beraber gidiliyor ve gerisi malum. Sorusu olan? Beni dinlediğiniz için teşekkür ederim.

-Dedektif Kemal; bu aydınlatıcı bilgiler için ekibim adına ben teşekkür ederim Neriman Hanım, diyerek teşekkür ettikten sonra üç kurban arasındaki ortak noktaları, birbirleriyle bağlantıları olup olmadığını araştırması için Komiser Okan’a

talimat verdi. Kendisi de olaylara ait dosyaları alıp ayrıntıları incelemek üzere ofisine geçti. 2 saat sonra hâlâ dosyaları incelerken Komiser Okan odaya geldi;

-Efendim; sanırım bir şey bulduk. Birinci ve üçüncü kurban lisede aynı sınıfta okumuşlar, biz de aynı sınıfta okuyan diğer öğrencileri araştırmaya başladık, bu yakınlarda oturan Burcu Kaynak isimli bir bayanla irtibat kurduk. Kendisi şu an müsait olduğunu, görüşebileceğimizi söyledi.

-Aferin Okan, hadi gidelim.

Ekip arabasına bindiklerinde ikisinin de kafasında bir sürü soru işareti olduğu belli oluyordu. 10 dakikalık mesafede olan adrese giderken tek tük birkaç kelimeden başka neredeyse hiç konuşmadılar. Okan amirinin iş üzerindeyken yoğun olarak düşündüğünü ve gereksiz konuşmalarla dikkatinin dağıtılmasından nefret ettiğini bildiği için, söyleyebileceği birkaç kelimeyi de kendisi es geçip dikkatini yola verdi. Burcu hanım, iki polisi oldukça sıcak karşıladı, eşi onları kısaca selamlayıp rahat konuşabilmeleri için çocukları alıp yan odaya geçti. Burcu hanım, çabucak hazırladığı iki fincan filtre kahveyi önlerine koyarken ikisi de kahvenin demlenirken yaydığı harika kokuyu içlerine çekiyordu.

-Buyurun sizi dinliyorum.

-Ben cinayet masasından Dedektif Kemal, bu da çalışma arkadaşım Komiser Okan. Mezun olduğunuz lisede aynı sınıfta okuduğunuz iki arkadaşınız maalesef cinayete kurban gitti ve biz ikisi arasındaki

bağlantıyı yeni keşfettik. Bu konuda verebileceğiniz her türlü bilgiye ihtiyacımız var. Lütfen o günlerle ilgili ne hatırlıyorsanız bizimle paylaşır mısınız?

-Öncelikle bir hatayı düzeltmeme müsaade edin, haberlerden takip ettiğime göre aynı sınıfta okuyan iki değil üç arkadaşım öldürüldü.

Komiser Okan gayri ihtiyari araya girdi ”Nasıl yani?”

-Arzu Tanış, Jale Işık ve Filiz Atik hepsi de benim liseden arkadaşım ama ne yalan söyleyeyim haberlerde ismini duyuncaya kadar Jaleyle bir zamanlar aynı sınıfta okuduğumu ben de unutmuşum. Jaleyle, lise birinci sınıfın başında 2 ay kadar beraber okuduk, sonra babasının işi nedeniyle şehir değiştirmek başka bir okula nakil olmak zorunda kalmıştı. Bende haberleri duyunca sınıfla ilgili bir şeyler olduğunu anladım ve panik yaptım, eşim izin aldı ve bütün gün beraber zaman geçiriyoruz.

Baş Komiser Kemal duyduklarını sindirmeye çalışıyor, ekibinin nasıl böyle kritik bir ayrıntıyı atladığına anlam vermiyordu. Ama taktik olarak, soru sormuyor kendiliğinden anlatan birinin dikkatini dağıtmamak için ses çıkarmıyor Burcu hanımın anlattıklarını dinliyor, önemli gördüğü noktaları not alıyordu. Bir saatlik

görüşmenin ardından merkeze dönerken arabada bu sefer sessizlik değil beyin fırtınaları esiyor, ihtimaller üzerine değerlendirmeler yapılıyordu. Bu gece için iki kişilik bir ekibin bütün sınıfın 3 yıllık durumunu tarayıp sabah rapor vermesine karar verdiler. İki kişiden biri de kendini Baş Komisere ispatlamak için çırpınan Cengiz’di. Dedektif Kemal soruşturma başından beri ilk defa soluk aldığını hissediyordu, nihayet elle tutulur bir iz bulabilmişler, belki de çözüme çok yaklaşmışlardı. Dedektif, Profil analizi uzmanı Neriman hanımın dedikleri doğrultusunda özellikle erkek öğrenciler üzerinde çok detaylı bir araştırma yapmalarını söyleyerek son 4-5 günün yorgunluğunu atmak üzere evinin yolunu tuttu. Aynı saatlerde, aynı şehirde bambaşka hayatlar yaşanıyordu.

Kendine gelmeye başladığında ellerinin yukarıya doğru, ayaklarınınsa yanlara açılarak bağlanmış olduğunu fark etti. Cerrah eldiveni giymiş bir el ayak bileğinden başlayıp bacağını okşayarak yukarıya doğru çıkıyordu. Kısa etekli elbisesinin içine girdi, iç çamaşırının üzerinde biraz gezindikten sonra yavaşça çamaşırını aşağıya doğru sıyırdı. En mahrem bölgesinin korumasız kaldığını hissediyordu. Gözlerini açtığını fark eden siyah beyaz maske yaklaştı, elleriyle onun yüzünü kavradı, sonra göz kapaklarını gerdirerek kapanmaması için onları bantladı. Önce iç çamaşırının sonra elbisesinin yırtılarak üzerinden çıkarılmasını seyretti, sutyenini neşter yardımıyla kesip çıkardığında artık çırılçıplaktı, tecavüze uğramanın bu kadar korkunç bir şey olduğunu bilemezdi, kendine gelmeye başlayıp bağırmaya çalışınca ağzına sokulan bez parçasının az önce yırtılıp bacaklarından çıkartılan iç çamaşırı olduğunu anladı. Artık ağzı da dolu ve bantlıydı. Tecavüz bir an önce bitsin ve bu aşağılık herif istediğini bir an önce alıp gitsin istiyordu. Ama tenine yaklaşmakta olan metalin parıltısını gördüğünde olayın bu kadar basit olmadığını anladı ve az önce hissettiği korku şu an beynine hücum eden paniğin yanında hiçbir şey sayılmazdı. Neşterin kör yüzünün vücudunda dolaşmaya başladığını hissetti, ayaklarından kasıklarına, oradan göğüs uçlarına yavaş hareketlerle süzülmüş sanki onu tahrik etmek istemişti. 15-20 saniye hiçbir şey göremedi, tenine dokunan hiçbir şey yoktu. Birden sağ ayak baş parmağıyla ikinci parmağı arasında derin bir sızı hissetti, acının etkisiyle gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu. Neşter iki parmağının arasındaki eti, kâğıt keser gibi kesmişti. Parmaklarının arasından akan kanı hissedebiliyordu. Hıçkırıklar atarak ağlamak istiyor çırpınmaya çalışıyordu ama nafile. Neşter tekrar tenine değdiğinde altına işediğini fark etti. Sağ elinin serçe ve yüzük parmağı arasındaki eti kemiğe kadar kesmişti. Birkaç saniye sonra gözünün önünde parlayan neşterin sol yanağından girip dişlerine sürttükten sonra diş etlerini kestiği anda korkudan bilincini kaybetti. Adli tıp uzmanı ölüm raporunda bu duruma kalp krizi diye not düşecekti.

Hep aynısı oluyordu birkaç kesikten sonra kadınlar acının etkisiyle bayılıyor, biraz bekleyip tekrar kesmeye başlayınca bu defa acının etkisiyle ayılıyorlardı. Şimdi birkaç dakika sabredip beklemesi gerekiyordu. Bu arada kadının vücudundan gözlerini alamadı, gerçekten nefis görünüyor, yuvarlak

hatları zarif detaylar izliyordu. En sevmediği şey işte bu kusursuz vücutlu kadınlardı, neşterini alıp sol memesinin altında yatay bir kesik açtığında bir terslik olduğunu fark etti. Kadın artık nefes alamıyor, vücudu titriyordu, bantları kesip ağzından kumaşı çıkardığında çok geç kaldığını anladı. Birkaç saniye sonra titremeler sona erdi, göz bebekleri büyüdü. O an öyle öfkelendi ki lanet olası sürtük diye bağırıp neşteri vücuduna rastgele saplamaya başladı. Daha oyun yeni başlarken, her şey bitmişti. Maskesini çıkarıp yüzünü bile gösteremeden ölmüştü. Neredeyse bütün vücudunu neşterle didik didik edip hıncını çıkarmaya çalıştı ama öfkesi dinmiyordu. Odayı kaplayan kan kokusunu soluyarak rahatlamaya çalıştı, bu biraz daha iyi hissetmesini sağlamıştı. Ritüellerini yerine getirip evi terk ederken, erken öldüğü için hala kadına lanet okuyordu. Psikiyatr seansları işe yaramış öfkesini kontrol etmeye başarmış ama bu defa da kadın erken ölmüştü. Bir sonraki sefere hafif kesiklerle başlamaya ve son safhaya kadar yüz bölgesine dokunmamaya karar verdi.

Dedektif Kemal sabah geldiğinde masasının üzerinde duran kâğıtları gördü. Gece ekibi sabaha kadar çalışmış ve buldukları detayları masasına bırakmışlardı. O sırada odaya Okan girdi.

-Günaydın Baş Komiserim.

-Günaydın Okan.

-Arkadaşlar masanıza bazı evraklar bıraktıklarını söylediler, birkaç isim de ön plana çıkıyormuş. Özellikle Murat diye bir çocuktan bahsettiler son 2 yıldır kayıpmış ama ailesi 1 yıl önce polise müracaat etmiş, çünkü çocuk daha önce de 1 yıl ortadan kaybolup tekrar ortaya çıkmış. Yine aynı şekilde ortaya çıkacak diye beklemişler ama çıkmayınca bir aksilik olabileceğini düşünmüşler. Hatta elimize ulaşan bilgide babanın hâlâ oğlunun kayıp olduğuna inanmadığı, bir yerlerden çıkıp geleceğine emin olduğu, kayıp bildiriminin annesinin ısrarıyla yapıldığı yazılı. Zengin bir aile, maddi durumları çocuğun ölünceye kadar çalışmasına gerek bırakmayacak nitelikte. Aynı zamanda madde kullandığı biliniyormuş, 2 defa madde kullanmaktan karakola gelmiş ama babasının itibarı mahkemeye bile sevk edilmeden salınıvermesine sebep olmuş.

Okan’ın sözlerini çalan telefonun sesi böldü. “Buyurun benim Dedektif Kemal. Anladım, tamam geliyoruz”

- Ne oldu Baş Komiserim?

-Bir ceset daha bulmuşlar, katilin cinayet profiline uyuyor, gidip bakalım.

Olay yerine geldiklerinde aynı vahşilik göze çarpıyordu. Yatağa bağlı, gözleri açık kalması için bantlanmış kurban, her yeri doğranmış olarak yatakta sırt üstü yatıyordu. Bacak arasına yerleştirilmiş maske mahremiyetin kaypak bekçisi gibi

sırıtmaktaydı. Diğer üç cinayette kullanılan ritüeller aynen uygulanmıştı, tek bir farkla; bu kurban boğazından kesilmemişti ve yatak üzerinde diğerlerinde olduğu gibi yoğun kan tabakası yoktu. Diğerlerinde olamayan ama bu kurbanda olan başka bir şey daha dikkat çekiyordu, üst gövdedeki gelişi güzel açılmış neşter delikleri. Bir zamanlar Afrodit’i kıskandıracak kadar güzel olduğu anlaşılan kadının çıplak bedeni, şu an tanınmaz haldeydi. Sessizliği Okan bozdu;

-Nasıl bir insan, böyle bir vahşeti yapar aklım almıyor Baş Komiserim.

-Hasta bir insan elbette, normal insanların yapabileceği türden şeyler değil bu. Ve biz de bu hastayı durduracağız. Şu Burcu hanımla irtibat kurar mısın ona bir şey sormak istiyorum.

-Baş Komiserim buyurun Burcu hanım hatta.

-Bu saatte rahatsız ettiğim için kusura bakmayın hanımefendi ama o günleri yaşayan biri olarak bize yardımcı olabileceğinizi düşündüğüm birkaç sorum var, zaman ayırıp cevaplarsanız çok sevinirim.

- Ne demek Kemal bey, yardımcı olabilirsem ne mutlu bana.

-Derya Atılgan desem, sizin için bir şey çağrıştırır mı?

-Derya mı? Durun bir saniye yoksa onun da başına bir şey mi geldi?

-Evet, maalesef, son kurbanımız o, cesedini bu sabah bulmuşlar.

-Derya önceki ölen üç kızla samimi arkadaşlığı bulunan bir kızdı ve beş kişilik kız grubunun en güzeliydi.

-Kemal’in nabzı yükselmişti, beş kişi mi dediniz?

-Evet. O grupta bir de Elmas diye bir kız daha vardı, şu an soyadını hatırlayamıyorum ama Jale nakil olup gidene kadar hep beraber takılıyorlardı. Jale gittikten sonra da muhteşem 4’lü olarak devam ettiler.

-Peki Murat Soydan ismi sizin için bir şey çağrıştırıyor mu?

-İlginç. Murat, Jale dahil bu beş kızla samimi olan, dönem dönem hepsiyle ilişki yaşayan tek erkek öğrenciydi. Çok zengin bir aileden geliyordu ve hiçbir liseli kızın hayır diyemeyeceği kadar yakışıklıydı. Aynı zamanda vurdum duymaz, yarı cool, yarı serseri tavırlarıyla çok nasıl derler, çok cezbediciydi. Hatta kız grubuna Jale gittikten sonra bile Murat’ın beşlisi adı takılmıştı. Gruptaki kızlar bazen Murat yüzünden kendi aralarında problem yaşasa da ergen dayanışmaları onları yine bir araya getirirdi. Yani kısacası havalı bir gruptular, diğer kızları çok takmayan, trendleri onların belirlediği popülerlikleri vardı.

-Çok teşekkür ederim Burcu hanım, son bir soru; o zaman ki Murat’ı göz önüne aldığınızda bu cinayetleri işleyebileceğini düşünür müydünüz.

-Zor bir soru, kesin bir şey diyemem ama şunu çok net hatırlıyorum, ondan daha cüsseli çocuklar bile ona bulaşmak istemezdi, ben bunda babasının gücünün etkisi olduğunu düşünürdüm o zamanlar. Ama dediğim gibi böyle bir vahşeti yapabilir mi bilmiyorum. Eğer yaptıysa da çok şaşırmam işin gerçeği.

-Gerçekten çok yardımcı oldunuz Burcu hanım, bir gelişme olursa biz sizinle irtibata geçeriz, iyi günler.

-Rica ederim, hiç çekinmeden arayabilirsiniz.

Şu Murat’ın kimlik bilgilerini ve fotoğrafını civardaki birimlere dağıtalım hemen, bir de Elmas isimli bayana acil ulaşalım. Bulunduğu adrese ekip arabası gönderip sabaha kadar gözetim altında tutulmasını sağlayalım. Eğer Burcu hanım haklıysa bir sonraki hedef kesinlikle o olmalı. Sen bu işleri hallederken ben de adli tıp uzmanıyla görüşmek istiyorum, şu ana kadar olay yerlerinde katile ait hiçbir DNA örneğine rastlanamaması enteresan geliyor bana diyerek Okan’dan ayrıldı Baş Komiser. Adli tıp uzmanıyla yaptığı görüşmeden de bir şey çıkmaması çok canını sıkmıştı. Olay yerinde en ufak bir kalıntı bırakmaması, katilin çok dikkatli olmasının yanında bu konularla ilgili eğitim almış olabileceğini gösteriyordu. Neşter kullanmadaki ustalığı, diri diri kurbanlarını keserken elinin titrememesi tıp eğitimi aldığını akla getiriyordu. Sadece ilk kurbanda derin kesikler açmış olması acemice olarak değerlendirilse bile o ruh halinde bir iki milim kayma yine de bu ihtimali çürütemezdi.

Son olay yeri inceleme raporları ve adli tıp raporunu bizzat kendisi teslim almış yapacakları son toplantı öncesi detaylı bir şekilde incelemişti. Elmas hanımla yaptığı telefon görüşmesi onu rahatlatmış, kapısının önünde 24 saat nöbet tutacak ekip arabasının sivil değil resmi araç olmasının da gayet caydırıcı olduğunu düşünmüştü. Bu akşam toplantıyı açan konuşmayı o yaptı;

-Arkadaşlar, Derya Atılgan, 32 yaşında, kadın. Yalnız yaşıyor, diğer olay mahalleri gibi buraya girerken de katilimiz hiçbir kapı pencereyi zorlamaya gerek duymamış. Bu da artık katilin maktuller tarafından tanındığını neredeyse %100 ihtimalle doğruluyor diyebiliriz. Adli tıp raporuna göre, son

olayda işler katilimizin istediği gibi gitmemiş. Kalp yetmezliği olan kurbanımız aşırı korku ve stresin tetiklemesiyle kalp krizi geçirerek ölmüş. Durumu fark edemeyen katilimiz, daha kurbanın boynundaki atar damarları kesmeden öldüğünü anlayınca muhtemelen küçük bir öfke krizi geçirmiş ve diğer olaylarda karşılaşmadığımız şekilde neşteriyle üst gövdeye gelişi güzel delikler açmış. Elimizde muhtemel katilin profil bilgileri, 2 yıl öncesine ait fotoğrafı var, birazdan hepinize dağıtacağım ama yine de o dönemde okulda aynı yaş grubunda olup da

sonra tıp eğitimi almış tüm öğrencilerin listesini istiyorum. Katil son kurbandan istediklerini alamadığı için önümüzdeki 24 saat içerisinde tekrar öldürme isteğinde bulunacaktır diye tahmin ediyorum. Olası kurbanımız Elmas hanımı koruyacak ekibin ayrıca dikkatli olmasını istiyorum. Toplantı bitmiştir, herkes işinin başına.

Elmas Çetinkaya çalan kapının sesiyle irkildi, pencereden dışarı baktığında ışıkları yanıp sönen ekip arabasını görünce içi rahatladı. Yine de tedirgin olarak kapının deliğinden baktığında lise arkadaşı Aysun’u gördü. Yıllardır görüşmediği arkadaşını görmek onu hem rahatladı hem de şaşırmasına neden oldu, sürgülü kapıyı aralayıp başını uzatınca Aysun’un tedirgin yüz ifadesini gördü. Zoraki gülümsemeye çalışan Aysun “merhaba, bu saatte rahatsız ettiğim için kusura bakma ama çok tedirginim. Kapıdaki polislerden burada oturduğunu öğrenince de uğramak istedim, ben de buranın bir sokak üzerinde tek başıma yaşıyorum. Ve ne yapacağımı nereye gideceğimi bilemedim” diyerek durumunu anlattı. Yüzünden ne kadar korkmuş olduğu anlaşılıyordu, zaten hatırladığı kadarıyla okul yıllarında da çekingen, silik bir karakterdi ama bu saatte onu görmek gerçekten çok şaşırtıcıydı. Yine de kapıyı açıp içeri buyur etme ihtiyacı duydu. Soğuk bir öpüşmenin ardından salona geçtiler. Zoraki birkaç nezaket cümlesinden sonra Aysun doğrudan konuya girdi.

-İş yerime gelen polislerden son 1 hafta içinde bizim dönemimizde lise birinci sınıfta okuyan birkaç bayan öğrencinin cinayete kurban gittiğini öğrendim. Muhtemelen aynı yıllarda okuyan bayan öğrencilerin hepsi tehlike altındaymış öyle söylediler. Ailem trafik kazasında öldüğünden beri bende tek başıma yaşıyorum. Az önce evime doğru giderken iş yerime gelen polislerden birini kapının önünde gördüm kendimi tanıtıp son durumu sorduğumda, katilin hâlâ sokaklarda gezdiğini, sıradaki kurbanın sen olabileceğini söylediler. Ben de neden bilmiyorum ama buraya gelip sana uğramak istedim.

-İyi yapmışsın, uğramana sevindim. Hem de ne yalan söyleyeyim biraz şaşırdım ama son dönemde aldığım haberlerden dolayı benim ruh halimde seninkinden farklı değil o yüzden seni çok iyi anlıyorum merak etme. Bu arada ne içersin? Kusura bakma sormayı unuttum.

-Teşekkür ederim gerek yok, hem kendimi zorla içeri aldırıp hem de bir şeyler içersem eve gidince aynanın karşısında kendime kızarım.

-Aşk olsun zorla içeri almadım sadece bende senin gibi diken üstündeyim hepsi bu, hadi söyle ne içersin?

-O zaman şöyle yapalım kendimi daha da aptal gibi hissetmemek için içecekleri ben hazırlayayım.

-Tamam nasıl rahat edeceksen öyle olsun, buz dolabında her türlü soğuk içecek var, kahve makinesi de tezgahın üzerinde, ben karışık meyve suyu içerim, sen içecekleri hazırlarken bende bir telefon görüşmesi yapayım.

-Tamamdır anlaştık.

5 dakika sonra iki sınıf arkadaşı yılların biriken buzunu eritmişler eski günleri hatırlayarak gülüşmeye bile başlamışlardı. Meyve suyundan bir yudum alan Elmas yüzünü ekşitip, “içinde votka da mı var” diye sordu. Yanlış bir şey yapmanın mahcubiyetiyle başını evet anlamında sallayan Aysun, “iyi geleceğini ve bizi rahatlatacağını düşünmüştüm” dedi. Elmas koca bardak meyve suyunu bir solukta içip, “harika fikir iyi akıl etmişsin” diyerek arkadaşını rahatlattı. Havadan sudan başlayan muhabbet iki bekar bayanın mutlaka lafı sürükleyeceği yere, aşka gelip dayanmıştı. Elmas son ilişkisini 2 ay

önce bitirdiğini söyledi, Aysun’a aşk hayatının nasıl gittiğini sorup bir bardak su almak için ayağa kalkmak istediğinde başının döndüğünü hissetti, sendeleyip koltuğuna geri oturdu. Aysun arkadaşına bir bardak su getirirken camdan dışarı baktı, ışıkları yanan polis arabasını göstererek “şu yakışıklıları nöbet için buraya mı çağırsak acaba” diyerek şuh bir kahkaha attı.

-Elmas: Uzun boylu olan benim ona göre ismi Ömer’miş acil durumlar için telefonunu kaydetmemi istedi, ben de ona kendi numaramı verdim tabi ki diyerek tekrar kahkahayı bastı. Ama sen de anlat bakalım senin aşk hayatın nasıl gidiyor, lisedeki gibi yine erkeklerden uzak mı duruyorsun diye sorduğunda, Aysun’un yüzünün karardığını gördü.

-Aslında itiraf etmeliyim hiç erkek arkadaşım olmadı. Lise birinci sınıfta bütün cesaretimi toplayıp bir erkeğe teklifte bulunmuştum, aldığım cevap kendime olan güvenimin kırılmasına neden oldu, o gün bu gündür hep erkeklerden uzak durdum. Elmas ortamı tekrar neşelendirmek için alkolün etkisiyle ağzından yuvarlak çıkan kelimelerle “kimmiş bu talihsiz erkek, hem sana ne demiş olabilir ki böyle bütün erkeklerden soğumana neden olsun” diye sırıttı. Aysun soğuk ses tonuyla; “Murat” dedi ve devam etti;

-Lise birin başıydı, daha okul açılalı bir ay olmuştu ve ben ne olursa olsun Aysun’u değiştirmeye, bu korkak, özgüveni olmayan pısırık kızı mazide bırakmaya karar vermiştim. Kantinde tek başına oturan Murat’ı görünce içimde bilmediğim cesaret bulutlarının çarpıştığını hissettim. Ne olabilirdi ki, en fazla hayır der diye düşünüp yanına gittim, kendisiyle çıkmak istediğimi bodoslama pat diye yüzüne haykırdım adeta. O her zaman ki cool tavrıyla “Deli misin kızım, senle ne işim olur” dedi ve kantinin karşı tarafında oturan 5 tane kızı yani sizi göstererek “Onlar varken sıra senin gibi bir sürtüğe gelmez” dedi. Öyle hazırlıksız yakalanmıştım ki ağzımdan sadece olsun ben sıramı beklerim gibi deli zırvası sözler çıktı. Tam arkamı dönüp gidiyordum ki, arkamdan seslendi, dönüp ona baktığımda “eğer sıra sana gelecek

kadar düşerse yanında kese kağıdı ya da maske getir, çünkü bu tiple hiç çekilmezsin” dedi.

Aysun’un gözlerinden süzülen iki damla yaş yanaklarından aşağı düşerken, Elmas “eminim sonradan pişman olmuştur” diye onu teselli etmeye çalıştı ama sanki bir şişe votka içmiş gibi kelimeler ağzından uzayarak çıkıyordu.

-Evet son olarak 2 yıl önce gördüğümde çok pişman olmuştu, hatta maskemi çıkarıp istediğin gibi olmuş mu diye sorduğumda elleri ve ayakları bağlıyken bana ağlayarak yalvaran erkeğin o gün kantinde oturmuş caka satan çocukla aynı kişi olduğuna inanamadım.

Duydukları Elmas’ın bilincinin açık kalmasını sağlıyordu ama kanına karışan kimyasallar karşı koyabilme gücünü elinden almıştı. Aysun onun koluna girip yatak odasına doğru sürüklerken anlatmaya devam ediyordu.

-Çok uzun süre Murat’ı öldürmenin tüm acılarımı dindireceğini düşündüm. Ama öyle olmadı, Murat’ın ölümü sadece beni daha da özgür biri haline getirdi. Aslında beni yaralayan şeyin kantinde oturan o çocuk değil, o çocuğa bu şekilde davranma imtiyazı veren karşı tarafta oturan 5 sürtük olduğunu işte o zaman anladım. Yani tatlım, problem, cinselliğini arıları kovana çekmek için kovana sürülen bal gibi kullanan sizlerdiniz. Ben de bütün bal kavanozlarını kırmaya işte o zaman karar verdim, ne yazık ki son bir bal kavanozu kaldı deyip ürkütücü bir kahkaha attı. Şimdi sen burada uslu bir çocuk olarak beni bekle, hemen geliyorum deyip odadan çıktı. Elmas’ın cep telefonundan Ömer harflerini tuşlamasıyla “Polis Ömer” kayıtlı ismin çıkması bir oldu. Sakin bir ses tonuyla “Ömer bey, siz orada durdukça ben daha çok tedirgin oluyorum, lütfen evimin civarında beklemeyin, dairem çok güvenlikli, kimseye kapıyı da açmayacağıma emin olabilirsiniz, yoksa evden çıkıp size izimi kaybettirmek için çılgınlıklar yapmaya başlasam daha mı iyi? Hem belki görevde olmadığınız bir gün yukarı gelip dairemin ne kadar güvenilir olduğunu kendiniz görmek istersiniz” diyerek polisleri başından savdıktan sonra, tekrar yatak odasına döndü. Elmas’ın üzerindekileri çıkartıp çıplak teninde elini gezdirdi, ellerini ve ayaklarını bağladıktan sonra ayılması için hafif eter koklattı. Elmas kendine

geldiğinde ağzının içindeki bez parçasını fark etti, zor nefes alıyor, ses çıkaramıyordu, göz kapakları da ağzı gibi bantlanmıştı. Aysun’un elinde parlayan neşteri görünce vücudunu yakarak dışarı çıkan panik dalgasını hissetti. Soğuk metal artık çıplak bedeninde geziyor maden arayan cihazlar gibi ilk çentiği açacağı yeri tespit etmeye çalışıyordu.

Dedektif Kemal tüm lise birinci sınıf öğrencileri taramış ama o dönemden doktor olabilmiş bir öğrenciye rastlamamıştı. Kız öğrencilerde ebe ve hemşire olanlar, aktif olarak mesleğini icra edenler, hatta içlerinde ameliyathane hemşiresi olarak çalışan Aysun isimli bir öğrenci dahi vardı ama erkek öğrenciler için bu söz konusu

değildi. Kafası karışmış olarak, nöbete bırakılan devriye arabasında görevli polis memuru Ömer’i aradı. Aldığı cevap karşısında yaşadığı şok-öfke karışımı adrenalinin tüm vücuduna yayılmasına neden oldu. Katilin hedefindeki kurban telefonla arayarak polisten gitmelerini, rahat uyumak istediğini söylüyor, poliste kuzu gibi dinliyordu, akıl alır şey değildi. Hemen yan odasında çalışan Okan’ı da alıp 15-20 dakikalık mesafedeki eve doğru son sürat hareket ettiler. Kemal arabayı kendisi kullanıyor, bir yandan da Komiser Okan’a emirler yağdırıyordu. Okan telsizden koordinatları belirtip o bölgede hiçbir aracın siren kullanmaması talimatını verdi. Yine dedektif Kemal’in emriyle sağlık bakanlığı veri tabanından Elmas Çetinkaya’nın kan grubunun ARh(+) olduğu öğrenilip, sireni kapatılmış bir ambulansın olabildiğince ARh(+) kanla belirtilen adrese gelmesi talimatını verdi. Apartmanın önünde sessiz ama keskin bir frenle durup merdivenleri üçer beşer çıkmaya başladılar.

Bacaklarından süzülen kan yatağı ıslatmıştı, ellerinde, kollarında, belinde, karnında memelerinde, hatta kasıklarında bile özenle açılan kesiklerden yaşam sıvısının yavaş yavaş aktığını hissedebiliyordu. Siyah beyaz maskenin arkasındaki ürkütücü gözler ustalık eserine bakar gibi vücudunu inceleyip didiklenmedik yer arıyor, bulunca da büyük keyifle orayı deşiyordu. Elmas artık tükenmekte olduğunu fark ettiği gücünü son kez toplayıp bir şeyler homurdandı. Aysun gözlerinin içine bakıp boş vermek istedi ama merakına yenip düşüp, bir mahsuru olmayacağını düşünerek ağzındaki bandı söktü ve baygınken bacaklarından sıyırıp ağzına tıktığı tükürükten ıslanmış iç çamaşırını da çıkarıp kulağını yaklaştırdı. Elmas son nefesini vermek üzere olduğunun farkındaydı ve son bir gayretle dudaklarından şu kelimeleri çıkarabildi; “ömrünün sonuna kadar sürtük olarak kalacaksın” Öfke kontrolü terapilerinin canı cehenneme deyip neşteri kaldırdı tam atardamara denk gelecek şekilde derin bir kesik atarken ayaklarının yerden kesildiğini, odanın etrafında döndüğünü hissetti. Sonra sert zemine çarpmasıyla görüşü kayboldu.

Bir gün sonraki gazete manşetlerinde Muhteşem Komiser ibaresi ön plana çıkıyor haber detaylarında dört kadın ve bir adamın canice öldürülmesi olaylarının failinin yakalandığı, cinayet masası dedektifi Baş Komiser Kemal’in katil tam ölümcül darbeyi vuracağı sırada onu etkisiz hale getirdiği, olay yerine emniyet personeliyle beraber ulaşan ambulans sayesinde genç kadının kurtarıldığı, verdiği büyük yaşam mücadelesi boyunca 8 ünite kan verildiği yazıyordu.

Dedektif Kemal yorgun günün ardından bir fincan filtre kahve ve birkaç üzümlü kurabiyeyle hâlâ hafızasındaki “Kan Kokusu’nu” silmeye çalışıyordu. Taze oksijen, kahve aromasıyla birleşip zihninin açılmasını sağlıyordu. Şairin dediği gibi; “Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı” ydı

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube