Kan İkizi - Dedektif Kemal Serisi/Polisiye-Gerilim "FİNAL"

En son güncellendiği tarih: May 4


Adil ve eşi Sevil henüz bir kaç yıllık evli, mutlu bir çiftti. O gün havanın güzel olmasını fırsat bilip şehirden uzak ormanlık alana piknik için gittiler. Uzayan öpüşmeleri birbirlerinin bedenlerinde gezinen elleri hâlâ balayı çiftlerini andıran tavırlarıyla bu doğa manzarasının tadını sonuna kadar çıkarıyorlardı. Adil orta çaplı mobilya atölyesi işleten, hünerli bir marangozdu. Sevil de âşık olduğu adamın evinde harikalar yaratan usta bir aşçı. Bu pazar gününü bu şekilde değerlendirdikleri için çok mutluydular ve hava kararmadan evlerine dönmek için arabalarına binip yola koyuldular. Vitesin üzerinde kocasının elini yakalayan Sevil, aşk dolu bakışlarıyla kendi elini o nasırlı elin üzerine koydu. Virajlı dağ yolunda küçücük kaçamak bir öpücük için dudaklarını birbirlerine uzatırlarken nereden geldiği anlaşılmaz bir araç yandan arabalarına dokundu. Hatta bu dokunmaktan ziyade yolun dışına itmekti. Adil yol kenarındaki büyük ağaca çarparken direksiyonu sağa doğru kırıp darbenin eşine değil de kendine gelmesini güçlükle sağlayabildi. Hızlı araba ağaca çarptığında ikisi de bilinçlerini kaybettiler. Sevil'in son gördüğü sahne, yüzünde maske olan birilerinin onu arabadan çıkarmak için uğraştığıydı. Kendine gelmeye başladığında korkunç çarpışma anı hâlâ gözünün önündeydi. Vücudu sanki ona ait değilmiş gibi tepkisizdi. Başucundaki sesleri uzaklardan geliyormuşçasına duyuyordu. Biri gelip yüzüne küçük tokatlar atarak kendine gelmesine yardımcı oldu. Sonra tamam işleme başlayabiliriz dedi. Sevil gökyüzünde kımıldayan ağaçların dallarını yattığı yerden görebiliyordu. Yaşadığı şok gerçeklik olgusunu ortadan kaldırmıştı. Her şey rüya gibi geliyordu. Üzerinden çekilerek çıkarılan kıyafetleri hafızasının biraz daha canlanmasına neden oldu. Görüntünün netleşmesiyle başında duran kişiyi daha net görmeye başladı. Siyah maskesi vardı ve sadece gözleri görünüyordu. Ellerinin yukarıya birleştirilerek bağlandığını da o an anladı. Ağaçlık bir alanda kilim benzeri örtünün üzerinde sırt üstü yatıyordu. Maskeli adam kıyafetlerini parçalayarak çıkarmaya devam ediyordu. Saniyeler içinde vücudunda adrenalin patlaması olup vahim sahnenin farkına vardığında iç çamaşırının da parçalanarak çıkarıldığını anladı. İçinde hissettiği şey tüm hayatının kâbusuydu...


Dedektif Kemal ve yardımcısı Okan yukarıdan gelen emirle canice bir olayın araştırılması için apar topar İzmir'e gelmişlerdi. Onları hava alanında Komiser Timur karşıladı. Adam 30'lu yaşların başında olmasına rağmen saçları oldukça seyrekti. Zor hayat yaşayan insanlara has donuk bakışlarıyla onları süzüp, kendini tanıtarak elini uzattı. Kısa bir tanışmanın ardından bekleyen arabaya atlayıp vakit kaybetmeden olay yerine hareket ettiler. Emniyet müdürü bölgenin emniyete alınarak İstanbul'dan gelecek ekip inceleme yapıncaya kadar bozulmamasını istemişti. Kemal bu sır gibi gizlenen olayın ne olduğunu sorunca Timur isteksizce "vahşet" diyebildi. Bu son bir ayda işlenen ikinci cinayetti, ilk cinayet kamuoyundan gizli tutulmuş, incelemeler titizlikle yapılmış, yine de bir arpa boyu yol gidilememişti. Bu ikinci cinayet caniliğin sınır tanımaz numunesiydi ve emniyet müdürü bu olayların onların boyunu aştığını düşünüp merkezden destek istemişti. Ankara'da vakit kaybetmeden teşkilatın en cevval adamı Kemal ve ekibini bu dosyada görevlendirmişti. İlk İzmir uçağına iki kişilik bilet ayarlayıp gerekli temasların ardından hareket başlamıştı. Ev sahiplerinin konuşmaya isteksiz olması Kemal’in sormak istediği soruları şimdilik ertelemesine neden oldu. Urla’nın ormanlık alanına kadar hiç konuşmadan ilerlediler. Ana yoldan Özbek köyü istikametine yöneldikten birkaç kilometre sonra yolun kenarında öbek oluşturmuş polis arabalarının önünde durdular. İki kademeli güvenlik bandını geçtiklerinde Kemal gördüklerini anlamaya çalıştı. Urla emniyetinden Baş komiser Hilmi elini uzatıp, kendini tanıttıktan sonra kısaca bilgi verdi. “Bir kadın cesedinden arta kalanlar. Adli tıp parçaların tek bir kişiye ait olup olmadığını ve ölüm nedenini ancak DNA testinden sonra söyleyebilecek. Ağaca bağlanmış ipteki deri parçaları zavallının savunmasız olduğunu düşündürüyor ama oraya bağlandığında canlı mıydı işte onu şu an bilemiyoruz. Ceset vahşi hayvanlar tarafından parçalanmış. Etrafa dağılmış kemik parçaları bunu güçlü dişleri olan hayvanların yapabileceğini düşündürüyor. Bu bölgede bunu yapabilecek en üst yırtıcı yaban domuzları. Etrafta domuz izleri ve dışkıları bulundu. Bölge avcılarından yakındaki inleri araştırmalarını, her inden incelemek için birer domuz almalarını istedik. Tek umudumuz, kadının bunları yaşarken hayatta olmaması. Bölgede boş prezervatif paketi bulduk. Muhtemelen kurban cinsel saldırıya uğramış. Bu varsayımların hepsini adli tıp raporundan sonra öğrenebiliriz. Şimdi rahat çalışabilmeniz için ben müsaade istiyorum” diyerek yanlarından ayrıldı.


Kemal, duyduklarını sindirmeye çalışırken, sır gibi saklanan gelme sebeplerinin ardındaki vahşeti anlamıştı. Henüz kendilerine anlatılmayan ilk olayın da benzeri öğeler taşıdığını düşünmekten kendini alamadı. Özellikle otlarla kaplı, toprağın nemli olduğu yerlerde domuzlara ait ayak izleri net olarak görülüyordu. Civara saçılmış kıyafetleri incelediğinde bunların insan eliyle parçalanmış olduğunu anlamakta güçlük çekmedi. Muhtemelen Hilmi Baş Komiser haklıydı ve olayda cinsel saldırı söz konusuydu. Bölgede kurumuş kan tabaksının az olması kadının öldükten sonra domuzlar tarafından yenildiğini düşündürse de, o daha önce domuzların beslenmesine canlı olarak şahit olduğu için bunun yanıltıcı olabileceğini biliyordu. Domuzlar sürü halinde gezer, çok hızlı beslenir, toprağa dökülmüş besleyici değeri olan her şeyi burunlarıyla emerek yok ederlerdi. Tanıdığı bir avcı arkadaşının domuzlar için “belediye çöpçülerinden daha iyi çalışıyorlar” dediğini anımsadı. Kuru zeminde boğuşma izi, ayak izi ya da yaşananlara ışık tutacak herhangi bir şey yoktu. Ağaca bağlı kendir ipin ucunda kadına ait et parçaları vardı. Yerde sol elden arta kalan çamurlaşmış yüzük ve serçe parmak duruyordu. İnsanın içini en çok kaldıran manzaraysa kadının kafasından geriye kalanlardı. Kana bulanmış saçlar, çene kemiği olmayan, neredeyse deri ve et namına bir şey kalmamış yüz, irileşmiş göz bebeğiyle sanki yaşadıklarına inanamaz halde boşluğa bakan tek bir göz... Çok sayıda kemik parçası, deri kalıntıları, tırnaklar... Kemal, gördüğü kâbustan uyanmak istercesine gözlerini birkaç saniye kapatıp tekrar açtı. Fakat manzara değişmemişti. Adli tıp ekibine delilleri toplayabileceklerini söyleyip, olay yerini merkezde tutacak şekilde 500 metrelik bir daireyi Okan’la beraber taramaya karar verdi. Aradığını da bir saatin sonunda yol kenarındaki büyükçe bir ağacın altında buldu. Diğer yerlere nispeten daha nemli toprakta lastik izleri kolayca görülebiliyordu. Zeminde oluşan teker izleri aracın burada bir süre kaldığını gösteriyordu. Park halinde oluşan izler hareket halinde oluşan izlerden daha derin olur ve yapılan ölçümlerle aks-teker bağlantıları aracın marka, model bilgilerine kadar verebilirdi. Kemal’in direktifleriyle gösterdiği bölgenin fotoğrafları çekildi. Dört tekerin duruşuyla ilgili ölçümler yapıldı. Toprak numunesi alındı. Lastik izlerinin gittiği yön tespit edildi. İncelemelerinin bittiğini söylemelerinin ardından Komiser Timur onları konaklayacakları otele götürmek üzere aracına buyur etti. Baş Komiser Hilmi de genel bir toplantı düzenlemek istediklerini, onların katılımından memnuniyet duyacağını, diğer olayla ilgili gerekli bilgileri orada vereceklerini söyleyerek akşam 18:00 ‘da görüşmek üzere onlardan ayrıldı. Saat 13:00 ’e geliyordu, uykusuz gecenin ardından dinlenebilmeleri için çok fazla vakitleri olmayacaktı.


Akşam saat 17.45’te herkes ilkokul sınıfını andıran tekli masa ve sandalyelerin yan yana üç sıra, arka arkaya da yine üç sıra halinde dizilmiş olduğu toplantı salonunda yerini almıştı. Arka tarafa konulan ilave birkaç sandalye ise bugünkü toplantının her zamankilerden daha kalabalık olacağını gösteriyordu. Başkomiser Hilmi içeriye girip beyaz yazı tahtasının ön çaprazında bulunan kürsüdeki yerini alınca içeriye sessizlik hâkim oldu. Nazik şekilde herkese iyi akşamlar dileyen baş komiser, İstanbul ekibine aralarına katıldıkları için teşekkür ederek bir kere daha hoş geldin dileklerini iletip doğrudan konuya girdi.


-Arkadaşlar adli tıp hızlı şekilde çalışarak ilk doneleri elimize ulaştırdı ancak kimlik tespiti için yapılan DNA test sonuçları birkaç gün sonra çıkmış olacak. Rapora göre kurbanımız 30’lu yaşlarda. Ölüm sebebi ise maalesef vahşi hayvanlarca parçalanmak. Domuz salyasında bulunan bakteriler mevcut dokularda bulunan kılcal damarlarda da tespit edildi. Bu da ısırılma işinin kalp atarken gerçekleştiği anlamına geliyor. Zavallı kadın... Ayrıca bölgede bulunan boş prezervatif paketi yakın zamanda kullanılmış, dolayısıyla olayda cinsel saldırı olma ihtimali çok yüksek. Az miktarda doku kalıntısı olduğu için bunu net bulgulara dayandırabilmemiz çok zor. Yine de adli tıp en ince detayına kadar inceleyerek işimize yarayabilecek bir şeyler bulmaya çalışacak. Hepinizin aklına şu sorunun geldiğine eminim; kadının ölümüne sebep olan kişi ya da kişiler, ölüm anında orada mıydı yoksa işlerini gördükten sonra onu orada öylece bırakıp gittiler mi? Bu soruya cevap vermek zor. Ancak bir önceki olayı baz alıp, failinin aynı olduğunu düşünürsek tahmin ediyorum ki; evet olayı canlı olarak izledi. Bu nasıl bir sapıklığın ürünüdür anlamak imkânsız. Ekibimize yeni katılan arkadaşlar için ilk olayı kısaca anlatmak istiyorum. Bundan yaklaşık bir hafta önce evli bir bayanın kaybolduğu bilgisini aldık. Kayıp başvurusunda bulunan kişi eşiydi. Adam İzmir’deki bir seyahat acentesinde yönetici konumunda, yeni bir otel anlaşması için yurt dışına çıkıyor ve iki gün sonra döndüğünde eşini evde bulamıyor. Tabi yurt dışındayken eşine telefonla ulaşamadığı için yakın arkadaşlarına mesaj atıp evi kontrol etmelerini istemiş, yedek anahtarın yerini belirterek eve girip kontrol etmelerini sağlamış olumsuz cevap alınca işlerini erken bitirip geri dönmüş. GSM şebeke verilerinden kadının cep telefonunun son sinyal gönderdiği yerin Urla çöplüğü olduğu tespit edildi. Yapılan araştırmalar neticesinde kadının cesedinden geriye kalan parçalar o bölgede bulundu. Adli tıp raporuna göre balta veya satır tarzı bir aletle kafası kesilerek öldürülmüş. Bulunan kemikler incelendiğinde vücudun da aynı aletle parçalandığı anlaşılıyor ve maalesef kesin olarak ispatlanamasa da vücudu parçalara ayrılırken zavallı kadın hayattaymış. O olayda da cesede ait parçaların çöplükte bulunan köpeklerce yenildiği yapılan analizlerle ortaya çıkarıldı, fakat cinsel saldırı olup olmadığını bilemiyoruz. Her iki vakadaki vahşetin dozu, normal insanlar için çok fazla. Nasıl bir cani böyle bir şey yapabilir ki... Emniyet müdürü artık bunları kamuoyundan daha fazla gizleyemeyeceğimizi düşünüyor. Sessizce araştırabilmemiz için 24 saat daha süre verdi, sonrasında açıklama yapılacak. İncelemek isteyebileceklerini düşünerek misafirlerimiz için her iki vakanın elimizde bulunan ifade tutanakları ve raporlarının birer kopyasını hazırladım. Şimdilik söyleyebileceklerim bu kadar. Kemal Baş Komiserim, Komiser Timur dosya kapanana kadar sizin ekibinize dâhil edilerek emrinize verildi. Her türlü isteğinizi ona iletmeniz yeterli olacaktır. Ayrıca emniyette size bir de çalışma ofisi hazırladık, yarın sabahtan itibaren dilerseniz orayı kullanabilirsiniz.


Kemal, İzmir emniyetinin bu misafirperver tutumundan çok memnun olmuştu. Normalde soruşturmaya atanan yeni birimler hep istenmeyen konumunda olurdu. Ama burada öyle bir şey söz konusu değildi. Tabi bunda Dedektif Kemal’in teşkilattaki saygınlığı en önemli etkendi. O da Hilmi Baş Komisere teşekkür ederek, Okan’la beraber toplantı salonundan ayrıldı. Ekip, Timur’un da katılımıyla akşam yemeğinde eldeki verileri analiz edip ihtimaller üzerine kafa yoracaktı. Ege’nin incisi İzmir, maalesef iki güzel kadınını vahşete kurban vermişti...


Üçlü, akşam yemeği için bir araya geldiğinde Kemal'in ilk olayla ilgili öğrenmek istediği detaylar vardı. Timur Komiserden özellikle öldürülen kadının kocasıyla ilgili bilgi almak istiyordu. Her ne kadar mantığa aykırı gelse de bu tarz cinayetlerde failler çoğunlukla en yakınlardan çıkardı. Fakat bu olayda adamın yurt dışına çıktığı net olarak ispatlanmıştı ve karısının oturdukları sitedeki güvenlik kameralarına yansıyan ölmeden önceki son görüntüleri adam çoktan uçakla yola çıktıktan sonra kaydedilmişti. İzmir emniyeti de aynı olasılık üzerinde durmuş, sağlam deliller ışığında bu tez çürütülmüştü. Zaten zavallı adam karısının başına gelenleri öğrendikten sonra akli melekelerini kaybederek akıl hastanesine yatırılmıştı ve halen tedavi görmekteydi. Kendisiyle bizzat komiser Timur görüşmüş, adamın gerçek anlamda yıkıldığına gözleriyle şahit olmuştu. Hastaneyle son görüştüğünde acılı eş Coşkun Yaman'ın yemek yemeyi reddettiği kendisini ilaçlarla sakinleştirerek damar yoluyla besledikleri bilgisini almıştı. Kemal, prensip olarak onunla görüşmeyi istese de adamın tepkisel dürtülerini kaybettiğini, sabit bir noktaya bakacak kadar derin bir travma geçirdiğini öğrenince bundan bir sonuç çıkmayacağına karar verdi. Dosyadaki evraklardan Coşkun Yaman'ın Seyahat Acentesinde üst yönetimde bulunduğunu, kurban Nergis hanımla 5 yıl önce evlendiklerini öğrendi. Onun bu denli psikolojik travmaya girmesinin esas sebebiniyse raporun ileriki sayfalarında anlayacaktı. Coşkun Bey, yetimhanede büyümüş ve bu dünyada eşinden başka yakını olmayan bir insandı. Kemal, o an üzerine tonlarca ağırlık bırakılmış gibi ezildiğini hissetti. Yetimhanede yetişmiş bir insan tırnaklarıyla kazıyarak şirket yöneticiliğine yükselip, mutlu bir yuva kurduktan sonra, bu mutluluğun elinden vahşice alınması kimi akıl hastası yapmazdı ki... Yemek sonunda olaylar hakkında daha fazla bilgi sahibi olmuşlardı. Ama ellerindekiler araştırmayı yönlendirmek için çok yetersizdi. Kemal olayları göz önüne aldığında yakınlarda bir cinayet daha işleneceğini seziyordu. Bu tarz vakalarda katil öldürme dürtüsü durulana kadar, ya da öldürme isteğinin oluşmasına neden olan sebep ortadan kalkıncaya kadar devam ederdi.


Yorgun günün ardından dosyaları inceleyen Kemal ve yardımcısı Okan, gece biraz dinlenme fırsatı bulsa da sabah gün yine hızlı başladı. Timur Komiserin kullandığı araçla başka bir olay yerine doğru hareket ettiler. Trafik kazası olarak bildirilen olay, şoförün olay yerinde can vermesiyle sonuçlanmıştı. Fakat yan koltukta başka birinin oturduğuna dair izler olmasına karşın araçta, ya da yakınında kimse bulunamamıştı. Ölenin marangoz atölyesi sahibi evli bir adam olduğu öğrenilmiş fakat eşine ulaşılamamıştı. Yan koltuğun altında bulunan çantanın Sevil Duru isimli eşine ait olduğu anlaşılmıştı. Ayrıca camda ve torpidodaki kan izleri yan koltukta oturan kişinin de yaralı olduğunu gösteriyordu. Belki gizli bir aşk kaçamağı olduğu için yaralı şahıs kendi imkânıyla araçtan kurtulup sırra kadem basmıştı. Adli tıp ekibi kan örnekleri alıp incelemek üzere laboratuara göndermişti bile. Ama bulunan çantanın adamın eşine ait olması soru işaretlerine neden olmuştu. Bölgeyi inceleyen Kemal ve yardımcıları olay yerinden ayrılırken kayıp kadının bir gün önce ormanlık alanda bulunan kadın olma ihtimali kafalarını kurcalıyordu.


Bir gün önce kaza yerinden alınan kan örneklerinin, ormanlık alanda bulunan kadınla uyuştuğu bilgisi merkeze gelince ayrı bir paniğe sebep oldu. Çünkü teknik incelemede arabanın sol sürücü kısmında başka arabaya ait boya kalıntıları bulunmuştu. Bu da olayın kaza değil cinayet olduğu anlamına geliyordu. Araba başka bir araç tarafından yol dışına itilmiş, sonra da yaralı kadın alınarak canice öldürülmüştü. Kim ve neden böyle bir şey yapardı. Sorulacak iki soru vardı; katil kurbanları tanıyor muydu, yoksa yoluna çıkan rastgele bir çift miydi? Her iki ihtimalde bir sürü kapıya açılıyordu. Ama Kemal'in içindeki ses katilin kurbanları tanıdığını söylüyordu. Eğer maksat bir kadını iğfal edip öldürmekse, dışarı da alternatif bir sürü kolay kurban profili vardı. Katilin Sevil isimli kadını öldürmek için nasıl bir nedeni olabilirdi ve de kocasını...


Kemal cep telefonundan Gizem ismini bulup arama tuşuna bastı. Baş Komiserinin aramasından heyecanlandığı belli olan ses tonuyla telefonu açan genç polis memuru, kısa hal hatır sorma faslından sonra, kendisine verilen isimleri araştırmak üzere telefonu kapadı. Amirinin ona olan güveninden dolayı içi içine sığmıyordu. Kritik gördüğü bir konuyu araştırmak için İzmir'dekilere değil ona güvenmişti ve bu onun için çok önemliydi.


Makbule hanım, kek yapmak için blenderi çalıştırdığında içeride koltukta uyuklayan eşi İlhan bey gayri ihtiyari olduğu yerde sıçradı. Sesin mutfaktan geldiğini anlayınca tekrar gözlerini kapayıp uykunun mahmurluğuna kendini bıraktı. Bir kaç dakika sonra vücuduna yıldırım düşmüş hissiyle gözlerini açtığında, artık görüyor duyuyor ama karşılık veremiyordu. Yıldırım ikinci kez düşünce bilincini kaybetti. Makbule hanım şarkı söyleyerek kek hamurunu kalıba dökerken içeriden gelen tıkırtı irkilmesine neden oldu. Eşine seslendi, cevap gelmeyince de eşinin her zamanki gibi koltukta sızıp, kucağındaki televizyon kumandasını düşürdüğüne yordu ve işine devam etti. Bunun hayatta yaptığı son hata olduğunu bilmiyordu. Arkadan ağzını kapatan eli ve boynuna değen soğuk metali aynı anda hissetti, ardından vücuduna verilen 30.000 volt elektrik nedeniyle pelte gibi arkasındaki adamın kollarına yığıldı. Gözlerini açtığında aklını kaçırabilirdi.


Karşısındaki koltukta eşi bağlanmış olarak dehşet dolu gözlerle ona bakıyordu. Vücudunun ileri geri sarsıldığınıysa o an anladı. Hayatının en utanç dolu anlarıydı fakat tepki veremeyecek kadar halsizdi. Eşinin gözyaşlarını fark ettiğinde vücudundaki sarsıntı hızlanıp bir anda yavaşlayarak durdu. Eşinin yüzüne bakmaya utanıyordu. Birden odada yankılanan sesle başını kaldırdı ve kocasının boynuna saplanmış büyük beton çivisini gördü. Birinci çivinin yaklaşık 10 cm soluna bir yenisi saplandı, sonra yanağına... Zavallı adam bağırmak istiyor, çırpınıyor fakat bantlanmış ağzından en ufak ses çıkaramıyordu. Boğazına gelen son çivi hırıltılarla nefesinin kesilmesine neden oldu. Mualla hanım sanki olanları odanın tavanından seyrediyormuşçasına sahneye olan ilgisini kaybetti, bakışları donuklaştı. Arkasındaki adam çıplak bedenini sırt üstü yatar pozisyona çevirdiğinde, o bu dünyayla tüm bağını koparmıştı bile. Bağlı elleri, ayakları ve kapatılmış ağzıyla sunak için hazırlanmış kurbanları anırıyordu. Çivi tabancası tekrar ateşlendiğinde büyük çivi dudaklarını yarıp dişlerini kırarak diline saplandı. Duyduğu acı kaybetmek üzere olduğu aklının geri gelmesini sağlamıştı. Maskeli adam kuvvetli elleriyle onu alıp aynı kocası gibi diğer koltuğa, bacaklarını ayırarak bağladı. Artık ölmek onun için en büyük kurtuluştu. Gözyaşları çıplak bedeninden aşağıya akarken çivilerin vücuduna saplanması ve bu kâbusu bitirmesi için dua ediyordu. Maskeli adam kucağında karton bir koliyle tam karşısına geçti. Adamın üzerindeki kargo şirketi logolu ceketi o an fark etmişti. Adam kolinin içinden cardın denilen dev bir fareyi çıkarıp Mualla’nın bacakları arasına bıraktı, sonra bir tane daha, bir tane daha... Fareler bu leziz ziyafete kayıtsız kalamayacak kadar aç bırakılmışlardı.


Kemal ve Okan Urla emniyetine girerken etrafta merakla muhatap arayan muhabirleri görünce verilen sürenin dolduğunu, kamuya olaylarla ilgili bilgi verildiğini anladılar. İzmir emniyeti, sabah erken saatlerde web adreslerinden cinayetlerle ilgili kısa bir açıklama yayınlamıştı. Bu da reçelin etrafında dolaşan sinekler gibi birçok radyo, televizyon ve gazetenin muhabirini buraya çekmişti. Kemal’i fark eden muhabirlerden biri koşarak “Dedektif bu olay için özel görevlendirildiğiniz doğru mu? Katili belirlediniz mi? Başka kurbanlar olacak mı?” diye peş peşe sorularını sıraladı. Kemal, basından her zaman uzak durur, adının ön plana çıkmasını sevmezdi. Nezaketen basın mensuplarını başıyla selamlayarak binaya girdi. Muhabirin sorularının cevabı ise Baş Komiser Hilmi’nin elindeydi. Yorgun yüz ifadesiyle Kemal’i kolundan yakalayıp “Çok kötü... Yeni bir adres bilgisi geldi hemen gitmemiz gerek” diyerek arka tarafta bekleyen araca yöneldi. Yolda ilk bilgileri verirken, yüzü gerginlikten seğiriyordu. Urla merkezdeki apartmanlardan birinin ikinci katında karı koca ölü olarak bulunmuştu. Durumu haber veren, ölen adamın her sabah beraber işe gittiği mesai arkadaşıydı. Mahmut Bey postanede memurdu ve yan masasındaki arkadaşının arabasıyla düzenli olarak işe gidip geliyordu. Hiçbir zaman haber vermeden gelmemezlik ettiği olmamıştı. Bunu bilen arkadaşı binaya girip zili çalmak istediğinde kapının aralık olduğunu görmüş, aralık kapıyı ittirdiğinde yoğun kan kokusu ve çığlık atan farelerle karşılaşıp binadan dışarı kendini zor atmıştı. Sakinleşince de polisi arayıp haber vermişti. Kemal, adli tıp ekibiyle beraber içeri girdiğinde insanoğlunun daha ne kadar vahşileşebileceğini tahayyül etmekte zorlanıyordu. Zavallı kadının bacaklarının büyük bölümü, iç organları ve vücudunun birçok yeri dev fareler tarafından kemirilmişti. Aynı şekilde yan koltukta duran adamda da farelerin yaptığı tahribat insanın midesini kaldıracak cinstendi. Hala cesetlerin üzerinde gezinen birkaç fare vardı. Metalik kan kokusu tüm evi kaplamıştı. Adli tıp ekibinde görevli kadın memurlardan biri gördüğü manzaradan dehşete kapılarak fenalaşıp, arkadaşlarının yardımıyla olay yerinden uzaklaştırıldı. Vahşet artarak devam ediyordu. Kemal son birkaç günde gördüklerini tarif etmenin mümkün olmadığını düşündü. Fotoğraflar çekilip ilk numuneler alındıktan sonra cesetler otopsi için adli tıp merkezine götürüldüler. Son cinayetlerin evde işlenmiş olması, katilin DNA’sını bırakmış olma ihtimalini artırıyordu. Kapı ve pencerelerde zorlama izi yoktu. Ya kapı içeriden açılmış, ya da kilitli olmayan kapı ustaca dışarıdan açılmıştı. Okan ev aramasına nezaret ediyor, işlerine yarayacak bir şeyler bulmak için aynı yerleri tekrar-tekrar kontrol ediyordu. Kemal, deri ve kıl döküntülerini titizlikle analiz etmeleri için ekibe görev verip, Okan’ı başlarında bıraktı. Kendisi de Hilmi Baş Komiserle beraber otopsiye katılmak üzere adli tıbbın yolunu tuttu. Genelde burada olmaktan, cansız bedenler kesilip biçilirken izlemekten hiç haz etmezdi ama bu gün gördüğü manzara onu buna mecbur kılmıştı. Her türlü ihtimali gözlemleyip, birinci ağızdan bilgi almak istiyordu. Tulumlarını giyip içeri girdiklerinde minyon tipli adli tıp uzmanı Melek hanımı onları bekler vaziyette buldular. O da iş başında izlenmekten hoşnut olmayan bir ifadeyle onları selamladı. Ardından “başlayalım mı?” diye sorup, cevabını beklemeden eline aldığı neşterle maktul Mahmut Çelik’i kesmeye başladı. Kemal’in tam olarak anlamadığı bir sürü terim kullanarak adamın cesedinden organlarını ayırdı, bazılarından parçalar alarak numune tüplerine yerleştirdi. Kemal sadece ölümün nasıl gerçekleştiğini sordu. Doktor az önce gönderdiği tüplerden biri için düzenlenen raporu inceleyip “Ölüm boğaza isabet eden çivinin gırtlağı parçalayarak ciğerlere kan dolması sonucu gerçekleşmiş. Yani fareler vücuttaki yaraları açarken adam çoktan ölmüş.” Duydukları Dedektifi bir nebze rahatlatmıştı, kadının da aynı şekilde çok acı çekmeden ölmüş olmasını ümit etti. Sıra kadının otopsisine gelince Hilmi Başkomiser daha fazla dayanamayacağını söyleyip müsaade isteyerek dışarı çıktı. Doktor Melek daha yavaş ve her adımda anlatarak işlem yapmaya başladı. Aldığı birkaç numuneye işlem yapan asistanlar bazı kâğıtları getirip tezgâhın üzerine bırakıyorlardı. Bu raporlara bir süre bakan doktor aniden başını kaldırıp Dedektife bakarak “kadının vücudundaki yaralar henüz o hayattayken açılmış ve ölüme farelerin iç organlarda yaptığı tahribat neden olmuş” diyebildi. Cinsel organdan geriye bir şey kalmadığı için istismar veya saldırıyla ilgili net bulgu yoktu. Evde bulunan boş prezervatif paketi de temizdi. Adli tıp uzmanı iç organ kalıntılarını ayırdığında Kemal bu kanlı manzaraya bakıp, o insanın bir akşam önce kim bilir nasıl hayaller ve ümitlerle dolu olduğunu düşünmeden edemedi. Doktora teşekkür edip detaylı raporları merkeze en kısa sürede göndermesini isteyerek kendini dışarı attı. Taze oksijen ciğerlerine iyi gelmişti. Bir bardak çay alıp köşe masada tek başına duran Hilmi Baş Komiserin yanına oturdu. Erkeklerin buhran zamanlarındaki sükûnetiyle bir süre konuşmadılar. Sessizliği ev sahibi bozdu; “Bu kahrolası cinayetler ne zaman bitecek, on iki yıldır bu ilçede görev yapıyorum ama kendimi hiçbir zaman bu kadar aciz hissetmemiştim. Hep kendinden emin otoriter polistim ben ama bu gün yaşananlara verecek cevabım, hatta cinayetlerin sebebiyle ilgili en ufak fikrim bile yok.” Kemal, bu sözlerin sorudan ziyade, işine âşık bir polisin kendisiyle dertleşmesi olduğunu biliyordu. Biten bardakların ardından emniyete gitmek üzere adli tıptan ayrıldılar. Ne kadar meslektaşına söylemese de cinayetlerin henüz bitmediğini seziyordu ama ellerinde onları yönlendirebilecek hiçbir bilgi yoktu. Merkeze vardıklarında dosya üzerinde elde edilen tüm verileri analiz etmek üzere toplantı yapmaya karar verdiler.

Hilmi Başkomiser, hep beraber düşünüp yol haritası belirlemenin yapılacak en akıllıca hareket olduğunu düşünüyordu. Bu yüzden tüm kurban profillerinin, öldürülme yöntemlerinin tek-tek üzerinden geçti. Urla merkez alınarak cinayet işlenmesinin mutlaka henüz bulamadıkları bir anlamı olduğunda hem fikirlerdi. Fakat telefon hatlarının incelenmesi neticesinde kurbanların birbirleriyle bağlantılarının olmaması ise kafaları en çok karıştıran husustu. Elde edilen tek olumlu sonuç Kemal’in ormanlık alanda tespit ederek araştırılmasını istediği lastik izlerinden gelmişti. Aks ve şaft ölçüleri aracın modeli konusunda yol kat etmelerini sağlamış, üç markada bulunan arazi tipi 4X4 jeep olduğu belirlenmişti. Araştırma ekibi, civarda bu tarz aracı olan insanları araştırıyor, bir yandan da araç kiralama şirketlerinden son dönemde böyle bir kiralama yapılıp yapılmadığını inceliyordu. Cinsel saldırı olayının son olayda iğrenç boyuta ulaştığı tahmin ediliyordu. Katil, ganimetine kocası önünde sahip olarak belki de onlardan öç almak istemişti. Bir de her olayda kurbanların hayvanlar tarafından parçalanması vardı ki akıllara durgunluk veriyordu. Son olayda titizlikle toplanan döküntüler DNA taramasından geçirilecek, bulgular veri tabanında mevcut suçlularla eşleştirilecekti. Eğer kurban daha önce herhangi bir suça karışmadıysa bu uğraşlarda boşa kürek çekmek demekti. Tedbir olarak da mobese kameralarının başında görev yapan polislerin sayısı artırıldı. Şüpheli her hareketi, tespit edilen arazi aracı tarzında her aracı izlemekten başka çare yoktu. Herkes olay hakkında kafa yormak için bürosuna geçerken Kemal’ de son iki kurbanın ismini araştırılmak üzere Gizem’e mesaj attı. Timur Komiserden, ilk kurban Nergis Hanımın kocası Coşkun Beyin yattığı psikiyatri polikliniğinden bu sabah taburcu olduğunu öğrenen Kemal, hemen kendisiyle görüşmek istedi. Randevu almak için adamın telefonunu tuşladı. Yorgun olduğu sesinden belli olan acılı eş uzun süredir tedavi gördüğünü bu yüzden bu gün dinlenmek istediğini ama yarın sabah görüşebileceklerini söyledi.


Nurten Hanım, kırklı yaşların ortasında bakımlı ve güzel bir kadındı. Eşi uzun yola gittiği zamanlarda alışkanlık haline getirdiği dizilerini seyretmek üzere geceliğini giyip kanepedeki yerini almıştı. Oğlu üniversiteyi kazanıp şehir dışına çıktığından beri, kocasının yokluğunda tek can yoldaşı dizileri olmuştu. Bazılarına kurgusu nedeniyle kızsa da seyretmekten vazgeçemiyordu. Reklam arasında çayını tazelemek için mutfağa gittiğinde açık balkon kapısını görüp çok şaşırdı. Son dönemde aldığı guatr ilaçlarının iyice dengesini bozduğunu düşündü. Sonra burnuna keskin bir koku çalındı. Ne olduğunu anlamaya çalışırken kuvvetli eller eterli bezi burnuna dayayıp onu nefes almaya zorladı, saniyeler içinde bilinci kayboldu. Kendine geldiğinde korkudan kalbi duracaktı. Ağzı bantlanmış, elleri ve ayakları bağlı olarak muhtemelen evindeki halıya sarılmış olarak yolculuk yapıyordu, bedeninin çıplak olduğunu ise halı tenine sürtünce fark etti. Kapkaranlık yolda nadiren içeriyi aydınlatan yol ışıkları fark ediliyordu. Susan motor sesi, sarsıntılı yolculuğunun bittiğini düşünmesine neden oldu. Öyle çaresizdi ki ağlamak istiyor ama korkudan onu dahi beceremiyordu. Arabadan indirilirken, duyduğu köpek hırıltısı onu daha da korkuttu. Yoksa bu bir kabus muydu… Sarıldığı halı rulosu yuvarlanarak açılıp, pitbul cinsi köpeğin akan salyasını ve hırlayan dişlerini gördüğünde bunun bir rüya olmadığından artık emindi. Elleri arkadan bağlı olduğu halde ayaklarıyla destek alarak ondan uzaklaşmaya çalıştı. Yüzü siyah maskeli adam köpeği tasmasından çekerek kulübenin iç tahtalarından birine bağladı. Filmlerdeki sahneleri andıran küçük ahşap kulübenin zemininde çıplak ve çaresiz olarak yatıyordu. Adamın da kıyafetlerini çıkarmasıyla başına gelecekleri anladı. Ama hiçbir tepki veremiyordu. Adeta korku tüm benliğini ele geçirmişti. O an ilk defa başına geleceklerin bununla kalmayacağını ve öleceğini düşündü. Birden bire vücudu komutlarına uymaya başladı ve yattığı yerden adamın çıplak hayalarına kuvvetli bir tekme attı. Adam elleri bacak arasında kıvranarak yanına düştüğünde yattığı yerden ikinci bir hamle yapmak istedi ama eli kolu bağlı bir insan için kendini savunabilmek hiç kolay değildi. Adam bir eliyle onun boğazını sıkarken bir yandan da havlamaya başlayan köpeğe susmasını emrediyordu. Sonra adam iki eliyle boğazını sıkıp nefesini kesti. Nurten’in bayılmadan önce hissettiği son şey utanmasına neden olmuştu… Kendine geldiğinde bu iğrençliğin bitmiş olduğuna adeta sevindi. Fakat bu sevinci uzun sürmedi. Adam elindeki keskin bıçakla yaklaşıp üzerine oturdu ve kaval kemiğinin arkasındaki kas grubundan bir parça eti kesip köpeğin önüne attı. Nurten duyduğu inanılmaz acı ve korkunun etkisiyle tekrar bayıldı. Yüzüne vurulan bir iki tokat tekrar kendine gelmesini sağladı. Adam köpeğin yanına gidip Nurten’in gözlerinin içine baktı. Tasmayı boşandırmasıyla günlerdir aç bırakılan köpek taze kan kokusunun geldiği yere atıldı. Adam dehşet dolu gözlerle vahşi köpeğin maharetini izlerken ilk defa korktuğunu hissetti. Köpek kadını saniyeler içinde parçalayarak öldürmüştü. Önce yemeğini yiyen köpeğin boynunu okşadı, sonra eline aldığı çivi tabancasını köpeğin boynuna peş-peşe ateşledi. Kulübeden çıkarken cıyaklayarak bakan köpekle göz-göze geldi, tabancayı bir kere daha ateşleyerek köpeğin acılarını bitirdi. Ölmesi gereken son bir kişi kalmıştı ve her şeyden habersiz onu bekliyordu…


Sabah erken saatlerde gelen kayıp ihbarı Urla Emniyetini bir kez daha alarma geçirmişti. Telefonu kapatırken saatine bakan Kemal daha sabahın altısı olduğunu gördü. Çarçabuk giyinip Okan’la beraber kendilerine tahsis edilen araca atladılar. Emniyet binasına doğru yola çıkmışlardı ki arabada bulunan telsizden gelen anons tüm sinirlerini gerdi. Urla’ya 30 km mesafede bulunan Balıklıova köyünde boş bir balıkçı barınağında kadın cesedi bulunmuştu. Arabayı kullanan Timur Komiser direksiyonu doğrudan köy yoluna kırdı. Yolda Hilmi Baş Komiseri arayıp olay yerinde buluşmak üzere haberleştiler. Barınağa geldiklerinde gördükleri manzara diğer olaylar gibi insanlık dışıydı. Her yer kan içindeydi. Bu defa kurbanlar arasına bir de köpek katılmıştı. Ama köpeğinde av olmadan önce avcı konumunda olduğu kadının bedenine olanlardan net olarak anlaşılıyordu. Israrla olay yerlerine bırakılan boş prezervatif paketi olayda cinsel saldırı olduğuna vurgu yapmak ister gibiydi. Kadın yine parçalanmıştı. Zemindeki kanın çokluğuna bakılırsa o da canlı-canlı köpeğin yemeği olmuştu. Fotoğraflar çekilip gerekli detaylı kanıt toplama faaliyeti bitince cesetten kalanlar kimlik tespiti için adli tıbba götürüldü. Kayıp ihbarında bulunan İrfan Bey eşini teşhis ederken sinir krizi geçirdi. Bunca yıllık hayat arkadaşı, çocuğunun annesini o halde görünce duyguları bendine sığmamıştı. Doktor müsaadesiyle akşam saatlerinde ifade verebileceğini öğrenen Kemal vakit kaybetmeden bir gün önce sözleştikleri ilk kurbanın eşi Coşkun Beyle görüşmek istedi. Okan’ı adli tıbba gönderip, Timur’la beraber adamın evine doğru yola çıktılar. Kemal, bu arada sabah cesedi bulunan Nurten Hanım ve kocasının bilgilerini araştırmak üzere Gizem’e gönderdi.

Belirtilen adrese geldiklerinde Kemal’in dikkatini binanın açık otoparkında bulunan 4X4 jeep çekti. Tam da aradıkları model bir araçtı. Binaya girmeden plakasını alıp merkeze bildirdiler. Apartmana girip dairenin ziline bastıklarında kapıyı açan olmadı. Telefonla aradıklarında cep telefonunun içeride çaldığını duyabiliyorlardı ama ona da cevap veren yoktu. Bir sürü ihtimal vardı, Coşkun bey uyuya kalmış olabilirdi, ya da duşta suyun sesinden onları duymuyor olabilirdi ama iki polisin böyle iyi ihtimalleri hesaba katacak zamanları yoktu. Timur’un omuz darbesiyle kapı açıldı ve hazin manzarayla karşılaştılar. Coşkun bey koltukta başına çivi saplanmış olarak boşluğa bakıyordu, iki eli de bileklerinden kesilmişti...


Biraz sonra olay yeri inceleme ekibi gelip vakayı teslim aldığında Kemal incelemelerini çoktan bitirmişti. Ayrıca merkeze bildirdikleri plakanın Coşkun beyin aracına ait olduğunu da öğrenmişlerdi. Teknik Analiz ekibi vakit kaybetmeden aracı incelemeye, tekerleklerinden toprak numunesi almaya başladı. Cep telefonu çalan Kemal ekranda Gizem ismini görünce rahat konuşabileceği bir köşeye geçerek açma tuşuna bastı. Gizem ilk kez müspet bir şeyler yakalamış olmanın heyecanıyla hızla anlatmaya başladı. Sabah cesedi bulunan Nurten hanımın instagram hesabında öldürülen diğer üç kadınla çekilmiş bir fotoğraf bulmuştu. Araştırmaya devam etmesini söyleyen dedektif hemen yardımcısı Okan’ı arayarak hastanede İrfan beyin başında nöbet tutmasını odasına giren doktor ve hemşireler dâhil herkesi kontrol etmesini söyledi. Olayla ilgili bilgi verebilecek tek kaynaklarını mutlaka korumaları gerekiyordu. Öte yandan bulunan resimle kadınların birbirleriyle olan bağlantıları ortaya çıkmıştı. Fakat birbirlerinin telefonlarında ve sosyal medya hesaplarında ekli olmayan bu dört kadını bir araya getiren şey hala belirsizdi ve onları kurban konumuna sokan şey neydi? Son gelişmeleri dosyadan sorumlu Hilmi Baş Komisere bildirerek kendisi de hastaneye Okan’ın yanına hareket etti.

Doktorla özel olarak görüşüp İrfan beyin olaydaki kilit pozisyonunu anlatarak görüşmeyi biraz daha öne aldılar. İrfan Bey hala yaşadıklarının şoku içindeydi. Kemal katıldığı birçok sorgulamadan edindiği tecrübelerle onu konuşmaya ve yardımcı olmaya kısa zamanda ikna etti. Kendisine gösterilen instagram resmine kayıtsız gözlerle bakan adam, uzun yol şoförü olması nedeniyle eşinin bir sürü kadın etkinliğine katıldığını, o nedenle neredeyse hiçbir arkadaşını tanımadığını söyledi. Kemal diğer kadınların da eşi gibi vahşice öldürüldüğünü söylediğinde adamın yüzünde hayret ve korku birbirine karışmıştı. İrfan beyin ağzından şu iki kelime döküldü “secret girls” (gizli kızlar) , sonra anlatmaya başladı; “Tam olarak bilmiyorum ve ölen bu resimdeki kadınlar onlar mıdır hiçbir fikrim yok ama eşimin el sanatları kursunda tanıştıklarını söylediği bir kadın grubu var. Normalde görüşmüyorlar, öyle bir prensip edinmişler yani. Ama bir keresinde Nurten, yılda bir kere aynı yerde buluşup bıkıncaya kadar dedikodu yaptıklarını ve kimsenin bilmesini istemedikleri sırları birbirlerine verdiklerini söylemişti. Böylelikle her zaman görüşmeyerek sırlarını özgürce paylaşıp güvende olduğundan emin oluyorlarmış. Ben eşime saygı duyarım, oğlumuzu yetiştirip üniversiteye kadar hazırlayan odur. O çok aklı başında bir kadındır, yanlış bir şey yapmaz. O yüzden yaptıklarını sorgulayıp onu bunaltmam, bu kadın grubu da öyle eğlenip dertleştikleri bir sohbet ortamı diye biliyorum.”


Dedektif Kemal, hemen bağlantıyı kurmuştu, o grupta söylenen bir sır birilerine zarar verecek nitelikte olmalıydı ama bu sır neydi ve neden kadınların yanı sıra eşleri de öldürülmüştü. Konuşmaktan iyice yorgun düşen adama, verdiği bilgiler için teşekkür edip odadan çıktılar. Her ne kadar deliller İrfan beyin bir önceki gece araç kullandığını doğrulasa da, hem tanık hem de şüpheli sıfatıyla 24 saat gözetim altında tutulması gerekiyordu. İki polis memurunu bu işle görevlendirip akşam toplantısına katılmak üzere merkezin yolu tuttular.


Yeni bilgileri önüne alan Baş Komiser Hilmi son kurban Nurten Bolat’ın köpek saldırısı sonucu öldüğünü, ölmeden önce cinsel saldırıya uğradığını, henüz hayattayken keskin bir cisimle bacağından et parçası kesildiğini bir çırpıda anlattı. Yapılan laboratuar analizleri maktul Coşkun Yaman ‘a ait 4X4 aracın diğer olaylarda kullanıldığını, lastiklerinden numune alınan topraklarla uyumlu olduğunu, aynı zamanda aracın bagaj kısmında ölen kadınlara ait olması muhtemel saç buluntuları olduğunu, kesin sonuçların DNA taraması sonrasında ortaya çıkacağını söyledi. Herkes cinayetlere yoğunlaştığı için Coşkun Beye ait aracın garajda olmadığını tüm ekip atlamıştı. Katil de durumu lehine çevirip tedavi görmekte olan adamın aracını kullanmıştı. Kemal, bu gün ikinci kez titreyen telefonunun ekranında Gizem ismini görünce önemli olduğunu düşünerek müsaade isteyip salondan çıktı. Normalde toplantıları bölmeyi sevmez, bunu kabalık addederdi ama Gizem’ e verdiği görevleri göz önüne alınca acil olduğunu düşündü. Telefonun diğer ucundan genç memurun sesi sabahkinden daha heyecanlı geliyordu; “Efendim, Coşkun Bey’in büyüdüğü yetimhaneye onunla aynı soyadı taşıyan onun yaşında başka bir çocuk daha kayıt edilmiş, sonra o çocuk başka bir yetimhaneye tahliye edilmiş. Bu olay yaşandığında çocuklar sekiz yaşındaymış. Yetimhaneyle görüştüm olayın üzerinden otuz yıl geçtiği için çocuklara ait evraklara ulaşmak mümkün değil. Ama o dönemde orada çalışanlardan biriyle konuşma şansını yakaladım. Kadın görevli o dönemde ikiz erkek kardeş geldiğini hatırlıyor. Yetimhanede problem çıkardıkları için birini Ankara’daki başka bir yetimhaneye göndererek iki kardeşi ayırmışlar. Neyse ki diğer kardeşin tahliye edildiği Ankara’daki yetimhaneye ulaştım. Onların kayıtlarında aynı soyada kayıtlı Muhsin isminde bir çocuğun kabul edildiğini doğruladılar. Fakat Muhsin 14 yaşında yanında bir arkadaşıyla yetimhaneden kaçmış. Kayıtlarda onunla beraber kaçan arkadaşının adı Fahrettin Kaynak olarak geçiyor. Bu ikili anlaşılan reşit olduklarında da birbirlerinden ayrılmamışlar. Muhsin 16 yıl önce trafik kazasında kayıp olmuş. Bakın kayıp olmuş diyorum, çünkü Fahrettin araçta Muhsin’in de olduğunu söylemiş. Kaza tutanaklarına ulaştım. Araçta Fahrettin varmış ve ağır yaralı olarak kurtulmuş, ilk iki gün geçici hafıza kaybı nedeniyle ifade verememiş. Kendine geldiğinde yanında arkadaşı Muhsin’in de olduğunu söylemiş. Muhtemelen olayın travmasıyla Fahrettin’in yanlış hatırladığını düşündükleri için hiçbir işlem yapılmamış. Normalde olayın üzerinden beş yıl geçince gaiplik durumu kesinlik kazanır. Ama tabi askerliklerini yaptıkları ve bu hayatta kimseleri olmadığı için böyle bir başvuruda bulunan olmamış. İkisine de ulaşmak için çok uğraştım fakat adlarına kayıtlı telefon bulunmuyor. Özellikle Muhsin’in hayatta olduğuyla ilgili hiçbir iz yok. Fahrettin en son Bursa’da bir iş yeri adresinde karşımıza çıkıyor. Oradaki emniyet müdürlüğü binanın şu an boş olduğunu söyledi. Fahrettin, meslek lisesi elektrik bölümü mezunuymuş, muhtemelen gündelik işlerle uğraştığı için sigortası yok. Aslında bu kişiler hakkında doğru düzgün bilgi bile yok. Fahrettin Kaynak’ın ehliyet almak için kullandığı resme ulaştım ve size mail olarak gönderdim.”


Gizem sözlerini bitirdiğinde Kemal ekibe yeni aldıkları bu genç kadının ne kadar doğru bir tercih olduğunu şimdi daha iyi anlıyordu. Genç polis memurunu; “Emin ol ben bile bundan iyi iş çıkaramazdım” diyerek onura etti. Gizem yanakları kızarmış olarak telefonu kapatırken, mutluluktan içi içine sığmıyordu. Çünkü amiri hiçbir şeyi laf olsun diye söylemezdi. Kırk yaşındaki karizmatik Dedektif, onun gözünde ideal polis ve ulaşılması imkânsız erkek profilini temsil ediyordu. Ona ulaşmanın tek yolu onun gibi mesleğine âşık olmaktı...


Kemal toplantı salonuna geri dönüp son gelişmeleri aktardığında ilk kez sonuca yaklaşmış olabileceklerini düşünmeye başladılar. Fahrettin ismindeki adam yakın arkadaşı Muhsin’in ikizi olduğunu öğrenmiş, belki de düzensiz hayatına biraz çeki düzen vermek için para istemişti, ya da Muhsin’le yaptığı kirli işleri açığa vuracağını kardeşi Coşkun Beye söyleyerek şantaj yapmak istemişti. Buna yanaşmayan Coşkun ve karısını öldürmüştü. Ama hikâyede yinede açık noktalar vardı. Diğer ölen dört kadın ve kocaları olayın neresindeydi? Herkes buna kafa yorarken Kemal civardaki her yere dağıtılmak üzere mail adresine gelen resmin çıktısını almak için yardımcısı Okan’ı görevlendirdi. Urla emniyeti Fahrettin Kaynak ismi üzerine yoğunlaşmıştı. Eğer katil oysa buralarda olmalıydı. Bölgedeki oteller, pansiyonlar, konaklayacağı her yer araştırılacaktı. İlçeye giriş çıkışlara kontrol noktası oluşturulacaktı. Telefon ve telsiz trafiği birden arttı, o sırada Okan koşarak içeri girip “Baş Komiserim” diyerek maildeki resmin çıktısını Hilmi Baş Komiserle Kemal’in arasına bıraktı. Gördükleri, üç polisinde şok olmasına neden olmuştu. Resimdeki adam maktul Coşkun beyle birebir aynı adamdı, yani ikiz kardeşi... Esas adı Muhsin’di ama kendisine kazada öldü izlenimi vererek yakın arkadaşı Fahrettin’in yerine geçmişti. Tüm ekiplere resim gönderilerek alarma geçildi. Tek korkuları bu insan kıyıcı katilin her an başka birilerine musallat olmasıydı. Kemal, sakince düşünebilmek için ofisine geçip yanından ayırmadığı klasik müzik CD’sini bilgisayara taktı Chopin’in “Spring Waltz’i” odayı doldurduğunda istediği dinginliği yakalamıştı...

Dedektif Kemal, yaklaşık yarım saatlik piyano terapiden sonra ofisinden çıkıp doğrudan Ankara’yı aradı. İlk bildirdikleri Fahrettin Kaynak ismi haricinde Muhsin Yaman isminin de tüm yurt dışı çıkışlarına engellenerek bloke edilmesini istedi. Yeni senaryoyu yardımlarına geldiği Urla emniyetine kısaca şöyle açıkladı; “Karşımızdaki kişi her kimse bizim bir şekilde ona ulaşabileceğimizi biliyor olmalı. Trafik kazasındaki kayıp olma hali, aslında iki kimliğe sahip olmak için yapılmış bir paravan. Kazanın hemen akabinde verdiği ifadenin inandırıcı gelmemesi ve araçta başka biri daha olduğuna dair delil bulunamaması yetkili makamların işlem yapmamasına neden olmuş. Tabi Muhsin’i o günden sonra kimse arayıp sormadığı için problem de çıkmamış. Zannediyorum ki katil zanlımız son 16 yıldır başını derde sokmadan her iki kimliği de kullanıyor. Bir grup arkadaşımızı bu iki ismin son zamanlardaki banka hesap işlemlerini araştırmak için görevlendirmekte fayda olduğunu düşünüyorum.”


Merkezde telefon trafiği tekrar hızlandı. Dosya üzerinde elliye yakın polis sürekli çalışıyordu. Yaklaşık bir saat sonra Çeşme Limanından Sakız adasına geçmek isteyen Muhsin Yaman isimli birini tespit ettikleri bilgisi merkezde bayram sevincine neden oldu.

Zanlı polis merkezine getirilip sorgu odasına alındığında, dosya üzerinde günlerdir çalışan birçok polis, tek taraflı camın arkasındaki yerlerini almış, bu vahşi adamın söylediklerini duymak için sabırsızlanıyordu. Çoğu son bir haftada evine dahi gidecek zaman bulamamıştı. Hepsi de tanımadıkları ama tiksindikleri bu insan kıyıcıya karşı müthiş öfke duyuyordu. İzmir’in en nezih ilçelerinden biri olan Urla’da bu adam yüzünden kimse akşam dışarıya çıkmaya cesaret edemez olmuştu. Ev sahibi Hilmi Baş Komiser ve Kemal sorguyu bizzat yapacaklardı. Hilmi ilk sorusunu sordu;”Kimsin sen?” Ama karşılarındaki soğukkanlı, donuk bakışlı adam hiç oralı değildi ve sadece “Biliyor olmalısınız, zira beni buraya siz getirdiniz diye cevap verdi” O sırada komiser Okan içeri girerek Dedektif Kemal’e küçük bir not kâğıdı verip hemen çıktı. Kemal, kâğıdı başkasının göremeyeceği şekilde tutarak okudu, sonra gözlerinde bir parıltıyla zanlının gözlerinin içine bakıp onunda okuyabileceği şekilde masaya bıraktı. Kâğıtta şunlar yazıyordu “Coşkun Yaman iki ay önce deri deformasyonu nedeniyle parmak estetiği ameliyatı geçirmiş.” Gizem yine dosyanın akışını değiştiren bir dokunuş yapmıştı, tabi bunu okuyabilen zihinler için... Kemal, zanlının gözlerinin içine bakarak; “Coşkun Bey bizi çok uğraştırdınız, hatta ben dahi sizin tek yumurta ikiziniz Muhsin olduğunuza inanmıştım ama hikâyedeki bir parça hiçbir yere uymuyordu. Şimdi müsaade edin ben anlatayım siz de eksik söylediğim yerleri düzeltin. Eşiniz Nergis Hanım sizi aldatıyordu. Siz bunu tahminen iki üç ay önce öğrendiniz. Ondan intikam almak istiyordunuz ama nasıl yapmanız gerektiğine karar veremediniz. Onu takip ettiğiniz bir gün kendilerine “secret girls” yani “gizli kızlar” diyen kadınlarla kafede buluştuğunu gördünüz. Onları duyabilecek şekilde yakınlarına oturup eşinizin sırlarını öğrendiniz. Ama masada her ne konuşulduysa bu sizin erkeklik gururunuzu çok kırmıştı ve intikam almak istediğiniz insan sayısının birdenbire çoğalmasına neden oldu” diye sözüne devam ederken zanlı söze girip “Tebrikler, gerçekten sizin gibi polisler olduğunu bilmek güzel, çok iyi hikâye anlatıyorsunuz” dedi. Kemal, duymamış gibi anlatmaya devam etti, “Umarım hikâyemin devamı da hoşunuza gider, çünkü tarafımdan verilen emirle akıl hastanesinde tedavi gören kişinin parmak izleri soruşturmaya ışık tutabileceği gerekçesiyle alınmıştı” Kemal’in ortaya sürdüğü son koz zanlının yüzünün kararmasına neden oldu. Çünkü o öldürdükten sonra ikiz kardeşinin ellerini keserek kimliğinin tespitini imkânsız hale getirmişti. Tıbben tek yumurta ikizlerinin kimlik tespitini yapabilmenin sadece bir yolu vardı, o da parmak izlerini almaktı. Yapılan araştırmalar tek yumurta ikizlerinin parmak izlerinin dahi belli oranda birbirine benzediğini ortaya çıkarmıştı. DNA dizilimleri birebir aynı olan kardeşlerin yakın zamanda gen haritası çıkarılmadıysa ve parmak izleri yoksa tıbbın gözünde iki kişi değil bir kişi var demekti. Ve Coşkun Bey geçirdiği parmak estetiğiyle kendi parmak izlerini değiştirmişti, yani “Kan İkizini” yok etmeden önce kendisini tarihe gömmüştü. Kemal devam etti; “Siz de muhtemelen eşinizden zorla bu kadınların bilgilerini alıp hepsini ortadan kaldırdınız. Ama sizin için en zor olanı eşinizin sizi bir kopyanızla aldatmasıydı değil mi, yani kardeşinizle” Duyduğu son söz zanlının deliye dönmesine neden oldu. “Siz bunları nereden biliyorsunuz!” diye bağırdı. Kemal, savunmayı kırdığını ve adamı avucunun içine aldığının bilinciyle, bitirici son cümlelerini söyledi; “Zira kardeşinizi cinayetlerinize ortak edebilmenin tek yolu vardı, o da onun hayatını bağışlayacağınızı vaat etmenizdi. Anlaşmanız gereği, siz eşinizi öldürürken, sizin yerinize yurt dışına o gitti, böylelikle siz tamamen aklanmış oldunuz. Döndükten sonra da psikiyatri polikliniğine yatarak sizin soruşturma dışında tutulmanızı sağladı. Siz de rahatlıkla planınızı uygulamaya koydunuz. Kardeşinizin hastanedeki doktoruna anormal bir hareketi olup olmadığını sorduğumda; “her şeye tepkisiz, sadece ranzasına her gün çentik attığını tespit ettik” demişti. Bu davranışını eşine duyduğu özlemle alakalı olmalı diye düşünmüşler, eşi olmadan geçen günleri hesaplamak için yani. Ama kardeşinizin yaptığı hastanede kaldığı günleri saymaktı. Böylelikle anlaştığınız gibi siz son cinayeti işlerken o da hastaneden iyileşip taburcu olacaktı. Tek anlam veremediğim hayvanları neden kullanmış olduğunuz. Bizi bu konuda aydınlatır mısınız lütfen?” Öfkeli gözlerle Kemal’e bakan zanlının dudaklarından şu cümleler döküldü “Hikâyedeki tek yanlışınız benim bunları önceden öğrenmiş olduğumu düşünmeniz. Ben tesadüfen o gün kafeye kahve içmek için uğramıştım, eşimle arkadaşlarını fark edince onlara görünmeden dinlemeye başladım. Zavallı karım ikiz kardeşimin libidosundan bahsederken “hayvan gibi-hayvan gibi” diye ballandıra-ballandıra anlatıyordu, diğer kadınlarda tekrar ediyordu “hayvan gibi-hayvan gibi” diye. İşte o gün planımı yaptım hepsi hayvan gibi ve hayvanlar tarafından öldürüleceklerdi.”


Sonraki günlerde banka hesaplarında yapılan incelemeler, Coşkun Yaman’ın hastanede tedavi gördüğü dönemde hesabından nakit olarak yüklü miktarda para çekildiğini, çekilen paraların Fahrettin ve Muhsin adına açılan hesaplara yatırıldığını ortaya çıkardı. Kemal sayesinde ustaca işlenmiş cinayetlerin faili yakalanarak, zekice hazırlanmış kaçış planı da engellenmiş oldu.


Kapanan dosya bölge halkının rahat bir nefes almasını sağlamıştı. Urla emniyeti destekleri için Dedektif Kemal ve yardımcısı Okan’a teşekkür edip hatıra olarak birer plaket takdim etti. Onlar da meslektaşlarına sıcak ev sahiplikleri için teşekkür edip ilk uçağa yetişmek üzere yola çıktılar. İzmir’den dönerlerken bu dosyada ekibin görünmeyen kahramanı olan Gizem’e de damla sakızlı kahve ve kurabiye almayı ihmal etmediler. Kemal, uçağın penceresinden İzmir kıyılarına bakarken bu kısa sürede İstanbul’u ne kadar özlediğini fark etti. İzmir çok güzeldi, insan burada çok güzel yaşardı. Ama İstanbul... İnsan, İzmir’de güzel yaşardı, evet. Ama İstanbulsuz yaşayamazdı...


Editör: Burçin Kahraman

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube