KAN HİPNOZU

En son güncellendiği tarih: May 9


Sekreter "buyrun doktor sizi bekliyor" diyerek hastayı doktorun odasına yönlendirdi. Garip görünümlü, tuhaf davranan insanlar cennetiydi burası. Onun için hastadaki bu görüntüye kimse dikkat etmezdi. Hasta yavaş adımlarla kliniğe girdi, Profesörün izleyen bakışları altında tutuk adımlarla tam karşısında durdu. Profesör hastaya oturması için bir şeyler söyleyecekken, hasta cebinden çıkardığı tabancayı peş peşe iki el ateşledi. Profesörün kımıldamaya dahi zamanı olmamıştı. Gövdesine isabet eden mermilerden biri kalbe yakın atar damarlardan birini parçalamış, diğeri de akciğeri delmişti. Profesör saniyeler içinde bilincini kaybedip şoka girecek ve kaçınılmaz son gerçekleşecekti. Silah sesini duyan sekreter ve çalışanlar odaya girdiklerinde korkunç manzara karşısında kısa süreli şok yaşadılar. Korkudan herkes donup kalmıştı. Elinde silah olan adam onlara doğru dönüp "Neler oluyor ben neredeyim" dedi. Sonra elindeki silahla profesöre bakıp yere yığıldı.

Dedektif Kemal, en tuhaf cinayet haberini almış, olay yerini incelemek için Hipnoterapi ve sinir hastalıkları kliniğine gelmişti. O, olay yerine geldiğinde profesör çoktan ambulansla hastaneye götürülmüş ama yapılan tüm müdahalelere rağmen yolda hayatını kaybetmişti. Şimdi klinikte profesörün oturduğu koltuk, kullandığı masa, merdivenler kan içindeydi. Hastanın klinikteki ilk seansıydı. Sekretere sigarayı bırakmak için Hipnoterapi almaya geldiğini beyan etmişti. Etraf ana baba günüydü. Dedektif, katilin yakalanması nedeniyle olay yerini kısaca inceleyip ofisine geçti. İfadelere göre katil olaydan sonra bayılmış, fenalaşarak ambulansla polis denetiminde hastaneye götürülmüştü. Şimdi hastaneden cinayet masası bürosuna doğru yola çıktığı ve ifade verebilecek durumda olduğuyla ilgili bilgi gelmişti. Dedektif kendisine kahve doldurup beklemeye başladı. Olayda tek olumlu gözüken şey katilin yakalanmış olmasıydı. Görevli memur, hastaneden gelen zanlının sorgu odasında hazır olduğunu bildirdi. Kemal kupasında kalan kahveyi fondip yapıp sorgu odasına doğru hareket etti. Zanlı 26 yaşında, orta boylu, kızıl saçlı, bekar bir adamdı. Dedektifi görünce ayağa kalktı, bu normal olarak cinayet işleyenlerin sergilediği bir davranış değildi. Suçüstü yakalanan katiller daha çok külhanbeyi edasında davranır, avukatı geldikten sonra tavrını değiştirirdi. Kemal eliyle oturmasını işaret edip kendisi de zanlının tam karşısına oturdu. Kısa bir göz temasından sonra;

-Anlat bakalım maktulü neden öldürdün, diyerek sorguya başladı.

-Efendim bilmiyorum. Ben kimseyi öldürmedim, birden elimde silah olduğunu fark ettim, doktor da koltuğunda kanlar içindeydi. Sonra gözlerimi açtığımda hastanedeydim, kötü bir kâbus gibiydi. Kendime gelince de polisler beni buraya getirdi.

Katil zanlısı çocuk gibi ağlamaya başlamıştı. Dedektifin sorduğu diğer soruları da ben bir şey yapmadım diyerek cevapladı. Kemal her ne kadar öldürme gerekçesini, husumetinin ne olduğunu sorsa da aldığı cevaplar değişmedi ve kasten adam öldürmek suçundan tutuklandı. Mahkeme tek celsede gerekli cezayı verecekti. Kemal bir sürü sahtekâr görmüştü, kendi anne babasını doğradıktan sonra böğürerek ağlayıp numara yapan katiller, ağladığı için kendi çocuğunu katleden caniler, daha neler neler. Yorgunluğunu yine makineden gelen nefis kahve kokusuna yönelerek gidermeye karar verdi. Sütle yumuşatılmış şekersiz filtre kahveden aldığı her yudum zihninin berraklaşmasını sağlıyordu. Olay yeri inceleme tutanaklarını ve tanık ifadelerini okuyup dosyayı kaldırdı. Saate baktığında, 21:00 olduğunu gördü. Ofisini kilitleyip mütevazi bekar evine doğru hareket etti. Binanın önüne geldiğinde arabasını ilk bulduğu yere park edip, merdivenleri ağır adımlarla çıktı. Duş en büyük terapi merkeziydi onun için. Aldığı sıcak duşun ardından yorgun bedenini yatağın garantisine bıraktı.

Sabah kahvaltısını yeni bitirmiş çayını yudumluyordu ki, telefon bu gün de rahat koltuğunda oturamayacağını haber verircesine çaldı. Bir başka hipnoterapist iş yerinin araç park yerinde saldırıya uğramış, isabet eden üç mermiyle daha oracıkta can vermişti. Katilse elinde silah olay yerinde yakalanmış, daha doğrusu kaçmamış teslim olmuştu. Telefonu bırakan Kemal çayından büyük bir yudum alıp olay mahalline doğru yola çıktı.

Olay yeri inceleme ekibi gelmiş, gerekli işlemler başlamıştı. Yerdeki kan gölü, yaşananların kısa özeti gibiydi. Kemal, inceleme yapan ekibe civardaki güvenlik kamera görüntülerini almalarını söyledi. Katil zanlısını gelen ilk ekipler yakalamış ve polis merkezine götürmüştü. Yapılacak balistik incelemenin ardından silahın sicil bilgileri de kontrol edilecek, iş yine mahkemeye devredilecekti. Kemal'in dikkatini yerde gördüğü safra çekti. Ne olduğunu sorduğundaysa, katilin maktulü vurduktan sonra istifrağ ettiğini öğrendi. Yine bir hipnoterapi uzmanı, yine garip bir cinayet. Kemal içi sıkılmış olarak arabasına binip, sorgu için polis merkezinin yolunu tuttu. Böyle durumlarda sıcağı sıcağına sorgu yapmak zanlının kafasında senaryo kurup, onu anlatmasına engel olurdu. Kemal'in yapmak istediği de buydu. Zaman kaybetmeden zanlıyı sorgu odasına almalarını istedi. 28 yaşında belediyede çalışan bir işçiydi. Yüzünden korktuğu çok belli oluyordu. Daha Kemal bir şey sormadan, "Ben hiç bir şey yapmadım, orda ne işim vardı hiç bilmiyorum, o silahı kim verdi, o adamı niye vurdum, inanın bilmiyorum, delirmek üzereyim bana yardım edin" diye ağlayıp yalvarmaya başladı. Kemal her ne sorduysa sağlıklı cevaplar alamadı. İş mahkemenindi ama bu ikinci olay iyice canını sıkmıştı. Kimdi bu ölen hipnoterapistler, kimin için önemliydiler. Ve bu katiller kimi koruyordu. Kemal son dönemde çözdüğü birbirinden ilginç olayların onu zihinsel olarak yorduğunu o zaman anladı. Sorgusunu bitirip dosyayı nöbetçi mahkemeye verilmek üzere teslim etti. Ama iş kolik tarafı onu rahat bırakmıyordu, ofisine geçip ölen iki profesörün ortak noktalarını, katillerle olan bağlantılarını bulmaya karar verdi. Yardımcısı Okan istediği bilgileri masasına bırakmıştı. Cengiz ise telefon kayıtlarını incelemiş detaylı döküm çıkarmıştı. Bütün verileri inceledi, bulabildiği tek ortak nokta iki katil zanlısının da sağlık bakanlığının sigarayı bırakma hattını aramış olmasıydı. Hipnoterapistler ise, 6 ay sonra düzenlenecek uluslar arası sempozyuma davetliydiler ve ölen ikisi haricinde üç kişi daha bu sempozyuma katılacaktı. Kemal dişe dokunur bir şey bulamamanın sıkıntısıyla bilgisayarını kapattı. Şu durumda yapılacak en akıllıca iş sempozyuma katılacak diğer 3 hipnoterapisti de koruma altına almak olacaktı. Yaptığı bir iki görüşmenin ardından, gerekli yerlere talimatlar gitti ve her bir muhtemel hedefe ikişer kişilik sivil ekip tahsis edildi.

Cumartesi sabahı aldığı telefon Kemal'in bütün sinirlerini alt üst etti. Son üç katılımcıdan biri daha, bir postacı tarafından öldürülmüştü. Korumayla görevli ekip apartmana giren postacıyı şüpheli olarak addetmemiş, o da ihbarname imzalatacağını söyleyerek postacı çantasından çıkardığı silahla hipnoterapisti oracıkta kurşun yağmuruna tutmuştu. İşin ilginç yanı, katilin yakın mesafeden ateş etmesine rağmen 5'inci mermiden sonra durmasıydı ve bu katil zanlısı da maktul öldükten sonra garip davranışlar sergilemiş kaçmak yerine, apartmanda kendini yerden yere atmıştı. Koruma polisleri zanlıyı zar zor etkisiz hale getirebilmiş ama yine de sakinleştirememişlerdi. Olay yerini inceleyen Kemal katilin niye 5 el ateş ettiğini görevli memurların verdiği bilgiden anlamıştı. Hipnoterapist grip olduğundan, sıcak tutması için kalın bir röpdöşambır giymiş, katil ise kalın kumaştan profesörü vurup vuramadığını anlayamadığı için peş peşe ateş etmişti.

Kemal Okan'a sempozyuma katılacak diğer iki profesörle görüşmek için acil hareket etmeleri emrini verdi. Cengiz'de üçüncü kurban ve katille ilgili gerekli detayları öğrenip rapor verecekti. Birisi uluslararası sempozyuma katılacak olan hipnoterapistleri birer birer ortadan kaldırıyordu. Ama kim ve neden bu halâ muallâktaydı. Muhtemelen yakalanan postacı da kayda değer bir bilgi vermeyecek, diğerleri gibi deli numarası yapıp inkar edecekti. İlk adresleri Beşiktaşta kliniği bulunan hipnoterapist Rasim Öner'di. Oradan Eminönü 'ne diğer muhtemel kurbanın yanına geçeceklerdi. Rasim bey henüz kliniğine geçmediği için evinde görüşebileceklerini söylemişti. Hemen yola koyuldular. Okan arabayı Rasim beyin evinin önüne park etmiş iniyorlardı ki, yan binanın görevlisi yanlarında bitti, binanın çatısında tadilat olması nedeniyle buraya park edemeyeceklerini söyledi. Kemal eliyle tamam gibilerinden işaret edip profesörün evine yönelirken, Okan alt perdeden usturuplu bir küfür savurup başka bir park yeri bulmak için arabayı çalıştırdı. Profesör mesleğiyle müsemma sıcak kanlı biriydi, misafirlerini salona aldı. Dedektif her zamanki gibi lafı uzatmadan kendisini ve yardımcısını tanıtıp konuya girdi. Ölen üç hipnoterapistin sempozyuma katılacak olmasının ne anlama geldiğini, sempozyumda tam olarak neler konuşulacağını, bu cinayetleri işlemek için nedeni olabilecek birilerini tanıyıp tanımadığını, maktullerle aralarında nasıl bir ilişki olduğunu bir çırpıda sordu. Rasim bey derin bir nefes alıp anlatmaya başladı;

-Ölen üç kişi de yakinen görüştüğüm, bilgi alışverişinde bulunduğum kıymetli meslektaşlarımdı. Sempozyumun konusu hipnoterapinin insan davranışlarında kalıcı etkileri. Bu konu da kendi içinde iki ana başlığa ayrılıyor; birinci başlık bağımlılıkla mücadele, ikinci başlık psikolojik travmalarla mücadele. Konu başlıklarından anlaşılıyor sanırım ama sizin ilgi alanınız olmadığı için kısaca açıklayayım. Birinci başlık her türlü alışkanlığı ve bağımlılığı tedavi etmede hipnoterapinin kullanımını artırmayı amaçlıyor. İkinci başlık ise birinci başlığa dayanak olarak; kötü alışkanlıkları ya da bağımlılıkları olan insanların ciddi psikolojik travmalar geçirmiş olabileceğini, bu nedenle hipnozun davranışlarda köklü değişimlere neden olabilecek derinliğe nasıl ulaştırılabileceğini, psikolojik tedavi amaçlı kullanılan ve zamanla insanlarda bağımlılığa neden olan ilaçları tedavide kullanmaktansa hipnoz yoluyla tedavinin ön plana çıkarılmasını amaçlıyor. Kemal; "daha iyi anlatamazdınız, teşekkür ederiz" dedikten sonra profesör devam etti; bu hain saldırıları kim neden yapıyor bilmiyorum ama aklıma hiç kimse gelmiyor ve öğrendiğim kadarıyla katiller de normal olmayan insanlarmış, dedi. Kemal elindeki bilgilerle ilgili konuşmayı pek sevmezdi, bu nedenle "halen araştırıyoruz" diyerek geçiştirdi. Daha sonra dikkatli olmasını ve 24 saat polis gözetiminde olacağını profesöre hatırlatarak bir sonraki durakları için yardımcısıyla klinikten çıktı. Yolda bu garip ölümler hakkında konuştular ama ikisi de eldeki bulgulardan bir şey çıkaramamıştı. Cevdet Şanlı da onları kliniğinde ağırladı, içerisi klinikten çok zevkle döşenmiş insanın kendisini rahat hissetmesini sağlayan normal bir ev gibiydi. Kemal boşa harcayacak zamanları olmadığının bilinciyle az önce diğer hipnoterapiste sorduğu soruları Cevdet Bey’e de hızlıca sordu. Cevdet Bey düşünceli bir tavırla “inanın bilmiyorum ama hepimiz hastalarımızda hipnoz derinliğini artırarak hipnoz etkilerini kalıcı hale getirmekle ilgili çalışmalar yapıyoruz, zaten bu nedenle de sempozyuma davet edildik. Siz gelmeden önce ben de aynı soruyu kendime sordum. Kimin bizim gibi bilim insanlarını öldürmek için bir gerekçesi olabilir ki.”

-Biz Rasim Bey’den içerikle ilgili bilgi aldık ama sizde kısaca sempozyumdan bahseder misiniz, sempozyum sonunda sonuç olarak ne olacak.

-WHO (Dünya Sağlık Örgütü) ‘nun organizatörlüğünde gerçekleşiyor. Dünya çapında iki ilaç firması da araştırma geliştirme faaliyetleri için sponsor olmuş durumda. Dünyanın dört bir tarafından akademik kariyerine bakılmaksızın bir sürü hipnoterapistin çalışmalarını duyurduğu bir sempozyum. İlk oturum iki ay önce gerçekleşti, hepimiz çalışmalarımızı ve kendi bulduğumuz teknikleri raporlar halinde sunduk. Türkiye’den de 17 müracaat oldu ama biz beşimiz kabul gördük ve bir hafta sürecek esas oturuma davet edildik. Sonuç olarak; en iyi tekniklere arge kapsamında belli bir fon sağlanmasından yada konsorsiyum oluşturularak seçilen tekniklerin geliştirilmesi için tekniğin sahibi hipnoterapistin WHO adına çalışmalar yapmasından bahsedebiliriz. Ama sizi temin ederim bunun için birilerini öldürmek çok ama çok mantıksız. Bizi öldürseler de dünya üzerinde bu işe kafa yoran bir sürü insan var, ya onlara ne yapacaklar.

-Aynı şeyi bende düşündüm Cevdet Bey, şu an bunun ne olduğunu bilmiyorum ama emin olun bulacağız. Şimdi müsaadenizle. Lütfen bu zaman zarfında çok dikkatli olun, ekibimiz 24 saat sizi gözetim altında tutacak.

Dedektif Kemal, son katil zanlısı postacının sorgusunu müteakip yardımcısı Komiser Okan ve raportör polis memuru Cengiz’le akşam üzeri merkezde buluşup son bilgiler ışığında durum değerlendirmesi yapmaya karar verdi. Beklendiği üzere postacı da garip hareketler sergiliyor ara ara ağlıyor, sonra sanki dayak yemiş gibi acınası bir yüz iadesine bürünüyordu. Kemal, bu son zanlıdan sonra ceza evine gönderilen diğer zanlılarla görüşmeye karar verdi. Akşamki toplantıda Cengiz elinde bir takım belgeler ve dökümlerle gelmişti. Bunlar sağlık bakanlığı sigarayı bırakma hattını aramış numaralardı ve son zanlı da aynı şekilde bu numarayla irtibata geçmişti. Diğer dökümlerde ise bu numarayı arayan numaraların reklam ve ulaşım amaçlı operatörlere izin verdiği numaralar vardı. Üç zanlının numarası da bu numaraların içindeydi. Diğer dökümde ise bu numaraların kimlerle paylaşıldığı bilgisi vardı. Kemal kırmızıyla işaretlenen yerleri inceleyince oltaya bir şeyler geldiğini anladı. Katil zanlılarının numaraları son ziyaret ettikleri Cevdet bey hariç diğer dört hipnoterapiste de verilmişti. Eğer istatistikler doğru söylüyorsa, sırada Rasim bey vardı ama Cevdet beyin buradaki rolü halâ belirsizdi. Dedektif Kemal, Cengiz'e gece boyu Rasim ve Cevdet beylerin her türlü özelini araştırması emrini verip, Okan'dan da cezaevindeki tutuklularla görüşmek için izin işlemlerini halletmesini istedi. Kendisi de soruşturmadaki tüm belgeleri tekrar incelemek üzere ofisine geçti. Sabah yanına Okan'ı da alıp cezaevinin yolunu tuttu. İlk zanlı olay günküne göre daha sakin görünüyordu. Kemal'i görünce yüzünde bir tebessüm belirdi. Kemal; doğrudan söze girerek;

-Size birkaç soru sormak istiyoruz dedi

Zanlı ne zamandır beklediği bir şeymiş gibi sevinerek;

-Yanlışlık olduğunu anlayacağınızı ve benim suçum olmadığına inanacağınızı biliyordum diye heyecanla atıldı ama Kemal iplerin mahkûmun eline geçmesine izin verecek kadar acemi bir polis değildi.

-Dur bakalım biz öyle bir şey demedik. Hem neden senin suçsuz olduğuna inanalım ki?

-Bakın o zamanda söylemiştim. Bana inanmayabilirsiniz ama hayatımda o profesörü hiç görmedim ve sanki onu vurduğum an bir uykudan uyanmış gibi oldum. Korkunç bir kâbus gibiydi, anlıyor musunuz? Sizden şunu istiyorum, bir an kendinizi benim yerime koyup düşünün. Gözlerinizi açıyorsunuz ve elinizde silah, tanımadığınız birisini vurmuşsunuz. Ne hissedersiniz?

Kemal, kontrolü ele alıp başka bir soru sordu;

-Peki o andan öncesiyle ilgili hatırladığın bir şey var mı, bize yardımcı olabilecek bir şey.

-İnanın gecelerce bunu düşündüm, neden öyle bir delilik yaptığımı ve bu deliliği yapmadan önce ne düşündüğümü, silahı nerden bulduğumu, profesörü nerden tanıdığımı ama hatırlayabildiğim tek şey, tahtaya vurulan çekiç sesleri. Evet, çok saçma biliyorum ama ne zaman düşünmeye çalışsam uzaklardan bir yerlerden çekiç sesleri geliyor kulağıma.

Kemal ve Okan cezaevinden ayrılırken kayda değer bir şeyler bulamamanın sıkıntısı içindeydiler, metris yolunda ikisi de düşünceliydi. Diğer zanlı da ilk sorgusuna göre daha sakin ve normal görünüyordu. Fakat ondan da dişe dokunur bir şey öğrenemediler, o da ısrarla kendisini hala kötü bir rüyanın içindeymiş gibi hissettiğini söylüyordu. Geçmişe ait hatırladığı herhangi bir şey olup olmadığını sorduklarında, o da enteresan bir şekilde “birileri sürekli kafamın içinde çekiçle beynimi dövüyor, beni kahreden de bu ses” şeklinde cevap verdi. Daha önce birbirlerini tanımayan zanlıların söylediği aynı detay küçük ama anlam veremedikleri bir ipucu gibi görünüyordu. Olay günü herhangi bir ilaç kullanmadıkları sağlık raporlarında yazılıydı ve bu durum göz önüne alındığında işler içinden çıkılmaz hale geliyordu. Cezaevinden çıkmış arabalarına gidiyorlardı ki Kemal’in telefonu çaldı, ekranda Cengiz ismi belirdi. Telefonu açan dedektif, Cengiz’den iki önemli bulgu olduğunu öğrendi, merkeze gidip gelişmeler hakkında bilgi alacaklardı. Tam kapatmıştı ki telefon tekrar çaldı; Kemal ciddi bir yüz ifadesiyle dinleyip “ tamam hemen geliyoruz” diyerek telefonu kapattı. Okan’ın sorgulayan meraklı bakışlarına “tahmin ettiğimiz gibi Rasim Bey’i öldürmek istemişler ama tetikçi bu sefer başarılı olamamış, hemen Rasim Bey’in kliniğine gidiyoruz” diyerek açıklama yaptı. Hızlı bir şekilde olay yerine vardılar, Kemal kliniğe girdiğinde polislerin işi bitirip gittiklerini gördü, sekretere kimliğini gösterip durumu sorduğunda; profesörün fenalaşarak hastaneye kaldırıldığını, saldırganın da güvenlik görevlisi tarafından etkisiz hale getirilerek koruma görevlisi olan polislerce götürüldüğünü öğrendi. Profesörün ofisini gözden geçiren Kemal masa üzerinde kanlı bir peçete görünce, profesörün yaralanmamasına rağmen neden kan olduğunu sordu. Sekreter; “bilmiyorum ama Rasim Bey’in yüzünde kan vardı” diye cevap verdi. Dedektif bir delil poşeti çıkarıp kanlı peçeteyi içine koyarken, acemi polislere kızarak bir şeyler söylediği ağız hareketlerinden anlaşılıyordu. Kliniği hızlıca inceleyen Kemal, yakalanan saldırganı bir an önce sorguya çekmek için merkezin yolunu tuttu. Okan’ı da hastaneye Rasim Bey’in ifadesini almaya göndermişti ve özellikle yüzündeki kanın sebebini öğrenmesini istemişti.

Saldırgan, narko-analiz için geliştirilen ilaçları tanıtan ve bu gün için randevusu olan bir reprezanttı. O da ısrarla diğer saldırganlar gibi niye böyle bir şey yaptığını hiç bilmediğini, sanki uykudan uyanmış gibi birden kendine geldiğini söyledi. Bir de buraya gelmeden önce Cevdet beyi ziyaret ettiğini hatırlıyordu. Okan da Rasim beyi hastane de ziyaret etmiş sağlık durumunun iyi olduğunu öğrenmişti. Yüzündeki kanın ise yüksek tansiyon hastası olması nedeniyle saldırgan silahını çıkardığı anda burnunun kanaması sonucu olduğunu öğrenmişti. Saldırgan mahkemeye sevk edildi. Dedektif Kemal, Rasim ve Cevdet beylerin ifade vermek için merkeze getirilmelerini istedi. Bu arada Cengiz’in elde ettiği bilgilere göz atmak istiyordu. Cengiz soruşturmada geçmeyen küçük detaylar tespit etmiş ve onları kurcalayınca daha ilginç bilgilere ulaşmıştı. Önceki üç saldırganın da saldırılardan 15 gün önce birer kez farklı ankesörlü telefonlarla arandığını tespit etmişti, yaptığı incelemede bu telefonların hiçbir güvenlik kamerasınca görüntülenemediği anlaşılıyordu. Ayrıca Rasim Bey’in hayattaki tek akrabası olan annesinin gençlik yıllarında bir Amerikalıyla evlenmesi nedeniyle çift vatandaşlık hakkı olduğu, hem Türk hem de Amerikan vatandaşı olarak geçtiği bilgisine ulaşmıştı. Oğlu Rasim Bey annesinin ikinci evliliğinden olması nedeniyle bu haktan yararlanamamıştı. Cevdet bey ise gençlik yıllarında bir bayanın şikayetiyle, kendisinden hipnoz esnasında yararlanmak istediği gerekçesiyle hakim karşısına çıkmış ama yapılan muayene de kadının hipnoz öncesi uyuşturucu madde kullandığı ortaya çıkmıştı. Profesör bu gerekçeyle beraat etmişti. Başka bir olayda da yeni bulduğu tekniği izinsiz kullandığı gerekçesiyle şikayet edilmiş ama delil yetersizliğinden yine serbest kalmıştı. Şu an ki durum iki hipnoterapistin de çok ön plana çıkarmak istemeyecekleri bir geçmişleri olduğunu gözler önüne seriyordu. Kemal, Cengiz’den biraz dinlenmesini ama sonra araştırmasına devam ederek yarınki sorgulamadan önce daha işe yarar bir şeyler bulmasını istedi.

Okan amirinin emriyle Cevdet beyi sorgu odasına almış, Rasim beyi de aynalı duvarın arkasından sorguyu izlemesi için polislere ayrılan bölüme yerleştirmişti. Dedektif Kemal, Rasim beye geldiği için teşekkür etti. Sonra da sorgulamayı dikkatli izlemesini rica ederek, teknik olarak bir iki konu da bilgilerine ihtiyacı olduğunu söyleyip, sorgu odasına geçti. Cevdet beyin sıkıntısı yüzünden okunuyordu, mesleğiyle ilgili daha önceden de başı derde girmişti ama bu, şu ana kadar olanların hepsinden daha büyüktü. Kızarmış yüzü ve düşmanca bakan öfkeli gözleri insanda korku uyandırıyordu. Kemal bu yüz ifadesinin yılların deneyimi sonucu geliştirilen bir hipnozcu taktiği olduğunu düşündü. Cevdet beyin karşısına geçip sorularını sormaya başladı;

-Rasim beyi öldürme teşebbüsünde bulunan reprezant önce sizi ziyaret ettiğini söyledi. Yaptığımız araştırmada, zanlının yanlış bilgi verdiğini öğrendik. Sizi olay günü değil, olaydan bir gün önce ziyaret ettiğini teyit ettik. Bu konuyla ilgili ne söylemek istersiniz.

- Evet doğru, düzenli olarak her ay gelip bizim konumuzla ilgili ilaç tanıtımlarını yapar kendisi, bunda bir gariplik yok.

- Bu arada size söylemem gereken başka bir şey daha var. Şu ana kadar yakalanan tüm saldırganlar, yakalandıklarında sanki derin bir uykudan uyanmışlar gibi, ya da o ana ışınlanmışlar gibi garip davranışlar sergilediler. Reprezantta sadece sizi ziyaret ettiğini hatırladığını söyledi. Biz işin içinde hipnozla yönlendirme olduğunu düşünüyoruz.

-Bakın dedektif, hipnoz bilinç altına etki eden çok kuvvetli bir silah olabilir ama insanları öldürmesi için birilerini güdülemek, zannediyorum imkansızdır. Ancak uyuşturucu bir ilaç kullanılırsa bu mümkün olur. Hatta imkansız bile diyebiliriz.

-Ama yapılabilir öyle mi?

-Belki ilaç verilerek evet ama ilacın etkisi geçtiği anda hipnoz durumu da sona erer. Yakalanan saldırganların kanında her hangi bir ilaç bulundu mu peki?

-Cevdet bey, kusura bakmayın burada soruları biz sorarız. Bizimle iş birliği yaparsanız ceza indiriminden faydalanabilirsiniz aksi taktirde elimizden bir şey gelmez. Uluslar arası sempozyumda kendi projeleriyle yer alan meslektaşlarınızı birer rakip olarak gördünüz ve WHO’nun projeniz için vereceği fona da çok ihtiyacınız vardı. Sonuç olarak diğer uzmanları ortadan kaldırıp fona konmak istediniz. Ta ki reprezant bir çuval inciri berbat edene kadar. Kendine gelir gelmez söylediği ilk şey sizi ziyaret ettiği oldu, yoksa başka türlü sizi yakalayamazdık. Gerçi mantıksal olarak düşününce tek hatanızda bu aslında, Rasim bey de ölünce otomatik olarak tek şüpheli siz kalacaktınız ama öyle para hırsına kapılmıştınız ki bu detayı düşünmediniz bile.

-Bakın büyük hata yapıyorsunuz, ben kimseyi öldürtmedim.

Kemal son kozunu oynayıp; “düşünmeniz için size 5 dakika veriyorum, döndüğümde bir şansınız daha olmayacak” diyerek aynanın diğer tarafına Rasim beyin yanına geçti. Rasim bey, Kemal’i görünce şaşırmış yüz ifadesiyle; “Meslektaşımın böyle bir şey yaptığına inanamıyorum Kemal bey, kırk yıl düşünsem Cevdet’ten şüphelenmezdim” dedi. Kemal onaylar vaziyette “tam da burada size ihtiyacımız var, hala teknik olarak böyle bir hipnoz yapılabilir mi bilmiyoruz, bizi bu konuda aydınlatır mısınız” lütfen dedi.

-Elbette mümkün ama Cevdet’in dediğinin aksine hipnoz olan kişiye ilacı saldırıyı gerçekleştirmeden önce değil, hipnoz yapmadan önce vermeli. Aynı zamanda ilacın etki etme süresini iyi ayarlayıp yüklemek istediği o bilgileri hipnoz ve ilacın etkisiyle derin trans haline geçerken yüklemeli, yoksa etkisi o kadar uzun sürmez.

Kemal duyduklarına memnun olmuş olarak; “çok teşekkür ederim Rasim bey, bütün olayı çözmüştüm, tek takıldığım nokta işte burasıydı” deyip Okan’a dönerek “şimdi Rasim bey’i tutuklayabilirsiniz” dedi. Rasim bey duyduklarına inanamamış gibi kısa bir şok yaşadı ama Okan koluna girip gidiyoruz deyince çaresiz olarak yürüdü. Kemal, Cevdet beyin yanına geçerek;

- Kusura bakmayın az önce sizi gerdim ama suçsuz olduğunuzu biliyorduk sadece suçlunun suçunu itiraf etmesine ihtiyacımız vardı, o konuda da bize siz yardımcı oldunuz, dedi. Cevdet beyin sorgulayan bakışlarını görünce izah etme gereği duyarak;

-Öncelikle saldırganları sağlık bakanlığı sigarayı bırakma hattını arayan tiryakiler arasından seçerek onlara tek seansta sigarayı bırakma sözü verdiğini, bunu da anlaşılmasın diye kliniğinde değil evinde yaptığını anladık. Bu hat siz hariç ölen 3 terapiste ve Rasim beye veri sağlıyordu. Yani sizin o insanlara ulaşamayacağınızı zaten biliyorduk ama Rasim bey bunu bilmiyordu. Hipnoz yapılan bütün saldırganlar çekiç sesine benzer sesler duyduklarını söylemişlerdi. Bunun nedeni Rasim beyin evinin yanındaki binada yapılan çatı onarımıydı. Hastalar uyandıklarında konuşulanlardan ve oraya gelme nedenlerinden sadece sigarayı bırakma arzularını hatırlıyorlardı, bir de Rasim beyin hesaba katmadığı inşaat sesini. Reprezanta gelince o da gönüllü olarak kendi ilacını denemişti ama o son saldırgandı ve eğer sizi öldürtürse bir şekilde kendisine ulaşacağımızı biliyordu. O yüzden tüm hesabı keseceği biri lazımdı o da sizdiniz. Tüm hipnozların ortak noktası “Kan Hipnozu” olmasıydı. Saldırganlar maktulden akan kanı görünce hipnozdan uyanacak şekilde programlanmışlardı. Üçüncü kurbanda 5 el ateş edilmesinin sebebi de, üzerine giydiği röpdöşambırdan kanın görülememiş olmasıydı. Saldırgan ancak beşinci mermiden sonra kanı görüp durabildi. Ateş ettikten sonra maktulden akan kan onları şimdiki zamana döndürüyordu. Reprezantın başarısız olması da planın bir parçasıydı. O daha ateş edemeden Rasim beyin yüksek tansiyon nedeniyle burnu kanadı. Olay günü hastaneye kaldırılırken kliniğinde bulduğum peçetedeki kanın insan kanı olmadığı analizlerde ortaya çıktı. Kan onun kanı değil, muhtemelen evcil bir hayvana aitti. Esas ekonomik anlamda kötü durumda olan da siz değildiniz. Dün gece sabaha kadar araştırma yapan arkadaşımız bir bilgiye daha ulaştı. Rasim bey Amerikan vatandaşı da olan annesi üzerinden sigara bırakmak için kullanılan ve yüzyılın buluşunu yaptığını iddia eden bir ilaç firmasının yüklü miktarda hisselerini almıştı. Son yılın verilerine göre en az satış yaptığı ülke Türkiye’ydi ve hisseler değer kaybediyordu. Türk hipnoterapistlerin bulduğu teknikler ilaçtan daha etkiliydi. O yüzden de sempozyuma beş katılımcıyla en çok katılım sağlayan ülke bizdik. Umarım arkadaşlarınızın anısına bu görevi siz yerine getirirsiniz.

Cevdet bey minnettar bakışlarla defalarca teşekkür ederek merkezden ayrıldı. Aynı hayran bakışlar, yardımcıları Okan ve Cengiz’inde gözlerindeydi. Kemal onlara dönüp; “Suçu düşünen beyin; eyleme geçmediği sürece masum değil, sadece özgürdür “ diyerek olayı özetledi. Zor bir vaka daha Dedektifin kıvrak zekasıyla neticeye ulaşmıştı. Ama o övgü duymak istemiyordu. Her zaman yaptığı gibi filtre kahvesini alıp ofisinde Vivaldi eşliğinde zihnini dinlendirmeye ihtiyacı vardı o kadar.


Editör: Kemal ALBAYRAK

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube