KAN DÖVMESİ - DEDEKTİF KEMAL SERİSİ POLİSİYE / GERİLİM

En son güncellendiği tarih: May 6


Duvarlara asılan meşaleler karanlığı gizemli gölgelere dönüştürüyordu. Kurucular meclisi kara bir gün için bir araya gelmişti. O yüzden herkes tedirgindi. Keşiş kıyafeti giymiş Büyük Başkan eline aldığı meşaleyle yerdeki sıvıyı ateşlediğinde, alevler aynı anda iki yöne doğru yayılarak pentagram şeklini ortaya çıkardı. Böylelikle toplantı başlamış oldu. Alevlerin arasında, yıldızın tam ortasında diz çökmüş bir adam görünüyordu. Adamın elleri ve ayakları bağlanmıştı. Başkan gür sesiyle “Söylemek istediğin bir şey var mı?” diye sordu. Adam kabullenmiş yüz ifadesiyle hayır anlamında başını salladı. Başkan ”Suçun cezası sabittir, itirazı olan var mı?” diye bu sefer diğer üyelere sordu. Başkanın bakışlarını yönelttiği her üye başını öne eğdi, bunun anlamı infazın kaçınılmaz olduğuydu. Sadece son üye tereddütünü dile getirebildi “Efendim bu bizim gizliliğimize zarar vermez mi?” Başkan yine aynı otoriter sesle cevap verdi “Hayır, ele geçen ölü olduğu sürece birbirimizle hiçbir bağlantımız yok. Kardeşliğin amacı da zaten bu değil miydi? Birimizin başına bir şey geldiğinde diğerlerine ulaşılabilecek bağlantı olmaması,” Sonra verdiği işaretle siyah giyimli cellât sessizce alevlerin üzerinden aşıp elleri bağlı adamın arkasından yaklaştı. Olay o kadar hızlı ve o kadar sessizce olmuştu ki adam sadece etini delen çeliğin sızısını hissetti. Cellât arkadan kalbe denk gelecek şekilde tam bir ustalıkla karambiti sapladı. Zayıf bir iniltiden başka hiçbir şey duyulmamıştı. Sonra yıldızın boş kalan ucunu tamamlamak için kabul töreni icrasına geçildi. Üye olarak seçilen yeni kişi kardeşliğin sembolü olan ve herkesin onurla taşıdığı dövmenin yapımı için ortaya geçti. Dövme ustası sol kolunu uzatmasını istedi. Şırıngayı damara saplayıp yeterince kan aldıktan sonra keyifle işine başladı. İşini bitirdiğinde simgesi olduğu devletin görkemli yıllarından fırlamış gibi heybetli çift başlı kartal figürü ortaya çıktı. Bu onun için hem büyük onur, hem de güç ve bol miktarda para demekti. Bir de dava...


Dedektif Kemal sabah masasına yeni oturmuştu ki yardımcısı Komiser Okan açık olan kapısının eşiğini tıklatıp “Efendim bir ceset bulmuşlar,” dedi, o daha sözlerini bitiremeden Baş Komiser ayağa kalkıp kapıya yönelmişti bile. Detayları yolda giderken anlattı. İlk bilgiler hiç iç açıcı değildi. Sarayburnu’nda resmi bir kurumun sınırları içinde bulunan Aziz Georgios Manastırı’nda bir ceset bulunmuştu. Polise gelen ilk telefonun ardından yakındaki ekipler bölgeye gitmiş, durumu cinayet masası ve adli tıbba bildirmişlerdi. Okan aracı park alanına bırakırken Kemal kimliğini girişteki görevlilere göstererek gerekli prosedürleri halletti. Sorumlu bir personel, kurumun büyük dış bahçesinin yola yakın bölümünde yerde kare rögar kapağına benzeyen bir kapağın yanına kadar onlara eşlik etti. Etrafı emniyet şeridiyle çevrilmiş kapağın başında bir polis memuru bekliyordu. Betona saplanmış küçük metal levhada Aziz Georgios Manastırı yazıyordu. İstanbul aşığı olan Kemal böyle bir manastırı daha önce duymadığı için kendi kendine hayıflandı. Kapağın yanında bulunan polis memuru ‘’Buradan efendim,” diyerek yol gösterdi. Kemal, açık kapağın içine bakınca yere doğru inen dik ahşap merdivenleri gördü. Dikkatli şekilde indiğinde ikinci bir şok daha yaşadı. Burası yerin altına doğru üç kat inen gizli bir mabetten arta kalanlardı. En alt katta çalışma yapan olay yeri inceleme ekibini görebiliyordu. İkinci ve üçüncü katın merdivenlerini de inerek cesedin bulunduğu alana geldi. Yerde yanık izleriyle beliren pentagram işaretine ve ortasındaki cesede endişeli gözlerle baktı. Bu da neydi böyle, satanist ayini mi? Ekibin başındaki komiser, ‘’Efendim biz de sizden az önce geldik ve cesede dokunmadan önce sahneyi görmek isteyebileceğinizi düşündük.’’ diyerek, durumu kısaca anlattı. Kemal, yerde yatan adamın cansız bedenine düşünceli gözlerle baktı. Üzeri çıplak, altında ise sporcuların müsabakalara çıkmadan öce giydikleri tarzda parlak beyaz eşofmana benzer bol paçalı alt vardı. Akla sunak için oluşturulmuş sahneleri getiriyordu. Adam iki büklüm öne doğru eğilmişti, bıçak sol arkadan saplanmış, muhtemelen kalbi delerek hızlı bir ölüme sebebiyet vermişti. Yerdeki kurumuş kan gölü de bu savı destekliyordu. Sahneyi dikkatle inceleyen Kemal, artık maktulü çevirebileceklerini işaret etti. Ceset çevrilince ilginç bir manzara daha ortaya çıktı. Tam kalbin üzerine denk gelecek şekilde yapılmış bir dövme vardı ve oldukça ürkütücü görünüyordu. Adli tabip incelemenin ardından “Efendim, 40 yaşlarında erkek şahıs, tahminen ölüm son 24 saat içerisinde gerçekleşmiş, burada cesetten başka bir şey yok, üzerinde kimlik tespitinde kullanabileceğimiz bir şey bulamadık.” şeklinde nihai durumu bildirdi. Olay yerini ve manastırın içini biraz daha inceleyen Kemal, yardımcısı Okan’dan bir hafta içinde bildirilen kayıp şahıslardan eşkâl olarak maktule uyanları tespit etmesini, ayrıca kapalı bölgede olan manastıra nasıl girildiğini öğrenebilmek için kamera kayıt sisteminin tüm görüntülerinin incelenmesini istedi. Kapıda gece boyunca duran tüm güvenlik görevlilerinin de ifadesine başvurulacaktı. Böyle özenli bir kompozisyon hazırlanırken mutlaka birileri görmüş olmalıydı. Kendisi de bu gizemli manastırın tarihçesini araştıracak, cinayet mahalli için neden bu kadar zor bir yer seçildiğini anlamaya çalışacaktı.


Büroya gidip arama motoruna Aziz Georgios Manastırı yazınca ne kadar az şey çıktığına inanamadı. Yıllarca gözlerden uzak kalan bu kutsal mekân, sanki kendisini sanal dünyada da korumaya devam ediyordu. Gözleriyle görmese varlığından bile şüphe edebilirdi. Ama biraz araştırınca Aziz Georgios’un Aya Yorgi olarak geçtiğini ve adına ithafen pek çok yapı yapılmış olduğunu anladı. Bu manastır ise yapımı itibariyle İmparatoriçe Zoe’nun izlerini taşıyan ve Topkapı’nın yeraltında kalmış gizli tarihi bir parçasıydı. Kim, neden böyle zahmete girerek unutulmuş bu mabette cinayet işlerdi ki... Akla en yatkın gelen, bir ayinin gerçekleşmiş olmasıydı. Pentagram en çok bilinen satanist simgesiydi, aynı simge Hıristiyanlık’ta da kullanılıyordu, eski Yunan’da Venüs yıldızı olarak bilinen bu şekil, birçok anlamda kullanılmış olabilirdi ama bu gün salt kötülüğün sembolü olmuştu. Kemal, ne yapıp edip bunu kimlerin ne amaçla kullandığını bulacaktı.


Akşam bir araya gelen ekip, raportör Cengiz’den son durum hakkında bilgi aldı. Henüz kimlik tespiti yapılamamıştı, otopsi sonucu ölümün Pazar akşamı 18.00-24.00 arası olduğu tahmin ediliyordu. Ölüm sebebi kalbe isabet eden bıçak kesiğiydi, yani acısız bir ölüm. Tek düşündürücü olay; işlenişi itibariyle satanist cinayetine benzese de, maktulün sünnetli olmasıydı. Yani ölen şahıs şekil olarak bakıldığında Müslüman’dı ama manastırda, pentagramın içinde öldürülmüştü. Bu durum herkesin kafasını karıştırdı, Cengiz bu son bilgiyi vermese hepsi kimlik tespitiyle beraber olayın çözüleceğini düşünebilirdi ama artık maktulün kimliği belirlense bile muamma tam olarak çözüme kavuşmuş olmayacaktı. Kemal, özellikle son 24 saat içindeki kayıp bildirimlerini dikkate alarak incelemeye devam etmelerini istedi. Bu konuyla Cengiz ilgilenecekti. Kendisine yardımcı olarak verilen acemi polis memuruyla ülke çapında yapılan kayıp müracaatlarını gözden geçireceklerdi. Başkası olsa böyle bir işten kaçmak için her türlü numarayı yapardı. Ama Cengiz bunun angarya olmadığını, aksine sonuca ulaşmak için en önemli kilometre taşı olduğunu başkomiserinden öğrenmişti. Ve o bu işi herkese vermez, sadece güvendiği adamlara iş emanet ederdi. Bu bile ona yetecek kadar büyük bir iltifattı ve o yüzden Cengiz öldüğünde Dedektif Kemal sadece bir mesai arkadaşını, dostunu değil en güvendiği iki adamdan birini kaybettiği için çok üzülecekti.

Karanlık mekânda kurucular meclisi üyeleri bir eksikle tekrar bir araya gelmişti. Gündem maddesi bir önceki infaz toplantısında tereddütünü dile getiren ve insan kaçakçılığı kolunu yöneten Kalender Bey’di. En ufak güvensizlik, en ufak tereddüt bütün kolların açığa çıkması demekti ki bu devlet adamları içine yapılan sızma, sınırlardaki geçiş hakları, yurt dışı bağlantıları gibi birçok imtiyazın elden gitmesi anlamına geliyordu. Kardeşlik özellikle altın madenine dönen orta doğuyu kaybetmeyi göze alamazdı. Ama kardeşliğin infaz cezasını verebilmesi için açık bir ihlal olması gerekiyordu. Yazılı olmayan tüzük bunu gerektirirdi. Silah kaçakçılığı kolunu yürüten Sadullah Bey kuralları hiçe sayarak karşı tarafa da silah satmıştı, o yüzden infazı problem teşkil etmemişti. Peki, şimdi nasıl bir gerekçe bulacaklardı? Yapılan kısa görüşmenin ardından başkan gerekçeyi bana bırakın diyerek yeri ve saati söylediğinde diğer üç üye duyduklarına inanamadı. Sadece bir önceki toplantıda Silah Kaçakçılığı Kolunu devralan Zahit Bey içinden kendi kedine sayıklıyordu ” Medusa’nın yanında...”


Cengiz gece boyunca kendisine yardım için verilen yeni polis memuru Gizem’le beraber tüm kayıp bildirimlerini incelemiş, Mardin nüfusuna kayıtlı saygın bir iş adamı olarak anılan Sadullah KAYA’nın da son 24 saat içerisinde kayıp olarak bildirildiğini tespit etmişti. Kimlik fotoğrafı ve İnternet üzerindeki diğer fotoğraflarından maktule benzerliği tartışmasızdı. 40 yaşında olması da dikkat çeken diğer özelliğiydi. Sabah Mardin Emniyet Müdürlüğünden kayıp şahsın yüksek çözünürlüklü resimleri temin edildiğinde gerçek ortaya çıktı. İki gün önce iş görüşmesi için İstanbul’a gelen Sadullah Kaya’dan bir daha haber alınamamıştı. Eşi, bir problem olduğunu düşünerek durumu hemen polise bildirmişti. Dedektif Kemal, sabah büroya geldiğinde gelişmeleri öğrenir öğrenmez, kaygılı eş aranarak kimlik tespiti için İstanbul’a davet edildi. Aynı günün akşamı acı gerçek ortaya çıkıyordu, nakliye ve otobüs firması sahibi Sadullah Kaya cinayete kurban gitmişti. Acılı eş kısaca sorgulanmış, fakat fayda sağlayacak bir bilgiye ulaşılamamıştı. Kemal en azından kalbin üzerine siyahla kırmızı arası bir renkle çizilen çift başlı kartal dövmesinin ne anlama geldiğini öğrenebileceğini düşünmüştü. Ama kadın 5 yıldır evli olduklarını ve dövmenin evlenmeden önce yapıldığını, özel bir anlamı olduğunu da sanmadığını söyleyerek onları hayal kırıklığına uğratmıştı. Kemal’in son sorusu ise kadında soğuk duş etkisi yapmıştı. Kadın sorunun amacını anlayamadan, “Tabiî ki Müslüman ve İslam dinine inanıyor,” diyerek azarlarcasına konuşmuştu. Bunun üzerine Kemal her ne kadar kafasında soru işaretleri olsa da başka soru sormamaya karar verdi. Yine de aklına bölge de yaşayan gayrimüslim vatandaşlarla arasındaki bir sorun nedeniyle öldürülmüş olabilme ihtimali geldi. Bu daha sonra ve uygun zamanda sorulacak bir soruydu. Dedektif telefonla Mardin Emniyetini arayarak durumu bildirdi, maktulün iş yeri ve evinin aranmasını, kamera kayıtlarının da kendilerine mail olarak gönderilmesini istedi. Yorgun günün ardından en azından maktulün kimliği tespit edilerek en önemli soru cevaplanmış oldu. Şimdilik ekibi dinlenmek için göndermeye karar verdi. Sadece bir gün önce Cengiz’e yardım eden ve gündüzü istirahatli geçiren çiçeği burnunda polis memuru Gizem’e küçük bir görev verdi. Pentagram yıldızı tam olarak ne demekti, kimler tarafından kullanılıyordu? Özellikle de kurban töreni, ya da öldürmek için?


Kalender Soylu, kendi el yazısıyla yazdığı mektubu zarfın içine koyarken oldukça düşünceliydi. Kardeşlik, faaliyet gösterdiği yıllar boyunca ilk defa can almıştı. Hayatın hep yaşam tarafında bulunan Kalender Bey için yaşadığı sahne yıkım olmuştu. Yıllardır kader birliği yaptığı, bazen destek olduğu bazen de desteğini gördüğü Sadullah’ın öldürülmesi onu gerçekten çok etkilemişti. Birbirlerine yakın bölgelerde kardeş iki iş kolu sahibi gibiydiler. Sadullah silah kaçakçılığını, Kalender insan kaçakçılığı kolunu yönetiyordu. Can arkadaşının ölümüyle kardeşlik içinde yalnız kaldığı hissine kapıldı. Hatta infaz günü çenesini tutamayıp konuşması okların ona çevrilmesine neden olmuştu. Ama içi rahattı. O hiçbir zaman Sadullah gibi aç gözlülük yapmaz, geleneklere tam olarak uyardı. Kars’ın hatırı sayılır Azeri Türkü olan ailesi, daima iyi anılır, soyadları kurumsal marka değeri görürdü. Yine de Büyük Başkan tehlikeli bir adamdı. Devletin onca kurumunun başında bulunduktan sonra böyle bir yapılanmaya gitmiş, kılcal damarlar şeklinde yer altına inen tüm pis işlerin başına geçmişti. Dünyanın gecesi ve gündüzü gibi ülkenin de iki yüzü vardı: Vatandaşları yönetenler ve tüm pis işleri yönetenler. Öyle bir iktidara sahipti ki yer altı dünyasında D.P. (Dark President (Karanlık Başkan)) olarak anılıyordu. Kardeşlik içindeyse Büyük Başkan... Fakat gerçek kimliğini bilen yoktu. Devletin tüm kademeleriyle irtibatı olduğu söyleniyordu. İşte bu yüzden Kalender Bey kendini emniyette hissetmiyordu. Zarfı güzelce yapıştırdıktan sonra açılabilme ihtimali olan tüm kat yerlerini imzaladı. Bu can güvencesi olmasa da intikam güvencesiydi... Zarfı bürosunda bulunan parmak izi ve retina tarayıcılı kasaya koydu. Kasayı Kalender Bey olmadan açmanın tek yolu blok halinde inşa edilmiş 4 metrekare çelik duvarı havaya uçurmaktı ki en ufak zorlama da polis merkezine uyarı vermek için hazır bekleyen 400 sensörü etkisiz hale getirmeyi de başarmak gerekiyordu. Yani imkânsızdı...


Polis memuru Gizem, kendisine verilen görevden dolayı neredeyse havalara uçuyordu. Üst üste iki gece, şehir efsanesine dönüşmüş Dedektif Kemal’in ekibine yardım etme görevi almıştı. Hatta bu akşamki yardım değil, görevin ta kendisiydi. Yani kaba tabirle “Vay anasına” ydı... Bu yüzden Gizem kendini kanıtlamak için ekstra yorulmaya karar verdi ve sabaha kadar pentagram yıldızının ne anlama geldiğinden kimlerin kullandığına kadar pek çok veri bulup sunuma hazır hale getirdi. Kısa bilgileri anlamlı hale getirdiğinde; pentagramın, beş köşeli yıldız demek olduğunu,  aynı zamanda  Hz.Süleyman'ın yıldızı olarak da bilindiğini öğrendi. Oldukça kutsal olan bu sembol 5 elementin birleşimini ve uyumunu göstermekteydi. Bu beş element, Ruh (Akasha-Ether), Ateş, Hava, Su ve Topraktı. Ateş iradeyi, Hava zekayı, Su duyguları, Toprak da madde âlemini sembolize ediyordu.  Hıristiyan âlemi için her zaman anlamlı olmuştu, 20’nci yy.da ise satanistlerce kullanılmaya başlanmıştı. Tüm yazıları okuyup en işe yarar bilgileri topladığından emin olduğunda saat gece yarısını çoktan geçmişti.

Kalender Bey, kendisini tatlı bir rüyanın tam ortasındaymış gibi hissediyordu. Loş ışıklar, suyun yüzeyindeki tatlı kımıltılar, eski hamamları andıran kokusuyla nemli ortam, huzur veren bir ambiyansı tamamlıyordu. O sırada içinin ürperdiğini, hafif esintinin çıplak tenini okşadığını hissetti. Sonra beyni sahnedeki tutarsızlığı algıladı. Arkasından çok hızlı damarlara yayılan adrenalin gerçek dünyayla aradaki irtibatı kurabildi. Gözlerini tam olarak açtığında ters duran “Medusa” kafasını görebiliyordu. Kendisi de yere çizilmiş beşgen yıldızın tam ortasında elleri bağlı olarak iki büklüm duruyordu. Zar zor doğrulabildi ama hiç takati yoktu, en fazla dizleri üzerinde durmayı başarabildi. Gayri ihtiyari, “Bu da ne demek oluyor böyle?” kelimeleri döküldü ağzından. Büyük Başkan, “Güvensizliğin bedeli demek oluyor,” diye sert bir şekilde karşılık verdi. Kalender “Ne yani beni öldürecek misiniz? Hem de kardeşlik yasamıza rağmen, üstelik ben hiçbir kuralı çiğnemedim,” diye kendini savundu. Büyük Başkan daha hiddetli olarak ”Sen en önemli yasamızı çiğnedin, güven yasamızı,” diye gürledi. Kalender Bey artık savunmanın bir anlamı olmadığını anlayıp saldırıya geçti “Doğru şu an kardeşliğe karşı güvensizlik duyuyorum ve bana zarar verirseniz ilgili makamların eline geçmek üzere bir mektup hazırladım, o yüzden beni bırakın ve bu işi kan dökülmeden çözelim, yoksa benimle beraber kardeşlikte ölür,“ diyerek son kozunu oynadı. Büyük Başkan yaklaşıp Kalender’in gözlerinin içine öfkeyle baktı, onu ilk defa yakından görüyordu. Kalender Bey, mektupla canını garantiye alma fikrinin ne kadar akıllıca olduğunu o an anladı. Büyük Başkan öfkeden kıpkırmızı kesilen gözlerini onun gözlerine sabitleyerek kimsenin beklemediği bir anda kahkahalar atmaya başladı. İlk başta Kalender Bey de güldü ama sonra Büyük Başkan’ın elinde kendi imzaladığı zarfı görünce mektupla canını garantiye alma fikrinin aslında ne kadar büyük bir hata olduğunu anladı. Büyük Başkanın onu infaz etmek için ihtiyacı olan delili kendi elleriyle hazırlayıp imzalamıştı. Peki ama kim, nasıl? Zihni yavaş yavaş berraklaştı; tam ofisten çıkarken avukatı size çok önemli bir şey söylemem gerek diyerek onu dışarıdan görünmez camlı ofisine geri sokup, etere batırılmış bezi güçlü elleriyle ağzına dayamıştı. Son hatırladığı genzini yakan eter kokusuydu. Demek sadık bildiği avukatı... O, bu düşünceler içinde zamanı tüketirken. Kardeşlik oy birliğiyle infaza karar vermişti. Siyah giyimli cellât, Kalender Bey daha iç muhasebesini bitiremeden işini çoktan bitirmişti.


Sabah gelen telefonla Dedektif Kemal ve yardımcısı Komiser Okan İstanbul’un tam kalbine doğru hareket etmişlerdi. Yoğun trafiğin ardından araçlarını güçlükle park edip hızla tarihi mekânın girişine yöneldiler. Hafta içi normal ziyaret saati olduğu için yerli ve yabancı turistler girişin güvenlik gerekçesiyle kapalı olmasından rahatsız vaziyette şikâyetlerini dile getiriyor, içeri girebilmek için mücadele ediyorlardı. Basın muhabirleri de olası bir atlatma haber için girişteki yerlerini almışlardı. Kemal homurdanan kalabalığı yararak içeri girdi. Görevli memur cinayetin işlendiği yere kadar onlara nezaret etti. Olay yeri inceleme ekibi de yeni gelmiş iç güvenlik şeridini oluşturuyordu. İlk izlenim önceki cinayetle kopya olan yeni bir cinayet işlendiğiydi. Dedektif, Yere Batan Sarnıcı’nın görkemli sütunlarına bakarken neler olduğunu anlamaya çalışıyordu. Bu tarihi mekâna nasıl girildiği, bu cinayet seremonisinin nasıl düzenlendiği insanın inanmak bile istemeyeceği gerçeklerdi. Sarnıcın dip tarafında yer alan ters Medusa başının tam karşısına alevlerle çizilen pentagram sönmüş, geride korku filmlerini andıran ürkütücü sahneyi bırakmıştı. Yıldızın ortasındaki yüz üstü yere kapanmış, çıplak sırtının sol tarafında karambit bıçağı saplı cansız adam mizanseni tamamlıyordu. Adli tabip cesedi ters çevirdiğindeyse kalbin üstüne koyu kırmızıyla siyaha çalan sanki bozuk bir mürekkeple yapılmış çift başlı kartal figürü ortaya çıktı. Bu sefer kurban 50’li yaşlarda erkek şahıstı. Yine alt tarafta parlak sporcu eşofmanı vardı, üst taraf çıplaktı. Kemal, maktulün sünnetli olup olmadığını sorduğunda aldığı cevap onu şaşırtmamıştı. Bu kurban da ilki gibi sünnetli, muhtemelen de İslam dinine inanan birisiydi. Bölgeyi inceledikten sonra gerekli direktifleri Okan’a verip oradan ayrıldı. Toplantı akşam 18.00’de olacaktı.


Kemal büroya gidip, öncelikle Gizem’den pentagram yıldızı hakkındaki bilgileri aldı. Ardından Cengiz’le beraber üçü birlikte çift başlı kartal figürünün Hıristiyanlık’taki yerini ve karambit bıçağının sunak kurban edilmesindeki amacını araştırmaya başladılar. Çift başlı kartal tarihte pek çok şekilde kullanılmasına rağmen en önemli Hıristiyan sembolü olarak Bizans İmparatorluğunda ortaya çıkıyordu. Bu da işlenen cinayetlerde İstanbul’un Hıristiyan tarihini anımsatan mekânların seçilmesini bir nebze açıklıyordu. Ama kim neden iki dini karşı karşıya getirmek isterdi ki. Cengiz dövme fotoğrafını iyileştirip yakınlaştırdığında figürün tam olarak işlenmediğini fark etti. Orijinal amblemin aksine dövmedeki kartalda kanat uçları ve ayaklar tam olarak çizilmemişti. Bu da akla gizli bir mason bağlantısı olabileceğini getiriyordu. Bilmece gittikçe can sıkıcı hale gelmeye başlamışken yan taraftaki bilgisayarda karambit bıçağı hakkında araştırma yapan Gizem “Galiba bir şey buldum,” diyerek onlara döndü. Ekibin aynı anda çalışması bilgilerin paylaşımını hızlandırdığı gibi, değişik yaklaşımlarla araştırmayı da zenginleştiriyordu. Polis memuru Gizem, “Karambit bıçağı vahşi hayvan pençelerinden esinlenerek yapılmış, aynı dövmede bulunan kartalın pençesi gibi. Bu durumda kartal dövmeleri gizli bir yapılanmayı temsil ediyor olabilir. Cinayetlerin karambit bıçağıyla, yani aslında dövmedeki kartalın pençesiyle işlendiğini düşünürsek, mensubu bulundukları grup ya da örgüt tarafından cezalandırılmış oluyorlar.” Gizem cümlelerini bitirdiğinde dedektif neredeyse genç memura sarılıp onu öpecekti. İki cinayet öğesini birbiriyle çok güzel ilişkilendirmişti. Kemal hemen telefonuna sarılıp Okan’ı aradı ve dövmede kullanılan kırmızı boyanın incelenmesini istedi. Geriye önemli parçalardan olan pentagramın sırrı kalmıştı. Ekibe biraz da bunun üzerine kafa yormalarını söyleyip, kendisi de düşünmek için ofisinin yolunu tuttu.


Akşam tam kadro toplantı için bir araya geldiklerinde çalan ofis telefonu hepsinin dikkat kesilmesine neden oldu. Telefonu açan Kemal kısa bir görüşmenin ardından, “Tamam gerisini biz hallederiz,” diyerek telefonu kapattı. Mesai arkadaşlarının meraklı bakışlarına cevap olarak “İkici kurbanımız Kalender Soylu. Karslı bir iş adamı, daha önceden adli bir olaydan dolayı parmak izi alınmış, otopsi esnasında alınan örnekle veri tabanında kayıtlı iz uyuşmuş. Toplantıdan sonra Kars Emniyetiyle irtibata geçip ev ve iş yeri araması yapmalarını söyleyeceğiz, o yüzden fazla zamanımız yok.” diyerek aynı zamanda toplantıyı başlatmış oldu. Herkes hızlıca elindeki bilgileri paylaşacaktı. Cengiz pentagramla ilgili yaptıkları araştırmada somut bulgulara ulaşamadıklarını, cinayetlerinse sıradan satanist ayini olamayacak kadar profesyonelce işlendiğini düşündüğünü söyledi. Kemal onaylar vaziyette başını sallayıp Okan’a döndü. Okan, ‘’Aynı manastır cinayetinde olduğu gibi sarnıçtaki güvenlik kameraları da o gece devre dışı bırakılmış. Sarnıçta gece nöbetini tutan özel güvenlik personeli de yemeklerine ilaç katılmak suretiyle etkisiz hale getirilmiş. Bugünkü cinayetle ilgili olarak gelen telefon en azından işimizi kolaylaştırdı. Toplantıya girmeden az önce elime geçen adli tıp raporu, ölümün kalbe saplanan bıçak nedeniyle olduğunu doğruluyor. İsteğiniz doğrultusunda dövmedeki boya çeşidinin incelenmesi üzerine, dövmede kullanılan boyanın kan olduğu tespit edildi. “Kan Dövmesi” daha önce hiç rastladığımız bir yöntem değil, hatta ben ilk defa duyuyorum. Yapılan DNA testiyle dövmedeki kanın maktule ait olduğu ortaya çıktı, ‘’diyerek edindiği bilgileri aktardı.


Kemal, toplantıyı bitirdikten sonra kendi ekibinden ve emniyet veri tabanından topladığı doneleri masasının üzerine koydu. Birileri tabiri caizse Müslüman mahallesinde salyangoz satıyordu ama kim ve neden? İşte en önemli sorular bunlardı. Mardin Emniyetinden gelen bilgilerden biri ise olayı bambaşka bir yöne çeviriyordu. Gelen e-posta çıktısını eline alp tekrar okudu “Silah kaçakçılığı yapan şahıslarla görüşmeleri kayıt altına alındı,” diye başlayan uzun cümle “Bu şahıslarla iş birliği yaptığı değerlendirilmekte.” şeklinde bitiyordu. Yani saygın iş adamı rolü birden paravan iş adamı rolüne dönüşüyordu. Orta doğunun ve bölgenin şuan ki hali düşünüldüğünde bir silah kaçakçısı için cennetin ne demek olduğunu çok fazla düşünmeye gerek yoktu. Kemal, olayı dinsel çatışma yönünden ele almayı bırakıp silah kaçakçılığı konusunu araştırmaya karar verdi. Bir de Kalender Soylu ismi vardı ki internette kısa bir araştırma yapmasıyla bu adamın da güçlü bir soyadı taşıdığı ve bölgesinde hatırı sayılır ailelerden olduğunu anladı. Saatine baktı, biraz geç olmasına rağmen eski tanıdığı olan Kars Emniyet Müdürünü arayıp şahısla ilgili en doğru bilgileri almak istedi. Telefonu açan emniyet müdürü, Kalender Bey’in ismini duyuncaya kadar çok samimi davranmış ama konu oraya gelince konuşma konusunda isteksizleşmişti. Kendisinin de o işle ilgili olarak ekipleri görevlendirdiğini ev ve iş yeri aramalarının şu an yapıldığını kısaca aktardı. Ama Kemal’in istediği bu rutin bilgiler değildi. O, Kalender Bey hakkında belgelenmemiş dahi olsa bilmesi gereken suç unsuru ve öldürülmesine neden olabilecek bir şeyler arıyordu. Telefonun karşı tarafındaki ses, şahsın insan kaçakçılığını organize ettiğine dair söylentiler olduğunu ama bunların sadece söylentiden ibaret olduğunu, ispatlanmış bir gerçeğin olmadığını bir çırpıda söyleyip artık kapatması gerektiğini belirtti. Kemal, istediği bilgiye ulaşmış olarak eski arkadaşına teşekkür edip telefonu kapattı. Zihninde nöronların harekete geçtiğini hissetti. Masasının üzerinde Gizem’den aldığı pentagram çizimini buldu. Beş köşesinde sırayla; Ruh (Akasha-Ether), Ateş, Hava, Su ve Toprak yazıyordu. Ateş yazan köşenin altına silah kaçakçılığı yapan Sadullah ismini, toprak yazan köşenin altına da insan kaçakçılığı yapan Kalender ismini yazdı...


Kemal, gözlerini açtığında nerede olduğunu anlamaya çalıştı, yanıp sönen ışıkla beraber rahatsız edici ses yükselerek devam ediyordu. Birden olduğu yerden fırlayıp kalktı. Kendini odanın içinde güçlükle konumlayabildi. Komodinin üstünde yanıp sönerek son ses çalan cep telefonunun ekranında Okan’ın ismini görünce derin bir nefes aldı. Günlerdir biriken yorgunluğun ve uykusuzluğun etkisiyle çok derin dalmıştı. Telefonu alıp açma düğmesine bastı, karşıdan Okan’ın panik halindeki sesini duydu “Başkomiserim iyi misiniz?” Kemal kendine gelmeye çalışarak “Evet iyiyim, ne oldu?” diye sorabildi sadece. Okan, “Efendim sizi 4 kere aradım ve cevap vermeyince endişelendim kusura bakmayın,” dedikten sonra “Öldürülen iş adamı Kalender Bey’in avukatı dairesinde ölü bulundu, şu an yoldayım 15 dakikaya sizde olurum.” diyerek telefonu kapadı. Kemal odanın ışığını yakıp saate baktığında yatalı yaklaşık 50 dakika olduğunu anladı, vücudu o yüzden uyanmak istememişti, saat sabaha karşı 03.00 ’tü

Apartmanın 4’üncü katında bulunan daire oldukça pahalı eşyalarla döşenmişti, şu anki manzara dahi var olan lüksü gölgeleyemiyordu. Avukat evin çalışma odasında, bilgisayar masasının yanında bulunan koltukta başından vurularak öldürülmüştü. Cinayeti her kim işlediyse, aradığı çok kıymetli bir şeyler olmalıydı. Çünkü ev tamamen dağıtılmıştı. Hırsızlık ihtimal dâhilinde olsa da, Kemal bunun hırsızlıkla ilgisi olmadığını biliyordu. Evi bu hale getirenlerin aradıkları şeyi bulamamış olmalarını ümit ederek eğitimli arama köpeklerinin getirilmesini istedi. İçinden bir his avukatın önemli rolü olduğunu söylüyordu. Sabaha kadar süren titiz çalışma sonunda mutfak parkelerinin altında gizli bir bölme bulundu. Bölmeden çıkan zarfta Kalender SOYLU imzalı mektubun renkli fotokopisi vardı. Mektup öldüğü gün yazılmıştı. Üyesi bulunduğu kardeşliği deşifre ediyordu. Kemal’in masasında soru işareti koyduğu pentagramın iki köşesi daha açığa çıkmıştı. Uyuşturucu kaçakçılığı kolunu yöneten Zekai Aslan ve akaryakıt kaçakçılığı kolunu yöneten Himmet Eser. Kardeşliği açığa çıkarırken bile yeminine sadık kalan Kalender Bey, sadece isimler ve işleriyle ilgili bilgiler vermiş, mahrem sırlara değinmemişti, bir de pentagramın en üst köşesinde kimin yer aldığına.

Mektupta adları geçen iş adamları sorgulanmak üzere merkeze getirildiklerinde şaşkınlıkları yüzlerinden okunuyordu. Yöneltilen bütün suçlamaları reddettiler. Ne yazık ki polisin elinde de mektuptan başka delil yoktu. Kemal yine de adamları hukuki gözaltı süreleri boyunca tutmaya kararlıydı. Sorgular bitmişti ki kargo şirketi kuryesi Kemal adına gönderilmiş paketi merkeze getirdi. Paketten çıkan bilgisayar cd’sini çalıştırdıklarında gözlerine inanamadılar. İki cinayette baştan sona kaydedilmiş, Başkan hariç törene katılanlar konuşmalarıyla beraber açıkça görüntülenmişti. Bu görüntülerle dosyanın seyri bir anda değişti. İki iş adamı da ayrı odalarda aynı anda görüntüleri izlediler. İkisi de adeta çökmüş, bütün gardları düşmüştü. Kardeşlikle ilgili tüm bildiklerini itiraf edeceklerini söylediler ama anlattıkları mektupta yazanlardan farklı değildi. İkisi de Büyük Başkan’ın kim olduğunu bilmediğini, hatta kardeşlikteki kimsenin onu tanımadığını bunun bir güvenlik ilkesi olduğunu söylüyorlardı. Kemal, milyon dolarları yöneten bu adamların bu kadar saf olabileceklerine inanmıyordu tabi ki, ama bu tipler testileri dolmaya devam ettiği sürece suyun nereden geldiğine bakmayacak türden insanlardı. Kalender Soylu’nun mektubunda başkandan bahsetmemesini şimdi anlayabiliyordu, o da diğerleri gibi Büyük Başkan’a biat etmiş ama kendisiyle tanışmamıştı. Hepsinin tek bildiği toplantı yeri ve zamanını kendilerine çift başlı kartal dövmesi olan bir habercinin getirdiğiydi. İş bu noktada çıkmaza giriyordu. Başkan her kimse ya kardeşliği lağvetmişti, ya da mevcut kardeşlerinden sıkılmış olmalıydı.


Kemal, bulmacanın parçalarını yerine koyup mantıklı bir çıkarım yapmaya çalışırken ofisinin kapısı teklifsizce aralandı ve içeri bir anda İl Emniyet müdürü girdi. Elini uzatıp tokalaştıktan sonra misafir koltuğuna oturdu, işaretiyle Kemal’in de oturmasını istedi. Dosyayla ilgili ortaya çıkardığı gerçekler için ona teşekkür etti, başarılarını yakından takip ettiğiyle ilgili bir sürü düzmece iltifattan sonra buyurgan ses tonuyla “Kemal Başkomiserim dosyayı kapatabildiğimize çok sevindim,” diyerek geldiği gibi teklifsizce odadan çıkıp gitti. Kemal, aslında başkan olarak aradığının bir insan olmadığını o an anladı. Maktullerin vücudunda bulunan dövmelerin fotoğrafını önüne aldı, zihninde her şey bir anda aydınlanmaya başlamıştı. Seçilen sansasyonel mekanlarda Hıristiyanlık sembolleri olduğu için hep Bizans Kartalı olarak görmüştü dövmelerdeki çizimi. İnternette karşısına çıkan bilgileri hatırladı, Çift Başlı Kartal aynı zamanda Selçuklu İmparatorluğu’nun da sembolüydü. Cengiz’in tespit ettiği ayakların ve kanat uçlarının noksan çizilmiş olması ise şüphesiz her iki devleti de tek bir devlet yapan sentezin sembolize edilmesinden kaynaklanıyordu. Topkapı Sarayı'nın bahçesinde bulunan manastırda işlenen cinayet ve İstanbul’un en önemli Osmanlı değerlerinden olan Yere Batan Sarnıcı’ndaki Medusa önünde işlenen cinayet aslında açık birer mesajdı. İslam topraklarında yabancı kökenli hiçbir harekete müsaade edilmeyeceğinin mesajı… O yüzden sınırda karşı tarafa silah satan ve onu savunan iki kardeşlik üyesi öldürülmüştü. Dövmelerin kişinin kendi kanından yapılması ise İslami literatüre uygunluğu sağlamak amacıylaydı. Ve muhtemelen en başından beri Hıristiyanlık’la bağdaştırdığı pentagramın 5 köşesi de İslam’ın şartlarını sembolize ediyordu. Amaç Batılıların sembollerini kullanarak onlara gözdağı vermekti. Bu güç savaşı olduğu kadar, aynı zamanda kültür savaşıydı. Son olarak pentagram yıldızını önüne çekip hava yazan köşeye an itibariyle hapiste olan uyuşturucu kaçakçılığı kolunu yöneten Zekayi Aslan’ı, su yazan köşeye akaryakıt kaçakçılığı kolunu yöneten Himmet Eser’i ekledi. Yıldızın en tepe noktasında bulunan köşesine ise üzülerek; State (DEVLET) yazdı.


Editör: Burçin Kahraman

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube