© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

KAN ÖĞRETİSİ- DEDEKTİF KEMAL SERİSİ/ POLİSİYE-GERİLİM


Doktor Erol! Doktor Erol! Acilen ameliyathaneye bekleniyorsunuz.

Doktor Erol! Doktor Erol! Acilen ameliyathaneye bekleniyorsunuz.

...

- Doktor! Darbeye bağlı iç organlarda deformasyon oluşmuş, hasta şoka girmek üzere.

- İç kanama kaynaklı kan kaybı var, kan basıncı düşüyor. Ezilen organlar için ne yapabiliriz bakalım. Nabzı kaybediyoruz. Zamanımız yok. Kan kaybı çok fazla çabuk bir ünite kan verin. Nabız düzene girmiyor. Kan basıncı giderek azalıyor. Hastayı kaybediyoruz. Elektro şoku hazırlayın. Defibrilatör elektrotları eline alıp saymaya başladı, 1-2-3 cız... 1-2-3 cız... 1.2.3 cız... Dıııııııd... “Kahretsin... Biraz daha erken yetiştirebilseler bir şansı olabilirdi. Ex saatini kaydedin.”


Profesör ameliyathanenin kapısını vurup çıktı. Kaybedilen her hasta ününe sürülen lekeydi onun için. Bu yüzden her hastayı kabul etmez, sadece iyi edebileceklerini seçerdi. Ama acile gelenleri seçme şansı yoktu. Hepsi ölüme bir adım kala gelir ve büyük çoğunluğu da son adımlarını ameliyat masasında atarlardı. Profesörün kızdığı işte buydu. Hastanın son 15-20 dakikasında tüm hünerlerini ortaya koyması gerekirdi. Fakat Azrail'in elinden insan almak kimin haddineydi? O sadece bir cerrahtı. Mistik güçleri olan büyücü değil. Yine de tüm hastane ve eğitim verdiği tıp fakültesi sanki özel güçleri varmış gibi bahsederdi ondan. Profesör Erol Baykan, kalp ve damar cerrahisi konusunda ülkedeki sayılı kişilerdendi. Bazıları onun için; ameliyat masasında Azrail'le pazarlık yaptığını söylerdi. Bu günkü hastası trafik kazasında ağır yaralanan 35 yaşında bir erkekti. Hastaneye gelinceye kadar çok kan kaybetmişti ve profesör görür görmez yaşama ihtimalinin olmadığını anlamıştı. Ameliyathane eski haline getirilip etrafa saçılan kanlar temizlenirken, bu gün ilk defa bir ameliyata katılan Ruhi, köşede olayın şokunu atlatmaya çalışıyordu. Bu halini gören ikinci cerrah Ünal Bey onu teselli etmek için omzuna dokunup “Hadi birer kahve içip kendimize gelelim,” dedi. Önünde katılacağı çok ameliyat ve daha göreceği çok ex vakası olacaktı. Bunlar mesleğin kaçınılmazlarıydı.

Dedektif Kemal, bürosundan içeri girdiğinde hala en yakın iki adamından biri olan Cengiz’in ölümünün üzerindeki ağırlığını hissediyordu. Günlerdir az yemek yemiş, gerekmediği müddetçe konuşmamış ve zaten az uyumaya alıştığı geceleri neredeyse tamamen uykusuz geçirmişti. Cinayet masası müdürü durumun farkındaydı, bu yüzden son birkaç vakada Kemal ve ekibini es geçmiş, onlara zaman tanımıştı. Ama Kemal’i iyileştirecek olan şeyin çalışmak olduğunun da bilincindeydi. O sabah aldığı bir telefon karar vermesinde yardımcı oldu. Önemli marka değeri olan bir hastanenin idare amiri çalışma odasında ölü bulunmuştu. Yapılan otopsi sonucu şeker hastası olan adamın şeker komasına girdiği, olayın akşam saatlerinde gerçekleşmesi nedeniyle de kimsenin farkına varamaması sonucu hayatını kaybettiği anlaşılıyordu. Buraya kadar her şey normal görünüyordu ama adamın acılı eşi ısrarla kocasının sağlığına çok dikkat eden disiplinli bir insan olduğunu söylemesi ve olayın kaza değil cinayet olduğunu iddia etmesi işi karıştırıyordu. Müdür buna benzer çok olay görmüştü. En disiplinli bilinen insanlar bile bazen içlerindeki çocuğun sesini dinler ve yapılmayacak işler yapardı. Hele ki kaçamak bir şeker ya da gizli bir çikolataya, zararlı bile olsa hangi yetişkin hayır diyebilirdi? Bir de o insan ömür boyu bunlardan mahrum kalmış tip 1 şeker hastasıysa... Sonuç hep aynı çıkardı, acılı yakınlar bu gerçeği kabullenmek istemez, böyle basit bir ölümü yakıştıramazlar, gerçekler ortaya çıkınca da yapılan bu küçük hataya hak veren çıkarımlar yaparlardı. Bu olaya en ünlü dedektifi Kemal’le ekibini görevlendirerek hem özel hastaneyi önemsediği imajını verecek hem de en kabiliyetli adamının acı travmasını atlatmasını sağlayacaktı. Plan mükemmeldi... Küçük tebessümü içindeki egonun dışarı sızan bölümüydü. Kemal’in yardımcısı Komiser Okan’ı çağırdı, hastane adresinin yazılı olduğu kâğıdı verip olayı kısaca anlattı.

Kemal ve Okan yoğun trafikte hastanenin otoparkına varıncaya kadar olay hakkında bir iki kelime dışında konuşmadılar. Hastaneye vardıklarında onları hastane müdürü karşıladı. Kısa bir sohbetin ardından, ölen idare amirinin sorumluluk sahasını anlayabilmeleri için genel hatlarıyla hastaneyi gezdirip, o gün yaşananlar hakkında bilgi vermek için onları odasına yönlendirdi. Merhum o gün de rutin işlerini takip ettikten sonra odasına girmiş kat görevlisi bayandan her zaman istediği gibi açık ve şekersiz çay istemişti. Kendisini en son gören de kat görevlisi bayandı. Tüm personelin ifadesi alınmış fakat aksi bir durumla karşılaşılmamıştı. Kemal’in isteği üzerine kat görevlisi bayan o gün yaşananları tekrar anlattı. Görünürde anormal bir durum yoktu. Hastane müdürüne teşekkür edip, gerekirse tekrar ziyarette bulunacaklarını söyleyerek hastaneden ayrılırken, Okan’a da hastane çalışanlarının ifadelerinin birer kopyasını almasını söyledi. İfadeleri ve otopsi raporunu inceleyip net bilgiler ışığında acılı eşle görüşmenin daha doğru olacağını düşündü. Cengiz’in yerine ekibe dâhil olan yeni polis memuru Gizem’e de merhumun son dönemdeki telefon kayıtlarını, hesap hareketlerini, seyahat bilgileri gibi önemi olabilecek detayları incelemesini söyledi. Bir gün sonrası için acılı eşten randevu alma işi de yine Gizem’e kalıyordu.


39 yaşındaki Sibel hanım, atrial septal defect (ASD) hastasıydı, çok kısa süre önce teşhis konmuştu ve tedavi için bir hayli geç kalınmıştı. Sık rastlanan doğumsal bir hastalık olmasına rağmen, hastanın şu ana kadarki yaşantısında detaylı grafik çektirmesine neden olabilecek derecede rahatsızlıklar geçirmemesi en büyük talihsizliğiydi. Profesör ilk geldiğinde onu kabul edip etmeme konusunda çok tereddüt etmiş, araya giren hatırlı insanları kıramamış ve tedaviyi üstlenmişti. Bugün hastanın ameliyat günüydü. Sibel hanım, Anne-Babasıyla yaşıyordu. Kardeşiyle beraber yeğenleri de yanında olmak istemişlerdi. Hepsiyle vedalaşıp kendisini bu sihirli parmakları olduğuna inanılan cerrahın hünerli ellerine emanet etti. Ruhi’nin katıldığı beşinci ameliyattı. Artık o da kan görmeye, hastanın kaburgaları açıkken cerrahların birbirine espri yapıp bir gün önceki derbi maçından bahsetmelerine alışmaya başlıyordu. En önemlisi de Profesör Erol ameliyathaneye adım atınca herkes gibi onun çekimine kapılıyordu. Ne yaptığını bilen, yazılan bütün tıp kitaplarını tersten yazabilecek değişik tecrübelere sahip bir otorite. Bu gün her zamankinin aksine profesör gergin görünüyordu. Narkoz almış hastanın başına gelip hemşiresinden doktoruna tüm ekibi şöyle bir süzüp “zor ameliyat olacak” dedi. Ardından maskesini ağzına çekip ilk neşteri vurdu. Yaklaşık 2 saat süren ameliyatın sonlarına doğru hastanın kalp grafisi düşük seyretmeye başladı. Profesör bir doz adrenalin vermelerini istedi. Damarlara enjekte edilen ilaç çok hızlı şekilde etkisini gösterip, kalbi normal seyrine taşıyordu ki, profesör bir doz daha yapılmasını istemişti. Böylelikle açık yara kapanmadan tansiyon yükseltilecek bir nevi onarım sonrası motorun kontrolü sağlanacaktı. Fakat hiç beklenmeyen bir şey oldu kalp yüklenen enerjiyi taşıyamadı ve ekrandaki çizgi kalın yatay konuma geçti. Yaşanan kısa süreli şaşkınlığı Profesörün “Kahretsin!” diye bağırması bozdu. Profesör kadının kalbini eline almış, oyuncak lastik top sıkar gibi sıkıp bırakıyordu. Bu işlem yaklaşık 30-40 saniye devam etti. Profesör kalbi bıraktığında ekrandaki çizgiler normale dönmüş herkes derin bir nefes almıştı. Açık yara dikilip hasta yoğun bakıma alınırken Ruhi yeni bir mucizeye şahit olduğuna yemin edebilirdi. Hiçbir cerrahın ikinci adrenalini vermeye cesaret edemeyeceği bir durumda profesör tereddüt dahi etmemiş ve ameliyatı sonlandırmak yerine onu test edip küçük dokunuşlarla çalışma düzenini normale döndürmüştü. Bu gün paha biçilemeyecek şeyler yaşamıştı. Günün birinde onun gibi bir cerrah olabilmek tek hayaliydi. “Kurtarıcı” dedi kendi kendine. Evet, o bir kurtarıcıydı.


Bir gün sonra sabah ekip bir araya geldiğinde Kemal ve Okan tüm ifadeleri okumuş, Gizem’de gerekli araştırmaları yapmıştı. Fakat elle tutulur, şüphe uyandırıcı hiçbir şey yoktu. Kemal’in içi biraz olsun rahatladı. Çünkü o da müdürüyle aynı fikirdeydi. Bu tarz ölümler her ne kadar yakınlar tarafından kabul edilmek istenmese de, genelde kimsenin suçu olmazdı. Yardımcısı Okan’ın kullandığı arabayla kadının adresine gelip eve girdiklerinde Kemal şaşkınlığını gizleyemedi. İki katlı müstakil ev oldukça gösterişli ve zevkli döşenmişti. Kemal elini uzatıp kendini tanıttıktan sonra, “güzel ev” diye ekleme gereği duydu. Meliha hanım bunun sorgulayan bir iltifat olduğunu anlayacak kadar akıllı bir kadın ve sezileri güçlü bir psikiyatristti. Nezaketle gülümseyerek cevapladı: 


“Teşekkür ederim. Evet, gerçekten güzeldir. Siz şimdi iki doktor maaşıyla böyle lüks bir eve nasıl sahip olunacağını düşünüyor olmalısınız. Öyleyse eşim hakkında detaylı bilgi sahibi değilsiniz demektir. Çünkü eşim idare amiri olmasına rağmen eşsiz bir cerrahtır. Fakat aileden gelme yöneticilik becerisi ve ticaret zekâsı onu hastanenin yönetim bölümünü tercih etmesine neden oldu. Birçok insanın sahip olmak isteyeceği cerrahlık yetisi bile onun içindeki yöneticilik isteğine galip gelemedi ve eğer yaşasaydı yakın bir zamanda belki de kendi belirleyeceği tabip kadrosuyla yeni bir hastane kuracaktı. Tüm yetkilerin ve denetimin kendinde olduğu bir hastane. Aynı zamanda eşim aileden gelen bir zenginliğe sahip. Varlıklı bir ailenin tek çocuğuydu."


Kemal, bu hızlı girişten çok etkilenmişti. Karşısındaki kadın, beklediğinin aksine acılı bir eş değil, savaş baltalarını eline almış amazon savaşçıları gibiydi. Şu ana kadar olayda cinayet belirtisi görememesine rağmen, kadının bu tavrı ve söyledikleri onu da etkilemişti ve ilk defa olayın cinayet olabilme ihtimalini tekrar analiz etme ihtiyacı duydu. Çünkü kusursuz cinayet yoktu. Ve eğer merhum cinayete kurban gitmişse mutlaka bir iz, bir açıklama olurdu. Kemal kadının konuşma isteğini kesmeden “lütfen bize eşinizin cinayete kurban gittiğini düşünmenize sebep olan şeyi söyler misiniz” diyerek sözü tekrar kadına bıraktı.

-Kemal Bey öncelikle bilmenizi isterim ki eşim küçük kaçamaklar yaparak boşboğazlık edip tatlı yiyecek biri değildi. Ya da söylendiği gibi dalgınlıkla çayına şeker atıp içecek biri hiç değildi. O son derece disiplinli ve irade sahibi bir insandı. Şeker komasına girerek ölmesi bu açıdan mümkün değil. Ve her ne kadar sebebini bilemesem de son günlerde oldukça düşünceli bir hali vardı. İş konusunda konuşmayı sevmezdi. O anlatmadan sıkıntısının sorulmasından rahatsız olurdu. Ama emin olun son dönemde çok gergindi. Bir şeyler onu çok düşündürüp, huzursuz ediyordu eminim. Maalesef sorun neyse çözemeden hayata veda etti. Lütfen bana inanın. Şu ana kadar beni dinleyen tüm meslektaşlarınız, acıma saygı duydukları için konuyla ilgileneceklerini söyleyerek beni teselli etmeye çalıştılar.


-Peki, eşinizin bildiğiniz bir düşmanı, çekişme içinde olduğu meslektaşı var mıydı?

-Osman, yumuşak huylu, çok iyi niyetli ama kararlı ve saldırgan bir kişiliğe sahipti. İnandığı değerler uğruna herkesi karşısına alır, sonuna kadar mücadele ederdi. Bu agresif tavrıysa sadece işi söz konusu olduğu zaman ortaya çıkardı. Günlük yaşantısında güler yüzlü, nazik biriydi. Dünyanın en iyi babası, en saygılı eşiydi.


Meliha Hanım'ın gözleri doldu ve daha fazla konuşmak istemedi ama söyledikleri Kemal’i olaya biraz daha inanmaya itmişti. Kadına kartını verip, baş sağlığı dileyerek oradan ayrıldı. Yolda Okan’la olayı değerlendiren dedektif, hastanede birinin canına kast edilecek kadar büyük nasıl bir dolap dönüyor olabileceğini anlamaya çalıştı. Yeni bir hastane kurmak istemesi ve şu an çalıştığı hastanenin tabip kadrosundan bazılarını transfer etmesi cinayet sebebi olabilir miydi? Ya da yönettiği bir sürü insandan herhangi birinin düşmanlığını kazanmış olabilir miydi? Bu soruların cevabını ancak hastanede bulabileceğini biliyordu. Okan’a arabayı hastaneye sürmesini söyledi. Kapıdaki güvenlik görevlileri iki gün önce gördükleri Dedektif ve yardımcısını hemen tanıdılar. İçlerinden biri onlara Baştabip odasına kadar eşlik etti. Bugün onları bir önceki ziyaretlerinde karşılayan hastane müdürü yoktu, onun yerine baştabiple görüşeceklerdi. Kemal hızlıca kendini tanıtıp merhum idare amiri hakkında birkaç soru sormak istediklerini iletti, bir de merhumun eşinden en samimi arkadaşı olduğunu öğrendikleri kalp ve damar cerrahisi uzmanı Erol Baykan’la görüşmek istediklerini söylediler. Genel olarak öğrendikleri şeyler Osman beyin sevilen biri olduğu yönündeydi. Bilinen herhangi bir kavgası, tartışması olmamıştı. Söylenenlere göre herkesin saygı duyduğu otoriter biriydi. Arkadaşı Erol Bey ameliyatta olduğu için onunla görüşemediler. Ve anlaşılan cerrahın bu hafta tüm günlere planlı ameliyatı vardı. Yurt dışından dahi özel olarak Erol Bey'e tedavi için gelen hastalar olduğunu öğrendiğinde Kemal, baştabibin cerrahlarını gereksiz meşgul etmemesi yönündeki gizli mesajını almıştı. Yüz yüze görüşme yerine şimdilik telefon irtibatının yeterli olacağını düşünerek kartını Erol beye iletilmek üzere baştabibe bıraktı. Baştabip, son derece mesafeli ve hoşnutsuz davranmıştı. Sanki polisin buralarda tekrar görünmesi onu rahatsız etmiş gibiydi. Kemal, bunu hafızasının bir köşesine yazdı. Bir yandan da istemeden adama hak veriyordu. Marka değeri olan bir hastanede bu denli önemli bir kadrodaki birinin cinayete kurban gitmiş olması ihtimali bile onlar için müşteri kaybı demekti. Hastaneden ayrılmadan önceki son isteğiyse baştabibin kızaran yüzünü daha da belirginleştirmişti. Merhum idare amirinin bilgisayarını incelemek üzere merkeze götürmesi gerektiğini söyledi. Bilgisayar getirilince de, ortamı daha fazla germeden teşekkür ederek yardımcısıyla beraber oradan ayrıldı. Bundan sonrası memur Gizem’in dokunuşlarına bağlıydı. Merhum ölmeden önce bilgisayarda hangi işlemleri yapmış, en son hangi klasör ve belgeleri kullanmış, hangi siteleri ziyaret etmiş hepsini öğrenmek istiyordu.


Profesör bugün, ameliyathaneye ıslık çalarak girecek kadar neşeliydi. Ruhi, onun bu tavrına ayrı bir hayranlık duyuyordu. Açık kalp ameliyatına Bethoven’in 9’uncu Senfonisi'ni seslendirecek bir piyano virtüözü kadar rahat giriyordu.


Bu günkü hasta 36 yaşında bir erkekti. Erken yaşta koroner kalp hastalığına yakalanmıştı, kalbi besleyen atardamarların dengesiz yaşam koşulları ve kötü beslenme sonucu kısmen daralması ve belli oranda da tıkanması söz konusuydu. Hasta için tek pozitif olan şey, hiç sigara kullanmamış olmasıydı. Eğer sigara da kullansa şimdiye kadar çoktan kriz geçirip ölmüş olurdu. Sağlam düzgün çalışan bir kalbi ve sorumsuz sahibi vardı. Ameliyat her açık ameliyatta olduğu gibi yüksek risk taşıyordu. Eğer hasta bu kadar kilolu ve genç olmasa farklı tedavi yolları kullanılarak iyileşme görülebilirdi. Ancak söz konusu hastanın böyle bir seçeneği kalmamıştı. Bu gün diğer günlerden ayrı olarak organ nakil dolapları da ameliyathaneye getirilmişti. Bu, organ nakline onay veren her hasta için uygulanan sıradan bir prosedürdü. Bir aksilik olur da hasta kaybedilirse, organ ölümleri gerçekleşmeden yeni bedenlerine monte edebilmek için çok az zaman olurdu. Anestezist hastayı uyutunca profesör ekibe sağ elinin başparmağıyla okey işareti yapıp neşteri eline aldı. Damarlar yıllarca bakım yapılmamış bir arabanın karbüratör bağlantı hortumlarını andırırcasına doluydu. Profesör hafif düşen kan basıncını yükseltmek için önce 2 cc adrenalin ardından da bir doz epinefrin verilmesini istedi. Her şey o iğne damara zerk edildikten sonra kâbusa dönüştü.

Dakikalar içinde hasta kriz geçirmeye başladı ve tüm yapılanlara rağmen kurtarılamadı. Ex kesinleştikten sonra ameliyathaneye daha büyük bir kaos hakim oldu ve canlı organlar alınarak yeni bedenlerine doğru yola çıktılar. Ruhi, Profesörün yüzündeki donuk ifadeden çok ürkmüştü, onu ilk defa bu denli yıpranmış görüyordu. Yine de soğukkanlılığından hiç bir şey kaybetmemişti. Islık çalarak girdiği ameliyathaneden, yenilmiş bir savaşçı edasıyla çıkıyordu. Bu meslek bıçağın keskin tarafında yürümek gibiydi. Sonu hep ölüme çıkan yollarda hastayı elinden tutup hayata bağlayan kişi olabilmek zor işti. Bazen profesör bile Azrail'le olan pazarlığı kaybedebilirdi.


Kemal, adli tabipten ölüm anıyla ilgili raporlardaki bir iki tıbbı terimle ilgili bilgi istemişti. Ekip bir araya geldiğinde, önceliği adli tabibin yapacağı açıklamaya verdiler. Ekrem Bey, uzun boylu açık alınlı, samimi bakışları olan 40 yaşlarında bir adamdı. Başıyla herkesi selamlayıp, bir gün önce telefonda kendisine yöneltilen sorulara cevap vermek üzere zaman kaybetmeden anlatmaya başladı: "Adli tıp olarak biz nedenlerden çok sonuçlarla, net bulgularla ilgileniriz. Bu bulgulardan çıkarımlar yapmak tabi ki siz polislerin işi. Size yardımcı olabilmek adına, bulgulara neden sorusunu sorarak cevaplar aradım. Merhumun kanında aşırı miktarda şeker olduğunu tespit ettik. Alınan barsak ve mide içi örneklerinde tatlı ile bağdaştırabileceğimiz bir nesneye rastlamadığımızı söylemek isterim. Yani, ölüme sebebiyet veren yüksek şeker sıvı yoluyla alınmış olmalı. Fakat meşrubat ya da çay, kahve türünde sıvı bile tüketse böyle bir komaya girebilmek için en yoğun şeker kullanımında 10 bardak civarında tüketmesi gerekir. Türünü kandaki kimyasallardan tespit etmek mümkün olmasa da bu denli bir krize sebep olabilecek şeker tüketimi nasıl ve neden olmuş olabilir sorusuna cevap aradım. Kemal bey Merhumun çayını tatlandırıcı kullanarak içtiğini söylemişti. Bu bilgi sorunun nasıl kısmına cevap olabilir. Neden sorusunun cevabı ise tip1 şeker hastası için ancak bilmeden ya da yanlışlıkla bu şekeri aldığı yönünde olur. Çünkü tahminimce ölüme sebebiyet veren şeker türü zenginleştirilmiş glikoz şurubu. Bu şurup sakarin kapsülüne yani merhumun tatlandırıcısına girebilecek kadar kuru kıvamlı üretilebiliyor. Şeker etkisiyse bir kapsülde 20 küp şekere eş değer. Buradaki tek sorun o yoğun şeker tadını almamış olması...


Kemal, Doktor Ekrem'e teşekkür ederek onu yolcu ettikten sonra masanın üzerine olay günü çekilmiş bir resim koydu. Resimde merhumun çalışma masasının üzerindeki bir spreyi işaret ederek "Osman bey iki gündür faranjit tedavisi görüyormuş ve bu sprey kendisine reçete ile verilmiş" deyip, masasının çekmecesinden aynı spreyin kutusundan çıkardı. Kutuyu açıp prospektüsünü yüksek sesle okumaya başladı "faranjit tedavisinde kullanılır... Dilde kısa süreli tat alma hissinin kaybolmasına neden olur" Bakışlarını Okan ve Gizeme çevirdiğinde şaşkınlıkları yüzlerinden okunuyordu...


Sıra idare amiri Osman beyin bürosunda kullandığı bilgisayarın teknik inceleme sonucunu analiz etmeye gelmişti. Gizem son 60 günlük internet erişim adreslerini ve hastanenin kapalı devre intranet siteminde yapılan kontrollü gezinmelerin dökümünü çıkarmıştı. Hard diskte kayıtlı dosyalar, Word ve Excel belgeleri hepsi incelenmişti. Bir hastane idare amiri neleri incelerse, internette ne araştırırsa hepsi vardı ve hepsi normal görünüyordu. Hasta listeleri, ameliyat çizelgeleri, personel izin sıraları, gider tabloları gibi daha birçok konu. En son olarak çalıştığı belgeyse geçtiğimiz 1 yıl içinde organ nakli yapılan hasta listesiydi. Anlamsız tek bir işlem yapılmıştı. O da ölmeden bir gün önce “Kan Öğretisi” adıyla açılmış olan klasördü. Fakat içine herhangi bir belge eklenmemişti. Okan duyduğunu sindirmek ister gibi tekrar etti “Kan Öğretisi”, “Başkomiserim bu da ne demek oluyor böyle?” Kemal, kısa bir sessizliğin ardından konuşmaya başladı: “Olay giderek ilginçleşiyor, adli tabibin söylediklerinin ardından bilgisayarda açılan bu dosya çok kafa karıştırıcı. Zannediyorum Meliha Hanım haklı, eşinin ölümünde şüpheli noktalar var. Ben bu bilgisayarda bizi sonuca götürecek bir şeyler olduğunu düşünüyorum. Ama doğru bağlantıları kurmamız için detaylı inceleme yapmamız gerekecek. Okan sen, hastaneden o güne ait kamera kayıtlarını al, belki odaya girip tatlandırıcı kutusunu değiştirecek kadar zaman geçirebilecek birini bulabiliriz. Ben bilgisayar dökümlerini inceleyeceğim. Gizem, sen de Osman Bey'in son dönemde ziyaret ettiği tüm internet adreslerini incele. Kemal cümlesini bitirmişti ki cep telefonu çalmaya başladı. Ekranda Avrupa Yakası'ndan bir numara yanıp sönüyordu. Açma tuşuna basmasıyla karşıdan tok sesiyle Profesör kendini tanıtıp “İyi günler Kemal Baş Komiserim, bu gün hastaneye uğrayıp benimle görüşmek istemişsiniz ama malumunuz açık bir kalp ameliyatımız vardı ve ancak bitti. Buyurun nasıl yardımcı olabilirim?” dedi. Kemal, sorun değil biz sadece Osman beyle sizin samimi arkadaş olduğunuzu öğrendik ve kendisiyle ilgili bilgi almak istemiştik. Bildiğiniz düşmanı, ya da ona zarar vermek isteyebilecek biri olup olmadığını öğrenmek istemiştik,” dedi. Profesör, “yok, hayır son derece sevilen biriydi, iş konusunda tez canlıydı ama hiç kimseye karşı kırıcı olduğunu görmedim” dedi. Kemal, teşekkür edip kapatmak üzereydi ki, aklına bilgisayar kayıtlarında en çok Erol Baykan ismini gördüğü geldi ve “bir şey daha sormak istiyorum; hastanede en çok operasyon gerçekleştiren cerrah siz misiniz acaba?” diye ekledi. Profesör, beklemediği bu soru karşısında huzursuzlaşarak, “Niçin sorduğunuzu anlamadım ama ben değilim. Genel cerrahi kliniği tüm hastanelerde en çok ameliyatı gerçekleştiren bölümdür. Ben kalp ve damar cerrahisi profesörüyüm, ayda 5 ile 10 arası operasyon gerçekleştiririm.” Dedektif, verdiği bilgiler için profesöre teşekkür edip telefonu kapattı. Henüz aradığını nerede bulacağını bilmiyordu ama idare amirinin hastanede dönen bir şeyler yüzünden öldürülmüş olduğunu anlamıştı.

Ruhi, ameliyat sonrası ikinci cerrah Ünal Beyi yakalayıp konuşmak istediğini söyledi. Ünal Bey, profesöre göre daha insancıl ve daha ulaşılabilir birisiydi. Ruhi’yi odasına götürdü, misafir koltuğunu gösterip çay söyledi. Ameliyathanenin derleyip toparlayıcısı konumundaydı. Profesörün egolu, ters kişiliğine karşı, yumuşak ve anlayışlıydı. Ruhi gibi ekibe yeni katılanların uyum sürecinde onlara yardımcı olurdu. Çünkü birçoğu ilk ayın sonunda başka bir cerraha asistanlık yapmak istediklerini söyler, o da onları teselli edip mesleki gelişimleri için önemli bir yerde olduklarına onları ikna ederdi. Ruhi doğrudan konuya girdi; “Efendim, profesörün bu gün yapılmasını istediği ilaç yanlıştı. İlk başta bunun bir önceki ameliyatta olduğu gibi önemli bir tecrübe olduğunu düşünmüştüm. Ama öyle değildi bu bir hataydı değil mi?” Ünal Bey kendi tecrübelerine dayanarak olanları ve olması gerekenleri anlattı. Detaylarıyla süreci bir cerrah olarak ele aldı. Ruhi dinlediklerinin ardından odadan çıkarken kendisinin ukala ve çok bilmiş bir bok çuvalı olduğuna yemin edebilirdi. Okuduğu kitaplara güvenerek, ülkenin en önemli cerrahlarından birinin hata yaptığını düşünmüş, heyecana kapılarak bir de bunu söylemişti. Ruhi bu davranışının ameliyathane ekibinden çıkarılmasına neden olacağını bilmiyordu.


Dedektif Kemal, ilerleyen saatlerde araştırmayı Osman Bey'in en son çalıştığı organ nakli dosyasına yöneltip geçmiş 12 ayın verilerini kontrol etti. 38 organ bağışçısı ameliyat olmuş bunların 12’si ameliyat esnasında hayatını kaybetmişti. Göze çarpan en önemli detaysa bu ameliyatların hepsini gerçekleştiren cerrahın ünlü Erol Baykan olmasıydı. Kemal, daha sonra organ nakledilen hasta kayıtlarını incelediğinde hepsinin varlıklı kimseler olduğunu gördü. Kanunlar gereği gönüllü donörlere ve ailelerine herhangi bir ödeme yapılması mümkün değildi. Ama bu denli zengin ailelere organ temin edilmesinin de tesadüf olamayacağı ortadaydı. Gizem’i, Erol Baykan ve ekibinin mal varlıklarını, banka hesaplarını incelemekle görevlendirip araştırmaya devam etti. Gün hafiften ağarırken, Kemal her zaman olduğu gibi sonuca yaklaştıkça dinçleştiğini hissediyordu. Sabah erkenden ekibiyle beraber hastaneyi ziyaret etmeye karar verdi.

Profesör fazla zamanı olmadığı için onları doktorların ortak kullandığı dinlenme salonunda kabul etti. Görevliden çay isteyip, boş masalardan birine oturdular. Kemal, merhum hakkında ve hastanedeki uygulamalarla ilgili bilgiye ihtiyaçları olduğunu kısaca açıkladı. Profesör, kibar ama hoşnutsuz tavrıyla, yardımcı olmaktan memnuniyet duyacağını fakat çok zaman ayıramayacağını söyledi. Önüne bırakılan çaya cebinden çıkardığı sakarin kutusundan bir kapsül tatlandırıcı bıraktı. Bunu gören Kemal, “yanılmıyorsam arkadaşınız da aynı marka tatlandırıcıyı kullanıyordu” dediğinde, Erol Baykan’ın yüzünde bir kas grubunun istemsiz olarak seyirdiği çok net görülüyordu. Soğukkanlılığını koruyarak “evet, piyasadakilerin en iyisidir” diyerek dedektife gergin bir bakış attı. Fakat dedektif, kayıp halkayı bulduğunu o an anlamıştı. Okan’a dönüp Erol beyi sorgulanmak üzere cinayet masasına götürün diyerek baştabiple görüşmek üzere masadan kalktı.


Erol bey ve ameliyat ekibi Doktor Ruhi’nin de tanıklığıyla organ bağışçısı hastaları kasten öldürmek suçundan tutuklandılar. Ayrıca Profesör, olayın farkına varan idare amiri Osman beyi öldürmek fiilinden de suçlu bulundu. Kendi sakarin kutusuyla onunkini değiştirerek içine koyduğu zenginleştirilmiş glikoz şurubuyla komaya girmesini sağlamış ve ölümüne sebebiyet vermişti. Birinci ve ikinci cerrahın eşleri tarafından paravan olarak kurulan kalp sağılığı derneğine organ nakli yapılan aileler tarafından organ bedeli olarak yüklü miktarda para yatırıldığı, yatırılan paraların iki cerrah ve iki asistan ile iki hemşire arasında belli oran dâhilinde paylaşıldığı, paraların eşleri üzerine olan hesaplara aktarıldığı ortaya çıkarıldı. Böylelikle merhumun “Kan Öğretisi” adını verdiği; hastaları tıp yoluyla nasıl öldüreceklerini öğretip uygulayan yapılanma çökertilerek dosya kapanmış oldu.


Editör. Burçin Kahraman