© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

KALBİMİN İÇİ

En son güncellendiği tarih: 4 Nis 2019


En büyük örnektir bana. Bir nevi onun adımlarını takip ediyorum. Hayatını yazsa roman olur dediklerinden. Öğüt dolu, kulağa küpe olur her bir yaşanmışlığı ve yaşadıklarından çıkardığı payeler kendine. Güçlüdür. Kendi ayakları üstünde dimdik durabilen onurlu, Atatürk’ün izinde yürüyen bir cumhuriyet kadınıdır. Her zaman gurur duydum. Çok şey öğrendim. Zor anlarımda hep bir soluk oldu. Gücü ruhundan gelen benim süpermenim annem... Madem “Sekiz Mart Dünya kadınlar günü” ne pek de bir şey kalmadı. Ben de köyde yaşamış, kendini eğitmiş, küçücük bir çocukken annesi vefat ettiği için kardeşlerine bakmak zorunda kaldığından eğitim hayatı yarıda kesilmiş. Yine de okumayı hayatına kitaplarla dahil etmiş. Hayatı ilmik ilmik dokumuş. Üç çocuğuna yeri gelmiş bir öğretmen, yeri gelmiş şimdinin değimiyle çocuk gelişim uzmanı olmuş. Dinleyenlerin hangi üniversiteyi bitirdiniz dediği. Müthiş bir Türk kadını olan benim kahramanım annemden bahsetmek istiyorum ....


Çocuklarına saygı duyan, onları dinleyen, bir karar verilecekse daha kendimizi bilmeye başladığımız yaşlardan itibaren evde toplantılar yapan, fikirlerimizi alan, bize sohbeti, birliği ve beraberliği, dayanışmayı örneklemelerle, geceleri anlattığı masallarla öğreten, kızdığında dahi hakaret etmeyen, aşağılamayan, kişiliğimize ve karakterimize dokunacak tek kelime etmeyen, çocuklarının hayatın içinde daha güçlü olabilmesi için manevi desteği eksik etmeyen, ruhumuzu sevgiyle sarıp sarmalayan kalbimin içi annemi anlatacağım size .


Okuldan eve geldiğimde annem karşılardı beni ve kardeşlerimi. Sıcacık bir gülümsemeyle, sarılıp öperdi her seferinde. Her gün aynı enerji ve sevgiyle kucaklardı bizi. Evin kapısı açıldığı an mis gibi kokular gelirdi içeriden hele bir de soğuk kış günleriyse cennette sanırdım kendimi. Ellerimizi yıkar hep birlikte sofraya oturur sohbet eşliğinde yemeğimizi yerdik. Sohbetlerimiz bazen o kadar uzun sürerdi ki bir saatte anca kalkardık. Üç kardeş, üç can, üç yoldaş, üç küp altın annemin tabiriyle. O günleri her anımsadığımda annemin sıcacık gülümsemesi, bize sevgi dolu sarılması, bizimle çocuk olup aynı sofrada kahkahalarımıza sebep olması, sıcacık bakışları gelir aklıma. Yediğim yemeğin ne olduğunu hatırlamıyorum. Kaç çeşit olduğunu, sebze miydi, et miydi? Çocuklar aç karnını doyurur. Fakat aç bir ruhu ancak sevgi doyurur. Sıcacık sevgi dolu huzurlu bir anne kucağı ilaç olur, şifa olur, her derde deva olur. Hiç unutmuyorum üç kardeş okul sonrası evde bir konu hakkında tartıştık ve uzlaşamadık. Küstük. Annem odaya elinde üç zarf, üç kağıt ve kalemlerle geldi . Birbirinize mektup yazın dedi. Neyse sorun birbirinizden beklentiniz, kırıldığınız, yazın her şeyi dedi. Hayatımızın dönüm noktalarından biri oldu o an. İletişimin ne kadar önemli olduğunu, insanların en açık halle birbirlerinden hiçbir şeyi gizlemeden en dürüst halle ne kadar doğru bir iletişim kurabileceğimizin temelini attı o an annem. Hayatta hiç pes etmemiş. Kalbini katılaştırmamış. Evlatlarına sımsıkı sarılmış. Doğruluk ve dürüstlüğü her daim savunmuş. İleri görüşlü. Okumanın her derde deva olduğunu çözmüş insan olabilmenin erdemini ruhunda taşıyabilmiş. Tam bir cumhuriyet kadını. Bize dini, sevgiyle öğretmiş. Din, dil, ırk ayrımı yapmadan insan kalabilmeyi başarmış. Herkesi benimsemeyi, zorda olan her kim olursa olsun el uzatmamız gerektiğini, insanları önce dinlemeyi ve anlamamızı, adalet terazimizin kim olursa olsun doğru tartması gerektiğini yeri geldiğinde kendine öz eleştiri getirerek bize de öğretmiştir. Dik durun. Kula

minnet etmeyin diyen annem kendi de her zaman söyledikleriyle yaptıklarının uyumuyla hem kulaklarımızın hem gözlerimizin şahitliğiyle doğru orantılı en doğru şekilde ruhumuzu besledi. Orta okulda bir sene sınıf tekrarı yapmak zorunda kalınca dünya başıma yıkıldı sanmıştım. Odaya kapanıp günlerce çıkmadım. Her şeyden öte kendime küsmüştüm. Annem o süreçte bana hayatımın dersini verdi. Okumanın önemli olduğunu. Diplomanın insanın hayatı için yaşam standartlarının yüksek olması, rahat bir hayat için gerekli olduğunu fakat hayatta her şey olmadığının dersini kendi hayatını anlatarak verdi. Evet haklıydı bir meslek sahibi olmamız daha iyi koşullarda yaşamamızı sağlayabilirdi. İyi bir maaş, sosyal statü, fakat güçlü bir karakter, dik duruş, hayattaki zorlukları aşa bilme gücü, aile bilincini, iyi insan olabilmeyi, zorluklardan daha güçlü doğabilmeyi, dürüst, merhametli, insan kalabilmeyi sağlamazdı.


Zamanla öğrendim ki her kadın doğurur. Fakat her kadın anne olamaz ... Bizler için çok masallar yazdı. Kimi zaman zorluğu boyadı da resmetti. Dağ gibi, gölgesi bile yetti. Minnettarım... Daha çocuk yaşlarda öğrendim ki bir insanın şu hayatta mutlu olabilmesi için çok şeye gerek yok. Evinde huzur, dilinde şükür, kalbinde sevgi, beden ve ruhunda sağlık, sevdiklerinle sohbet, ailende birlik.. . Hainlik, kıskançlık, düşmanlık, riyakârlık gibi şeytani hisleri barındırmıyorsan ruhunda. Minnetsiz yediğin lokman, eyvallah etmeden kazandığın kazancın varsa bu hayatın paşası sensin. Yasla sırtını izle hayatı. Arada kalk katıl bir renk de sen kat... Şimdi hayata karşı bu kadar güçlüysem, bu kadar dik, hayır diyebilen, zamanı iyi değerlendirmeye çalışan, anın kıymetini bilen, özgür, sırtımı sadece kendime dayamam gerektiğini bilen, sözü sohbeti, bir insana değer vermeyi öğrendiysem, her düştüğüm veya ayağımın tökezlediği anda tekrar daha güçlü yeni güne uyanmayı öğrendiysem, görmekle bakmak arasındaki farkı küçücükken çözebildiysem. Benim hayatımın kahramanı olan annem sayesinde .