© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

KAFKA HAYAT KURTARDI


Neredeyse her sabah Anne, iki çocuğunu okula götürürken Evsiz’i görürdü. Oturduğu muhitte çok vardı evsizlerden, çünkü otobüs durağı köprü altındaydı, yağmurdan ve rüzgârdan korunma imkânı veriyordu onlara. Üstelik durakta bir tane değil, kısa aralıklarla sıralanmış dört tane bank vardı; evsizler uyurken durakta bekleyenlere uzak kalırdı, kimse kimseye rahatsızlık vermezdi. Anne’nin her gün gördüğüyse diğerlerinden farklıydı. Sürekli oradaydı. İki-üç gün görünmese bile mutlaka çıkar gelirdi. Yanında en az bir köpek ve üç kedi olurdu. Adı Gargamel olan köpek, ayak ucunda adeta bekçilik yaparken kediler de adamın üstünde uyurdu. Akşam olup da okuldan dönüş saati geldiğinde Evsiz uyanık olurdu. Bazen yol işçileriyle sohbet ederken görürdü Anne onu, bazen de gazete okurken. Çocukları kedileri sevmek için yaklaştıklarında ya da bankta yanına oturduklarında engellemezdi ama gözlerini de bir an olsun ayırmazdı. Yıllardır tanıyıp bildiğin insanlardan kazık yemişken, kim olduğu belirsiz pejmürde adamın yanında tedbiri elden bırakacak değildi. Gerçi kimsenin Evsiz’den şikâyet ettiğini duymamıştı, üstelik iyi niyetli birine benziyordu. Bir keresinde geçiş üstünlüğünü hesaba katmayan iki araç çarpıştığında koşup arabadakilere yardım ettiğini hatırlıyordu Anne. Durakta bekleyenlerle konuştuğuna çok şahit olmuştu, dili temizdi; biraz da o yüzden izin veriyordu çocukların adamla konuşmasına. Yine de fazla yaklaşmaya gerek yoktu. Günaydın, iyi günler, iyi akşamlar. Yeterdi o kadar.


Anne, o çarşamba günü, kızını ve oğlunu önüne katmış eve dönerken, hayatının önemli anlarından birini, belki de en önemlisini, yaşadığını bilmiyordu. Dersin bitişini beklediği sırada kırtasiyeye girip çocukların eksiklerini alırken kendine de dayanamayıp kitap almıştı. Edebiyata tutkuyla bağlı bir kadın olarak okumayı sevmeyen çocuklarının olması içinde yaraydı ama evlatlarının günün birinde özenip okumaya başlayacaklarını hayal ediyordu. O gün köprünün altından geçerken Kız, kedileri sevmek isteyince Oğlan da atladı hemen; ablası severken o uzaktan bakar mıydı hiç? Çantalarındaki öğlen yemeği artıklarını kedilere yedirirken Evsiz de bir süre çocukları izledi, ardından hiç yanından ayırmadığı çantasını açıp kitabını çıkardı.


Evsiz’in yanında ufak-tefek eşyaları olurdu ama kalıcı olan kamuflaj desenli sırt çantasıydı. Genelde ağzını açık bıraktığından Anne içindekileri çok görmüştü. Daima kitap ve eski gazete, ucuz şarap, termos, sokak hayvanları için kuru mama ve Anne’nin rakı olduğunu düşündüğü beyazımsı sıvıyla dolu plastik şişe bulunurdu. Evsiz’in diğer yanındaki banka oturup kendi kitabını incelemeye başladı ama gözü hala çocuklardaydı. Evsiz o gün ilk defa Anne’yle konuştu, çocukların okumayı seven bir anneleri olduğu için çok şanslı olduğunu söyledi. Anne, o gün ilk defa gülümsedi Evsiz’e, konuşacak tek ortak noktaları kitaplar olduğundan, adamın elinde tuttuğu Şato’yu işaret ederek takıldı, iki kere Kafka okuduğunu, ikisini de bitirene kadar azap çektiğini, bir daha da okumayacağını söyledi. Evsiz ise, Anne’ye günün birinde seveceğini söyleyerek takıldı. Çocuklar kedileri doyurmayı bitirmişti, tüylü dostlarının son kez başlarını okşadılar, Evsiz’e el salladılar, Anne de iyi günler dileyip çocuklarını önüne katıp evine yürüdü. Sonraki günlerde de tıpkı önceki günlerde olduğu gibi uyuyan Evsiz’in yanından geçip okula gittiler, okuldan dönerken iyi günler dilediler. Bu böyle sürdü, gitti.


Bir gün, çocukların anneannelerinde kalmasını fırsat bilen Anne dışarı çıktı, uzun süredir ertelediği alışverişi yaptı, saçlarını kestirdi, uzun zaman sonra ilk kez çocuk filmi dışında bir film izledi, tek başına akşam yemeği yedi ve kahveyi de evinde içmeye karar verip yola çıktı. Hava kararalı çok olsa da Anne’nin çekincesi yoktu, ılık bir cumartesi gecesiydi, herkes dışarıdaydı zaten. Kışın ortasında yakaladığı güzel havanın tadını çıkararak evine dönüyordu. Ancak sokağa henüz girmişti, karşısına bir yabancı çıktı. Hiç direnmedi, ne kadar parası varsa vermek için cüzdanına uzandı. Daha elini çantasına yeni atmıştı ki başına gelen darbeyle gözleri karardı. Yere çarptığı anda bilincini kaybetmişti bile.

Gözlerini ambulansta açtı. Acil servise girmek için araçtan indirilirken etrafına bakındı, evine en yakın hastaneye getirmişlerdi onu. Yol hayli kısa olduğuna göre uzun süredir baygın olamazdı. Zaten kendini iyi hissediyordu. Yine de servise aldılar, doktor gelip muayene etti, başına darbe aldığı için sabaha kadar kalması gerektiğini söyledi. Eşyalarını teslim eden hemşireyle beraber polis de gelmişti.


İfade verdi ne parasında eksik vardı ne aldıklarında. Memur anlattı olanları, Evsiz her zamanki mekanındaymış, Anne’yi mantosundan tanımış, hırsızın vurduğunu görünce koşup yetişmiş, ortalığı ayağa kaldırıp polis çağırtmış. Biraz da boğuşma olmuş, o da hafif yaralanmış ama ayakta tedavi edilip salıverilmiş.


Anne, kendisi için bir başkasının zarar görmesine, uğradığı saldırıdan daha çok üzülmüştü. Ucuz atlatmış olmanın sevincine rağmen göz yaşlarına engel olamadı. “Hakkında bildiğim tek şey Şato’yu okuduğu, adını bile bilmiyorum ama beni o kurtarmış,” dedi ifadesini alan memur hanıma. İşini bitiren memur hastaneden ayrılıp görevinin başına döndü, Anne de sabah gelen doktorun onayıyla taburcu edildi. Ertesi sabah çocuklar anneanneleriyle birlikte eve geldiklerinde ellerinde bir gazete vardı. Üçüncü sayfadaki kan ve şiddet dolu haberlerin arasında Evsiz’in fotoğrafı dikkatini çekti Anne’nin. Bir de muhtemelen yeni mezun, aklı havada muhabirin yazıya attığı başlık: Kafka Hayat Kurtardı.