© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

KADININ KURDU KADINLAR


Dün televizyon izlerken bir programa denk geldim. Hepimizin izleyebileceği şiddet içermeyen sıradan bir yarışma programı. Yarışmacılar erkek ve kadın eşlerden oluşuyor. Konuşmaya ilk yarışmacı, 25 yaşlarında, gencecik bir kadın başladı. Eşiyle tanışma serüvenini anlatıyor ballandıra ballandıra. Lisede okumaya giderken tanışmış. Bu bölüm gayet sıradan ergen muhabbeti. Asıl beni hayrete düşüren ve bir kadın olarak çok kızdıran konu konuşma ilerledikçe, ona komik bana ironik gelen kısım. Çünkü konuşmanın devamında ağzından şöyle bir cümle döküldü: “İki yıl üniversite okudum ama bu süre zarfında bir gün olsun okuldan dışarı çıkmadım. Yemeğimi dışardan okula söyleyip okulda yedim.” Keşke bu cümleleri söyleme gerekçesi sınıfta ya da amfide çalışmalar yapmak için olsa veya oturup sınıfta kitap okudum olsa. Ne bileyim buna benzer kendi iradesi ile alınan ve kendi hükmünde olan bir sebep için bunu söylemiş olsaydı. Ama maalesef değil. Sebep lisede okurken okula gidip geldiği minibüste tanıdığı minibüsçü sevgilisi. Neden? Çünkü o adam! dışarı çıkmasına izin vermiyormuş. Sınıfta selam verdiği aynı cins olmayan kişileri gelip tehdit ediyormuş. Zavallı kız bunu kendine olan aşk, sevgi, önemseme zannetmiş ve tam bir itaatle ona boyun eğmiş. Bunu da bir övünç ve zafer meselesi gibi anlatıyor. Oysa hayatını, hayallerini, geleceğini, anasının babasının ümitlerini, sahip olacağı eğitimi, bütün değerleri başka birinin ellerine teslim etmiş, hayatını ipotek ettirmiş haberi yok. Yazık ki hala uyan(a)mamış. Halen demiyor ben dışarı çıksam kendimi geliştirecek bir kursa katılsam veya eğlensem, kendime bir değer eklesem ne olurdu! Ben kendimi dışarıdaki tehlikelerden koruyamıyorsam başka birisi beni nasıl koruyabilir demiyor. Beni yaratan ondaki beynin aynısından bana da vermiş, ben de doğru ile yanlışı ayırt edebilirim ve kendi hayatım hakkında kararlar alabilirim demiyor. Beni yaratan ondan eksik mi yarattı ki(haşa) ben bu kadar zulüm ve saygısızlığa boyun eğdim diye sormuyor. Sorma gereği de duymuyor. Çünkü yaşamayı sadece yemek, içmek ve giyinmek gibi maddi olguların kısır döngüsünden başka bir şekilde göremiyor. Kendini ispat gibi bir derdi yok. Âmâ gibi hayatını başkalarının ellerine teslim edip, kenarından kıyısından, kendine biçilen yaşam tarzına katılıyor sadece cismani olarak.


Oysa ki o da bir birey. Hakları var. Kendi yaşamını kendi kurgulayabilir. Diğer taraftan hiçbir anne baba çocuğunu başka biri ezsin, yok saysın diye yetiştirmez. 20’li yaşlar gibi ömrünün en güzel yıllarını elini eteğini hayattan çektirerek yaşasın diye emek çekmez. Ben bu duygularla kendimle ve yarışmacı ile bir kavga halindeyken içimde, sıra başka bir yarışmacıya geçti. Verilen cevabı alacağını bilse idi sunucunun da bu soruyu soracağını zannetmediğim bir konuşmanın içine düştüm yine. Soru şu; eşiniz dışarı çıkabilir mi? Ve beynime balyoz gibi inen su cevap düştü ortalığa.” Kadının olduğu hiçbir ortama gidemez kocam” Aman Allah’ım. Hangi cins, hangi ırk kendini ve hemcinsini bu kadar aşağılayabilir. Nasıl bir zihniyettir bu. Ne olacağını zannediyor öyle bir ortamda acaba. Kulaklarımın bana bir oyun yapabilmiş olmasını o kadar dilerdim ki. Bir kadının ağzından böyle bir cümle duymak! Nasıl yani dedi sunucu. Yüzünde bir şok ifadesi ile. Tekrar “benim olmadığım ve kadınların olduğu hiçbir ortama giremez,” dedi. Yani yularından çekmezse normal davranabileceğine inanmıyor kocasının. Kocasını bir kenara bırakalım. Karşısındaki hem cinslerini nasıl ve ne olarak gördüğünü anlayamadım. Belki de anladım aslında ama hemcinslerimi onun koyduğu yere koymak istemememden dolayı anlamak istemedim. Bu sohbet böyle sürdü gitti yarışma programında.


Eyy hemcinslerim! Eyy kadınlar! Kimsenin verdiği değer kimseyi değerli kılmaz. Kendiniz değerli olun. Kendi değerini kendiniz belirleyin. Ben kadın erkek eşitliği veya cinsiyet eşitliğinden filan bahsetmiyorum. Ben birey olmaktan bahsediyorum. Ben yaşamın sadece yemek içmek, erkeği ya da kadını kontrol altında tutmaktan ibaret olmadığını söylüyorum. Biz kadınlar ki nesillerin devamını sağlar ve o nesli sarar sarmalar geleceğe hazırlarız. Kendi yetiştirdiğimiz kişilerin egemenliği altında birer tutsak olmak yerine onlarla beraber dürüstçe hayatı göğüsleyebilen

donanımlı birer birey olalım. Unutmayalım ki hayattan değer görmek istiyorsak; önce biz kendimize değer vermeliyiz. Hayata karşı dimdik durmalı ve “evet, bende varım” diyebilmeliyiz.

Dünya emekçi kadınlar günümüz kutlu olsun…


Editör: Mehmet Keklikçi