Kader / Ümit Gürbüz




Yazar Adı: Ümit Gürbüz

Kitap Adı: Kader

Yayınevi: KDY (Kitapyurdu Doğrudan Yayıncılık)

Basım Yılı: Haziran 2020

Türü: Roman

Sayfa Sayısı: 405


Kader'i kitap gruplarında görmüştüm ama alıp okumak kısmet olmamıştı. Bir kitap grubunda Ümit Gürbüz ile söyleşi vardı, ben de katıldım. Maalesef sorularımla Ümit Bey'i terlettim, havanın sıcaklığı yetmiyormuş gibi. :) Söyleşi sonrası katılanlar arasında yapılan çekilişle imzalı kitabı kazandım ve Kader'e kavuştum.


Ümit Gürbüz; 1985 yılında Nevşehir'in Kozaklı ilçesine bağlı Hacıfakılı köyünde çiftçi gurbetçi bir ailenin beşinci çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk ve ortaokulu Kozaklı'da, liseyi İstanbul Sağmalcılar Lisesi'nde okudu. Karadeniz Teknik Üniversitesi, Giresun Eğitim Fakültesi sınıf öğretmenliği mezunudur. Ülkenin çeşitli illerinde sınıf öğretmenliği yaptı. Evli ve iki çocuk babası olan Gürbüz, hâlen Mersin'de etkin olarak öğretmenliğe devam etmektedir. Köylere kütüphaneler kurulması, lösemili çocuklar ve yoksul insanlara yardım edilmesi için çeşitli gönüllü gruplarda da çalışmalar yürütmektedir.

"Kader”, bir erkeğin kaleminden çıkmış büyüleyici bir “Kadın” romanı. Aynı evdeki 3 farklı kadının kesişen yolları ve 3 farklı hikâyesi… İpek, Nazlı, Döndü... Kore Savaşı’ndaki kahraman asker Cumhur, bir buçuk asırdan fazla yaşayan Zaro Ağa ve Mustafa Kemal’in içinde uhde kalan bilinmeyen aşkı… Müthiş bir kurgu ile örülmüş bu romanı okurken; kâh gözyaşlarına boğulacak kâh hayrete düşecek kâh savaşın soğuk yüzüyle karşılaşacaksınız. Bilhassa ruhsal betimleriyle dikkat çeken, hikâyeden hiç kopmadan kahramanları tüm çıplaklığıyla okurunun zihnine nakşediyor. (Arka Kapaktan)

Bir bölümde; "Bu ailede herkes bilinmesi gerektiği kadar bilir veya bilinmesinin istendiği kadarını biliyormuş gibi yaparak yaşardı. Kimse kimsenin hayatına kendisi izin vermediği sürece girmezdi." Ne kadar doğru. Aile olmak demek; birbirinin özel hayatına girmek, karışmak, müdahale etmek, istenmeyen sorularla yormak, yargılamak demek değil. Aile olmak; yanında olmak, yardım etmek, desteklemek, güven vermek, beraber mücadele etmek demek.


Bir yerde; "Ertesi sabah çivi gibi kalktı İpek. Buranın serin ve kuru havası kısa uykularda bile dinçlik veriyordu insana." Aslında büyük şehir merkezleri dışında her yerde durum aynı. Daha az yapılaşma, beton yığını yerine yeşilin bolluğu; trafik sesi, egzoz dumanı yok; daha az gürültü, az trafik, az stres, bol oksijen yüzünden kısa uyunan uykular bile daha çok dinlendiriyor, enerji veriyor.


"Tüm aile sofra başındayken aile sıcaklığının zirvelerini gördü İpek. Ne kendi ailesinde ne de İstanbul'daki diğer ailelerde bu sıcaklık kalmıştı. Ailelerin hep beraber sofraya oturduğu zamanlar bile sık olmuyordu artık." diyor. Maalesef öyle… Bizim zamanımız diye başlamayacağım, şimdiden bahsedeceğim. Şimdi kazara aynı sofraya oturulsa bile kimse kimsenin yüzüne bakmıyor, sohbet zaten hiç yok. Tek elde telefon, tek el ile ye kaç durumu var. İlk dönemlerde sadece gençler bu durumda idi. Artık her yaştan kişi bu durumda maalesef.


Döndü'nün hikayesini anlatırken: "Evdeki hiç kimseyle aynı sofraya oturamayacak, hatta herkes yemeğini bitirip sofradan kalkmadan tek lokmanın bile boğazından geçemeyeceği "gelin"di. Gelinlerin değerinin buğday tarlasındaki biçilmiş ekinlerin ardından yakılan anızın külleri kadar olduğu zamanlarda gelindi Döndü." Maalesef durum yıllar geçmesine rağmen aynı. Ama bu cümle bana başka bir sözü de hatırlattı: "Kaynanaların baş tacı olduğu dönemde gelindim, gelinlerin baş tacı olduğu dönemde kaynana." Tabii bu söz büyük şehirler için geçerli, kırsal kesimde bir değişiklik yok.

6. bölümün sonunda yazar Ünzile şarkısını dinlememizi tavsiye etmiş. Oysa bölümü okurken ben o şarkıyı mırıldanıyordum zaten. Ünzile en sevdiğim şarkılardan, tüm yaşananları anlatıyor. Her dinlediğimde tüylerimi diken diken eden, gözlerimi dolduran şarkı...


20. bölümün sonunda yazarımızın tavsiye ettiği Efkan Şeşen'den Polyushka Polye'yi dinlerken; nasıl okumaya yetişemediğimiz birçok kitap olduğu gibi, dinleyemediğimiz, kaçırdığımız pek çok ezgi de var diye düşündüm. Ümit Bey'e bana bir kitap kazandırdığı gibi bu güzel ezgiyi de kazandırdığı için teşekkürler demek istiyorum. Hamiş: Dinlemeye doyamadım, üst üste birkaç kere dinledim.

Yazarın tavsiye müziklerini dinlediğim gibi kaynak kitaplar bölümünü de inceledim. O kitapları özellikle Kore Savaşı’yla ilgili olanlar ve Mustafa Kemal Sofya'da kitaplarını okumak isterim.

Kader'de yazılanlar:

1. Herkes dünyayı kendi penceresinden görür; ama kendimizin dışında, aynı gecenin karanlığında, farklı hanelerin içinde. Nice umutlar, nice acılar, nice heyecanlar, nice korkular yaşanıyordu kim bilir.

2. Hayallerimiz bizi ayakta tutar. Yoksa kemiksiz bir et yığını gibi ayakta duramazdık.

3. Doğumda, Zeynep'in her kız doğuruşuna erkek çocukla karşılık veren Ali'nin karısı da vardı bu sefer. Kaynanası belki şans bulaşır diye onu da sokmuştu odaya.

4. Ancak gururu zedelenmemiş bireyler zulme sessiz kalmazdı. Zeynep'in gururu yıllar içinde çoktan un ufak olmuştu.

5. Zaten Anadolu'da zaferleri yazan kadınlar olmuştu her daim. Kimi zaman yetiştirdikleri iman dolu çocuklarla, kimi zaman sırtını sıvazladıkları kocalarla, kimi zaman da bizzat omuzladıkları acılarla kazanmışlardı zaferlerini.

6. Nefret ettiğini sanıyordu babasından, ama o an aslında ne kadar sevdiğini hissetti. İnsanın bir yerinde sevgi saklı kalırmış ve kaybedince anlarmış bunu.



Düzeltmen: Tolga ZİYAGİL


© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube