En son güncellendiği tarih: May 6


Hiç düşündünüz mü, anılarınıza kaç para istersiniz? Duygularınız kaça gider meselâ?

Geçtiğimiz hafta sonu Bomonti’de kurulan bit pazarına gittim. Yıllardır giderim. İlk zamanlar çok daha istekle ve her hafta sonu gittiğim bu pazara son birkaç yıldır yapacak hiçbir iş bulamazsam gider oldum. Gitmeden önce de sükûnetimi koruyabilmek için sıkı bir terapi uyguluyorum; yoksa güzelim pazar gününü sinir olarak geçirmek işten değil.


Bu kez, tezgâhlardan birinde kapaksız, üst üste yığılmış 20 kadar 45lik gördüm. Daha tezgâha yaklaşmadan plâkların kondisyonlarının kötü olduğu görülse bile, her seferinde elime alıp bakmaktan kendimi alıkoyamıyorum. Bu sefer de öyleydi; tam da 1 metre öteden göründüğü gibi çizgileri aşınmış, plâklar parlaklığını yitirmiş, göbek etiketleri solmuş ve yer yer soyulmuş. Aralarındaki en iyi durumda olanlar bile ancak F (“fair” veya “poor”) olarak değerlendirilebilirdi; ki bu da uluslararası standartlarda en düşük kondisyon derecesidir. Plâkların kondisyonları için uluslararası bir derecelendirme sistemi vardır ve nedense ülkemizde bunu öğrenmek yerine zorlama bir Türkçe standardizasyon veya buçuklu (!) rakamlarla bir tür derecelendirme kullanılıyor. Alan da, satan da konuyu bilmediği ve araştırıp öğrenmeye gerek görmediği için sanırım.


Bunca yıldır yurt dışı sitelerden alışveriş yaparım, hiçbir satıcının buçuklu rakamları geçtim, rakamla kondisyon belirttiğini görmedim. İngiliz bir satıcıdan da, Japon bir satıcıdan da alışveriş yapsanız, plâk için VG, EX veya NM gibi derecelendirmeler kullanır; kimse kalkıp bu sadece 7 (yazıyla “yedi”) kondisyon sınıfını kendi diline çevirmeye gerek görmez. Biz ise “Doğan ve Raks” markasını inatla yıllardır “DiEnAr” olarak okuruz ama F kondisyonu belirtmek için epey bir zorlamayla “fersude” diyerek Türkçeleştirdiğimizi düşünürüz. Fersudenin Türkçe olup olmadığını ise hiç tartışmıyorum. Buçuklu kondisyon saçmalığı üzerine cümle kurmaya bile gerek yok.

Neyse… Elime aldığım plâkların arasında aynı Cantekin 45liğinden 2 tane vardı; ikisi de yukarıda söz ettiğim kötülükte, birisi muhtemelen ısıya maruz kaldığından kenarında ekstra bir de dalgalanma var. “10 lira isterse, içim acıya acıya iğneye kıyıp birkaç kez dinlerim belki” diye düşünerek sordum. “Üzerinde yazıyor” dediğinde, göbeğe yazılmış rakamı fark ettim: 120 TL! “Bu plâğın kenarında dalgalanma var, bu parayı nasıl istersiniz?” dediğimde, “Bak, diğer plâklarda da var” diyerek yanıtladı beni. Neyse ki, pazar öncesi sükûnet terapimin etkisi henüz geçmemişti.


Pikabın iğnesine asla yaklaştırılmaması gereken bir çöpe 120 TL vermeden ve sükûnetimi muhafaza etmeyi başararak eve döndüğümde, facebook plâk satış gruplarına göz atayım dedim. Yıllar önce kapattığım hesabımı, bir arkadaşımın önerisiyle bu tip satış gruplarını takip etmek amacıyla tekrar açmıştım. Tabii, bu gruplara bakmadan önce de bir terapi seansı almam gerekiyor. İsmini anmayı hiç istemediğim bir filmimsi yüzünden plâk fiyatları fahiş düzeylere çıktığından beri plâk bir ticari meta. Benim için yaşanmışlık, anılar, çocukluğum demek olan şey, birileri için para. Buna alışmam bile zaman aldı. Ancak bilmeyen, öğrenmeyen ama bu bilgisizliğiyle bana satış yapmaya kalkan satıcılara hâlâ alışamadım. İstediği rakama, o plâğın neden o fiyatı ettiğine beni iknâ edebilecek satıcılardan alışveriş yapmak istiyorum. Neyse ki, az da olsa var böyleleri. Diğerlerini yıllar içinde alışveriş güzergâhımdan çıkarttım zaten.


Sattığı her ürüne, “nadir”, “sanatçının çok sevilen plâğı” sıfatlarını ekleyenlerden, plâk ve kapak arasındaki uyumdan haberi olmayanlardan, kapağın en az plâk kadar önemli olduğunu bilmeyip üzerine fiyat yazanlardan, çıtırtıdan ne orkestranın ne solistin duyulduğu plâğa kondisyon 8,5 (!) diyenlerden illallah! Yine bu gruplarda tanık olduğum bir şey de, “çanta pikapta dinlemeye uygundur” notu. Sanki o pikaplarda kullanılan iğne aşınmıyor? Bu pikaplar genellikle monodur, hassas bir ses vermezler ama bu demek değildir ki, satmaya değmeyecek plâkları alıp pikabın iğnesini mahvetmek gerekir! Çanta pikapların iğneleri ucuz bile olsa, bu tip bir alışverişten tek kârlı çıkan satıcıdır. “Plâklarınız kapaksız kalmasın” sloganıyla uyduruk veya kopya kapak yapıp piyasaya sürenleri hiç zikretmek istemiyorum. Çünkü bu olay, benim gibi yıllarını plâk toplamaya, kapaksız olanları bir gün kapağıyla buluşturmaya çabalayan ve buna (abartmıyorum) ömrünü veren insanlara bir hakaret! Bir zaman sonra o kapaklar, orijinal dönem kapağı muamelesi görmeye başlayacak; çünkü ülkemizde hiçbir şekilde arşiv tutulmadığı, kayıt alınmadığı ve arşivcilere en hafif tabiriyle “rahatsız” gözüyle bakıldığı için, bir süre sonra gerçekle sahte, doğruyla yanlış birbirine karışacak. Bu işin, Ajda kapağı hazırladığını iddia eden ama üzerine Semiramis fotoğrafı basacak kadar cahillerin elinde olması ise ayrı bir trajedi. İllâ plâklar zarar görmesin diye kapak yapılacaksa, düz firma kapağı yapılsın bari, ama tabii o zaman kazanç düşer, pardon.

Orta hâlli bir dairenin kirası karşılığı plâk satan arkadaşlara da bol kazançlar diliyorum. O konuda söyleyebileceğim bir şey yok. Ekonominin liberali. Devekuşu Kabare’nin bir oyununda Metin Akpınar’ın açıkladığı şekliyle, “bırakınız yapsınlar, bırakınız geçsinler” ekonomisi. 5-6 yıl önce, bir şarkıcımızın zamanında pek de tutmamış bir albümü (bu arada, bir küçük dip not: “albüm” longplay/uzunçalar dediğimiz 33 devirli plâklara verilen isimdir; 45liklere albüm denmez) için fiyat sorduğumda 250 TL diyen satıcıya, “Bu plâğı …’e götürün, o kendi plâğına bu rakamı verirse ben 2 tane alacağım” demiştim. Bugünlerde öyle rakamlar görüyorum ki, alıcıları merak etmekteyim, hepsiyle tanışmak istiyorum. Gerçekten.


Ülkenin en tepesinden itibaren hemen her işi ehil olmayanların üstlendiği düşünüldüğünde, belki bu kadar şikâyetçi olmamak gerek. Plâk piyasamızda, atasözlerimizdeki gibi “kurtlu baklanın kör alıcıları” için alışveriş sürüyor. Ben de terapi seanslarımı uzatıyorum birazcık. Sâkinim… Sâkinim…


© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube