© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

KÜLTÜREL GECİKME VE SOSYAL MEDYA


Nejla Aslan //

Bir toplumdaki elde edilen maddi kültür öğelerinde meydana gelen değişim hızına, manevi kültür öğelerinin ayak uyduramaması sonucunda oluşan uyumsuzluk ve görgüsüzlük durumunu kültürel gecikme olarak açıklar William Ogburn (1886-1959). Amerikalı bir toplumbilimci olan William Ogburn ‘un yaşadığı ve etkin olduğu dönemi göz önüne aldığımızda aslında onun günümüz için ne kadar önemli bir öngörü de bulunduğu açıktır.

Ogburn, bir toplumsal sistemdeki maddi ve manevi kültürün karşılıklı etkileşim sürecinde ortaya çıkan uyumsuzluk haline dikkat çekmek istemiştir. Ona göre, maddi kültürde yakalanan yükseliş aynı zamanda manevi kültürde sağlanamamaktadır. Dolayısı ile maddi doyumu sağlayan kişinin manevi doyuma ulaşabilmesi için belli bir sürecin geçmesi gerekmektedir. Bu süre bazen bir kuşak ile kapatılabildiği gibi bazen de iki kuşak ,üç kuşak ara ile kapatılabilmekte ve maddi kültür ile manevi kültür arasında bir boşluk oluşmaktadır. Bu da kültürel gecikme olarak ifade edilmektedir. Örneğin Türkiye’de özellikle 1980’lerin ortalarından sonra hızla zenginleşen insanlarda bu olgudan söz edilebilir. Hızlı dışa açılma ya da ihracatla kısa sürede sınıf atlayarak olağanüstü zenginleşen bu insanlar, geldikleri toplumsal çevrenin sınıfsal/kültürel karakteristiklerini önemli ölçüde muhafaza etmiştir. Farklı bir ifadeyle, onların çok zengin olmaları üst sınıfa ait kültürel davranışları göstermelerini sağlamamıştır. Bu insanların çocukları içine girdikleri yeni sınıfı daha fazla benimseyecek ve yine o sınıf tarafından daha fazla kabul görecektir. Torunları bu sınıfın kültürel donanımına daha çok sahip olup bu üst sınıf tarafından daha kolay ve çabuk kabul görecektir.

Başka bir örnek ile açıklayacak olursak en son model cep telefonu alma maddi gücüne sahip olan kişi bunu kullanabilecek manevi kültüre sahip değildir. Mutlaka hepimiz karşılaşmışızdır sosyal ortamlarda (hastane, postane, pastane, sokak) bağıra bağıra telefonla konuşan kişilerle. Hatta bazıları o kadar gamsızca konuşurlar ki tüm aile içi olaylarını bile ortamdaki kişiler duyabilirler. Ve hatta bazen yüksek sesle konuşmayı da geride bırakıp telefonun hoparlör kısmını açıp telefonu ağzına yaklaştırarak konuşan insanlarda görebiliyoruz. Oysa ki telefon kullanmanın da bazı adap ve edep kuralları vardır ve bunu maddi kazançlar size sağlayamaz. Bunun içinde bir kültürel yaşanmışlık ve hazım gerekir. Gerekli hazım durumunu yaşamamış ve evrilme sürecini tamamlayamamış kişiler gündelik ve sosyal yaşamda nahoş görüntüler sergilerler.

Kültürel gecikme kavramını ben tam bir ‘’kıroyum emme para bende’’ mottosu olarak görüyorum aslında. Çevremize baktığımızda bunlardan bol miktarda görebiliriz maalesef. Şu sıralar tek çevremizin de sosyal medya olduğunu varsayarsak çevremizde görüntüsü ile yaşam tarzı arasında uçurum olan tipler çok. Olduğu ile olmak istediği karakter arasında sıkışıp kalmış, hangi karakter gömleğini giyeceğini şaşırmış bir güruh var.

Hele hele sosyal medya tam bir kültürel gecikme platformu. Gömleğinin markasını gözümüze sokmak için göğsünü gere gere selfie çekenlerle ‘’ bugün de mangal yiyek dedik’’ diyenlerden geçilmiyor. Dijital ekranlarda gördüğümüz Mozart dinleyicileri aslında birer damarcıdır bazen. Yani görünen ile aslında var olanın uzaktan yakından alakası yoktur. Yine ekranlara baktığınız dünyanın en güzel kadını olabilir dediğiniz aslında karşınıza bir kezban olarak çıkabilir.

Andy Warhol ‘’ herkes bir gün on beş dakikalığına ünlü olacak ‘’derken bugünkü sosyal medya hallerini düşünerek mi dedi bilinmez ama gerçekten herkes ünlü olmaya çoktan aday ve işin kötüsü vasıflı bir yanıyla değil de vasıfsızlıkla ünlü olmaya çok yatkınlar.

Bizim gençlik dönemlerimizde televizyonlarda yayınlanan ‘biri bizi gözetliyor’ programları vardı. Artık biri bizi gözetlemiyor, biz kendimizi dilediğimiz herkese gözetlettiriyoruz ve bunu kültürel gecikmenin Türk usulü karşılığı olan tam bir sonradan görmelik ile yapıyoruz. ‘ anamlan pişi yapak dedik ‘’diyende bizden , ‘’ dostlarla steakhouse keyfi’’ diyende. Yani maddi boyut form değiştiriyor ama kültürdeki o gecikme boyutu hep sabit. Hayatımızın her anını pervasızca ortalığa serebiliyoruz.

Nasıl gündelik yaşamda girdiğimiz fiziki ortamlarda adabı muaşeret kurallarına riayet ediyorsak bence sosyal medya ortamlarında da bu kurallara dikkat etmeliyiz. Yediğimizi , içtiğimizi ,hangi arabayı kullandığımızı, hangi kıyafet markalarını tercih ettiğimizi velhasıl kelam daha bir sürü gereksiz detayı kimsenin bilmesi ve görmesi gerekmiyor. Can Yücel son günlerde verdiği bir röportajda hayatın her alanında bir bayağılaşma olduğunu ve her şeyin zerafetini yitirdiğini söylemiş. Zerafet gerçekten ince bir noktadır ve hayatın her anında hayatımızda olması gereken bir olgudur. Zarif insanlar dileseler de görgüsüz davranamazlar. Hayatı yaşarken bizi gören gözlere ve duyan kulaklara gerekli nezaket ve hassasiyeti göstermeli, gösteriş ve iticilikten uzak özverili bir yaşamı tercih etmeliyiz.