En son güncellendiği tarih: Nis 18


Karanlık sessiz gecede dışarıyı seyrediyordu kadın. Bitmek üzere olan yılın son günlerinden birini yaşıyordu. Pencere pervazında duran kahvesinden bir yudum daha aldı. Sigarasını yaktıktan sonra dumanını cama doğru üfledi. Camın üzerinde biriken buharı seyretti. Oluşan buhar yavaş yavaş kaybolup, camın berraklığını saydamlığını bıraktı yerine. Ayakta durmaktan bu kez yorulmamıştı. Omzuyla duvara yaslanıp camdaki kaybolan buharın olduğu yere baktı. Çocukken ne kadar hoşlanırdı o buharlı cama yazı yazmaktan. Kaç kere annesinden bu yüzden azar işitmişti, yine de vazgeçmemişti bu huyundan. Cama yüzünü iyice yaklaştırır ağzındaki tüm soluğu cama üflerdi. Sonra parmaklarıyla bir şeyler yazardı, yazdıklarının önemi yoktu o anda, sadece istediği buharın kaybolmamasıydı. Ama her seferinde yazdıkları kaybolur ve bunun için üzülürdü.

Buharı kaybettiğinde bunun üzüntüsünü dahi hatırlamadığı için üzüldü bu sefer. Başını cama iyice yaslayıp boş gözlerle ıssız sokağı seyretmeye devam etti. Sigarasından aldığı her nefeste sigaranın ateşinin camdaki yansımasını görüyordu. Mutfağın ışığını bu kez kapatmıştı. Hem dışarıdan görünmemek, hem de karanlık mutfakta geceyi daha koyu yaşamak istiyordu. Çocukluğundaki üzülemediği şey için üzülüyordu şimdi. Ve yılbaşına birkaç gece kalmışken içinde yeni yılla ilgili bir heyecan hissetmemesine üzülüyordu. Hangisine daha çok üzülmesi gerektiğine bir türlü karar verememişti. Çocukluğundaki yitip giden duygulara mı, yoksa yeni bir yılın heyecanını yaşamadığına mı?

İçinin bomboş olduğunu düşünüyordu. Bomboştu içi. Sanki kendi kendisini terk etmiş gibiydi. Terk edilişlerin en acısı buydu sanki. İnsanın kendi kendisini terk etmesi, hiçbir şey hissetmemesiydi. Yeni yıl için bir şeyler hissetmeliyim diye düşünüyordu. Yavaş yavaş çocukluğunun hislerinden çok yeni yılın boşluğuna üzüldüğünü fark etti. Kahvesinin son yudumunu ağzında tuttu. Tadını dilinin her zerresiyle almasını bekledi. Yavaşça, sanki o lezzeti kaybetmenin üzüntüsü içinde yuttu. Paketten yeni bir sigarayı yakarken elleri titriyordu bu sefer. Yeni yılın getireceği şeyleri hissetmemesinin sebebinin geçmiş yıllarda saklı olduğunu durmadan hatırlıyordu.

Gözünün kenarında beliren damlacığı parmağıyla aldı hemen. Şimdi sigarasını daha derin soluklarla içine çekiyordu. Geçmiş yıllar yeni gelecek yılların heyecanını kaybettirmişlerdi. Tek bildiği buydu.

Tek değişecek olan şey dört haneli sayının son basamağıydı artık onun için. Değişenin sadece bu olacağından emindi artık. Sadece bir rakamı değiştirmenin hayatında hiç bir şeyi değiştirmeyeceğini biliyordu. Belki de bu yüzden heyecan hissetmiyorum diye düşündü kadın. Her şey geçen senenin bir eskisi olacaktı. Değişen sadece günlerin veya ayların isimleri olacaktı. Değişimin daha çok değişime ne kadar da ihtiyacı vardı oysa. Bunu çok istiyordu aslında. Ama bunu kendisine bile itiraf etmiyordu. Sadece, sadece içten istiyordu bunu ama diline getirmiyordu. O değişim sözcüğünü sadece aklından geçiriyor, aklından geçirirken dudaklarını dilini sıkı sıkı tutuyordu, telaffuz etmemek için. Kaderin içinde saklıydı değişim.

İşte o zaman geçmiş yıllarda ne kadar çok çabaladığını, kaderin çıkmazlarında ne kadar çok çırpındığını hissetti. Ama değişim bir türlü olmamıştı. O ne kadar çok değiştirmek istediyse kader istediği gibi onu başka yollara sokmuştu. Ayakta durmaktan dizleri titremeye başladı. En yakınındaki sandalyeye bıraktı yorgun bedenini. Ellerini dirseklerine kadar masanın üzerine bırakıp elleriyle başını tuttu. Masanın üzerindeki örtüye dikti bu kez gözlerini. Yorulmaktan öte yıldığını hissetmeye başlamıştı artık. Geçmiş yıllarda art arda dilediği güzel dileklerin bir türlü yerine gelmemesinden bıkmıştı artık. Ne dilersem dileyeyim her şey tam tersine dönüyor diye düşünüyordu. Yeni bir sigara daha yaktı. Duvardaki saatin tik taklarından başka bir ses yoktu koca evin içerisinde.

Bir şeyleri dilemekten korktuğunu biliyordu artık. Kendisini kaderin ellerine teslim etmeye hazır birisi gibi görüyordu. Ne olacaksa ne bitecekse onun sayesinde olmasını istiyordu artık. Bu noktada biraz daha çelişkiye düşüyor,suskun kalmanın mı kaderini değiştireceğine, yoksa “konuşursa mı” kaderinin değişeceğinde tıkanıp kalıyordu. Bir türlü içinden çıkamadığı bir labirente girmiş gibi hissediyordu kendini.

İşte o anda yine geçmişi çıkıyordu karşısına, geçmişinin kalın örülü duvarlarına tosluyordu adeta. İstemişti olmamıştı. Dilemişti olmamıştı. Çabalamıştı olmamıştı. Çırpınmıştı olmamıştı. Didişmişti olmamıştı. Ne istediyse tersi olmuştu.

İşte o gece yeni bir yıla hazırlanırken artık gemisinin dümeninden ayrılmış bir kaptan gibi hissediyordu. Kontrolsüz bıraktığı geminin ister rüzgarlarla ister dalgalarla bir yere gidişine engel olmayacaktı. Bindiği geminin kendisini götüreceği yere razı olacaktı. Yeter ki dümende kendisi olmasındı. Yeter ki dümeni o kullanıp da yolcular veya tayfalar tarafından yeni varılan limanda suçlanmasındı. Pusulasız, rotasız,dümensiz,sadece rüzgarlara kapılıp gitmeye razıydı artık.

Dilenecek çok şey vardı yeni yıl için. Ama dilemekten korkuyordu. Bindiği kader gemisini kaptansız bırakıp yatmak için odasına doğru yürüdü.


Yazan: Fatoş Erkurt

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube