İstila 2.Bölüm

En son güncellendiği tarih: May 4


HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI


Oğuz, doğrudan Korkut Hoca’ya ulaştı. Durumu anlattı ve kendisini almak için görevlendirilen askeri birliğin yola çıktığını iletti. Korkut gayet babacan bir ifadeyle, “Düştünüz mü kucağıma en sonunda yavrum?” diye gülerek cevap verdi. Karşılıklı gülüştüler ve ardından Korkut: “İyi o zaman ben hazırlanıyorum, sen gelenlere benim Bahçeli’deki evi tarif et. Oradan gelip alsınlar beni” diyerek telefonu kapattı.

Yaklaşık 1 saat sonra Korkut karargaha ulaştığında, Oğuz ve Gökmen Paşa onu kapıda karşıladılar. Gökmen asker olmanın verdiği disiplinle, doğrudan konuya girdi ve anlatmaya başladı.


“Hocam, tekrar hoş geldiniz. Kusura bakmayın sizi de böyle apar topar buraya getirmek zorunda kaldık.”

“Ne önemi var mirim devletimiz çağırmış, bunun kusuru mu olur? Kanımızın son damlasına kadar savaşmaya yemin etmiş insanlarız. Madem buradayız, siz bolca sigara ve çay tedarik edin ben başka bir şey istemiyorum.”

“Tamamdır Hocam!”

“Hocam, bir süredir devam eden olayları biliyorsunuz. Buraları tekrar anlatmaya gerek yok sanırım. Oğuz Bey bana sizin teorilerinizden ve Atlantis’ le ilgili olan çalışmalarınızdan bahsetti. Aslında baktığımız zaman parçalar yerine oturuyor gibi ama yine de büyük kuşkularım var…”

“Valla Paşam, işin çok düşünülecek bir yanı kalmamış aslında. Topyekun, tüm insanlık bu adamların üzerine gitmeli ve bu işi bitirmeliyiz. Yoksa bu adamlar bizi bitirecek. Evcil hayvan yaparlar hepimizi yemin ediyorum.” Saatlerdir yaşadıkları gerginlik Korkut’un sözleriyle yerine önce gülüşmelere ardından kahkahalara bırakmaya başladı.

“Hiç kusura bakmayın, bu yaştan sonra boynumda tasma, fifi köpeği taklidi yapamam ben…”

“Valla haklısınız hocam! Kaybetmememiz lazım! Nedir tavsiyeleriniz ne yapmalıyız?”


Korkut, gözlerini duvardaki haritaya dikmiş, dudaklarını büzerek ufak ufak küfürler ederek düşünmeye çalışıyordu. Yanında oturan Oğuz’a baktı ve “Oğuzcuğum sayende teknolojiyi kullanmaya başladık. Kağıt küreğe yazmıyorum artık, ne varsa bunun içinde” diyerek çantasındaki hard diskleri çıkarttı.

“Oğuz sen bunları çalıştır ekranda görelim, o arada biz de Gökmen Paşam'la harita üzerinde noktaları inceleyelim.”

“Nasıl uygun görürseniz!” Gökmen ve Korkut haritanın başına gidip hararetli bir şekilde harita üzerindeki noktalarda incelemelerde bulunmaya başladılar.”

“Hocam, Antarktika'yı anladım tamam da Göbeklitepe’ de ne işleri var?”


“Sadece orası değil Paşam, bir ucu da Mersin’deki şu meşhur kazılan eve dayanıyor aslında. Herkes orada hazineydi, altındı, kıldı, tüydü falan aranıyor sandı ama kazın ayağı öyle değildi tabi. Amerikanlar orada silahın bir şifresini buldular ve onu alıp götürdüler…Bugün yaşadığımız bu savaşın hazırlığı yıllardır devam ediyor.En basitinden, ABD yıllardır petrol için mi Ortadoğu’ya saldırıyor sanıyorsunuz? Bu silahın üç ayrı şifresi var. Biri ABD’de 51. Bölgede, diğer ikisi de Türkiye’de. İkinciyi de buldular ve üçüncü de Göbeklitepe’de. İnsanlar bu yaşananları kara deliğin gerçek anlamda görüntülenmesiyle bağdaştırsın diye de bugünü seçtiler. Sırf hedef şaşırtmak ve kafa karıştırmak içindi.

Bugün şu durumu analiz ettiğimizde, üçüncü şifrenin Göbeklitepe’deki sembollerde ya da henüz toprak üstüne çıkmayan bir bölgesinde olduğunu düşünüyorum.”

“Hocam nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?”


“Ben bu işe hayatımı verdim azizim! Boş laf değil ha! Delirdim diye Mazhar Osman’a bile yatırdılar beni, 3 ay boyunca beni Enver Paşa sanan bir adama, 31 Mart isyanının harekat planını anlattım ben…” Gökmen katıla katıla gülmeye başlamıştı. “Hocam neden Enver?” dedi gülmeye devam ederek.

“Ya sorma o dönem özendik kaytan bıyık bıraktık, onu da her gün briyantinle falan pala bıyık gibi yapıyordum, bu manyak beni ilk gördü, baktı baktı baktı. Enver Paşaaaaa! Diye sarıldı ellerime. Hay senin paşana da sana da demeye kalmadan başlattım anlatmaya, mahkeme bitene kadar da böyle sürdü işte. Neyse azizim konumuza gelelim. Gerçi slaytlar üzerinden de konuşuruz.”

Gökmen ,“Hocam müsaadenizle” diyerek söze girdi.

“Diyelim ki; şifreyi aldılar, ama diğer iki şifre ellerinde yok. Bu ne işlerine yarayacak, hem Oğuz Bey’in anlattıklarından yola çıkarsak, silah imha edilemiyor ve ayrıca şifreleri olduğunu da söylemedi. Ayrıca zaten bu adamların niyeti silahın kullanımda olmasının önüne geçme ve evrenin zarar görmesini engellemek değil mi?”


“Oğuz biraz eksik anlatmış size. Biraz önce belirttim; bugünlük iş değil bu.İnsan formunda belki milyonlarca uzaylı aramızda! Bugün yaşadığımızsa istilanın son etabı. Daha önce ne yaptılarsa bugün de aynısını yapacaklar. Tahminimce zaman içinde silahın nasıl imha edilebileceğini, nasıl demonte edilebileceğini geliştirdiler ve bunun için geliyorlar, Silahı bulup götürecekler ve belki de başka bir boyutta imha edecekler. Bunu bilemeyiz, ancak tarihsel süreci göz önünde bulundurduğumuzda Atlantis’e yaptıklarını ABD’ye de yapacaklar. Önce ABD’yi ortadan kaldırıp, sonra tüm nükleer güce sahip devletleri yıkacaklar ve en sonunda tüm medeniyete son verecekler…”

“Hocam neden ABD, yani Amerikanlar için nasıl bir tehlike olabilir ki?


“Şöyle anlatayım; geçmişte Atlantis ne yaptıysa bugün Amerika aynısını yapıyor. Evet belki Konsey’e saldıracak teknolojileri yok.Ama ya silahı bulup çalıştırırlarsa? Adamlar hiç durmadan silahı arıyorlar. Siz sanıyor musunuz ki Antarktika'da kutup ayısı peşinde koşuyor o kadar araştırmacı? Silahı yeşillerin bulmasıyla Conilerin bulması arasında hiçbir fark yok! Bizim burada yapacağımız bölgeyi korumak, gerekirse şifreyi onlardan önce bularak imha etmek.” Korkut’un anlatımları heyecanla sürerken birden karargâhta sirenler çalmaya başladı. Kimse ne olduğunu anlamadan içeri koruma muhafız birliğinden subaylar girdiler ve karargahı sığınağa tahliye etmeye başladıklarını söylediler.


“Komutanım, gemiler karaya inmeye başladılar ve kara araçlarıyla bize doğru yaklaşan birlikler olduğunu haber aldık. Bu yüzden sığınaklara geçmemiz gerekiyor!”

“Anlaşıldı evladım!” Gökmen, Oğuz, Korkut ve beraberindeki diğer insanlar hızlıca asansörlere binerek yerin 20 kat altındaki sığınağa geçip yerlerini aldılar. Çok geçmeden telefon çaldı. Telefondaki görevli Yarbay Cevdet Mavi ’nin hatta olduğunu bildirdi ve telefonu bağladı.


“Merhaba evladım, nedir durum?”

“Komutanım, Oğuz Hoca’nın dediği gibi manyetik kalkanları ve diğer tüm savunma sistemlerini aktif hale getirdik. Bizim bölgede olduğumuz esnada, yaklaşan iki UFO vardı, havada vurduk, ancak düşüremedik. Bunun haricinde bir şey yok komutanım! Emir ve görüşlerinizi bekliyorum arz ederim!” O sırada Oğuz, televizyondan haberleri seyrediyordu. Dünya’ nın farklı yerlerinden görüntüler, askeri birliklerin neredeyse imha edildiği, bölgelerde yangınların baş gösterdiği ve insanoğlunun uzaylı

istilasına karşı çaresizce direnmeye çalıştığı konuşuluyordu. Oğuz’un kendi kendine söylendiğini gören Korkut, “bırak şimdi magazin haberlerini de beni dinle” diyerek seslendi Oğuz’un arkasından.


“ABD hükumet yetkilileriyle acil iletişime geçip. 51. Bölge ’nin ne durumda olduğu, Bölge ’nin kuşatılıp kuşatılmadığını, “Falcon Room” dedikleri bir nevi kasa odası olan yere ulaşıp ulaşmadıklarını öğrenin. Eğer dediğim yer ele geçirilmişse şifreler de ele geçirilmiş demektir.” Korkut’un anlattıkları karşısında dehşete düşen Gökmen, kamuflajının ceketini çıkartıp kapının arkasındaki askılığa astı. Derin bir nefes aldı.

“Hocam, siz bu kadar bilgiyi nereden biliyorsunuz? Benim bile bugün duyduğum 51. Bölgedeki kasadan nasıl haberiniz var? Bu bilgileri sadece katıldığınız arkeolojik gezilerde ya da okuduğunuz kitaplarda öğrenmediniz sanıyorum!”


“Bunları konuşmanın hiç sırası değil üstat, hele şu yeşil koca kafaları bir halledelim de herifler gidince sen bana Ordu Evi’nde bir rakı ısmarlarsın, sana söz her şeyi anlatacağım. Anlatmayan da Beşiktaşlı olsun!” Bıyık altından gülmeye başlayan Gökmen, “anlatma o zaman, Beşiktaşlı olursun en azından” diye karşılık verdi Korkut’a. Gülüşmeler devam ederken kapı çalındı. Az önce herkesin sığınaklara gitmesi gerektiğinin haberini getiren subay tekrar odaya girdi.


“Komutanım, az önce ABD Savunma Bakanlığı’ ndan bir telefon aldık. Arayan görevli onlarla ilk temasın sağlandığını bildirdi. Görüşme hakkında detay vermeye başlamıştı ki hat kesildi. Ulaşmaya çalışıyoruz, ancak henüz bir sonuç alamadık!”

“Temas mı?”

“Evet komutanım, ilk diyalog gerçekleşmiş denildi!” Askeri dikkatle dinleyen Korkut, “Çocuğum tekrar ulaşabilirseniz hiçbir şey konuşmadan hattı doğrudan bize aktarın ya da vakit kaybetmeyelim, irtibatı bu odadan gerçekleştirmeye çalışın.”

Subay, “anlaşıldı efendim” dedikten sonra Gökmen’le göz göze geldi ve Ondan da onayı aldıktan sonra, emredersiniz komutanım diyerek komutanını selamlayarak odadan çıktı. Bir dakika gibi kısa sürenin ardından uydu telefonuyla birlikte tekrar odaya geldi ve aramalara harekat odasından devam etmeye başladı. Oğuz, dehşetli gözlerle çok iyi bir ikili olan iki eski kurdu izliyor ve artık bildiği her şeyin hiçbir şeye yaramadığını görüyordu. Onun da aklında Korkut’un bu kadar bilgiye nerede ve ne zaman hangi sıfatla ulaştığı sorusu vardı. “Korkut Hocam” diye söze girdi Oğuz.


“Hocam bu temas, sizce içeriden mi, yoksa dışarıdan gelen istila birlikleri tarafından mı gerçekleştirildi?”

“Valla Oğuzcum, her ikisi de olabilir. Eğer dışarıdan olsaydı bizi aramazlardı. Benim tahminimce gizli oda ve içindeki şifreler ele geçirildi. Üçüncü şifrenin bizde olduğunu zaten biliyorlar. Eğer şifreyi güvenliğe almak için geleceğiz gibi bir konuşma yaparlarsa, o zaman onların koca kafalar olduğunu anlarız ve Göbeklitepe’yi imha ederiz.” Duydukları karşısında gözleri fal taşı gibi açılan Oğuz, “Göbeklitepe’yi imha mı ederiz!” diye heyecanlı ve yüksek bir sesle soru sordu…


Editör: Ayşegül Demir Alhan

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube