En son güncellendiği tarih: May 6


ASELSAN UZAY ÜSSÜ


Prof. Dr. Oğuz Turgut ve ekibi NASA' nın yayımladığı, M87 Galaksisi'nin merkezinde yer alan karadelik fotoğrafının üzerinde incelemelerde bulunuyordu. Türkiye, bir yıldır dış uzaya insanlı uçuş gerçekleştirme çalışmalarına ağırlık verdiği için NASA’nın öncülüğünde başlatılan bu teleskop programına bütçe ayıramamış, çalışmalardan uzak kalmış, yine de ASELSAN personellerinden astrofizikçi Dr. Ayça Özel’i gözlemci olarak göndermişti. Ayça, konferans görüşmeyle ekip arkadaşlarına kısa bir brifing veriyordu. İnsanlığın yaklaşık 54 milyon ışık yılı uzaklıkta bir karadeliği radyo teleskoplarıyla tespit etmesi ve görüntülemesi, komploları ve paradoks denebilecek bazı açmazları gün yüzüne çıkarmıştı. Hep daha fazlasını isteyen ve ulaşılmaza erişmek isteyen insanoğlu, uzay bilimlerinin en önemli olayının heyecanını yaşarken, Hindistan Uzay Ajansı’ndan dünyayı şok edecek bir haber geldi. Bir süredir Ay yüzeyine indirdikleri roverla araştırmalar yapan Hintli bilim insanları, Ay’ın karanlık yüzünden birtakım cisimlerin uzaya doğru uçmaya başladıklarını görüntülediklerini basına duyurdular ve video görüntülerini servis etmeye başladılar. 32 saniyelik videoda 12 UFO hızla kalkış yaparak kadrajdan çıkıyordu. Yapılan ölçümlerde saatteki hızları yaklaşık 2.500 km olan UFO’ların rotaları hakkında henüz net bir bilgi verilmiyordu!


Tüm haber ajansları bir anda bu habere kilitlendiler! İnsanoğlunun 60 yılı aşkın süredir peşinde olduğu UFO’lar gerçekti ve Hindistan’ın resmi uzay ajansı tarafından doğrulanmıştı. İnsanlar haberin şaşkınlığı ve heyecanını yaşarken, tüm devletler teyakkuz durumuna geçmiş ve görüntüleri en ince ayrıntısına kadar incelemeye başlamış, görüntülenen UFO’ların rotaları ve olası saldırı riskine karşı çalışmalara koyulmuştu. Çok geçmeden, Çin’in Ay yörüngesi etrafında dönen uydusu, yüzeyde olağan dışı hareketlilik tespit edildiğini duyurdu. Onlar da Hindistan gibi görüntüleri doğrudan basına servis etmeyi tercih ettiler.


Ay yüzeyinde boyutları yaklaşık üç futbol sahası büyüklüğünde koca bir kapak açılmış ve üçgen şeklinde bir UFO yüzeye doğru yükselmeye başlamıştı. Daha önceki video görüntülerine takılanlara nazaran ebatları hayli büyük olan bu UFO, ana gemi de olabilirdi, ikmal aracı da. Dünya çığ gibi büyüyen kaosun ortasında kalmıştı. Sokaklarda siren sesleri yükselmeye başlamış, bazı ülkelerde sokağa çıkma yasağı ilan edilmişti.

Uluslararası Uzay İstasyonu’ndan nihayet UFO’ların rotasının Dünya olduğu bilgisi gelmiş ve onlarla olan irtibat da kesintiye uğramıştı. Ay, enberi konumuna yakındı ve bu hızla yaklaşmaları göz önünde bulundurulduğunda yaklaşık bir haftaya kadar atmosferde olmaları hesaplanıyordu. Ancak takip edilen küçük UFO'lar birden demateryelize olarak gözden kayboldular. Çok geçmeden, atmosfere yakın bir bölgede tekrar belirdiklerinde, ABD ve Rusya ortak üretimi Space Tiger (Uzay Kaplanı) adı verilen uçaklar Kazakistan'da yer alan hangarlarda, kırmızı kodla mühimmat yüklenerek uçuşa hazır hale getirilmeye başladı.


Bu, istiladan başka bir şey değildi. Onlar vardılar ve bize doğru geliyorlardı. Atmosferden giren ilk UFO'ya karşılık vermek için Kazakistan'dan iki S-Tiger kalkışı gerçekleşti. Önce iki tanesi, sonra diğerleri ve en sonunda gökyüzünde bir yıldız kümesi halinde UFO’lar belirmeye başladı. Yapılan ateşlere henüz karşılık vermiyorlardı, Bir kerede sayılamayacak kadar çok UFO gökyüzünü doldurmaya başladığında sokaklar tamamen boşalmış ve insanlar korku halinde güvenli sığınaklara nakledilmeye başlanmıştı. Dünya devletlerinin askeri yetkilileri arasında yapılan görüşmede şu bilgi ortaya çıkıyordu: Neredeyse tüm ülkelerin semalarında vardılar. ABD, Rusya, Kanada Çin, Fransa, Hindistan, Türkiye gibi ülkelerdeyse daha fazla UFO gözlemleniyordu…


12 SAAT SONRA


Hava kuvvetleri komutanı, harekât merkezinde kendilerine ulaşan bilgileri önce genelkurmay ve daha sonra savunma bakanlığı yetkilileriyle paylaşıyor ve nasıl savunma oluşturulacağına karar vermeye çalışıyordu. Serkan Yüzbaşı elinde raporlarla içeri girdiğinde, tüm gözler bir anda ona çevrildi. Dağılmış saçları, yorgunluktan kızarmış gözleriyle kapının önünde durup kafa selamı vererek tekmilini tamamladı ve elindeki kağıtları masanın başında oturan hava kuvvetleri komutanına uzattı. Komutan endişeli bir ifadeyle, parmaklarıyla satırları takip ederek, kağıtları hızlıca gözden geçirdikten sonra, arkasına yaslandı. Gözlerini tavana dikti ve yutkundu. Komutanın hareketleri karşısında harekât merkezini ölüm sessizliği kapladı. Korgeneral Atıf, "Komutanım nedir son durum?" diyerek sessizliği bozdu. Bir-iki saniyelik sessizliğin ardından Gökmen Paşa ayağa kalkarak haritaya doğru ilerledi. Elindeki çubukla Diyarbakır'ı işaret ederek “Atıf, şimdiye kadar gelen haberler doğrultusunda baktığımızda hedef Doğu Anadolu Bölgesi, çatışmalar gittikçe artıyor. Ülkede neredeyse hiçbir askeri noktaya saldırı olmadı. Sizce burada ne var, neden sürekli Doğu’ya saldırıyorlar? Bölgeyi ele geçirmek için şu ana kadar ufak hava araçlarıyla,irili ufaklı atışlarla Diyarbakır'daki ana jet üssünü ele geçirmeye çalıştılar. Bu saldırılara şimdilik F23'lerle karşılık vermeye devam edelim.Filolar daha fazla mühimmat yüklemek için yakıt miktarını olabildiğince az tutsunlar. Erzincan’daki yer altı hangarlarında hazırlıklar ne aşamada hepsini gözden geçirelim. Durum raporlarını geciktirmeyin! Rusya ve Çin'den de raporlar geldiğinde mutlaka ulaştırın. Dirençlerini kırmak için hattı savunurken karadan saldıracağız!” emrini verdi.


Her şey o kadar hızlı olmaya başlamıştı ki Hindistan neredeyse teslim olmuş; Fransa, İngiltere’nin hava desteğiyle ayakta durmaya çalışıyordu. Almanya ise tüm Balkan ülkeleriyle birlikte kararlı bir direniş gösteriyordu. Henüz Rusya’da ciddi bir saldırı gerçekleşmemiş, onlarsa ağırlıklı olarak güçlerini Türkiye üzerine yoğunlaştırmışlardı.


ASELSAN UZAY ÜSSÜ


Uzay üssünde görevli bilim insanları sirenler çalmaya başlayınca sığınaklara geçmiş, panik bittikten sonra görev yerlerine geçerek çalışmalara başlamışlardı. Prof. Oğuz ve ekibi, silahlı kuvvetler yetkilileriyle ürettikleri tüm hava savunma sistemlerinin aktif hale getirilmesi ve koordinasyonu için birlikte hareket ediyorlardı.


“Çocuklar, hava kuvvetlerinden Cevdet yarbaya ulaşın ve X-ATA1 kalkanlarının aktive olduğunu söyleyin. Sema sen de Ayça’ya ulaşmayı dene, yeni görüntüler var mı, acele bilgi versin.”


Sema, ellerini göğsünde birleştirmiş, pür dikkat hocasını ve ondan gelecek talimatları dinliyordu. Hocasından gelen talimatın ardından “Tamam hocam,” diyerek oturduğu yerden kalktı ve masanın arkasında duran masanın üzerindeki uydu telefonuyla Ayça’yı aradı. Karşı taraf uzun bir beklemenin ardından soluk soluğa telefona cevap verdi.


“Alo Sema! Bende tam sizi arayacaktım,” dedi Ayça, “Diafonu açar mısın? Oğuz Hoca’nın bizzat duyması gereken konular var.”

“Tamam hocam.”

Sema, Oğuz’a bakarak “Hocam, Ayça Hoca hatta. Diafona veriyorum konuşmayı,” diye bilgilendirdi Oğuz’u, adam dikkatini ona vermek için telefonun başına doğru geldi ve eğilerek dinlemeye koyuldu.


“Hocam merhaba!”

“Merhaba kızım, nedir son durum?”


“Hocam, çok ilginç şeyler oluyor! Daha önce atmosfer yakınlarında gördüğümüz ana gemi, Antarktika bölgesine iniş yaptı! Gemi etrafında çok büyük bir ışık huzmesi var ve kesinlikle görüntü alamıyoruz. Bununla birlikte askeri kaynaklar, hava sahası da dahil olmak üzere, bölgeye hiçbir şekilde yaklaşılamadığı bilgisini geçtiler az önce...”


3 Temmuz 1947 yılında, ABD’nin New Mexico eyaletine bağlı Roswell kasabasında, akıllara durgunluk verecek bir olay yaşanmıştı. Daha hiç görülmemiş koca bir cisim kasabadaki boş araziye düştü. Bölgeye ilk olarak köyde yaşayan çiftçiler ve yerel polis yetkilileri geldiler. Gördükleri karşısında adeta şok geçiriyorlardı. Bu koca enkazın ne olduğu konusunda hiçbir fikirleri yoktu. Olay yerini güvenlik altına alan polis yetkilileri askeri yetkililere haber verdiler. Ordunun bölgeye intikalinden sonra, bölge tamamıyla boşaltılarak güvenli alan oluşturuldu. Olayın ardından hükümet yetkilileri her ne kadar üzerini örtmeye çalışsa da haber kısa sürede yayılmış ve tüm dünyada bu kaza konuşur olmuştu.


Olayda biri canlı, diğeri ölü iki uzaylının ele geçirildiği ve bunların UFO enkazıyla birlikte, incelenmek üzere askeri üsse götürüldüğü söyleniyordu. Yıllarca konuşulacak UFO serüvenleri, komplo teorileri, kaçırılma ve alıkoyma vakaları o tarihten sonra başlayacaktı. UFO enkazı ve uzaylıların götürüldüğü bölge ise bugün hala varlığını koca bir bilinmeyen olarak devam ettiren 51. Bölgeydi.


“Ayça, 51. Bölgeden bir haber var mı, yetkililerle görüşebildiniz mi?”

“Hocam, henüz net bir bilgi paylaşımı olmadı, ancak tahminlerimiz asıl hedefin 51. Bölge olduğu yönünde netleşiyor. Çünkü Roswell Olayı’nda buraya götürülen bir UFO enkazı ve uzaylıların olduğu hep söylenmiştir sizin de bildiğiniz üzere.”Oğuz elleri masaya dayanmış ve Ayça’nın sesini daha net duyabilmek için telefona doğru eğilmiş bir halde bir yandan masanın etrafındakileri gözlüyor, diğer yandansa cankulağıyla kadını dinliyordu. Ayça’nın sözleri bittikten sonra, eğildiği yerden doğrularak ellerini cebine soktu ve oflayarak parmak uçlarında yükselip tekrar yere basmaya başladı.


“Tamam Ayça, sen gelişmeleri an be an bize aktarmaya devam et! Kendinize de dikkat edin…”

“Tamam hocam, siz de kendinize dikkat edin.”


Görüşme sonlandıktan sonra Oğuz’un kafasında bazı noktalar daha fazla netleşmeye başlamıştı. Aslında hiçbir zaman kabul edilmeyen ve bilim çevrelerince hep kulak arkası yapılan, inkâr edilen, komplo olarak adlandırılan anti-madde silahı ve başka bir boyuta geçiş kapısı efsanesi gerçek miydi? Tüm bu sorular Oğuz’un kulaklarında çınlamaya başlamıştı ancak parçaları yerlerine koymaya çalışsa da konsantre olamıyordu. Kafasındaki en büyük sorulardan biri ana geminin Antarktika’ya inmiş olmasıydı. Komplo teorisyenleri ve Antik Uzaylılar kuramcıları tarafından, buzulların içinde saklı olduğu söylenen anti-madde silahını aramak için bölgeye inmiş olabilirlerdi. İyi ama, Türkiye’nin doğusunda ne arıyorlardı. Bölgede onların işine yarayacak ne olabilirdi? Kafasında kendine itiraf edemediği bazı düşünceler oluşmaya başladıkça daha hızlı nefes alıyor, terlemeye başlıyor ve eliyle boğazında biriken terleri siliyordu. Sandalyesinin arkasında duran ceketinin cebinden sigarasını çıkardı ve içinden bir tane aldı, tam yakacağı anda kas katı kesildi, göz bebekleri tek bir noktaya kilitlenmiş kımıldamadan duruyordu. Sigarayı ağzından çıkarıp sessizce “Hassiktir” dedi ve eliyle cep telefonunu işaret ederek Sema’dan telefonu istedi. Hızlı arama tuşlarını kullanarak telefonu kulağına götürdü. Kısa bir beklemenin ardından karşı taraf cevap verdi. Telefonun diğer ucunda Yarbay Cevdet vardı.


“Buyurun hocam sizi dinliyorum,” diye açtı telefonu yarbay.

“Cevdet beni iyi dinle! Diyarbakır’da konuşlandırdığımız tüm manyetik güç kalkanlarını aktive edin. Ben Gökmen Bey’e de ayrıca haber vereceğim. Siz vakit kaybetmeden dediğimi yapın.”

“Hocam anlaşıldı, ancak bunu neden yapıyoruz?”

“Uzun hikâye Cevdet, eğer yanılmıyorsam bunun ne Avrupa’yla ne Çin’le ne de Rusya’yla bir alakası yok. Bu saldırı tamamen ABD ve Türkiye’ye yönelik. Şimdi vakit kaybetmeden dediklerimi yapın.”

“Anlaşıldı hocam,siz merak etmeyin.”


Telefon görüşmesi sonladıktan sonra Cevdet, aldığı talimatları yerine getirmek için harekete geçti. Karşı taraftaysa Oğuz az önce yakamadığı sigarasını ağzına götürdü ve çakmağını ateşleyip yanan sigarasından derin bir nefes aldı. Avuçlarıyla gözlerini ovuşturduktan sonra, asistanı Sema’ya dönüp “Kızım bir araç hazırlasınlar, acil hava kuvvetlerine gitmemiz lazım,” dedikten sonra sandalyesinin arkasında asılı olan ceketini aldı ve sigarasını söndürerek kapıya doğru yürümeye başladı. Sema da beraberinde hızla odadan çıktılar.


HAVA KUVVETLERİ KOMUTANLIĞI


Kapıda görevli emir subayı, Oğuz Hoca ve asistanının geldiğini bildirdikten sonra ikili hızla içeri girdi. Kısa bir selamlaşmanın ardından Oğuz doğrudan konuya girdi:

“Komutanım, az önce Cevdet Yarbay’a talimat verdim ve manyetik güç kalkanlarının çalıştırılmasını söyledim.”


Hava Kuvvetleri Komutanı Gökmen,“Biliyorum hocam, neler oluyor, ne planlıyorsunuz gerçekten çok merak ediyorum,” dedi sakin ama ciddi tavırlarla.

“Komutanım, aslında bilimin kabul etmediği, ancak yıllardır çok tartışılan bazı konular var. Bunlardan birisi kadim uzaylı medeniyetlerinin dünyada sakladığı meşhur anti-madde silahı. Söylentiden ileri gitmeyen iddialara göre; bu silahın tüm maddeyi, yani ruhu dahi ortadan kaldırabileceğine inanılıyor. Geçmişten günümüze geçen süreçte Roswell Olayı’yla başlayan UFO vakalarının arkasında hep bunun olduğu ve uzaylıların dünyamıza bu silahı bulmak için keşfe geldiği söylenir.Bu yaşanan olaydaysa Antarktika’ya ana gemi indirmelerinin sebebini tamamıyla silahın yerinin tespit edilmesi olarak görüyorum. Asıl hedefleri Antarktika, 51. Bölge ve Türkiye daha doğrusu Göbeklitepe!”


Duydukları karşısında şaşkına dönen Gökmen Orgeneral ne diyeceğini bilemeden dikkatli gözlerle Oğuz’a bakıyor, derin bir nefes alıyor, tam söze girecekken Oğuz’un tekrar konuşmaya başlamasıyla bundan vazgeçiyordu. Nihayet Oğuz’un konuşması bittikten sonra el işaretleriyle durmasını söyleyerek şaşkınlık içinde söze girdi.


“Oğuz Hocam, şimdiye kadar anlattıklarınız tamam da Göbeklitepe’deki tarihi harabelerde ne işleri olabilir?”

“Komutanım, bunu size en iyi anlatacak olan eski Topkapı Sarayı Müdürü Korkut Hoca’dır!”

Gökmen komutan şüpheyle kaşlarını kaldırdı, “Korkut Hoc delirdi diye emekliye ayrılmadı mı yahu?”

“Doğrudur komutanım, ama adamcağızın geçmişte söylediği ne varsa bugün gerçekleşiyor! Bence hocayı karargâha alalım. O da ekibe dahil olsun. Kendince geliştirdiği teorileri bize bugün çok yardımcı olabilir.”

“İyi de adamı nereden bulacağız hocam, her yer kaos!”

“Komutanım, siz onay verirseniz ben ararım,o zaten koşa koşa gelir. Adamın delirdiği falan yok. Sadece biraz fazla heyecanlı o kadar. Ama görün bakın, bizi bu işin içinden çıkarsa çıkarsa o çıkarır ancak.”


Orgeneral istemese de teklife evet demek zorunda kalmıştı. Dünya uzaylılar tarafından istila edilmiş, çetin bir hava savaşı başlamış ve neredeyse tüm insanlık dünya dışı bu varlıklara teslim olmuştu.Bu yaşananlar sanki Hollywood filmlerinin aksiyon sahnesi çekimlerinden kesitlerdi.Şu ana kadar ciddi kayıplar vermeseler de karşı tarafın neredeyse hiç kaybı yoktu. İsabet alan iki UFO haricinde hiçbir araca yaklaşamamışlardı bile. Vurulan UFO’lar da dünyadan uzaklaşarak ana atmosfer dışına çıkmışlardı. Avrupa, Rusya, Hindistan ya da Çin gibi ülkelerde saldırıların yoğun olmaması, Oğuz’un aklında olan Korkut Hoca’nın ürettiği teoriyi doğrular nitelikteydi.


Teoriye göre; Saldırganlığı ve bitmek bilmeyen kazanma hırsı, tüm evrene zarar veren insan ırkı, GALAKTİK IRKLAR KONSEYİ’ nde, diğer tüm ırkların ortak kararıyla Dünya’ya sürgün edilmişti. O güne dek hiçbir akıllı yaşam formunun enerji kaynaklarının araştırılması ve verimli olarak kullanımının düzenlenmesi dışında gelmediği Dünya, insanın koloniler halinde gezegene gelmesiyle; asırlar içinde tam bir cehenneme dönüşmeye başlamış ve kendi içinde ayrılıklara düşen insan, savaşlar yapmaya ve kitleler halinde kendi türünü öldürmeye başlamıştı.


Zamanın süper gücü olarak kabul edilen ATLANTİS Devleti geliştirdiği bir silah sayesinde kendi devletinden olmayan tüm insanları ortadan kaldırmayı ve daha sonra Konsey’e bir saldırı gerçekleştirip maddeyi ve hatta ruhu bile ortadan kaldırabilmeyi ve Evren’in tek hakimi olmayı planlıyordu.Tüm bu planlardan haberi olan konsey üyeleri gelişmeleri yakından takip ediyordu. Kıtada yaşayan konsey ajanları silahın yerini tespit eder etmez saklandığı yer ve silahla ilgili detaylı bir rapor hazırladılar. Raporda en çok dikkat çeken konu; devasa büyüklükte olan silahın, askeri müdahale olmadan imha edilemeyeceğine yapılan vurguydu…


Atlantislilerin, izole edilmiş bir adada, manyetik bir kubbenin altında planlarını gerçekleştirmek için yaptıkları hazırlıklar hızlanmaya ve artık ciddi bir hal almaya başlayınca, ilk konsey toplantısında; daha önce Dünya’nın çeşitli noktalarına yerleştirilen ve her biri Dünya’yı sarmalayan fay hatlarının kırılmasına yol açabilecek depremleri tetikleyecek, deprem çalıştırma kararı alıp uygulamaya koyuldular.

Tüm silahlar aktive edildi. Önce ufak sarsıntılarla başlayan depremler, silahların frekansları yükseltildikçe şiddetini artırmaya başladı. Bu sarsıntılar neredeyse Dünya’yı yörüngeden çıkartabilecek şiddette sarsıntılardı. Ve nihayet maksimum güce gelindiğinde tüm medeniyet, şehirler, binalar yerle bir olmuş. Milyonlarca insan hayatını kaybetmişti. Atlantis kıtası, sarsıntıların şiddetiyle okyanusta oluşan tsunaminilerin ve deniz yüzeyinde açılan derin yarıkların oluşturduğu girdaplar nedeniyle parçalanarak batmış ve kaybolmuştu. Konsey gözlemcileri, kısa bir süre sonra raporlarında planın kusursuz bir şekilde gerçekleştiğini ve Atlantis’in tamamıyla ortadan kalktığı bilgisini Konsey’e ilettiler. Bundan sonraki hamleleri depremde kaybolan silahı tekrar bulmak ve imha etmekti. Süratle silahı imha etmek üzere çok büyük filolar halinde Dünya’ya iniş yaptılar ve kısa bir aramanın ardından silaha ulaşabildiler. Silah okyanusun derinliklerinde duruyordu ve hiç zarar görmemişti. Daha sonra yaptıkları incelemelerde anlayacaklardı ki silahın zarar görmemesi tüm evren için en iyi seçenekti. Öyle bir silah geliştirmişlerdi ki silah imha edilemiyordu.


Ve nihayetinde silahı suyun altından çıkarmadan canlıların en az yaşayabileceği hatta hiçbir bitki örtüsünün oluşamayacağı bir yere götürmeye karar verdiler. İşte bu sebepten dolayı, aradıkları kriterler en uygun bölge olan Antarktika’yı seçtiler. Dönemin şartlarına göre daha soğuk olan bölgede bugünün Everest tepesinden bile büyük buz dağları vardı. Kontrollü bir şekilde planı uygulamaya koyuldular. Silahı taşıma işlemi bittiğinde; kendileri için risk oluşturacağını düşündükleri tüm silahları,

teknolojileri ve yaşam kaynaklarını da imha ederek Dünya’dan ayrıldılar. Geriye sadece bir avuç çaresiz insan kalmıştı…


Editör: Ayşegül Demir Alhan



© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube