İSTANBUL'DA ÖLÜM

En son güncellendiği tarih: Nis 18


Yazar Adı: DOUGLAS FRANTZ - CATHERINE COLLINS

Kitap Adı: İSTANBUL'DA ÖLÜM

Çevirmen: RUHİYE ERULAŞ

Yayın evi: MİTRA YAYINLARI

Basım Yılı: ARALIK 2016 (1. BASIM)

Türü: ARAŞTIRMA /İNCELEME

Sayfa Sayısı: 398


📚 Douglas Frantz ve Catherine Collins'in "İstanbul'da Ölüm - Struma'nın Gizli Hikayesi" adlı kitabını okudum. Struma ile ilgili bir şeyler okuma amacıyla Şubat ayının tarihi olaylarından olduğu için bu kitabı okudum. Aslında bu kitabı daha önce II. Dünya Savaşı ile ilgili okuma yaparken edinmiştim ama bir türlü sıra gelmemişti, kısmet bugüneymiş.


📚 Douglas Frantz, 1949 Indiana doğumlu Amerikalı Pulitzer Ödülü sahibi eski araştırmacı gazeteci ve yazardır. Kasım 2015'ten bu yana Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü Genel Sekreter Yardımcısı olarak görev yapmaktadır. Frantz, 1971 yılında DePauw Üniversitesinden mezun oldu. Los Angeles Times, Chicago Tribune ve The New York Times için araştırmacı bir muhabirdi. Frantz, The New York Times için İstanbul büro şefi ve 2005-2007 yılları arasında Los Angeles Times'ın genel yayın yönetmeni olarak görev yaptı. Frantz, Senato Dış İlişkiler Komitesinin baş araştırmacısı oldu. 2013-2015 yılları arasında Frantz, Dışişleri Bakanlığı Kamu İşleri Bakan Yardımcısı olarak görev yaptı.


📚 Ruhiye Erulaş, 1997 yılında Hacettepe Üniversitesi Amerikan Kültürü ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Çok sayıda dizi, film, belgesel çevirisi yaptı. 1998-2011 yılları arasında Başbakanlıkta mütercim tercüman olarak çalıştı. Daha sonra istifa edip yayınevlerinde serbest çevirmenliğe başladı. Halen çeşitli yayınevlerinde çevirmenlik yapmaktadır.

📚 24 Şubat 1942. Adına "politika" denen insan icadı canavarın pençesinde can veren 781 kişi. Filistin'de yepyeni bir hayata başlamanın hayaliyle Nazi zulmünden

kaçan bir gemi dolusu insan, tarihte eşi benzeri olmayan bir insanlık dramının zoraki kahramanı olursa… Ülkeler, politikaları, insanlık ve insana ait değerlerin çatıştığı bu kitabı okurken asıl olan insanlık mı yoksa ülkelerin çıkarı mı diye düşünmekten kendinizi alamayacaksınız.

"Yazarlar, ortaya olayı güçlendiren ilk ağızdan kanıtlar koysalar da Soykırım'da yaşanan korkunç olayları anlatıp "diplomatik umursamazlık" hikâyelerine çok fazla yer vererek kendilerini Struma'dan sıyırmaya çalışan devletler arasındaki müzakere trafiğini göstermeye fazla kaptırmışlardır. Yine de bu kitap; 2. Dünya Savaşı tarihine dair titiz, güvenilir bir kaynak olmaya devam etmektedir."

-Publisher's Weekly- (Tanıtım Bülteninden)


📚 II. Carol, yozlaşma yüzünden el değiştirmiş olan bir ülkenin yozlaşmış bir insanıydı. Uzunca bir zaman Bükreş'in kafe ve salonlarında en çok gülünen anekdot, Kral I. Carol'un 1866 yılında tekrar tahta çıkmak istemesiyle ilgili olandı. Şerefine verilen bir ziyafette yeni kral cüzdanının kaybolduğunu fark eder. Eğlence durdurulur ve mumların üç dakikalığına söndürülmesi istenir. Bu süre içinde kayıp cüzdanın gümüş servis tabağının üstüne bırakılması beklenir. Mumlar tekrar yakılınca bir de bakarlar ki servis tabağı da yok. Bu anekdotun da Struma ile ilgisi yok ama kitap da Romanya tarihi anlatılırken paylaşılmış ve benim hoşuma gitti, ben de sizinle paylaşmak istedim.


📚 Bir bölümde: "Bilet bulanlar şanslıydı. Ancak daha sonra aslında bilet bulamayanların şanslı olduğu anlaşılacaktı." diyor. Bu cümle akla birçok şey getiriyor. Kaderi zorlamak doğru mu? Bazen olayları akışına bırakmak, beklemek, sabretmek daha iyi değil mi? Kaderden kaçmak mümkün mü? Bunları okurken aklıma bir atasözümüz geldi: "Her hayırda bir şer, her şerde bir hayır vardır."


📚 Bir bölümde Paris'te Namık Kemal Yelga adlı konsolos yardımcısı ve Marsilya'daki konsoloslukta çalışan Necdet Kent'in Yahudileri kurtarıp Türkiye'ye gönderme çabalarından bahsetmiş. Bunları okurken aklıma Emir Kıvırcık'ın "Büyükelçi" adlı kitabı geldi. O dönemdeki Paris Büyükelçimiz Behiç Erkin'in yaptıklarını anlatıyor. Yazarın bahsettiği çalışanlarda büyük ihtimalle büyükelçinin izniyle bu yardımları yapmışlardır.


📚 Özellikle birinci bölüm (aslında kitabın geneli) kurgu, edebi kaygı düşünülmeden yazılmış. Bir işkence ve ölüm istatistiği gibi. Nazi ve Demir Muhafızların Romanya'da uyguladığı işkence türleri anlatılmış ve öldürülenlerin sayıları verilmiş. Akademik çalışma, rapor ya da ders kitabı gibi. Sert, karşı tarafları suçlayıcı bir dil kullanılmış. Yaşanan acılar aktarılmak istenirken herkes zalimlikle suçlanıyor. Bir an okurken kendimi Nazi, Demir Muhafız ya da yardım eli uzatmayan siyasetçiler gibi suçlu hissettim.


📚Raporlarla belgelerler sadece Yahudilere yapılanları değil aynı zamanda Ortadoğu'da ki güç dengelerini, güdülen amaçları, oynanan siyasi oyunları, çıkar çatışmalarını ve sebeplerini de anlatıyor. Daha önceleri de olduğu gibi bu olayların üzerinden 80 yıl geçtiği halde aynı amaçlar, siyasetler, oyunlar devam ediyor ve hâlâ Ortadoğu'da sular durulmuyor, bölge barışa, huzura kavuşamıyor.


📚 Başka bir konu ise hala deniz yollarının en sık kullanılan yasa dışı göç yolu olması. Yaşananların üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen şartlar aynı. Hatta negetif ivme göstermekte (Ege ve Akdeniz'de batan kurtarma botları düşünülünce). Bence tek fark ise o dönemde Batı'dan Doğu ve Ortadoğu'ya kaçış / göç oluyormuş; bugünse tersine Batıya göç oluyor.


📚 Genel dil olarak sert, suçlayıcı olduğunu belirtmiştim kimi yerde yardım eli uzatamayanlara hak verir gibi olsa da özellikle bizleri küçümseyici bir tavır takınmış, aşağılayıcı demek istemiyorum. Jeff Hakko ve yardımlarını yazarken ailesinin bonmarşe sahibi olduğunu belirtmiş. (Jeff Hakko ile tanıştığı tarih 2000 yılı). Bonmarşe: her türlü ürünün satıldığı, Fransızca ucuz anlamına gelen büyük mağaza (yani bugün bizim bir milyoncu dediğimiz mağazalar). Vakko markası ve ucuz kavramı aynı cümlede olunca gerçek dışı, absürt oluyor. Ayrıca Hakko içinde amatör dalgıç diyor. Oysa Hakko; 8 yaşında dalmaya başlamış, uluslararası iki yıldız dalgıç sertifikası ve balık adam brovesi sahibi. 1989 yılından beri tarihi dalgıç malzemeleri koleksiyonu yapıyor ve koleksiyonunu 2018 yılında Türk Deniz Kuvvetleri'ne bağışlamış ve Deniz Müzesinde sergileniyor. Böyle birine acemi dalgıç demek ne kadar doğru olur?


📚 Struma'nın batışı ile ilgili olarak; "İkinci Dünya Savaşının gergin atmosferinde, Karadeniz'e giren tarafsız ya da düşman tüm gemilerinin batırılmasına dair gizli emre

sahip SSCB donanma birimleri, 24 Şubat sabahı Struma'yı hedef aldı. Olay, askeri arşivlerde şu şekilde geçmektedir; Sc-213 denizaltısı, 24.2.1942 sabahı korumasız vaziyetteki düşman gemisi Struma'ya rastladı. Gemi 1118 metreden başarıyla torpidolandı ve batırıldı. Genç subaylar. Gemi Komutanı ve astsubaylar ve torpidoyu ateşleyen Kızıl Filo denizcileri cesaret örneği sergilemişlerdir. "Sovyetler arşivlerini açıkladığı, dünya kabul ettiği halde hala Struma'yı batıran torpilin Türkler tarafından atıldığını iddia ediyor.


📚 Alıntılar:

✏ Romen halkı dünyayı yutmakta olan karanlık ve çirkinliklerden muaf olduklarını sanmış gibiydiler. Sınıra parti ışıkları asarlarsa savaşın limandan öteye geçmeyeceğini düşündüler. Ancak yaz bitmeden tüm o ışıklar ve sanrılar yok olacaktı.

✏ Pek çok Romanyalı memur Yahudi aleyhtarı kanunları "Romanyalılaştırmak" çalışması olarak tanımlayarak bunları savundular.

✏ Beş asır boyunca fetheden ile fethedilenin kanı ayn şekilde kirletti Bukovnia'nın başkenti Czernowitz'i.

✏ İngilizler, Filistin'e yasa dışı ilticayı engellemeye kararlıydı. Diplomatik arenada her şey Yahudilerin ülkeye girmesine mani olmak üzerine kurulmuştu.

✏ "Terk ettiğimiz şehir, Bükreş, karanlıktı. Geceleri hiçbir şekilde ışık yakılmayacak şeklinde kısıtlamalar ve kurallar vardı. Kara bir ülkenin ortasında kapkara bir şehirdi. Ama İstanbul, yılbaşı süsü gibi ışıl ışıldı. Limandaki gemiden bakınca süslerle bezeli devasa bir ağaca benziyordu. Büyülü bir şeydi." Alexander Segal


Editör: Damla Güler Öztürk

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube