© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube

İNSANLIĞIN YOK OLDUĞU YER


Bu hafta insanlık vahşetinin zirvesi olan, aslında savaş kazanılsa da insanlığın kaybedildiği bir yıl dönümü var: Hiroşima (6 Ağustos) ve Nagazaki’ye ( 9 Ağustos) atılan atom bombalarının 74. Yıl dönümü…


74 yıl önce yaşanan bu acının izleri hala devam ediyor. Hiroşima, 6 Ağustos 1945′ten sonra, bir “barış şehri” olarak yeniden inşa edildi. Bombanın yıktığı alanda, ayakta kalan ilk bina “Hiroşima Barış Anıtı” olarak seçildi. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, 1996 yılında, ABD ve Çin’in aleyhte oylarına rağmen “Hiroşima Barış Anıtı”nı UNESCO Dünya Mirası listesine almış. Her yıl Hiroşima’da yaşamını yitirenler için anma töreni düzenleniyor. Bombanın düştüğü yer yakınında kurulan Barış Parkı’nda binlerce insan bir araya gelerek, bombalamada yaşamını yitirenlerin anısına saygı duruşunda bulunuyor. Hiroşima saldırısında yaşamını yitirenlere adanan bir diğer anıt olan Barış Meşalesi ilk kez tutuşturulduğu 1964 yılından bu yana yanmaktadır. Meşale tüm nükleer bombalar yok edilinceye ve dünya nükleer silah tehditlerinden kurtuluncaya dek yanmayı sürdürecektir. İnsanlık için ne utanç verici; bir tarafta dostluğu, barışı, spor centilmenliğini simgeleyen Olimpiyat Ateşi yanıyor; diğer tarafta atom bombası faciasından sonra dünyanın nükleer silahlardan arınması için Barış Meşalesi yanıyor. Büyük bir çelişki…


Japonya'nın Hiroşima ve Nagasaki kentlerine atılan atom bombaları, dünya savaş tarihi boyunca kullanılan tek atom bombası saldırısı olarak kayıtlara geçti. On binlerce Japon'un hayatını kaybettiği bu saldırıdan sonra, Japonya'da hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Atom bombası atıldığı yerde canlı yaşamını, doğal yaşamı yok etti. Sadece insanlar, binalar değil tüm canlılar; hayvanlar, bitkiler, hava, su, toprak tüm doğal yaşam etkilendi.

Atom bombası patlamasının en korkunç sonucu radyasyon… İnsanı dışarıdan değil, içten içe öldürüyor. Atomdan çıkan radyasyon insan vücuduna kolaylıkla nüfus edip hücrelere zarar veren radyasyon, uzayda saniyede 200.000 km hızla hareket eden gama ışınları, elektronlar, nötronlar ve birkaç atom-altı parçacıktan meydana geliyor. Vereceği hasar, ölümcül bir kanserin ortaya çıkışı ve üreme hücrelerinde nüfuz olursa gelecek kuşaklarda meydana gelen genetik bozukluklarla ölçülebilir. Merkezi patlama noktasının içindeki yoğun radyasyonda ölüme sebep olan etkilerinden kurtulanlar kanlarındaki neredeyse bütün akyuvarları kaybeder. Derilerde yaralar belirmesiyle birkaç günden birkaç haftaya varan sürelerde kanama nedeniyle ölümler meydana gelir.

Merkezden Uzakta Patlama; patlama noktasının merkezinden uzakta olanlar için de farklı etkiler mevcut. 13, 16 ve 22 km uzakta olanlarda zararlı ışınlar yüzünden sırasıyla üçüncü, ikinci ve birinci derece yanıklar oluşur. Kanamalar ve sindirim bozuklukları gibi hafif belirtiler çıksa da asıl sorunlar daha sonra gelecektir. Saç dökülmesi, deri yanıkları, kansızlık, çocuk düşürme, kısırlık ve sakat çocuk doğurma. Bu olaylarda da on günden üç aya varan süre içinde ölümler gerçekleşebilir. Hatta yıllar geçtikten sonra bile görme bozuklukları (göze perde inmesi), kan kanseri (lösemi) ve ışınım kanseri meydana gelme ihtimali vardır.


Yüksek dozda radyasyona maruz kalmış bireylerde görülebilecek başlıca hastalıklar şunlardır: Kanda ve kan yapan organlarda tahribat (anemi, lösemi), ciltte ateş yanığını andıran yaralar, gözde katarakt, kısırlık, kanser ve kalıtımsal bozukluklar.

Topraktaki plütonyumun bitki kökleri tarafından emilerek insan besinlerine karışması sonucunda da kanser vakası sayısı artacaktır. Patlama sonucu toprak, su ve besin kaynakları kirlendi ve bunların yıllarca insanlara zararı dokundu. Patlamanın etkisiyle atmosfere tonlarca kül ve radyoaktif madde yayılıyor. Havadaki radyoaktif maddeler haftalarca etkili olmaya devam ediyor. Bu maddelerin etkisi bölgede bir kuşaktan insanı etkileyebiliyor. Bunlar radyasyonun yarattığı etkilerin sadece birkaçı; o an ölenler kadar sağ kalanlar ve gelecek nesillerde etkisinden kurtulamıyor.


Bu fiziksel etkilerin dışında birkaç kuşak süren psikolojik etkilerde var tabii ki. Olayın, evlenmeden, iş bulmaya dek uzanan “korku”su, kendini günlük yaşamın her anında hissettiriyor. Bomba atıldığında Hiroşima’da bulunan bir doktor şunları anlatıyor: “Evet, tabii, insanlar tedirgin. Benim durumumu ele alın. Sabah tıraş olurken şayet yüzümü azıcık kesersem, kanı bir parça kağıtla siliyorum. Ve sonra, kanın durduğunu görünce, kendi kendime düşünüyorum: ‘Eh, herhalde iyiyim’” 9 Ağustos 1945’te Nagazaki’de bulunan Yoshiaki Fukahori ise dramını şöyle dile getiriyor: “Bazıları kurtulanların ölenlerden daha şanlı olduğunu söylüyor ama gerçekten öyle mi?... Radyasyona maruz kaldığımda küçük olduğum için sağlığımın geleceği konusunda büyük bir kuşku içindeyim. Karım da kurbanlardan biri ve hasta... Ebeveynler olarak, ikinci kuşak kurbanlardan olan çocuklarımızın geleceğinden kuşkuluyuz... Benim çocuklarım, sağlıklı çocukların anne ve babası olabilecekler mi?... Ailemin üçüncü kuşağı yaşayacak mı?” Bu sorulardan başka; “Tekrar böyle bir felaket yaşanır mı?, Bu gibi bir duruma nasıl hazır oluruz?, Nasıl korunuruz?” gibi farklı sorularda var. Konuyu araştırırken bir yerde şöyle bir cümle okudum: “Japonların 2. Dünya Savaşı sonrası girdikleri ‘Çok çalışalım, çok üretelim, çok biriktirelim, az harcayalım’ psikolojisinden 60 yıldır kurtulamadıkları… “ haklılar. Yargılamadan önce düşünmek lazım, biz olsaydık nasıl davranırdık? Konuyu araştırırken gördüğüm resimler ise içler acısı, bakmaya dayanamadım. Biz bir resme birkaç dakika bakamıyoruz ama o insanlar ömür boyu o şekilde yaşadılar. Bu kadar şeyden sonra aklıma bir soru takıldı.” Acaba o an ölenler mi, yoksa kurtulanlar mı daha şanslı?”


Kadın, çocuk, yaşlı genç, sivil, asker... 140 bin insan bir sabah, işine giderken, parkta oynarken, kahvaltı ederken, yürürken, otururken, çayını yudumlarken, çocuğunu severken, gazetesini okurken, okula gitmeye hazırlanırken, kısacası yeni bir güne başlarken bir anda yok oldu. Dünya böyle acımasız bir silahı daha önce görmemişti. Bu tercih dünya tarihine asla temizlenmeyecek kara bir leke olarak geçti.

Dünyadan geçmiş ve geçmekte olan! Diktatörleri de düşündüğümüzde nükleer silahların tehlikesi daha da anlaşılır oluyor.


Aslında yıl dönümü diye atom bombası / nükleer tehlikeden bahsettik. Tehlike sadece nükleer silahlarla sınırlı değil; biyolojik silahlar ve kimyasal silahlarda aynı şekilde bir hatta birkaç nesli yok edebilecek kapasitede.


Bu tip silahların kullanılmadığı, savaşların olmadığı günleri dilemek herhalde bugünlerin ütopyası oluyor. Gene de barış dolu günlerde görüşmek dileğiyle.


Editör: Ayşegül Demir Alhan