İNSANCIL DENEMELER


Yazar Adı : ALPER YÜCEER Kitap Adı : İNSANCIL DENEMELER Yayın evi : CİNİUS YAYINLARI Basım Yılı: OCAK 2019 (1. BASKI) Türü : DENEME Sayfa : 617 Alper Yüceer'in "İnsancıl Denemeler" adlı kitabını okudum. Kitabı bana can dostum Olga Söner gönderdi; beni bu kitapla ve yazarımızla tanıştırdığı için kendisine teşekkür ederim. Alper Yüceer, 1976 yılında İstanbul'da doğdu. Orta ve lise öğrenimini Galatasaray Lisesinde tamamladı. 1996-1997 yıllarında, Galatasaray Üniversitesi Endüstri Mühendisliği bölümünde okuduktan sonra 2003 yılında İstanbul Bilgi Üniversitesi Siyaset bilimi burslu bölümünü bitirdi. Finans sektöründe, 2005 yılından itibaren, iki sene süresince, bir sigorta şirketinin genel müdürlüğünde çalıştı. Bu esnada, İstanbul Ticaret Üniversitesi İşletme yüksek lisans programını tamamladı. 2007 yılından itibaren, sekiz sene boyunca, bankacılık alanında, üç farklı kurumda genel müdürlük departmanlarında çalıştı. Ardından, 2015 yılında denizcilik sektörüne geçiş yaptı. Dört senedir bu sahada faaliyet göstermektedir. (Kaynak: http://www.oktayaras.com/alper-yuceer/tr/64729) İlgili denemeleri yazarken mümkün olduğunca farklı tarihsel noktalara değindim. Bunun yanında, günümüzün sorunlarını aktarmaya çalıştım. Bu doğrultuda hem ülkemizin hem dünyanın içinden çıkamadığı kimi bunalımlara dikkat çektim. Aslında, tüm yazıların içeriği birçok yönden benzeşmektedir. Hepsi okunduğu takdirde, bu rahatlıkla anlaşılabilecektir. Umuyorum ki yazdığım denemeler bir nebze de olsa zihinleri açacak ve çözüm yollarını bize gösterecektir. Ulusumuzun ve insanlığın esenliğe kavuşması için belli ortak paydalarda uzlaşmak ise bir ön koşul niteliğindedir. Peki, bunlar neden iyilik, sevgi ve paylaşım olmasın? Tarih boyunca hiç denenmemiş böylesi bir insancıl bakış açısı belki de tek kurtuluşumuz olacaktır. (Tanıtım Bülteninden)(kaynak: https://www.dr.com.tr/Kitap/Insancil-Denemeler/Alper-Yuceer/Edebiyat/Deneme-Yazin/urunno=0001794839001) Deneme denilince tüm okurların aklına ilk önce Montaigne - Denemeler'i gelir. Oysa benim aklıma Ferhan Şensoy'un "Denememeler" adlı kitabı geliyor. 27 yıl önce okumuştum (tekrar okumak isterim, kitaplığımda duruyor). O dönem okuduğum ilk mizahi deneme olduğu için bende iz bıraktı ve unutamadım. 'Tüketim Toplumunun Yereldeki Yansıması' adlı bölümde "Kitleler küresel veya yerel düzlemdeki bir takım film, dizi, spor ve özellikle yarışma programlarıyla ülkelerinde ve dünyada ne olup bittiğine dair gelişmeleri algılamak açısından şuursuz ve bilgisiz bir hâle dönüştürülmüştür." denilmiş. Öncelikle burada kastedilen yarışmalar, bilgi yarışmaları değil; Gelinim Mutfakta, Dokun Bana, Biri Bizi Gözetliyor gibi seyirciye bir şey katmadığı gibi zamanını çalan yarışmalar. Televizyonun zararları diye araştırırsanız, bulacağınız cevaplardan birkaçı: 1. Birçok programcı kendi reytingleri uğruna insanların zaaflarını kullanarak bizleri bir nevi “aptal” durumuna düşürmektedirler. 2. Televizyon görsel içerik olduğundan, insanlara izlerken düşünme imkânı vermez. Beyinin tek lobunu çalıştırdığı için zekâ gelişimine katkıda bulunmaz. (Belgesel tarzı bilgi içerikli yayınlar hariç.) 3. İnsanları gerçekten koparma ve hayalciliğe yönelik yaşam oluşturur. Bu ise büyük bir psikolojik rahatsızlık haline gelebilmektedir. (kaynak:http://bafraismetinonuilkokulu.meb.k12.tr/icerikler/televizyonun-zararlari_4855476.html) Kendi kültürünü unutma. Fiziksel sağlığımıza verdiği zararlar da ayrı bir konu. Her icat gibi bilinçli kullanılıp, katkı sağlayan, bilgilendirici içerik sahibi programları belli sürelerle izlersek sorun yok. Ama gelişme sağlayacak, bilgilendirici programlar maalesef yok. 'Ulusal Kültür' adlı bölümü okurken aklıma seneler önce okuduğum Prof. Oktay Sinanoğlu hocamızın "Bye Bye Türkçe" adlı kitabı geldi. Değerli hocamızın bu kitabı yazmasının üzerinden 20 sene geçmiş ama durum daha kötüye gidiyor. Yazarımızın tespitleri çok doğru, ilave edecek bir şey yok. 'Osmanlı Devleti İçin Bir Dönüm Noktası: İkinci Viyana Kuşatması' adlı bölümde; "Savaş yolu yerine diplomasi sanatı ustalıkla icra edilmiş olsa idi, Avrupa devletler coğrafyasında çelişkiler Osmanlı Devleti lehine kullanılabilir ve bu alandaki genel vaziyet iyileştirilebilirdi." deniliyor. Bu fikri savunanlar; "Savaş cephede değil, anlaşma masasında diplomasi ile kazanılır" diyenler, Kurtuluş Savaşı sonrasında hainlikle suçlanıp, cezalandırıldılar. Oysa bu fikrin en güzel örneği; 1. Dünya Savaşı’nda Çanakkale Savaşı’dır bence. Çanakkale geçilmedi, cephede savaş kazanıldı ama masada kaybedildi, İstanbul, İzmir gibi vatanın birçok yeri işgal edildi. 'Enerjinin Rolü' bölümünde; "Birinci Dünya Savaşı’nın oldukça önemli çıkış nedenlerinden biri, Ortadoğu coğrafyasındaki yeraltı zenginliklerinin paylaşım sorunu idi." tümcesi, hasır altı edilen gerçek sebebi açıklamış. Ortadoğu’nun kaderi 1900’ların başında bu bölgede petrolün bulunmasıyla bir anda değişmeye başladı. Petrol artık vazgeçilmez olduğu kadar kanlı savaşların da nedeni olacaktı. Petrole sahip olmak, aynı zamanda güce sahip olmakla eş anlamlıdır. Ortadoğu tek başına dünya petrol rezervlerinin yüzde 38’ine sahip olmasıyla önemli bir bölge olduğunu fazlasıyla gösteriyor. (kaynak:https://www.gazeteduvar.com.tr/analiz/2016/12/01/ortadoguda-petrol-ve-bitmeyen-savaslar/ )Bu yüzden 120 senedir Ortadoğu'da sular durulmadı; sadece savaşın devam etmesi, sadece yeraltı kaynakları ve güç savaşı değil. Aynı zamanda silah, ilaç, inşaat gibi sektörlerinde kendi çıkarları için savaşı kışkırtmaları yüzünden bölgede barış sağlanamıyor. 'Faşizmin Yeni Yüzü' adlı bölümde "Güce tapınma olarak da tanımlanabilecek faşizmde, savaşlar ve katliamlar nihai hedefin gerçekleştirilmesi için tabii araçlar olarak algılanmıştır." deniliyor. Kişi kendisi için, bireysel olarak faşizmi ilke edinip, diktatör olmak isteyebilir. Ama ya yandaşları? Aydınlanma Çağından sonra daha insancıl doktrinler varken kişi nasıl bir diktatöre hizmet etmek ister? Neden bir diktatörün altında kalarak faşizme hizmet etmek ister? Hümanizm, Aydınlanma Çağının eşitlik anlayışı, hukuki eşitlik gibi kavramlar varken, neden diktaya hizmet tercih edilir? 'Fanatizmin Negatif Etkileri' adlı bölümde fanatiklik makro olarak işlenmiş, fanatikliğin toplumdaki olumsuz etkileri anlatılmış. Ben (hep söylediğim gibi) fanatikliği hiçbir zaman anlayamadım. Daima her konuda fanatikliğe karşı oldum ister bireysel ister toplumsal. Eskiler ne demiş: “Her şeyin fazlası zarar", "Azı karar, çoğu zarar." gibi... Kitapta ele alınan konu ve olaylarda kronolojik bir sıralama yok. Bu da biraz yorucu oluyor. Genel olarak bana anımsattığı, tek tek farklı açılardan işlenmiş olsa da temel olarak iki konu: Merkantilizm ve Maslow'un İhtiyaçlar Piramidi. Merkantilizm: Merkantilizm 16. yüzyılda Batı Avrupa'da başlamış ekonomik bir teoridir. Merkantilizme göre bir milletin refahı anaparanın miktarına bağlıdır ve küresel ticaret hacmi değişmez. Ekonomik servet veya anapara devletin elinde tuttuğu, altın, gümüş miktarı veya ticari değer ile temsil edilir. Merkantilizme göre, yönetim ekonomide korumacı bir rol oynamalı, dış satımı desteklemeli ve dış alımı sınırlandırmalıdır. Değerli madenleri ülkede tutmak ve bu madenlerin dışarıya çıkmasını engellemek merkantilizmin ana amacı olmuştur. (Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Merkantilizm) Maslow teorisi veya Maslow'un ihtiyaçlar hiyerarşisi, Amerikalı psikolog Abraham Maslow tarafından 1943 yılında yayınlanmış bir çalışmada ortaya atılmış ve sonrasında geliştirilmiş bir insan psikolojisi teorisidir. Maslow teorisi, insanların belirli kategorilerdeki ihtiyaçlarını karşılamalarıyla, kendi içlerinde bir hiyerarşi oluşturan daha 'üst ihtiyaçlar'ı tatmin etme arayışına girdiklerini ve bireyin kişilik gelişiminin, o an için baskın olan ihtiyaç kategorisinin niteliği tarafından belirlendiğini söz konusu etmektedir. Maslow'un kişilik kategorileri kendi aralarında bir dizilim oluştururlar ve her ihtiyaç kategorisine bir kişilik gelişme düzeyi karşılık gelir. Birey, bir kategorideki ihtiyaçları tam olarak gideremeden bir üst düzeydeki ihtiyaç kategorisine, dolayısıyla kişilik gelişme düzeyine geçemez. Maslow, gereksinimleri şu şekilde kategorize etmektedir. 1-Fizyolojik gereksinimler (nefes alma, besin, yemek, su, cinsellik, uyku, sağlıklı metabolizma, boşaltım) 2-Güvenlik gereksinimi (beden, iş, kaynak, ahlak, aile, sağlık ve mülkiyet güvenliği) 3-Ait olma, sevgi, sevecenlik gereksinimi (arkadaşlık, aile, cinsel mahremiyet) 4-Saygınlık gereksinimi (özsaygı, özgüven, başarı, başkalarına saygı duymak, başkaları tarafından saygı duyulmak) 5-Kendini gerçekleştirme gereksinimi (erdemli, yaratıcı, içten, problem çözücü, önyargısız ve hakikatleri kabul eder olmak) (Kaynak: https://tr.wikipedia.org/wiki/Maslow_teorisi) Benim için fazlasıyla doyurucu bir okuma oldu. Kimi zaman unuttuğum bilgileri hatırladım, kimi zaman çözümsüzlüğe üzüldüm (aslında çözüm var uygulama yok), kimi zaman yaşananlara (uygulanan politikalar sonucu) karşı çaresizliğe kızdığım ama okumaktan keyif aldığım (bilgi dağarcığımı genişlettiği için), kitaplığımda olmasından gurur duyduğum bir kitap. İnsancıl Denemelerden kalanlar: 1. Geniş kitlelerin fakirlik içinde yaşamaya mahkûm edilmesi uygarlık için bir kara lekedir. 2. Mavi ve beyaz yakalı çalışanların yerini doldurabilecek bu yeni sistemler, düzenli mesafe kat eden gelişim süreci içinde, sanat fonksiyonlarını dahi, müzik ve edebiyat gibi, icra edebilecektir. (Yapay zekâ) 3. Şimdiki ve gelecekteki dünyada birinci ligde konumumuzu kazanabilmemiz amacıyla, bir an evvel lise ve üniversite seviyesinde yeni devrin koşullarına yakışır eğitim kurumlarını, mutlak bilimsel değerler önceliğinde, politik kaygılardan uzak olarak oluşturmamız gerekmektedir. 4. Jean Baudrillard'a göre, toplumsal sınıflar üretilen malları konumlarını ve ayrıcalıklarını gösterebilmek için tüketirler. 5. Dünya üzerindeki deniz ticaret yollarını denetimi altında bulundurmak hem ekonomik hem de politik anlamda küresel egemenliğin anahtarı durumundadır. 6. Batı toplumları; bilimin, teknolojinin, sanatın son derece ciddiye alınması ve icra edilmesi ile birlikte dünyada belli bir üstünlük kazandılar. Editör : Tolga Ziyagil

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube