İNSAN VE MASKESİ- MİRZA TAZEGÜL

En son güncellendiği tarih: Nis 18


Yazar Adı: MİRZA TAZEGÜL

Kitap Adı: İNSAN VE MASKESİ

Yayın evi: MONA - ALFA YAYIMCILIK

Basım Yılı: ARALIK 2019 (1. BASIM)

Türü: KİŞİSEL GELİŞİM

Sayfa Sayısı: 241


📚 Mirza Tazegül'ün son çıkan kitabı "İnsan ve Maskesi"ni okudum. Daha önce "Yalnızlığın Bilinmeyen Yüzü" ve "Kaybetmek" adlı kitaplarını okuduğum için Mirza Bey’in kalemini tanıyorum.


📚 Mirza Tazegül'ü kısaca tanıtmak gerekirse Kars’ta doğan Mirza Tazegül ilk ve ortaokulu Kars’ta lise ve yüksekokulu İstanbul’da tamamladı. İşletme okuyup iş hayatına atıldı. Haftada iki kitap okumayı kendine şiar edinen yazar, yoğun iş hayatına rağmen okumayı hiç bırakmadı. 17 yaşında yazmaya karar verdi ama okumadan, gezmeden, gözlemeden yazılmayacağını gördü ve o günden beri okudu, gözlemledi ve gezdi. Hayatında insan, barış, mutluluk, sevgi ön planda oldu. Özellikle insan psikolojisi ve felsefeyle ilgilendi. Mart 2016’da sosyal medyada yazmaya başlayan yazar 3 ay gibi kısa sürede milyonu geçkin takipçiye ulaştı yazıları net dünyasında 10 milyonun üzerinde bir insan kitlesi tarafından okundu dünyanın her yerinden takipçiler takip etmeye başladı. Yazar SESSİZLİĞİMLE DANS adlı ilk kitabını 2016 Ekim’de yayınladı ve bugüne kadar 25 baskı yaptı.


📚 Anadolu’nun soğuk kış gecelerinde babasından dinlediği masallardan içinde doğan sözcük ve öykü anlatma sevdasını, tarihe, sanata, psikolojiye uzanan bir ömrün tecrübeleriyle harmanlayarak paylaşıyor: İnsan ve Maskesi. Tazegül, “Zaman, kimi anıları zihnin en derinine iter. Hatırlanması güçleşse bile bazı anılar hafızanın derinliklerinde kolay kolay kaybolmaz,” diyerek ipotekli yaşamlarımızdan sıyrılıp bir “hayat yolculuğuna” çıkmaya davet ediyor bizi. (Tanıtım yazısından)


📚 Başlarken adlı bölümde; "Okunan her kitap, insanın tecrübe hanesine eklenerek oluşan kişiliğine katkıda bulunur." demiş yazarımız. Bende ilk okuduğum kitap (ilkokul 1. sınıfta)

Kibritçi Kız da çok üzüldüm, kendimi onun yerine koyarak "ben olsam ne yapardım?" diye düşündüm. Ve bu hep böyle devam etti, önce kitaplarla sonra hayatta yaşananlarla. O yaşta daha yaptığımın ne olduğunu bilmeden hep karşımdakinin yerine koydum kendimi. 45 yıl sonra günümüzde bu tartışılıyor ve toplumumuzda eksikliğinden bahsediliyor; "empati eksikliği" olarak. "Öğrenmenin yaşı yok." demiş atalarımız, öğrenmek için okuyalım, okutalım.


📚 Masalcı Babam adlı bölümde; "Kitapların içinde yaşayan kahramanların girdiği ruh hallerinden insanı tanıdım, olaylara karşı verdiği tepkileri ölçmeye başladım." diyor. Bu cümleyi okuyunca aklıma başka bir şey geldi. Hepimiz kendimizi kitaptaki kahramanların yerine koyup yazılanları, yaşananları anlamaya, gözümüzde canlandırmaya çalışıyoruz. Hep kahraman oluyoruz. Yani "Robinson Crusoe" yu okurken herkes Robinson oluyor, kimse Cuma olmuyor. "Sherlock Holmes" okurken okuyanlar Sherlock oluyor, kimse Dr. Watson olmuyor, onun gözünden bakmıyor. Tabii örnekler çoğaltılabilir. Asıl soruya dönelim; "Bunun sebep nedir? Hep kahraman olmak, kahraman gibi düşünmek."


📚 Gene aynı bölümde; "Zweig'in 'Korku' romanından vatan sevgisini, Halide Edip romanlarından Kurtuluş Savaşının ruhunu öğrendim. Yoksulluğun tekdüzeliğini yaşadım ama yoksulluğun resmini Orhan Kemal'den seyrettim." diyor. Bu da beni düşündürüyor, ben neler öğrendim, diye. Çocukken yoksulluğu, kimsesizliği 'Köprü Altı Çocukları' ile Kemalettin Tuğcu'dan; zalimliği, eziyeti, köleliği, her şeyin bir karşılığı olduğunu 'Diyet, Forsa, Falaka' gibi öykülerle Ömer Seyfettin'den öğrendim. Şiirin farklı tatlarını Ahmet Haşim, Orhan Veli, Ümit Yaşar'dan öğrendim. Analitik düşünmeyi, sorgulamayı ise Agatha Christie'den öğrendim ve okudukça bu öğrenmelerim devam ediyor, hala okuyacağım ve öğreneceğim yüzlerce şey var (maalesef).


📚 Hırs Tuzağı adlı bölümde: "İstek ve arzularımız sınırsız, hayat ise sınırlıdır." (Kaybetmek adlı kitabından) Bu cümleyi okuyunca aklıma 'İktisada Giriş' dersi geldi, tüylerim ürperdi. Ders kitabının ilk cümlesi, iktisat tanımı: İktisat bireylerin sınırsız ihtiyaçlarını karşılamak için kıt olan kaynakları kullanarak fayda sağlamaktır. Bire bir aynı olmasa da içerik aynı.


📚 Bilmeden Bilenler bölümünde; oğlunun İTÜ 'ye kayıt olurken gördüklerini anlatmış. Kayıt olmaya velileri ile gelen öğrenciler ve kayıt formunu dolduran veliler! Bu satırları okuyunca kendi okul dönemim gözümde canlandı. Babam okula bir kere geldi, orta birinci sınıfa kayıt yaptırdı. Sonrasında ise her sene kayıt yenilemeyi kendim yaptım, birkaç sene sonra aynı okula kardeşim başlayınca onun kayıt yenileme işlemini de ben yaptım. (Ortaokul - lise beraberdi, KKL). Annem ise senede 2 kere gelirdi, davet üzerine veli toplantısına. Bu bizim aileye özel bir durum değildi, tüm veliler aynıydı. Bir velinin okula gelmesi için olağanüstü bir durum olması gerekiyordu; kavga, yaralanma vb. gibi. Üniversiteye kaydım ise ayrı bir hikâye Uludağ Üniversitesini kazandım. Kayıt için babam arabasıyla Bursa'ya götürdü; Altıparmak'ta kampüsün önünde bıraktı ve: "İşin bitince karşı pastanede buluşuruz, buraya gelmişken ben de işlerimi halledeyim." dedi ve gitti. O dönem cep telefonu falanda yok, yıl 1984. Yabancı bir şehirde, ilk defa yapacağım bir işlem için beni bıraktı. Panik yok, gayet sıradan bir şey gibi, işlemi yaptım, pastanede babamı bekledim. Mirza Bey’in belirttiği gibi şimdi kayıt formunu dolduramayan öğrenciler, boş diplomalarını alıyorlar. Ebeveynler çocuklarını kollama, koruma, yormama işini abartıyorlar ve kendine güvensiz, beceriksiz, tembel, sorumsuz bireyler yetişiyor.


📚 Kitap, 2-3 sayfalık kısa yazılardan oluştuğu için kolaylıkla okunuyor. Zaten dilde ve anlatımda bir problem olmadığı için bir nefeste bitiyor kitap. Daha önce okuduğum kitaplarının yorumunda da belirttiğim gibi Mirza Bey'in tarzı diğer kişisel gelişim kitaplarında olduğu gibi 'Öyle yapın, böyle yapın, doğrusu bu.' şeklinde değil, daha çok bir sohbet havasında, içindekileri, düşüncelerini, gözlemlerini sizi sıkmadan anlatıyor.


📚 Bence bu kitabı kitaplığınıza koymayın. Ne mi yapın? Başucunuza, çantanıza, sehpa üzerine koyun, yani elinizin altında olsun. Sıkıldığınızda, metroda, otobüste, çay- kahve molasında kısa bir şeyler okumak istediğinizde, alın elinize rastgele bir sayfa açın ve şansınıza çıkan bölümü okuyun.


📚 Gene kitap kadar bir yorum oldu. Kusura bakmayın kitap iyiydi, bu kadar şey yazdırdı. Kitaptan birkaç alıntı ile vedalaşalım:


📌 Yalanlar dilin ürünü, gerçekler ise emeğin ürünüdür.

📌 Edebiyatın gücüne o kadar âşık oldum ki kitapları koklayarak okumaya başladım.

📌 O tek kullanımlık kağıt mendil gibi tüm dostlukların, ilişkilerin ve aşklarında tek kullanımlık olduğunu sanıyorlar. Biz mi öğretemedik yoksa birileri mi unutturdu?

📌 Zannımca kadını koruma ve kollama adına, güya iyilik çatısı altında yapılan zulüm ve şiddet son bulmadıkça erkek egemen toplum kendini doğuran ve büyüten kadına samimi bir şekilde yaklaşıp ona sevgi ve saygı duyarak insanca yaşamasının önünden çekilmedikçe, insanlık huzura ermeyecektir.

📌 Yine şahsi görüşüm, kadın dişi olarak değil kişi olarak görülmediği sürece insanoğlu kemale eremeyecektir.


Editör: Damla Güler Öztürk

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube