İMPARATORLUĞUN SON NEFESİ / İLBER ORTAYLI



Yazar Adı: İLBER ORTAYLI

Kitap Adı: İMPARATORLUĞUN SON NEFESİ

Yayın evi: TİMAŞ YAYINLARI

Basım Yılı: EKİM 2016 (4. BASKI)

Türü: TARİH / İNCELEME

Sayfa Sayısı: 287


#beraberokuma etkinliği için yaptığımız ankette İlber Ortaylı en çok oyu aldı ve onun bir kitabını okumaya karar verdik; bende okumak için İmparatorluğun Son Nefesi; Osmanlı'nın Yaşayan Mirası Cumhuriyet adlı kitabını seçtim.


Ortaylı, 1947 yılında doğdu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Tarih Bölümünü bitirdi. Chicago Üniversitesinde mastır çalışmasını Prof. Halil İnalcık ile yaptı. "Osmanlı İmparatorluğu'nda Alman Nüfuzu" adlı çalışmasıyla doçent oldu. Viyana, Berlin, Paris, Princeton, Moskova, Roma, Münih, Strasbourg, Yanya, Sofya, Kiel, Cambridge, Oxford ve Tunus üniversitelerinde misafir öğretim üyeliği yaptı, seminerler ve konferanslar verdi. Yerli ve yabancı bilimsel dergilerde makaleler yayınladı. Ortaylı, Uluslararası Osmanlı Etüdleri Komitesi Yönetim Kurulu üyesi ve Avrupa İranoloji Cemiyeti üyesidir.

İmparatorluğun Son Günlerinden Cumhuriyetin Kuruluş Öyküsüne...


"En utanılacak yönümüz; tarih yaptığımız halde tarih öğrenmemek; tarih yazmamak konusundaki ısrarımız!” İlber Ortaylı

Balkan Harbinden Birinci Dünya Savaşı’na, İstiklal mücadelesinden Lozan görüşmelerine, Halifelik tartışmalarından Cumhuriyet’in kurulmasına, Sultan Abdülhamid’den Mustafa Kemal Atatürk’e, Enver Paşa’dan Halide Edip’e gündemden düşmeyen konular ve tartışılan tarihi kişiliklere dair İlber Ortaylı’nın görüşlerini merak edenlerin kaçırmaması gereken bir kitap; İMPARATORLUĞUN SON NEFESİ... (Arka kapak tanıtım yazısından)

“Tarih Nasıl Yazılır?” başlıklı bölümde: “Titus Livius; İmparator Augustus, Cladius, Nero ve Caligula devirlerinin tarihçisidir.” diyor. Doğrudur bizi ilgilendiren bu değil. Ben bu satırları okurken, eşim geldi (tarihi filmlere bakıyordu) Caligula’yı biliyor musun? dedi. Bende; “Elbette” diye cevap verdim. Onun ile ilgili dizi ve film olduğunu, seyredebileceğini söyledim. Aynı zamanda o döneme ait sevdiğim oyuncu Anthony Hopkins'in oynadığı Titus filmi ve o dönem çok sevdiğim "Ben Cladius” dizisini söyledim. İsteseniz bu kadar denk gelmez; tesadüfün böylesi. (Not: O dönemi merak ediyorsanız bu filmleri izleyin bence.)


“Türkiye'de Tarih Yazıcılığı” adlı bölümde: ‘Sürekli olarak ‘Yeni harflerin kabulüyle eski kültürümüz bitti!’ deniliyor. Sanki eski kültürümüzle eskiler çok iyi bağ kurmuşlardı. Eski tarihlerimiz, eski vesika derlemelerimiz maalesef bizden evvel ecnebiler tarafından yayınlanmışlardır.” demiş. Tarihle ilgilenmeyen, okumayı sevmeyen, yazmayı bilmeyen bir toplum olarak; yazım harflerinin ne önemi var? Harf şeklinin değişmiş olması neyi değiştirdi? Harf Devrimi’nden önce yapılan 28 Ekim 1927 tarihli nüfus sayımı da söz konusu iddianın değerlendirilebilmesi için farklı veriler sağlıyor. “28 Teşrinievvel 1927 Umumi Nüfus Tahriri, Fasikül 3, Usuller Kanun ve Talimatnameler Neticelerin Tahlili” isimli çalışma incelendiğinde: Harf Devrimi’nden önce Arap harfleri ile okuma yazma oranının erkeklerde yüzde 12.99 kadınlarda ise yüzde 3.67 olduğu, toplamda da okuryazar oranının yüzde 8.61 olduğu görülebiliyor. Ayrıca raporda 7 yaş üstü dikkate alındığında bu oranların erkeklerde yüzde 17.42 kadınlarda ise yüzde 4.63 toplamda da yüzde 10.58 olarak değiştiği de belirtiliyor. Yani bir şey değişti, eski kültürden uzaklaşıldıysa da bu okuma yazma bilen % 8 - 12 için değişti. Atatürk, 1928’in 9 Ağustos gecesi Sarayburnu’nda verdiği ve hem harf hem de musiki inkılabının başlangıcı olan meşhur nutkunda: “Türkiye’nin yüzde sekseninin okuma yazma bilmediğini” söyler.

"Midhat Paşa; İdamla Yargılanan Son Sadrazam" adlı bölüm Midhat Paşa'ya ayrılmış. Uzun zaman önce okuduğum kitap sayesinde en üzüldüğüm karakter. Ortaylı'nın belirttiği gibi başarılı bir vali ama başarısız bir sadrazam. Başarısızlıklarında kendi acele kararları kadar rakiplerinin de etkisi büyük. Yıldız Davası skandal davalardan biri; rakiplerin kıskançlıkları, kinleri ve geçmişin intikam hırslarıyla hukuk skandalına dönüşmüş. Gelelim beni etkiyen kitaba: Taif'te Ölüm - Hıfzı Topuz (1999). Tabii kitabın etkileyiciliğinin, unutulmazlığının arkasında yaşananların dramı kadar Topuz'un kurgusu ve kaleminin gücü var.


Osmanlı - Rus Savaşı anlatılırken Plevne Kuşatması Kahramanı Gazi Osman Paşa'dan bahsediyor. Ortaokuldan beri ne zaman Gazi Osman Paşa'nın adı geçse aklıma hemen Plevne Marşı gelir.


Tuna Nehri akmam diyor,

Etrafımı yıkmam diyor,

Şanı büyük Osman Paşa,

Plevne'den çıkmam diyor.

XXXXXXXXXXX

Düşman Tuna'yı atladı,

Karakolları yokladı,

Osman Paşa'nın kolunda,

Beş bin top birden patladı...

XXXXXXXXXXXX

Tuna Nehri akar gider,

Etrafını yıkar gider,

Şanı büyük Osman Paşa,

Düşmanları kırar gider...

XXXXXXXXXXXXX

Kılıcımı vurdum taşa,

Taş yarıldı baştan başa,

Namı büyük Osman Paşa,

Askerinle binler yaşa.

(Mehmet Ali Bey)


Osmanlı Rus Savaşı bölümünün son paragrafında:" Göç Osmanlı - Rus Savaşından beri Türkiye halkının hayatında, siyasetinde, iktisadi yaşamında önemli SORUNLAR getiren, bu sorunlarla birlikte bazı kazançlar da yaratarak ülkenin manzarasını değiştiren bir olay olarak bilinmelidir." diyor. Maalesef büyük savaşlar bitse de göçler hala devam ediyor, topraklarımız dış göç alıyor. Merhamet, muhtaç olana yardım etmek, sığınana el vermek elbette ulvi bir hareket ammaaa... Ortaylı'nın da dediği gibi önemli sorunları da beraberinde getiriyor. Kendi sorunlarımızı aşamamışken, dış göçlerle yeni sorunlara kucak açmak ne kadar doğru tartışılabilir.


Mısır Hanedanının Osmanlı Hayatına Etkisi başlıklı bölümde:"Hidiv hanedanı İstanbul'a gerçek anlamda Batı medeniyeti ve israfı getirmiştir." cümlesini okuyunca; o günlerde medeniyet (daha doğrusu Hidiv hanedanının özentisi) israfı getirmiş. Bugünlerde ise teknoloji ve özenti ( gereksiz bir yarış) tüketimi ve yaratılan tüketim toplumu israfı körüklüyor.


İmparatorluk Tecrübesi ve Türkiye başlıklı yazıda:" Çok az ülke kan ve can pahasına topraklarını savunmuştur. Rusya'nın Brest-Litovsk'ta, Sivastopol'da, Moskova, Stalingrad ve Leningrad'da milletin kanı, canı pahasına savunma yaptığı malumdur. Marne ve Verdun cepheleri de, Fransa'nın vatan savunması yapabilen, milli şuura sahip bir tarihi kimliğe sahip olduğunu gösterir. İşte Çanakkale'de bu türden abidelerden biridir." denilmiş. Bu satırları okuyunca ister istemez günümüzü düşündüm. Her ne kadar geçmiş dönemdeki kadar büyük savaşlar çıkmasa da; savaş başlar başlamaz, pılısını pırtısını toplayıp başka ülkelere göçüyorlar. Nerede kaldı önceki nesiller gibi kanı, canı pahasına vatanı, toprağı için savaşanlar? Yüzyıllardır savaş yaşamış bir millet olarak biz topraklarımızı bırakmamış, kimseye sığınmamış bir ırkın ahvadı (torun, soy) olarak; savaştan, vatanlarından kaçanları da anlayamıyorum, bunu da sabit fikirli olmama, anlayışsızlığıma verin.


Kitabı okurken ufak bir ayrıntı dikkatimi çekti: Ortaylı, hep "Son Padişah" diyor, padişahın adını zikretmiyor. Bilmediğinden değil herhalde. Ama bunun sebebini çok merak ettim (paparazzilik duygularım kabardı).


İmparatorluğun Son Nefesi'nden bana solunanlar:

Günlük politika, sadece diktatörlük rejimlerinde değil, Batı'da dahi okulların tarih yazımını etkiliyor. Bazı görüşler en doğru, hatta tek doğrunun kendileri olduğu inancındalar. (Önsöz)

"En utanılacak yönümüz; tarih yaptığımız halde tarih öğrenmemek, bilimsel yöntemlerle tarih yazmamak konusundaki ısrarımız." I. Bölüm başlık

Ne üzücü ki Dede Korkut Destanı'nın en iyi versiyonu bile İtalya'da Vatikan Kütüphanesinde bulundu.

"Balkan Savaşları sonunda Türkiye sadece Rumeli'deki parçasını kaybetmekle kalmadı, buradaki nüfusumuz yerinden yurdundan oldu."

Bugün bile Kırım Harbi'nin sebeplerinin ne olduğu ve niçin başladığı, bir yerde I. Cihan Harbi gibi, açıkça izah edilemiyor.

Cumhuriyet'in en büyük kazancı uygarlık... Cumhuriyet'in zihniyeti ve dünyayı kavrayış yöntemi, bunun üzerinde duruyor. Tarih, coğrafya, musiki...


Editör: Demet Yener

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube