En son güncellendiği tarih: May 6


Önündeki arabaya çarpmamak için aniden frene bastı. Işığın kırmızıya döndüğünü fark etmemişti. Derin bir nefes aldı. Sol tarafındaki telefona uzanmıştı ki, hazırladığı enjektörü gördü. İşte, şimdi tam zamanıydı. Yavaşça eline aldığı enjektörü hızlıca yan koltukta oturan kadının boynuna sapladı. Kadın bileğinden yakalamıştı onu ama artık çok geçti. Bileğindeki el gevşedi ve yan tarafa düştü. Eğilip koltuğu geriye yatırdı. Artık dışarıdan bakıldığında şoför koltuğunun yanında uyuyakalmış güzel bir kadın görünüyordu sadece.


İşin ilk kısmını başarmıştı. Buna karar vermek aylarını almışken, uygulaması iki saniye sürmüştü. Demek hayatını alt üst eden, tüm yaşama sevincini elinden alan bu kadından kurtulması bu kadar kolaydı. Daha işi bitmemişti ama. Mini elbisesinin altında, ölüyken bile cazip görünen bedenden de bir an önce kurtulmalıydı. Çok değil iki saat sonra şehirden çıkacak, havanın kararmasıyla birlikte uçurumdan aşağı bırakacaktı onu. Kendi koskoca bedenini düşününce 50 kiloluk şu sıska bedeni aşağı yuvarlamak onun için çok da zor olmayacaktı.


Bu kadar şişman olduğu için şükretmeli miydi acaba? Yoksa tüm bunlar zaten bu kadar şişman olduğu için mi başına gelmişti? Aklının dağılmaması gerekiyordu. Arabanın saatine odaklandı ama gözü benzin göstergesine takıldı. Kahretsin!


Daha neredeyse iki saatlik yolu kalmıştı ama benzini bitmek üzereydi. Bunca zaman plan yapıp böyle bir şeyi nasıl gözden kaçırmıştı. “Sakin ol, sakin ol, her şey yolunda,” diye telkinde bulundu kendine. Benzin istasyonuna geldiğinde artık tamamen sakinleşmişti. Ama tuvalete gitme isteğini bastıramamıştı.


Görevliye parayı uzatırken;


"Tuvaletler neredeydi?" diye sordu.


Tüm şirinliğini takınıp adamın gösterdiği tarafa döndü ve hemen dönerim dedi. Birkaç adım atmıştı ki, yanından kovayla geçen çocuğu fark etti. Ya camları silerken kadının öldüğünü anlarsa ya hemen polise haber verirlerse… Birkaç saniyede aklından geçen onlarca senaryoyu bir kenara itip arkasını döndü. Çocuk camları silmeye başlamıştı. Arabanın içindekiyle ilgileniyormuş gibi de görünmüyordu.


Hızlı adımlarla lavaboya koştu. Kesinlikle doğru olanı yapmıştı. İçinde en ufak bir pişmanlık yoktu. Sifonu çekip kapıyı açtığında, aynada gördüğü yüzden hiç memnun kalmadı. Giydiği uzun elbise aynayı tamamen kaplayan bedenine yapışmış, saçları dağılmış ve her sıkıntıda olduğu gibi yüzünde kızarıklıklar oluşmaya başlamıştı. Elini yıkayıp dağılan saçlarını topladı. Hiç makyaj yapmadığı için yüzünü rahatlıkla yıkadı. Su iyi gelmişti.


Aceleci adımlarla arabaya doğru yürüdü. Her şey normal görünüyordu. Görevliden fişi aldı ve arabayı çalıştırıp hızlıca istasyondan çıktı.Hava kararmaya başlamıştı.

Yola konsantre olmaya çalışıyor ama yanındaki bedenin varlığı ona engel oluyordu. Sahi bu hale nasıl gelmişti? İki sene öncesine kadar, fazla kiloları dışında hiçbir sorunu olmayan butik otel sahibi Meral, şimdi en ufak hatada , demir parmaklıkların arasına gireceği bir duruma düşmüştü.

Her şey o adamın otele gelmesiyle başlamıştı. Otele gelişinin üçüncü gününde kendini onun odasında, otuz beş yıldır kimseye dokundurtmadığı bedenini santim santim bir yabancıya sunarken bulmuştu. İlk defa biri , bedenine sanki bir tanrıçaya dokunur gibi dokunuyor, tüm o nefret ettiği katmanlarını ayrı ayrı okşuyor, adeta kendinden geçiyordu.


Odanın kapısını çaldığında bunları yaşayacağı aklının ucundan geçmemişti. Sadece otelin neredeyse boş olduğu bir zamanda gelen müşterisine kahvaltı götürerek jest yapmak istemişti. Kapıyı tıklatır tıklatmaz adam açmış ve elindeki tepsiyi alıp, Meral’in dudaklarına yapışmıştı.Nefes nefese kalmış, aldığı zevkten başı dönmüş, adamı itmek, dur demek istememişti.


Hele “geldiğimden beri seni arzuluyorum, istiyorum seni,” cümlesinden sonra kendini tamamen bırakmıştı. Adamın bu kadar zevk aldığını görmek yıllardır uyuyan dişiliğini ayağa kaldırmış, karşılık vermeye başlamıştı.


Bundan sonra her ay iki gün geliyorum, odamı ayır, beni bu zevkten mahrum bırakma diyerek gitmiş ve tam iki yıl söz verdiği gibi her ay gelmişti. İlk aylarda Meral kendine bakmaya başlamış, zayıflamaya çalışmış, hatta mide ameliyatı bile olmayı düşünmüştü. Bunu fark eden adam asla demişti. Asla! Ben senin bu halini arzuluyorum.


Zaten zayıf olan iradesi bu sözlerle iyice zayıflamış, kendini tamamen yemeğe ve ayda iki gün süren zevke adamıştı. Kilo aldıkça adam daha iştahla sevişmişti onunla. Ve şimdi yanında yatan bu ölü beden tüm bunları elinden alacaktı. Neyse ki artık imkansızdı.


Elli kiloluk, çocukluk arkadaşı Doktor Ayça, yüz otuz kiloluk Meral’e kafa tutuyor, eğer böyle kilo almaya devam ederse öleceğini söylüyordu. Zayıflarsa nasıl bir zevkten mahrum kalacağını anlamıyor, sevdiği adamı da psikopatlıkla suçluyordu. Kesin Ayça adamı bulmuş , bir şekilde gelmesini engellemişti. Tam üç aydır yoktu adam. Her şey Ayça yüzündendi ve ölmeyi kesinlikle hak etmişti.


Bu sabah ise nasıl olduysa, Ayça onu ikna etmiş, en azından psikolog arkadaşıyla bir kez konuşmasını istemişti.


Birden korna sesiyle irkildi. Dikiz aynasından bakınca arkada biriken arabaları gördü. Sonra kolunu sarsan ele baktı.


“Hadi Meral ama, yeşil yandı, merak etme her şey düzelecek, arkadaşım bir numaralı bir psikolog , sana iyi gelecek, “ diyen Ayça’nın gözleriyle karşılaştı.


Sonra aniden arabanın sol cebine baktı. Enjektör hala yerindeydi.


© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube