İDEAL KİLOYA KAVUŞMAK

En son güncellendiği tarih: May 9


Kendimle ilgili gurur duyduğum birkaç özelliğim var. Fazla değiller ya da beni eşsiz kılmıyorlar ama hiç yoktan iyidir. Mesela edebiyata düşkün olmak, imla kurallarını çok ciddiye almak, mümkün olduğunca yalan söylemekten kaçınmak gibi. Gerçi sonuncusunun meziyet olduğundan pek de emin değilim. Söylediğim yalanı unuttuğum için bir nevi zorunluluk. Herkes gibi beyaz yalanlar söylüyorum elbette. Hamileliği nedeniyle kilo almış birine “Balina gibi olmuşsun.” demek, kimse kusura bakmasın, dürüstlük değil, dangalaklıktır. Herkes benzer durumlar yaşar, benzer yollardan geçer. Bazıları yalan söylemeyi iyi becerir, bazıları beceremez. Ben de beceremeyip yakalanan kesimden olduğum için ergenlik yıllarımdan beri dürüst olmayı seçtim, aptallığın alemi yok.

Yaş otuzu geçtikten sonra, iyi bir iş daha başardım: Televizyonu hayatımdan çıkardım. Bir seferde pat diye bırakmadım, bütün gün TV’nin açık olduğu evden, aşama aşama hangi düğmenin TV’yi açtığını unutma aşamasına geldik.

İlk evlendiğimizde hala tüplü televizyonlar vardı. Bilirsiniz, Türk aileleri çeyizleri düğün ihtimalinden bile önce toplamaya başlar. Bizim de iki tane devasa tüplü televizyonumuz vardı. Biraz eskisin, LED ya da plazma alırız diyorduk. O zamanlar işten eve gelir gelmez TV açılırdı. Haber özetlerini izler, sonra benim dizilerime ya da eşimin futbol programlarına geçerdik. Çocuğumuz olduğunda bir süre televizyon hiç kapanmadı. Çünkü ortamda ışık ya da ses varsa asla uyuyamayan ben, oğlum da benim kadar sıkıntılı olmasın diye onu TV gürültüsünde uyumaya alıştırabileceğimi zannetmiştim.

Oğlum, uyku konusunda benden de beter çıkınca elbette bu işten vazgeçtik. Bizim TV kapandı. Çocuk uyuduktan sonra açıyorduk. Yerli diziler eşimi bunaltıyordu. Laf aramızda ben de sıkılmaya başlamıştım. Birbirinin aynı spor programları ise, bir yerden sonra eziyete dönünce çareyi yabancı dizilere sarmakta bulduk. O zamanlar da iyi diziler vardı hani, House MD, Prison Break, 24, My Name is Earl… Sonra da, hayatımıza zombiler girdi. ‘Şah’tık, şahbaz olduk.

Bu dizileri izlediğimiz kanalların ikisi de kapanınca, sadece ara sıra oğlumun izlediği Caillou ve Küçük Eşek Tro Tro için televizyon açar olduk. Şimdi geriye bakınca çok zor bir dönemden geçmişiz meğer. Çok geçmeden o çocuk kanalı da kapandı, biz de haberleri internetten takip ettiğimiz için, eski dostumuzu dekor olarak kullanmaya başladık. Bu arada, bahsettiğim dekorun, hala çeyizle gelen tüplü takoz olduğunu belirteyim. Eve gelen misafirin geçtiği dalganın haddi hesabı yoktu. Bizden hayır gelmeyeceği belli olunca, arkadaşlarımız LED televizyon aldı bize. Bir gün telefon açıp “Güzel bir kampanya var, aylık şu kadar ödeyeceksiniz.” diye getirip aleti eve bıraktılar. Biz kutuyu açmaya yeltenmeyince montajını da yapıp gittiler. Diğer devasa tüplü arkadaş ise çocuk odasında duruyor hala. En son ocak ayında açmıştık galiba, hala çalışıyor mu emin değilim.

Geçenlerde arkadaşlarımız (hani şu bize TV alanlar) bir akşam uğradığında eski bir filme takıldık. Alçak Adam diye çevirmişlerdi, orijinal ismi ise Shallow Hal. Cinsiyetçi, kadınlara bakışı sığ, hatta şovenizm düzeyinde olan Hal isimli genç bir adamın hikayesiydi. Hal, bir gün asansörde o dönemin en popüler adamıyla karşılaşır. Adam bir tür gurudur, hiponotizma konusunda uzman. Bu adam birkaç dakika içinde Hal’ın bakış açısını değiştirir, Hal asansörden çıktığı anda, kadınların dış güzelliğini değil, iç güzelliğini görmeye başlar. Günün birinde Rosemary ile tanıştığında, kısa zamanda ona aşık olur. Mükemmel kadını bulmuştur. Ancak yakınları Hal için endişelidir, çünkü Hal’ın kadınlarda ilk baktığı şeyin fiziksel güzellik olduğunu bilen arkadaşları, Rosemary ile çıkmasını yanlış değerlendirir. Devamını anlatmayacağım, sevimli ve komik bir film, ailece izlemek isterseniz, hevesiniz kaçmasın.

Filmden yola çıkarak, sizi önemli olan iç güzelliktir, güzellik bakanın gözündedir, görüntünün önemi yoktur kalıplarına boğmayacağım. Aksine, görüntünün çok önemli olduğuna inananlardanım. Bir hastalık ya da günler süren su kesintisi yoksa, yağlı saçla dolaşan birini ciddiye almam mümkün değil örneğin. Görüntü önemli olmasaydı, hayatımızdaki pek çok şey değişirdi. Giysilerimizi yıkar, mevsime göre geçirirdik üstümüze, ütü de neymiş? Ya saçlar? Sadece temizliğine dikkat ederdik, taramazdık bile. Eskiyen giysileri yer bezi yapmak yerine, parçalanana kadar giyerdik. Hırkalarımız mı tüylendi? Ne olmuş ki? Hala ısıttığı sürece sorun yok. Ayakkabılarımızı boyamazdık, sofralarımızı düzenlemezdik, duvarlarımıza tablolar asmazdık, yatak örtüsü sermezdik. Bunlar elzem şeyler değil, ancak hayatımızın parçası. Bunlar olmadan yaşamak ister miydiniz? İstediğiniz kadar “Dış görünüş önemli değil.” deyin, iş görüşmesine lekeli gömlekle giden birinin şansı olur mu? Ya da, en yakın arkadaşınız düğününüze yırtık kot pantolonla ve dağınık saçla gelse... Giyiminiz, saçınız, aksesuarlarınız, ayakkabılarınız sadece modanın bir parçası değildir. Sizin dış dünyaya karakterinizi gösterme şeklinizdir de aynı zamanda. Üniforma giyilen okullarda ya da giyim kuşamın yönetmelikle belirlendiği iş yerlerinde bile, bireysel farklılıkları görürsünüz. Saç tokaları, çantalar, atkılar, takılar kullanarak, herkes bir şekilde kendi zevkini ortaya koyar, içini dışına yansıtır. Laf kalabalığı yapmayayım daha fazla, dış görünüş önemlidir işte.

Şimdi gelelim, sıkıntının olduğu yere… Güzelliğin önemi, önem olmaktan çıkıp takıntıya dönüştü. Öyle ki insanların hayatını tehdit ediyor, iş imkanlarını bile sınırlıyor. Bir işe talip olan birbirine denk iki adaydan daha güzel olanın seçildiği sır değil. Güzel insanlara daha fazla tolerans gösterildiği de. “Güzellik sessiz bir referans mektubudur.” ya da “Güzellik kendi kendinin ödülüdür.” sözleri mutlaka kulağınıza çalınmıştır. Eğer hafta sonları televizyon izliyorsanız, gündüz saatlerinde karşınıza sadece magazin programlarının çıktığını bilirsiniz. Ve bu programlarda en favori konu, kim kaç kilo almış, kimin selülitleri artmış… Eğer hayatınızı görüntünüzle kazanıyorsanız, ölçülerinizi korumak göreviniz. Ancak, bir mankenin ya da oyuncunun aldığı kilolar, sadece onu ilgilendirir. Sağlık sorunları yaşıyor olabilir, kötü bir dönemden geçiyor olabilir, bir mola vermek istemiş olabilir ya da canı öyle istemiştir! Kimse bedeni üzerinden magazincilere hesap vermek zorunda değil. Aynı zamanda hiç kimse de, izlediği programdaki ünlüye hesap sorma hakkına sahip değil.

Bu programların, tam da bu sebepten çok sakıncalı olduğunu düşünüyorum. Haber diye önümüze koydukları resimlerin ya da görüntülerin, saldırı amaçlı çekildiğini, sadece yakaladıkları şahısa değil, görüntüdeki kişinin tüm hemcinslerine karşı nefret yaydığına inanıyorum. Rihanna’nın aldığı kilolar eleştirilirken, dolaylı yoldan fazla kilolu tüm kadınlar gömülüyor. Angelina Jolie aşırı zayıfladığında, bu kez canının derdine düşmüş kadın üzerinden zayıflığını korumaya çalışan kadınlar aşağılanıyor. Ya da “Johnny Depp’in son hali görenleri şok etti!” haberi ile, bir ademoğlunun zamana yenik düşmesini kullanarak, doğal bir süreç olan yaşlanmak, acizlik olarak niteleniyor.

Medyanın önümüze attığı kriterleri tutturmak için, dünya genelinde ciddi bir zaman ve para harcanıyor, hatta daha fazlası. Kilolarından kurtulmak için canından olanlar var. Ya da burnu herkesinki gibi değil diye defalarca bıçak altına yatan, esnekliğini kaybeden cildini defalarca gerdiren, göz altı kırışıklıkları ya da torbaları yüzünden ifadesini kaybeden; dudaklarının, çenesinin, yanaklarının şekli tamamen değişen... Daha sayayım mı? Kilo almamak için portakal suyuna batırılmış pamuk yutup sonra da kalp krizinden hayatını kaybeden mankenin haberini hala hatırlıyorum. Ya da yeme isteğini bastıran uyuşturucular kullanırken yakalanan oyuncuları.

En kötüsü de, birkaç ay önce karşıma çıkan. Eski top modellerden Cindy Crawford’un bu kalıplarla mücadele giriştiğini okudum. Çünkü annesi gibi model olmak isteyen kızı, fazla kilolu bulunduğu için bunalıma girip anoreksiyaya yakalanmıştı. Kaia Gerber’in resimlerine baktım. Annesinin güzelliğine ve zerafetine sahip, 17 yaşında, üstelik de hayli zayıf bir kız. Bu sektörün içinde doğmuş, arkasında bu kadar büyük bir desteği olan biri bile acımasızlıktan nasibini alıyorsa varın siz düşünün. Sıradan bir insan bu baskıyla nasıl başa çıksın?

Ailemin genel olarak özgüveni yüksek kişilerden oluşmasının avantajı ile ben de kendimden emin biri olarak büyüdüm. Ancak bu magazin programlarına az da olsa izlediğim dönemde kilolarıma, asla şekle girmeyen saçıma, güdük parmaklarıma kafayı takar olmuştum. Diyetlerle falan epey uğraştım. Hatta oğlumun doğumundan sonra ısrarla gitmeyen göbeğime açık mektuplar bile yazdım. Sonunda ideal kiloma nasıl kavuşacağımı buldum: Umursamayarak. Televizyonu hayatımdan çıkarmamın bu konuda çok faydası oldu, vaktimi kaliteli filmler izleyerek, kitap okuyarak ya da dostlarımla sohbet ederek geçirmeye harcadığımda kendimi olduğum gibi kabul etmeyi de öğrendim. Gerçek dostlar kalça ölçünüzü umursamaz, gerçek aşıklar da beliniz kalınlaştı diye terk etmez. Zaman çok acımasız, kendinizi katı diyetlere, pahalı kremlere, sağlığınız için gerekli olandan daha fazla aktiviteye zorladınız diye güzelliğinizi birkaç yıl daha fazla koruyabilirsiniz ama sonunda yaşlanacaksınız ve elinizde sadece sizi siz olduğunuz için sevenler kalacak. Belki eşiniz, belki çocuklarınız, belki dostlarınız. Ve hiçbiri, nasıl göründüğünüzü umursamayacak.

Ara sıra, misafirliğe gittiğimde ya da biri bana geldiğinde magazin izlediğim oluyor. Artık, ünlülere yapılan eleştirilerden kendime pay biçip tombul olduğum ya da kontür makyajı ile yüzümdeki kusurları kapatmadığım için eziklik hissetmiyorum. Yine de, sürekli tetikte olmakta fayda var. En son maruz kaldığım dedikodu programının ardından, rüyamda sabaha kadar sesine ve sosyal medyada gördüğüm kadarıyla kişiliğine asla katlanamadığım bir şarkıcıyla beraber tekrar üniversiteye gittiğimi görmüştüm. O yüzden size tavsiyem: Olur da televizyondan kurtulmayı başarırsanız ya yakınlarınızın saldırılarını çok iyi savuşturun, ya da uyumadan önce nefes egzersizi falan yapın. Yoksa sabah dayak yemiş gibi kalkıyorsunuz.


Editör: Burçin KAHRAMAN

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube