IŞIĞIN GÖLGESİ

En son güncellendiği tarih: May 9


Ay hiç olmadığı kadar parlaktı bu gece.

Huzursuz ruhların dansı izlenebilirmiş gibi başını bir kez daha kaldırdı gökyüzüne. Ne muhteşem bir an, bir kez daha hatırladı onu gördüğü ilk geceyi. Parlak mavi gözleri sizi bu dünyadan soyutlamaya yetermiş gibiydi. Sesi, insanlara bahşedilen en güzel melodilere denkti. Öyle parlak, öyle cezbedici...


Tanrı onu melek yapacakmış da sanki bu dünyada kaybetmişti. Güçlü duruşu ve parlak aurası o uzaktan görüldüğünde dahi fark edilirdi. Bir kez daha nefes aldığında kolunu kendine çekmek istedi ancak duyduğu bir şıngırtı sesi hareketlerini kısıtladı. Kollarına baktığında fark etti.


Bağlı olduğu zincirler bulunduğu konumu hatırlattığında kaşlarını çattı. Lanet olsun neler düşünüyordu öyle? O melek görünümlü şeytanın yüzünden bu halde değil miydi? Elini kolunu bağlayan şey bu değil mi? Müziğin o keskin sesi tekrar gelmeye başladığında dişlerini sıktı. Bu karanlıkta duyduğu tek şeydi. Elbisesinin etekleri yırtılmış yüzü ve bacakları yara içinde kalmıştı.


Dillinin kuruduğunu hissettiğinde parmaklarını boğazına götürdü. Hafifçe öksürürken ayağa kalktı.Bulunduğu yer bir mahzeni anımsatıyordu. Bir iki adım attıktan sonra demir parmaklıklardan dışarı baktı. Lanet olsun, neredeydi? O gün, annesini dinleyip eve gitmiş olsaydı başına bunlar gelmeyecekti. Ama hayır, okulun popüler kızı olmasının belli başlı vasıfları vardı ve önemli davetlere iki eli kanda dahi olsa gitmek zorundaydı. Öyle mi?


“Lanet olsun! ” diye bağırmak üzereyken ağzını kapadı. Sessiz olmalıydı. Tekrar geleceklerdi, biliyordu. Eğer sessiz olmazsa başına ne geleceğini ancak tanrı bilirdi. Kaç gündür buradaydı kim bilir? Bir tıkırtı duyduğunda bir adım geri attı. Ancak tıkırtı dışarıdan gelmiyordu. Başını çevirince gördü onu. Bu sınıfında ezik diye hitap ettiklerinden biriydi. Ne işi vardı burada? Elleri zincirli üstü başı leke içinde oturmuş kendisini izliyordu. Okulda anlaşamazlardı ve pek çok kez eziyet ettiği de olmuştu. Lâkin onun ne zaman buraya geldiğini anlayamamıştı? Bu duruma göz devirmek için de fazlasıyla düşmüş haldeydi.


“Aşağılanmak nasıl bir his? Sonunda bizim gibi hissettin mi?”

“Gerçekten mi? Eli kolu bağlı halde bile intikam peşinde misin?” derken başını çevirdi.

“İntikam.” derken kıkırdadı çocuk. “Kibrin içler acısı gerçekten. Bil diye söylüyorum sarışın. Yapılan hiçbir şey karşılıksız kalmıyor.”

“Kes sesini be! Senin gibi bir ucubeyle aynı yerde nefes almak yeterince zor zaten.” derken dilini ısırdı ve derin bir nefes aldı. “Bak. Tamam, bu ikimiz içinde kolay olmayacak, anlaşılan aynı durumdayız. Şimdilik ateşkes yapabiliriz. Kafanı kullan da buradan nasıl çıkacağımızı hesaplayalım.” Bir kez daha baktı etrafına. “Buraya nasıl geldin?”


Çocuk konuşmaktan ziyade yalnızca onu izliyordu. Ancak bu durum karşısındakini kızdırmıştı. “Sana söylüyorum be, sağır mısın?” diye söylenirken öfkeyle önünde ki kapıya vurduğunda onun tek bir söz öylemesine fırsat olmadan demir kapı usulca açıldı. Kızın kalbi hızla çarparken diğer kolunu aynı hızla çekti ve paslı zincirin koptuğunu gördü. Şaşkın bir ifadeyle gülümserken çocuğun yüzüne baktı. O anda yükselerek yaklaşan sesler duyduğunda gözlerini kocaman açarak bir adım geri attı ve kapıdan çıkmadan evvel. “Yardım çağıracağım.” diye fısıldayarak kaçtı. Sözlerinin doğruluğu tartışılırdı. Zira ona inanmak bir yalana inanmaya denkti. Lakin genç, ardından usulca gülümsediğinde gözlerinden mavi bir ışık geçti.


“Zamanın kumlar gibi aktığını düşünürsek hayatın atılan zarlardan pek bir farkı olmasa da buna rağmen insanlar için çizilmiş her zaman bir yol ve bunu planlayan bir yaratıcı vardır.” derdi bir zamanlar annesi. Şimdi bunu daha iyi anlıyordu. Ayaklarının ve dizlerinin kanlar içinde kalmasını umursamadan koşmaya devam ederken biran bile duraksamadı. Vücudu titrediğinde nefes aldı, zira titremesine neden olacak garip bir şey hissetti. Çıkaramadığı bu karanlıkta tarif edemediği bir silüet. Tanrım neydi o? Etrafına bakamadan koşmaya devam ettiğinde ayaklarının altında hışırdayan yaprakların sesleri ve ağaçların uğultularıyla bir ormanın içinde olduğunu anlayabilmişti. Nereden geldiğini anlayamadığı çığlıklara kulak kapadığında kör bir boşluğun içinde ne yaptığını bilmeden sürükleniyordu. Korkuyu, iliklerine işleyen bu çaresizlik takip ediyordu.


Etrafında görmeye başladığı bu garip parlak ışıklarda neydi? Tanrım, bunlar gözler mi? Hayal mi gerçek mi olduğunu algılayamadığı bir sırada bir silüet daha fark etti ve bir ürperti daha sardı bedenini. Boğazının kuruluğu çığlık atmasını engellerken aklını kaçırmadığına şükretti. Bir adım sonra keskin bir acı hissettiğinde hızla yuvarlandı. Ağlamamak için dudaklarını ısırdığı sırada ümitleri tükenmişken gördüğü ufacık ışık onu umutlandırdı. Ay ışığı saçlarını aydınlatırken duyduğu bir uğultuyla başını yukarı kaldırdığında nefesini tuttu. Ayın yüzeyini kaplayan iki dev kara kanat görüş alanını kapattığında kaçmak istedi ancak kımıldayamadı. Vücudunun her bir hücresi ona kaçmasını söylerken öylece kalakalmıştı. Gözlerini kapadı ve tekrar açtığında o tüm kudretiyle karşısında dikiliyordu.Tanımıştı onu. Bu o mavi gözlü melekti. Onu kurtaracaktı, hayır burada ölmesine izin vermeyecekti.


Ona umutla baktığında diğeri gülümsedi ve o an, tüm umut kırıntılarını da aldı götürdü. Gözleri vahşileşmiş değişmişti. Dişleri hiç olmadığı kadar keskin ve uzun görünüyordu. O melek nereye gitmişti bu karşısında ki canavarda kimdi? Hızla nefes alırken sıkıca kollarından tuttu ve korkunç hırıltılar çıktı ağzından. Korkuyor, üşüyor ve titriyordu. Ümitleri tükenmişti. Bu rüya değildi. Hayır olamaz burada ölecekti. Karanlık bedenini sardığında gözlerini kapadı ve son bir çığlık attı.


Gözlerini açtığında nefes almaya çalıştı ve birden yatakta oturdu kız. Hızla duyduğu sese irkilip başını çevirdiğinde pencereden sızan ışık ve onu takip eden gök gürültüsüne yağan yağmurun eşlik ettiğini gördü. Derin bir nefes aldığında her şeyin bir kabustan ibaret olmasına gülümsedi. Tanrım bu gerçekten korkunçtu. Kendini olaylara fazla kaptırıyordu. Gülümserken başını kaldırdığında odasının karanlığında bir çift ışığa gözlerini açtı. O anda gördüğü o tanıdık mavi gözlerin ardından ifadesiz yüzüne baktı. Başında oturmuş kendisini izliyordu. Korku kalbinin derinlerinde dolaşırken bakışlarının ve huzurun içinde kayboldu. Onun kim olduğuna artık emindi sarışın. Aşk dolu mavi gözlerine baktı.


“Sen melek değil, insan görünümlü bir şeytansın.”diye kendi Kendine söylenirken öfkeyle soludu kız. “Mutsuzluk için özel bir yeteneğin var. Nerede olursa olsun nasıl acı çektireceğini biliyorsun.” dedi. Usulca gülümsedi karşısındaki.

Günlerdir kendisini takip eden bu varlığı çözmüştü artık. Ne vakit öfkeyle birine zarar verecek olsa mutlaka gelip yaptıklarından ötürü kendisini cezalandıracak bir yol bulurdu. Lâkin ne olursa olsundu. Her şeye rağmen neden olabileceği acı ve zararla birlikte bu melek gibi çocuğa cehennem ol demesini sağlayacak bir yol bulacaktı. Öyle ya da böyle, vazgeçmeyecekti. Hem bu ne kadar zor olabilirdi ki?


********

Gökten bir melek düştü. Başkası için gelmişti ama önce sen buldun değiştirdin onu. Artık bir melek değil, bir şeytandı o. Şimdi gökten bir şeytan düşecek, sana gelecek aslında ama başkası bulup değiştirecek onu. Artık bir şeytan değil yeniden melek olacak o.”


Editör: Burçin Kahraman

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube