HSA DOSYALARI : KAYIP HACKER (FİNAL)

En son güncellendiği tarih: May 9


Kırmızı ışıkta radyoyu değiştirirken çalan şarkıya daldığım sırada biri cama vurdu. Alışkın olduğumuz üzere cam silen çocuklardan biridir diye kafamı çevirdiğimde, annemlere yetiştiren delikanlıyı gördüm. En zor anımda yardım eden yüzü unutmam mümkün değildi. Önceki karşılaşmalarda sadece o günü hatırlamamak için selam vermekten kaçmıştım. Yüzünün ifadesinden bir sorun olduğu belliydi. Daha camı 4 parmak açmıştım ki, emreden bir ses tonuyla kenara kaymamı söyledi. “Yana geç” deme fırsatı bulamadan, kendimi yolcu koltuğunda buldum. Çalan kornalara aldırmak istemiyordum ama etrafa baktığımda trafiği tıkadığımızı ve geçen arabaların şoförlerinin el kol hareketi yaptıklarını görüyordum. Daha ‘'Neler oluyor?’' diyemeden gaza basmasıyla yerime mıhlanıp hemen kemerimi bağlamaya çalıştım. O andan itibaren hız sınırlarının üzerinde, hiçbir kurala uymayan bir aracın içerisindeydim. İçimden dua etmeye başladım. Ne zorluklarla aldığım aracımla bu hızda kaza yaparsak kesinlikle sağ kurtulamazdık. Üstelik yanımdaki kişi ile tek bir gün haricinde hiçbir bağım yoktu. Bazı sıkıntılar kalıyor tabii. İnsan kötü bir olay yaşadığında kolay kolay unutamıyor başına gelenleri. Güzel anılar kolayca silinirken kötü anıların izlerini her daim taşıyor benliğiniz. Tarık ile yaşadığım o sancılı ilişki sonrasında erkeklerden uzak durur, yaşadığımız doğal afetten sonra ise bir yere ait olmaktan kaçar olmuştum. Bu iki olay benim hayatımın dönüm noktaları oldu. Tam her şey yoluna girdi derken, şu anda bulunduğum durumun sancıları panikletiyor. Çığlık çığlığa, '’Dur hemen. arabamdan in!' diye bağırdığımda boynumda hissettiğim acı ile kendimden geçmişim. Ayıldığımda her yeri saran rutubet kokusunun iliklerimi sızlatmaya başladığını hissettim. Etrafa çöken sessizlik zaten var olan karanlık korkumun daha da tetiklenmesine sebep oluyordu.

************

Polislerin bindirdiği otobüste aldığım fotoğraflı mesaj yüzünden otobüsü aniden durdurdum. Nazlı’nın gözlerinin bağlı bir şekilde yattığı fotoğrafı görüp de dönmemem imkansızdı zaten. Ne kadar kötü bir insan olsam da sevdiğimi kurtarmam lazım patronun elinden. Neden kaçırdı ki bu adam Nazlı’yı? Geri döndüğümde otobüs terminalinde patronun adamlarını görünce şaşırmadım. Hemen yanlarına gidip beni götürmeleri için sessizce yürüdüm.

Mekana girdiğimizde, Nazlı ayılmıştı. Gözleri hala bağlı, sandalyede oturuyordu. Yanında bir kız daha vardı gözleri bağlı. Fazla sakin olan. Nazlı’nın etraftaki sessizlikten ve karanlıktan korktuğu belliydi. Yanına gitmek için adımımı attığım anda, yanımdaki goril elimi tutup beni yerime mıhladı. Bir hışımla dönüp çıktım oradan. Hemen patrona götürmelerini emrettim. Nazlı benim yumuşak karnımdı. Onun için her şeyi göze alırdım. Ne yapmamı istiyorsa bana bir an evvel söylemesi lazımdı kendini patron zanneden o şerefsizin. Masum bir kadını kaçırmak hangi raconda, insanlıkta yazıyordu ki? Kafamda bin bir düşünce, yüzümdeki ifadeden korkmayacağını bildiğim halde, patronun üzerine yürümek için kurdum yol boyunca kendimi. Sevdiğim kadını kaçıran şerefsizin öğle yemeğinde yanına gittik. Sanki aradan saatler değil de yıllar geçmişti. Beni görünce yaşadığı hazzı inkâr etmeyecek bir yüz ifadesi ile az pişmiş bifteğinden kestiği büyükçe bir lokmayı ağzında gevelerken ‘’Neden kaçırdın Nazlı’yı? Ne istedin masum kızdan?’’ diye üzerine yürümeye kalktığımda, yanımdaki goril kolumu yakaladı. Patronun elini kaldırmasından sonra ise bıraktı. Sakince ‘’Gel.’’ dedi. Aynı sakinlikte oturamadım masaya. Hışmıma sinirlenerek ama sakin bir ses ile cevap verdi. ‘‘Derdim, Nazlı ya da diğer kız değil. Onlarla bir iş çözmemiz gerekiyor. Nazlı’nın selameti için, en büyük yardımcım olacağını düşünüyorum.’’ Elim kolum bağlı. Ne yapabilirdim ki çaresizce başımı yukarı aşağı sallamaktan başka?

Telefonumdan gönderdiğim yardım çağrısını tabii ki arkadaşım ciddiye almadı ve şu anda soğuk, karanlık, rutubet kokan bir yerdeyim. Anlamadığım şey, ne zaman bayıltıldığım. Buraya girdiğimizle ilgili zihnimde en ufak bir anı yok. Kendimi zorluyorum hatırlamak için, vücudumu tarıyorum düşüncelerimde acı var mı diye ama hiçbir şey yok. Etraftaki sessizliği bozan bir nefes sesi haricinde hiçbir şey yok. Sık aralıklarla alınan bu nefesin sahibi de benimle aynı durumda belli ki. O, o kadar stresliyken ben neden bu kadar sakinim? Kesinlikle bende bir terslik var. Etrafı göremiyorken daha dikkatli duyuyorsunuz etraftaki sesleri. Sessizliğin içinde açılan kapı ve üç kişilik ayak sesi böldü odanın sessizliğini. Yanımdaki kız kendi nefesinin sesinden fark etmedi belli ki içeri giren üç ayak sesini. Panikten krize girmesin bari diye düşünürken, üç adam bir hışım çıktılar odadan. Konuşup kıza yalnız olmadığını belli etsem mi acaba?

Arabada...

‘’Lütfen telefonu alabilir miyim?’’ Bu ses ile irkildim uyuyor numarası yaptığım sırada. ‘‘Uyuyor numarası yapıp tecrübelerimi hafife almayı kes lütfen. Zaten yolumuzun bitmesine az kaldı, sorun yaşamak istemezsin değil mi?’’ Bir anda olayın vehametinin farkına varıp telefonu sakladığım yerden çıkardım. Kafamda oluşan yoğun sorulardan sıyrılmaya her çalıştığımda, başka bir soru ve sorun ekleniyordu bu manasız olaya. Telefonu anında kapatıp arkada duran bir kutunun içine gelişigüzel fırlattı. En azından telefonuma bu işten sıyrıldığım anda kavuşacağımı biliyorum. Yalnız pilini çıkarmadığı için belki de hala takip edilebiliyordur telefonum. Bir anda boynumda bir acı ile irkildim. Sonrası mı? Sonrası  gözlerimin, ellerimin bağlı olduğu bu oda...

Yanımdaki kız sonunda nefes almayı kesip konuşmaya çalıştı. Evet, bu ses en yakın arkadaşım, hatta yardım çağrısı gönderdiğim kişi, Nazlı.

Nazlı

Nefesimi düzene sokmayı başardıktan sonra etrafımdaki sesleri dinlemeye başladım. Sessizliğin ve karanlığın ortasındaki bu rutubetli izbe yerde bir nefes daha olduğunu fark ettiğimde ürperen tüylerimi görmemezlikten gelerek çıkarmaya korktuğum sesimi kullanmayı denedim. ‘’Kim var orada?’’ dediğimde yanımdaki kişinin en yakın arkadaşım olacağı aklımın ucundan bile geçmezdi. Ayla, ‘’Nazlı!’’ diye seslendiğinde içimdeki rahatlamayı hiçbir kelime telaffuz edemez.

Kapının daha önce de açılıp içeri birilerinin girmiş olduğunu fark etmemiştim. Ayla’nın ‘’Sus geldiler yine.’’ uyarısıyla neye uğradığımı şaşırdım. Gözlerimizi açan insan azmanından gözümü çevirdiğim anda karşımda Tarık’ı görmem bütün sinirlerimi zıplattı. ‘’Sen...’’ diye başladığım anda yüzünün ifadesinden aslında bir suçu olmadığını anladım. Arkadan orta boylu, esmer, karizmatik bir adam girdi bulunduğumuz yere. Belli ki bu adam buranın sahibiydi. Ben gerginken Ayla nasıl bu kadar rahat duruyor, diye merakımdan başım çatlayacak durumda.

Can

Bir kadına hayran olacaksın deseler anamdan başkasına hayran olacağıma inanmazdım. Bu kızın sakinliği hayranlığımı kazanıyor her seferinde. Bunca yıllık adamı olmama rağmen Patronun karşısında dizlerimin bağı çözülürken, bu kız gözlerini gözlerinin içine dikip sanki meydan okuyor patrona. Zekâsından mı yoksa cahil cesaretinden mi bilinmez... Zekâsı olduğu ortada ve biz acil durum mesajını Nazlı’nın telefonunu ele geçirmemiş olsaydık fark etmeyecektik. Düşüncelerimden sıyrılışım patronun sesi ile oldu. ‘’Hanımlar, ikinizin birden neden burada olduğunu merak ediyorsunuz biliyorum. Niyetim size zarar vermek değil. Bazı karmaşık durumların içerisinde kaldığım için ikinizin de kendinize özgü olan yeteneklerinize ihtiyacım var. Bana bu konuda zorluk çıkarmazsanız siz de zorluk görmezsiniz.’’

Ayla’nın soru sormasına fırsat vermemek için kafamı yana eğip Ayla’ya döndüm. Bu bir tür şifre gibiydi aramızda. Ayla’nın teknoloji konusunda ne kadar yeteneği varsa  benim de insan duyguları, mimikleri üzerinde o kadar yeteneğim var. O konuda bana güvendiğini bildiğim için rahatça söze girebildim. ‘’Bizden istediğiniz tam olarak nedir? Sizin işlerinizde iki güçsüz, bayıltılıp elleri kolları bağlanmış şekilde getirilmiş kadının ne faydası olabilir?’’ Patronun ve etrafındaki adamların yüzleri gevşedikçe rahatlıyordum. Tarık bile sinirlerimi bozamazdı şu saatten sonra. En ufak bir mimiği kaçırmamak için pür dikkat patronun yüzüne baktım. Patron ‘’Size çok detay vermeyeceğim, sadece gizli dosyalarım var ve oluşan bazı problemlerden dolayı dosyaya erişim sağlayamıyorum. Bu konuda ikinizin yeteneklerine bir arada ihtiyacım var. Ayla, daha önce senin kadar hesaplarımı ve programlarımızı kırmaya yaklaşan kimse olmadı. Neden vazgeçtin bilmiyorum ama çok zorladın bizi. Nazlı, mimik ve şifre uzmanı olduğunu biliyorum.

Ressamlığın arkasında yürüttüğün birçok işin farkındayım. Anlayamadığım bizim Tarık’ı nasıl çözemedin? Gerçi şimdi bu önemli değil. Önemli olan o dosyaya bir an evvel ulaşmanız ve sağ salim evlerinize dönmeniz. Bu olayı çözene kadar misafirimsiniz.’’

Can sabırla bizi bağlarımızdan kurtardıktan sonra içinde bir adet bilgisayar, kanepe ve yığınla dosya olan depo olarak kullanılmaya terk edilmiş odaya götürdü. ‘’İkiniz de emin ellerdesiniz merak etmeyin. Buraya sadece ben gireceğim ve sizinle iletişimi ben kuracağım. Patron sabırsız bir adamdır ve işinizi çabuk bitirmek için elinizden geleni yapın ki bir an evvel bu tutsaklıktan kurtulun.’’ dedikten sonra ayrıldı odadan. Kızlar ellerindeki bilgi yetersizliği ile nasıl ilerlemeleri gerektiğini kestiremediler. Bilgisayarı açan Ayla bu işin o kadar kolay olmayacağının farkındaydı. Nazlı’ya ‘’Önce bilgisayarın şifresini kırmam lazım, istersen sen kanepeye oturup bekle, başımda durma.’ dedi. Bir yandan da anlam veremiyordu. Madem bu adam bu kızlara güvenip dosyanın geri alınmasını istiyordu, neden bilgisayarın şifresini vermedi? Bilgisayarın şifresiyle fazla uğraşmak zorunda kalmadığı için rahatlamış bir ifade ile Nazlı’ya döndü. Nazlı’nın uyuduğunu fark edince, zaten kendi yapması gereken işine devam etti. Gecenin sabaha bağlandığı o ilk saatlerde, bu bilgisayar sayesinde buradan kaçabileceğini ama Nazlı’yı bırakamayacağını kendi kendine söverek hatırlıyordu. Can’ın kapıyı açmasıyla irkilen Ayla, Can’ın elinde gördüğü flash bellek ile kendine geldi. Can ‘’ Nasıl gidiyor bilgisayarı açabildin mi?’’ diye sorduğunda, Ayla’nın yüzündeki o ukala gülüş görülmeye değerdi. Can, anladım manasında başını salladıktan sonra flash belleği kızın önüne fırlatarak odadan çıktı.

Bu ne manasız bir davranış, diye düşünürken Ayla flash bellekte inşallah işe yarar bir şeyler vardır diye taktı bilgisayara. Ayla gördükleri karşısındabu zamana kadar neredeydin, diye sevinirken Nazlı bu sevinç nidalarına uyanıp heyecanla bilgisayarın başına geldi. ‘’Halledebildin mi yoksa?’’ sormaya dahi gerek görmeden, Ayla’nın suratından dosyayı açamadığını ama doğru yolu bulduğunu anladığını fark etti. Biraz daha uğraştıktan sonra dosyaya şifre konulan bilgisayarın IP adresine kendi yazdığı bir program sayesinde ulaştı. Dosyayı bulduğunda çeşitli şifreler denemeye çalıştı ama bu yolla çözülemeyeceğnin farkındaydı. Dosya nasıl bir sistem ile şifrelendiyse bunu bulması imkânsız gibi görünüyordu. Ayla teknolojiyi bilirdi, şifreleme yöntemlerini değil. Nazlı’yı yanına çağırdığında Nazlı: ‘’ Bu da ne? Ben bu şifrelemeyi biliyorum. Eski bir yöntemdir ama sağlamdır. Biraz zamana ihtiyacım var.’’ dedi. Can’ın odaya girmesi ile dikkatleri dağılan kızlar aldıkları yemek kokusu ile acıkmış olduklarının farkına vardılar. Nazlı, odadan çıkmak üzere olan ‘’Can’a kalem kâğıda ihtiyacım var.’’ Kalem, kâğıdın eline ulaşması ile Nazlı şifreyi birkaç eski yöntem ile çözdü. Karşılarına bir isim çıkıyordu sadece. Şifre bu olmalı diye düşünüp Ayla bu ismi denedi. Şifrenin yanlış olduğunu gördüklerinde Nazlı: ‘’Dur bu isim içinde de bir şifre var. Aslında şifre ‘NASILSIN?’’ bunu dene hemen Ayla.’’ Ayla şifreyi yazdıktan sonra dosyanın içindeki önlerine dökülen dosyaların sayısını görünce, Nazlı kadar şaşırmadı. Bütün dosyalar pis işlerle dolu ve belki de yetkililerin ellerine ulaşsa ülkeyi karıştıracak cinstendi. Aklına Assange’ın ABD gizli dosyalarını yayınladığı Wiki Leaks olayı geldi. Bu dosyaları uzaktan kendi bilgisayarına bağlanıp kendine de gönderdiği sırada kapı tekrar açıldı ve içeri giren patron ‘’Halledebildiğinizi düşünüyorum artık.’’ dedi. Nazlı ve Ayla işlerinin bittiğini ve dosyanın bilgisayar ekranında açık olduğunu söyledi. Ayla bir daha çalınmaması için dosyaya yeni güvenlik önlemleri aldığını ve şifreleri değiştirdiğini bildirdi. Bunun üzerine patron, ‘’Şimdi gidiyorsunuz ama bundan sonra sizinle çözeceğimiz çok iş var. Takipte olduğumu unutmayın ve Ayla kendine kopyaladığın dosyayı kullanmayacak kadar akıllı bir kız olduğunu biliyorum.’’ dedikten sonra kızları serbest bıraktı.

Olayın üzerinden geçen bir aydan sonra Nazlı içtiği bol sütlü filtre kahvesinin üzerindeki beyazın sarıya çaldığı krema ile oynarken aklı sürekli, Patronun ismini bildiği, yerini yurdunu ezberlediği o kişiye neden bir şey yapmadığındaydı.

Editör: Burçin KAHRAMAN

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube