HOGWARTS SAVAŞI’NIN YILDÖNÜMÜNDE BİR HARRY POTTER İNCELEMESİ

En son güncellendiği tarih: May 6


Fantastik roman sevenler kahramanın yolculuğu temasına aşinadır. İlk anda çıkaramadıysanız ufak ipuçları vereyim, kovuğunda kendi halinde yaşayan bir hobbit, günün birinde yanına mendil dahi almadan maceraya atılır. Kovuğunda kendi halinde yaşayan başka bir hobbit, yıllardır sahip olduğu kıymetsiz mi kıymetsiz ama gönülçelen nesneden kurtulmak için başka bir maceraya atılır. Köyün cadısından duyduğu tekerlemeyle güç sözcüklerini harekete geçiren keçi çobanı, büyü öğrenmek için yuvasından ayrılır. Hayatını ve adını mezarların rahibesi olmaya adayan genç kız, karanlığı terk eder. Savaştan kaçmak için sakat numarasına başvuran korkak terzi, sevdikleri için ateşten geçmeye gönüllü olur. Ait olduğu topraklara uyum sağlayamayan bir kara elf, önce sürgünü sonra göçü tercih eder. Silahşor soyunun son temsilcisi, çölde Siyahlı Adamı kovalar. Merdiven altındaki dolapta yaşayan oğlan, doğum gününde bir büyücü olduğunu öğrenir… Harry Potter serisinin yazarı J.K. ROWLING, aklına gelen fikri, bir çocuğun yetişkinlerin dünyasından kaçıp her anlamda özel olduğu bir dünyaya geçmesi şeklinde anlatıyor. Anne ve babasını kaybetmiş, teyzesiyle yaşayan Harry adında bir çocuk varmış. Hep dışlanmış, sevilmeden ve ilgi görmeden büyümüş, daha kötüsü büyürken sevgiye boğulan ve ölesiye şımartılan kuzenini izlemek zorunda kalmış. Gerçek kimliği ondan saklanmış ve başına gelen tuhaf olayların açıklaması asla yapılmamış. On birinci yaş gününde kapısına dayanan devle karşılaşana kadar. Büyücü olduğunu öğrenen Harry aklında korkular, yüreğinde sevinçle, genç cadı ve büyücülerin eğitildiği okula, Hogwarts’a, varmış… Burada bir parantez açayım. Hem filmlerden hem romanlardan sıra dışı yetenekleri ya da güçleri olan kişilerin eğitildiğini biliyoruz. Melez kampı, Jedi Konseyi, cadı meclisi, sihirbaz birliği gibi. Ancak okuduğum romanlarda Hogwarts kadar detaylı anlatılan okula denk gelmedim. Eğer Rowling, Harry’nin Hogwarts maceralarını ince ayrıntılarla anlatmadan, kısa sürede Harry’yi yetişkin hale getirip kötü adamı öldürtseydi, eminim seri bu kadar sevilmeyecekti. Çıkış noktasını anladık, peki büyü okulu fikri nereden geldi? Daha iyi kavrayabilmek için 2018 yılının ocak ayında kaybettiğimiz yazar Ursula KROEBER Le GUIN’in Yerdeniz Üçlemesi’ne çevirmeliyiz gözümüzü. Sonradan beşleme haline gelen serinin ilk kitabında Çevik Atmaca isimli yetim bir oğlanın büyü yeteneği olduğu, köy cadısı teyzesi tarafından keşfedilir. Teyze, sanatını elinden geldiğince öğretir ancak kadınların büyüsü zayıftır, kadınların büyüsü habistir, (serinin sonunda dünyayı kurtaracak olan zayıf ve habis kadın büyüsüdür, o ayrı mesele) o yüzden günü gelince yeğenini emin ellere bırakır. Ve Çevik Atmaca kendini Yerdeniz’in merkezindeki Roke Büyü Okulu’nda bulur. Le Guin, büyü okulunu yazma sebebini, sözcüklerle anlatamayacağımız kadar kıymetli yazar J.R.R TOLKIEN’den aldığını söyler. Onun eserlerindeki güçlü-kudretli, yaşlı, tecrübeli büyücülerin yaşlanmadan önceki hallerini merak ettiğinden yazdığını söyler. “Acaba sakalları çıkmadan önce nasıllardı?” diye sorar. Hem Le Guin hem Rowling kurguya aynı yerden başlar, ancak Hogwarts’ın Roke’tan çok daha fazla bilindiği ortada. Le Guin, verdiği bir röportajda, kitapları beğenmediğini ama çok satmalarından memnuniyet duyduğunu söylemiştir. Açıkçası iki kadını birlikte çalışırken görmeyi çok isterdim. Şimdi parantezi kapatayım ve Harry Potter’ın neden bu kadar sevildiğine daha sonra döneyim. Harry Potter ve Felsefe Taşı 1997 yılında basıldı ancak seriyle Türk okurların tanışması 1999 yılını buldu. Dost Yayınları tarafından yayımlandı ve dilimize çeviren Mustafa BAYINDIR’dı. Harry Potter sevenlerin çoğu, ilk kitabın Büyülü Taş adıyla basıldığını bilmezler. 2000 yılında Yapı Kredi Yayınları’ndan 1 Nisan 2018’de kaybettiğimiz Ülkü TAMER tercümesiyle tekrar basılana kadar pek kimsenin haberi olmadı. O sıralar sinema uyarlaması için de çalışmalar başladığından, kitap patlama yaptığında kimse şaşırmamıştır diye düşünüyorum. İkinci kitap Sırlar Odası, Sevin OKYAY’ın elinden geçti. Ülkü Tamer’in diline sadık kaldığı gibi bazı sözcükler için çok güzel karşılıklar yarattı. Azkaban Tutsağı ve daha sonrasında basılan dört kitapta oğlu Kutlukhan KUTLU girdi devreye, devraldıklarını geliştirerek devam ettiler. Artık hiçbirimiz 9 ¾ sayısını “Dokuz tam, üç bölü dört” ya da “Dokuz tam, dörtte üç” diye okuyamıyoruz, o sayı “Dokuz üç çeyrek.” Goblin değil, cincüce, elf değil, evcini, troll değil, ifrit. Hemen kabullendiğimiz başka sözcükler de var elbet, örneğin büyücü sporu quidditch için Ülkü Tamer bir sözcük üretmemeyi tercih etmiş ama oyuncu isimlerini çevirmiş. Arayıcı, kovalayıcı, tutucu, vurucu gibi kulağa yabancı gelmeyen sözcükler. Mustafa Bayındır’ın “Değnek” olarak çevirdiği sihirli alete Ülkü Tamer “Asa” demeyi tercih etmiş. Asa yapımı malzemelerinin isimlerini ise ayrı seviyorum. “Ejderha yüreği teli” ve “Anka teleği” teknik adlarına kıyasla çok daha estetik değil mi? Bay Ollivander’i “İlginç bir karışım, çobanpüskülü ağacı ve anka kuyruk tüyü” derken hayal edemiyorum. Ya da ejderha kalbi kirişi. Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu’nun yeni kelimeleri de takdir-e şayan. Büyüceşura, bulanık, çatalağız, hızır otobüs, aklapakla, denizhalkı, kapkaçırcı, ölüm yadigarları, 1 Numaralı Sakıncalı… Kitabın orijinalinden sadece birkaç sayfa bile okusanız çevirinin kalitesini kabul edersiniz zaten. Ülkü Tamer’e rahmet, Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu’ya daha büyük başarılar diliyorum. Serinin bu kadar ünlü olmasında sinemaya uyarlanmasının da etkisi var elbette. Filmleri sevip Potterhead olan kişileri görmezden gelemeyiz. Kitabı sevmiş birinin beyaz perdede gördüklerini sevmesi kolay değildir, mutlaka kayıplar olur, mutlaka değişiklik yapılır. Oscarları toplayan Yüzüklerin Efendisi’nde bile bunu gördük. Tom Bombadil gibi bir karakter yer bulamazken kitapta olmayan Arwen sahneleri eklendi, benzer bir durumu Hobbit’te de gördük. Harry Potter serisinin bu acı gerçekten kaçması mümkün değildi, kaçamadı da. Yine de günün sonunda iyi iş çıkarıldığı kanısındayım, birkaç ufak ayrıntı dışında oyuncu kadrosu kitapla çok uyumluydu. Remus Lupin’in bıyığı, Hermione’nin güzelliği ve Harry Potter’ın inek yalamış gibi dümdüz saçları dışında bariz bir farklılık görmedim. Bir de yeşil göz mevzusu var tabii, Harry’nin annesinden aldığı yeşil gözleri… Daniel RADCLIFFE’in mavi gözlü olması problem olmazdı, eğer Lily Evans’ın çocukluğunu oynayan Ellie DARCEY-ALDEN kahverengi gözlü olmasaydı. O kadar kusur kadı kızında da olur deyip geçiyorum, Harry Potter fandom’una malzeme çıkmış oldu işte. Filmlerle ilgili atlanamayacak kadar önemli bir mevzu da oyuncuların başarısı. Öyle ki Draco Malfoy, Pansy Parkinson, Bellatrix Lestrange, Severus Snape gibi evlat olsa sevilmeyecek karakterler çılgınca sevildi. Alan RICKMAN ve Helena BONHAM CARTER’dan daha azını beklemezdik zaten. Pansy Parkinson’u filmlerde pek görmedik, o yüzden sevilmesini mantıklı bir sebebe bağlayamıyorum ancak Draco Malfoy’un sevilmesindeki suçlu belli, Tom FELTON’ın film seti dışındaki sempatikliği ve tüm oyuncu arkadaşları “Harry Potter’ı aşmalıyım derken,” ortalarda Slytherin çantaları-atkılarıyla dolaşıp bir kez Potterhead olanın daima Potterhead kalacağını ispatlayan tavırları. Yeri gelmişken belirtelim, filmdeki iflah olmaz Slytherin’in aksine Tom, tıpkı Daniel ve Emma gibi Gryffindor. Bu da fandom’un sevdiği noktalardan biri, belki hayran kurgu hikayelerinde Altın Üçlü’ye katıldığı versiyonların yadsınamayacak sayıda olması bu yüzdendir. Ya da hayran kurgularda mantık aramak hepten yanlıştır, hem Türkçe hem İngilizce yazılmış o kadar çok kurgu okudum ki bazen kitabın nerede bitip hayal gücünün nerede başladığını ayırt edemiyorum. Eğer bana fikrimi soran olursa şiddetle tavsiye ediyorum. Her yaştan insanın okuyup keyif alabileceği kitaplar. Çocuklara uygun, içeriğindeki karanlık yanlara rağmen. Tema basit çünkü, iyilik ve kötülüğün ezeli rekabeti. Üstelik kahramanların büyüme süreci akla uygun yansıtılmış. Çocukluktan çıkıp ergenliğe geçmelerini, ergenliklerini yaşayamayıp yetişkin olmak zorunda kalmalarını okurken kendileriyle bağ kurabiliyorlar. En yakın arkadaşlarının kız olduğunu üç yıl sonra fark etmeleri, hoşlandıkları kızlar tarafından reddedilmeleri, öğretmenlerinden işittikleri azarlar, sınıflar arası düşmanlıklar, söz konusu spor olunca her şeyi unutmalar fazlasıyla gerçek hayattan. Yetişkinler için de hoş bir mola, çünkü yedi kitabın arasındaki bağlantılar ve araya serpiştirilen ip uçları çok yerinde. Kendi içinde çeliştiği noktalar asıl hikâyeye zarar vermeyecek kadar basit. Okurken saçınızı başınızı yolmuyorsunuz. Yunan ve Roma mitolojisinden alınan isimler, Latinceden devşirilmiş büyüler, iktidar kavgaları, kaybedilen aile bireyleri, mevki hırsı gibi kavramlar yetişkin okura son derece aşina. İkonik cümleleri de unutmayalım, “Bana ‘efendim’ demenize gerek yok profesör”, “Ölebilirdik, daha kötüsü kovulabilirdik”, “İstediğinde karşısına şampuanla çıkılmış Severus Snape kadar hızlı hareket edebiliyor”, “Sırf sen bir çay kaşığının duygusal zenginliğine sahipsin diye sanma ki hepimiz öyleyiz”, “Dünya iyi insanlarla ölüm yiyenler olarak ikiye ayrılmıyor”, “Kimse fikrini sormadı küçük, pis bulanık” gibi cümleler dilimize pelesenk oldu bile. Sonuç olarak ilk kitapla 1999 yılında hayatımıza girip 2011 yılında son filmle hayatımızdan çıkan Harry, hepimizin bir parçası oldu. Çocuk okurların ağabeyi, ergenlerin platonik aşkı. Çok daha iyi fantastik romanlar, çok daha dolu karakterler varken Harry’ye olan zaafımı açıklayamıyorum. Gelecekte yeni Harry Potter uyarlamaları çekilecek, orijinal seriyle kıyaslayıp burun kıvıracağım. Zamanla çoğu kişi Daniel, Emma ve Rupert’ın bir zamanlar Harry Potter’da oynadığını bile unutacak. Ama Harry, Ron ve Hermione hep evimin küçük çocukları olarak kalacaklar.

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube