En son güncellendiği tarih: May 9

Editör: Burçin KAHRAMAN


Her yıl yüzlerce film çekiliyor, bazıları çok yüksek gişelere ulaşıyor, çoğunluğu unutulup gidiyor, bazıları ise az kişinin bildiği süper filmler kategorisinde kalıyor. Ne yazık ki filmler artık hep birbirine benziyor. Sinemaya gönül verenlerin şikayet ettiği konulardan biri, artık yeterince özgün senaryo çıkmadığı.

Son yılların en çok ses getiren filmlerine baktığımızda, uyarlama filmlerin yoğunluğunu görüyoruz. Kitaplardan, çizgi romanlardan, hatta bilgisayar oyunlarından uyarlama filmler çekiliyor. Bazıları Açlık Oyunları, Alacakaranlık, Uyumsuz gibi iyi başlayıp devam filmlerinde çöküyor, bazıları Son Hava Bükücü, Kara Kule gibi ana fikri kaybettiği için ya da işleyişi nedeniyle sevilmiyor. Nadir olarak Aynı Yıldızın Altında, Saksı Olmanın Faydaları gibi başarılı uyarlamalar çekilse de, çoğunluğu hayal kırıklığı. Elbette Esaretin Bedeli, Otomatik Portakal, 1984 gibi örnekleri ayrı tutuyorum, onlar 2000’li yılların ürünü değil.

Bir de tekrar çekimler var. Zamanında sevilmiş ve çok izlenmiş filmler bir kez daha çekiliyor. Bazı eserler bunu hak ediyor. Mesela, Aşk ve Gurur’un ya da Hamlet’in yüz farklı uyarlaması olsa, yüzü de seyredilir. Ancak bazı yeniden çekimlerde, temel sebep bariz şekilde gişe hasılatı elde etmek. Mad Max’in, Gerçeğe Çağrı’nın, İhtiyar Delikanlı’nın sanat için ‘remake’ yapıldığına inanmamı beklemeyin. Dorian Gray’in Portresi’nin komedi tarzında dizisinin çekilmesini haklı görmem, o yapımı izlemem mümkün değil.

Durum böyleyken, fragmanını izlediğim bir film, özgün senaryoya sahipse, benim gözümde maça 1-0 değil, 5-0 önde başlıyor. 2013 yılında çekilen, Türkiye’de 2014 yılında gösterime giren Aşk (Her) da en iyi özgün senaryo Oscar’ın kucakladığı için hevesle izlediğim bir film.

Yönetmen Spike Jonze’u John Malkovich olmak ve Tersyüz (Adoptation) filmlerinden tanıyoruz. Filmde sesi ile de yer almış. Baş rol ise, Theodore karakteri ile Joaquin Phoenix’e emanet. Theodore’un yoldaşı Samanta’yı Scarlett Johansson seslendiriyor.

Joaquin Phoenix alışık olmadığımız bir görüntüde bu filmde. Düşlerin Efendisi (Quills)’nde rahip, Gladyatör’de kral, İşaretler (Signs)’de kafası karışık delikanlı, Ekip 49 (Ladder 49)’da itfaiyeci olarak gördüğümüz oyuncu, bu kez yüzünde her daim melankolik bir ifade ile çıkıyor karşımıza. Büyük camlı, kemik gözlükleri ve komik bıyığı ayrılmaz parçaları.

Theodore’un enteresan bir işi vardır: Mektup yazmak. Müşterilerinin verdiği bilgilerle, sevgililere, eşlere, ailelere, iş arkadaşlarına mektuplar hazırlamaktadır. Öyle ki, ilişkisinin ilk gününden beri eşine yolladığı bütün mektupları Theodore’a yazdıran müşterileri vardır. Modern çağın Cyrano De Bergerac’ı gibi. Hepsi insanın içine dokunan, yüreğini yumuştan, sevgi dolu, özenle yazılmış mektuplardır. Ancak Theodore, terzi kendi söküğünü dikemez deyiminin gerçek hayattaki karşılığıdır. Eşi Catherine (Rooney Mara) ile yolları ayrıldıktan sonra kimseyle ciddi bir ilişkiye girememiş, içine düştüğü depresyondan kurtulamamıştır, üstelik boşanmayı da ertelemeye çalışmaktadır çünkü çocukluktan beri sevdiği kadına hala aşıktır. Ancak ilişkisini düzeltebileceği, geri dönebileceği aşamayı çoktan geçmiştir.

Bir noktadan sonra Theodore yeni bir yazılımı denemeye kadar verir. Bir nevi sanal arkadaş/sevgili. Bu yazılım, yani Samantha, zamanla basit bir bilgisayar programı ya da sanal gerçeklik olmaktan çıkar, Theodore’un hayatının önemli bir parçası haline gelir. Her zaman hayalini kurduğu aşkı Samantha ile yaşamaya başlar.

Samantha ideal bir sevgili özellikleri taşır, zeki, fedakar, her daim neşeli, teşvik edici. Gelişmiş bir program olduğundan aynı anda her yerdedir, Theodore’un postalarına ulaşır, resmi işlerini halleder, hatta onun adına mektuplarını kitaplaştırma girişiminde bile bulunur. Sanal sevgili programlarının kullanımı epey yaygındır, Theodore’u en iyi anlayan da, kendisi

de benzer bir arkadaşa sahip dostu, boşanma aşamasındaki Amy’dir (Amy Adams). İsmi geçmişken, en son Geliş (Arrival) filminde izlediğimiz oyuncunun performansının göz doldurduğunu da belirtelim. Jest ve mimikleri ne çok abartı, ne çok yüzeysel. Tam kararında oynamış desek yeridir.

Samantha’nın varlığı ile Theodore hayata bağlanır, mutluluğu yakalar, depresyondan kurtulur. Boşanma evraklarını imzalamak için Catherine ile buluştuğunda, kadının uyarılarını umursamaz bile. Duygularının, ya da Samantha’nın gerçek olup olmadığı umurunda bile değildir.

Hepimiz biliriz ki hiç kimse mükemmel değildir, hiçbir aşk da. Aşk kadar güçlü bir duygunun sonsuza kadar sürmeyeceği, cicim aylarının elbet bir gün biteceği açıktır. Günler ilerledikçe Theodore yüzleşmeyi reddettiği gerçekleri görmek zorunda kalır. Kozasında yaşadığı aşk yanılsaması ne kadar tatlı olursa olsun hayata dönmek zorunda kalacaktır.

Aşk, ağır ağır akan, ancak izlerken gözlerinizi ayıramadığınız filmlerden. Sakin ve yumuşak bir film. Aksiyon seven biriyseniz sizi çekmeyebilir ancak gerçek hayattan kesitler sunan filmleri seviyorsanız, tam size göre. Aldığı ödülleri hak ettiğini göreceksiniz. Kadın oyuncunun kendisini görmediğimiz, sadece sesini duyduğumuz düşünülürse, dublajsız izlemeniz daha yerinde olacaktır. Film müzikleri genel olarak çok hoş olmakla beraber, benim favorim Scarlett Johansson’un seslendirdiği One Whole Hour.

Eğer aksiyon filmlerinden sıkıldıysanız, huzur içinde bir film izlemek istiyorsanız, bir akşam ışıkları kapatıp ekranın başına geçin. İki saatin nasıl geçtiğini anlamayacaksınız.

Nazan DUMAN TÜRKŞEN

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube