Hangisi Gerçek Benim / 7. Bölüm




Hande çalılıkların üzerine düştükten sonra yuvarlanıp beton zemine çarptı. Omzunda şiddetli bir ağrı vardı. Doğrulmaya çalıştığında gözleri Ali’nin bırakacağını söylediği polisleri arıyordu ama sokak bomboştu. Yerden doğrulduğunda sendeleyerek kendisini karşı caddeye attı ve derin derin nefes alırken oradaki çalılıklara gizlendi. Omzundaki ağrı giderek artıyordu ama en büyük derdi o değildi. Gözleri apartmandan çıkacak birini arıyordu. Evinin penceresine baktığında bir siluetin öylece durmuş kendisini seyrettiğini fark etti. Çalılıklara yeniden sindiğinde artık çok geç olduğunu anlayıp sendeleyerek oradan uzaklaşmaya başladı. Yeniden evinin penceresine doğru döndüğünde siluetin orada olmadığını gördü ve adımlarını daha da hızlandırmaya çalıştı.


Üç katlı bir apartmanın ikinci katındaki daireyi tuttuğu için kendini çok şanslı hissediyordu. Düştüğü yüksekliğin fazla olmaması ve çalılığın üzerine düşmesi sayesinde hayatta olduğunu çok iyi biliyordu.


Onun için yıllar süren kaçışın ardından takip edilmediğinden emin olduğunda elini cebine attı. Telefonunun hâlâ yerinde olduğunu fark ettiğinde hemen cebinden çıkardı. Telefonun ekranı kırılmıştı ama hâlâ çalışır durumdaydı. Önce Ali’yi aramak aklına geldiyse de vazgeçti ve yürümeye devam etti. İyice uzaklaştığından emin olduktan sonra yakın bir arkadaşı olan Lale aklına geldi. Evine oldukça yaklaşmıştı ve onun yanına gitmenin iyi bir fikir olduğunu düşündü.


Lale’nin evinin önüne geldiğinde artık bayılacak gibiydi. Müstakil bir evde oturan Lale’nin salonunun ışıklarının yandığını gördüğünde rahat bir nefes alıp kapıyı çalmaya başladı. Lale kısa bir süre sonra kapıyı açtığında hemen içeriye girip kapıyı kapattı.

“Hande sana ne oldu böyle?” dedi Lale ve Hande’nin saçındaki birkaç yaprağı alıp masanın üzerine bıraktı.


“Uzun hikâye Lale, bana bir bardak su getirir misin ve bir de ilk yardım çantası…” dedi Hande nefes nefese.

Lale yakınlarındaki hastanede hemşireydi. Hande’ye kendisine yardım edebilecek en doğru yerde olduğunu biliyordu. Salondaki koltuğa kendini bıraktıktan sonra omzunu hareket ettiremediğini fark etti.


“Dur Hande zorlamayı kes. Omzun çıkmış ve yerine takılması lâzım.” dedi Lale, kapının önünde elinde ilk yardım çantası ile Hande’ye bakarken.

“Kırılmış olmasında… Sen halledebilir misin?”

“Hallederim halletmesine ama önce bana neler olduğunu anlatman lâzım.”

“Şu an bunları konuşmayalım lütfen. Gerçekten kafam çok karışık ve kime güvenebileceğimi de inan ki bilmiyorum.”

“Anlatmazsan o omuz öyle kalır sende acı ile kıvranıp durursun.”


Hande başından geçen olayları anlattığında Lale’nin gözleri iri iri açıldı. Salonun penceresinden dışarıya birkaç kere baktıktan sonra ışıkları kapattı ve yeniden Hande’nin yanına gelip oturdu.


“Üst kata çıkalım ve orada omzunu yerine takalım.”

“Çok acıyacak mı?”

“Hiç anlamayacaksın bile merak etme.” dedi Lale ve üst kata çıktıklarında Hande’yi misafirleri için hazırladığı yatak odasına götürdü.

“Şimdi pencerede gördüğün kişiyi bana anlat.” dedi Lale ve Hande anlatmak için tam konuşmaya başlayacakken Lale Hande’nin kolunu hızla çekti.

“Acımayacak demiştin.” Diye söylendi Hande acı içerisinde kıvranırken.

“Söyleseydim daha çok canın yanardı inan bana.” dedi Lale.

“Benim acilen çıkmam gerek. Hastaneye gideceğim; arabanı alabilir miyim?”

“Tabii, nöbetçi hemşireyi arayayım hemen seninle ilgilenir.”

“Hayır hayır. İbni Sina’ya gideceğim.”

“Kızım psikiyatri doktoruna değil acil doktoruna gitmen lâzım.”

“Biliyorum, biliyorum. Lütfen arabanın anahtarını getir.”


Hande odada bir o tarafa bir bu tarafa giderken Lale arabasının anahtarını getirdi. Hande anahtarı alır almaz evden çıktı. Acilen Hakan ile görüşmesi gerektiğini biliyordu ve sabaha kadar beklemeye tahammülü yoktu.


Hastaneye geldiğinde hafif de olsa sendeliyordu. Görevlilerin dikkatinden kaçmamış olsa da bir şey demeden onu içeriye aldılar. Doktor Can’ın nöbetçi olması büyük bir şanstı.

“Hande Komiserim hayırdır, bu saatte burada olmanızı beklemiyordum.” dedi Doktor Can Bey zoraki bir gülümseme ile.


“Hayatî bir mesele var ve acilen Hakan ile görüşmem gerekiyor.”

“Üstünüzden anlaşılıyor bu, ne oldu size?”

“İnanın ki hiç mecalim yok. Özür diliyorum sizden ama lütfen Hakan ile görüştürün beni.”

“Tamam, ama şimdi uyumuştur.”

“Lütfen Can Bey,” dedi Hande sert bir şekilde. Doktor hemen bir hasta bakıcıyı çağırdı ve Hakan’ı odasına getirmelerini istedi.

Bir süre beklemenin ardından Hakan odadan içeriye girip Hande’yi gördüğünde çok şaşırmıştı. Bir süre Hande’yi süzdükten sonra koltuğa oturup konuşmasını bekledi.

“Can Bey lütfen özel konuşmamıza izin verir misiniz?” dedi Hande.

“Aslına bakarsanız…”

“Lütfen…”

Doktor Can istemese de odadan çıkıp Hakan ile Hande’yi yalnız bıraktı.

“Bugün arabamdan kurbanın oyulmuş gözleri çıktı. Ardından evimde saldırıya uğradım. Hakan suç ortağın kim?”

“Sen neden bahsediyorsun? Birisi sana mı saldırdı?” Hakan’ın gözleri iri iri açılmıştı.

“Bilmiyorum Hakan ama gerçekten çok zor bir süreç yaşıyorum. Lütfen bana doğruları söyle. Lanet olsun ne biliyorsan bana anlat artık.”

“Tamam, sakin ol anlatacağım. Cinayetler işlenmeye başladığında telefonuma mesajlar geliyordu. Kurbanlar hakkında cinayetten önce bir saat mühlet veriyordu. Aptal oyunları ile benimle oynuyordu.”

“Kim?”

“Katil her kimse o. İzini sürmeyi çok denedim ama olmadı. Çok yaklaştığımı düşündüğüm zamanlar oldu. Ama ne oluyordu bilmiyorum, sanki hipnotize olmuş gibi hiçbir şey yapmadan katilin karşısında öylece duruyordum.”

“Sen ne anlatıyorsun bana?”

“Hande katil ben değilim. Ozan’ın olmadığını da biliyoruz. Ama katil sanki benim hastaneye yatmamı istiyor gibiydi ve sanki ben burada olursam cinayetler kesilecek sanıyordum. Ozan suçu üzerine almasaydı ben üzerime alacaktım.”

“En başından beri katilin bir başkası olduğunu biliyordun ve bunu bizden sakladın mı?”

“Hande gerçek ile hayalleri ayırt edemeyen birisiyim. Hastayım ben ve neye inanacağımı bilmeden ne kadar zaman geçirdiğim hakkında en ufak bir fikrin bile yok.”

“Peki, ne yapacağız? Adam evime kadar girdi ve ikinci kattan aşağıya düştüm. Canımı ancak o şekilde kurtardım.”

“Şu beni yakalatan psikolog... Onu bulabilirsen bir şeyler öğrenebiliriz. Belki de en başından beri katil oydu ve benimle oynadı. Sonuçta beni çok iyi tanıyordu. Bilmiyorum beni birçok defa hipnoza sokmuştu, belki yine aynı şeyleri yapmaya devam ediyordu. O yüzden de onu bir türlü yakalayamamıştım.”

“İsmi adresi kayıtlarımızda vardı. Telefonu da olmalı… Ali’ye bir sorayım.” dedi ve cebinden telefonunu çıkardı. Kısa süre çalan telefon açıldığında uykulu bir ses alo dedi.

“Ali şu Hakan’ı yakalamamızı sağlayan psikoloğun adresi, telefon bilgilerini almıştık değil mi?”

“Abla sabah konuşsak olur mu?” dedi Ali uykulu bir şekilde.

“Ali şimdi lâzım bana.”

“Abla tam bir baş belasısın. Bekle biraz, dosyası masamın üzerindeydi. Bu arada araban bir süre daha incelemede kalacak. Bagajında kan lekeleri bulundu. Bu biraz başımızı ağrıtabilir.”

“Bunları ben arayınca mı anlatıyorsun bana?”

“Sabah olmasını bekledim, çok geç olmuştu. Biraz bekleteceğim, dosyalar içeride. Bu değil, bu değil… Hah buldum. Tamam, birkaç adres var ama işine yarar mı bilmiyorum. Telefon numarasını ise bırakmamış, neden telefon numarasını almamışlar ki…”

“Şimdi boş ver onu da bana adresleri gönder.”

“Mesaj olarak atıyorum.”


Hande telefonuna gelen mesajı okumaya başladığında kapıya sert bir şekilde bir şey çarptı. Hakan ile Hande oldukları yerde irkildiklerinde bir kez daha bir şey kapıya çarptı. Ardından kapı açıldığında Doktor Can ağzından kan kusarak odadan içeriye girdi…



Düzeltmen: Tolga ZİYAGİL


© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube