HANGİSİ GERÇEK BENİM? (Polisiye Öykü)


2. BÖLÜM Gözleri karanlığa iyice alıştıktan sonra yavaş yavaş ormanlık alanda yürümeye başladı. Kısa süre sonra karşısındaki çalılıktan gelen sesi duymamış gibi davranarak sese doğru iyice yaklaşmaya başladı. Eğer fark ettiğini belli ederse sesin sahibinin kaçmasını istemiyordu. Gözüne kestirdiği kalın ağacın arkasına geçti ve ayakkabılarını çıkardı. Ayakkabılarının bile ses çıkarmasını istemiyordu. İyice gölgelere gizlenerek çalılığa doğru yürümeye başladı. Çalılığın etrafında dolaştığında siyah kapüşonlu adam Hakan’ı hala fark etmemişti. Hakan gülümsedi ve belindeki silahı çıkardı. Birkaç adım atmıştı ki adam birden ona doğru döndü. Elindeki taşı Hakan’ın kafasına vurduğunda Hakan sendeledi ve beklemediği bu darbe ile yere yıkıldığında adam var gücü ile kaçmaya başladı. Hakan olabildiğince hızla düştüğü yerden kalktı. Başından akan kanlara aldırmadan adamın peşi sıra koşuyordu ama kafasına sağlam bir darbe almıştı ve bu şekilde daha fazla koşamayacağına emindi. “En azından 1.70 boyunda olduğunu öğrenmiş oldum.” dedi kendi kendine. Cebinden çıkardığı mendili başındaki yaraya bastırarak arabasına binip en yakındaki hastaneye doğru yola koyuldu. Ertesi sabah uyandığında hâlâ başı ağrıyordu. Küfürler savurarak yattığı yataktan doğruldu ve banyoya gitti. Kafasındaki yaraya atılan dikişleri kontrol ettikten sonra yatak odasına geri dönüp telefonunu aramaya başladı. En sonunda onu yatağın altında bulduğunda başı iyice zonklamaya başlamıştı. “Hande bugün beni sen alabilir misin?” “Tabi komiserim. Sesiniz biraz yorgun geliyor.” “Dün ormanda biri ile karşılaştım ve sanırım beni gördüğüne memnun kalmadı ki başıma elindeki taş ile vurdu.” “Ne diyorsunuz komiserim? Ne oldu?” “Önemli değil. Hastaneye gittim beş dikiş ile kurtuldum. Ama başım çatlıyor ve bu halde araba kullanmak istemiyorum.” dedi Hakan. Büroya geldiğinde eczaneden aldığı ağrı kesiciyi hızla ağzına attı. Her zamanki gibi toplantı salonuna ani bir giriş yaptı ve tahtaya bir şeyler yazmaya başladı. “Bu iş çok uzadı. Altı cinayet işlendi ve elimizde hiçbir şey yok; başımdaki dikişler hariç. Mekân aynı, hedefler benzer özellikte. Bir haftamız var. Hande, ben ve Çömez. Çömez adın neydi?” “Ali komiserim” “Hande, ben ve Ali ormanlık alanda bir hafta boyunca gece mesaisi yapacağız. Diğerleriniz ise ormanlık alanın etrafında devriye atacaksınız. Beyler bu hafta bir cinayet daha işlenmeyecek. Herkes sivil olarak göreve çıksın. İster ayyaş ister dilenci. Kılığınızı siz seçin ama siyah kapüşonlu bir şey giymeyin, fena sinirliyim.” dedi Hakan ve başındaki dikişleri gösterdi. Hafta boyunca ormanda turlar atıyorlardı. Ama kapüşonlu adamdan en ufak bir iz bile yoktu. Hakan takip edildiklerini düşünmeye başlamıştı. Ali ve Hande’nin ayrı yerlere yönelmelerini istedi. Üç koldan daha geniş bir arama yapmak o an için daha uygun gelmişti. Ali aradan iki saat geçmesine rağmen ormanlık alanda hiç kimseye rastlamamıştı. Samanlıkta iğne aramak gibiydi. Çok geçmemişti ki bir ses duydu ve olduğu yerde durup dinlemeye başladı. Sesler giderek yaklaşıyordu. Hızla ağacın arkasına saklandı ve silahını çıkardı. Ses çıkarmamak için elinden geleni yapıyordu. Çok geçmeden yanından hızla bir siluet geçtiğinde silahını istemsizce ateşledi. Siyah gölge acı bağırtılar çıkararak yere devrildiğinde siyah bir köpeği vurduğunu anladı. Yaralı hayvanın yanına gidip yere eğildi. Arkasındaki çıtırtıya döndüğünde kafasına çarpan cisim ile gözleri karardı. Hande silah sesini duymuştu ve var gücü ile koşmaya başladı. Ali aralarına katılalı fazla bir zaman olmamıştı ve en acemileri idi. Aslında böyle bir göreve çıkmasının çok da doğru olmadığını düşünüyordu ama Hakan komisere laf anlatmak çok zordu. Ormanlık alana yine sessizlik hâkim olduğunda Hande cebindeki telefonunu çıkardı ve Ali’yi aradı. Uzun süre çalmasına karşılık cevap alamıyordu. Bu sefer devriye gezen bir polis memurunu aramayı denedi. “Yahya Ağabey silah sesi duydunuz mu?” “Hayır, devriyeye devam ediyoruz ama orman olması gerektiğinden daha sessiz ve ıssız.” “Anladım Ağabey.” “Hayırdır?” “Hakan Komiser ayrılmamızı önermişti. Biraz önce silah sesi duydum. Sanırım Ali’nin başı belada.” “Çömez korkudan yanlışlıkla ateş etmiştir. Merak etme o kadar. Yine de bulursan bize de haber ver. İstersen biz de ormana girelim” “Yok, Hakan Komiserden fırça yeriz.” dedi Hande ve telefonu kapattığında karşısında belirmiş silueti gördüğünde tökezleyip yere düştü. Hakan nefes nefese kalmıştı ama ormanda hiç kimseye rastlamamıştı. Sonunda ilk kurbanın öldürüldüğü yere geldiğinde soluklanmak için durdu. Orman olması gerektiğinden daha fazla sessizdi ki bu iyiye işaret değildi. Kızın öldürüldüğü ağacın yanına kadar geldiğinde yerde bir dosya fark etti. Yerden alıp üstündeki ağaç yapraklarını temizledi. Dosyayı açtığında kendi fotoğrafını gördüğünde hızla kafasını kaldırdı. Siyah silueti fark etmekte çok geç kalmıştı. Adam elindeki cismi hızla Hakan’a savurduğunda kaçamadı. Hakan kendisine geldiğinde kızın öldürüldüğü ağaca bağlanmıştı ve siyah siluet onun uyanmasını bekliyordu. “Şimdi ne yapacaksın? O kızlar gibi benim de yüzümü parçalayacak mısın?” dedi Hakan ve ağzına dolan kanı tükürdü. “Öldürmek mi? Ben kimseyi öldürmedim Hakan.” dedi adam ve yavaşça Hakan’a yaklaştı. Başındaki siyah kapüşonu açtığında Hakan gördüklerine inanamıyordu. “Sen…” dedi Hakan. “Ben sana demiştim. Hazır değilsin demiştim. Ama sen beni kandırdın.” dedi adam. “Ben seni kandırmadım. Senin yanına geldiğimde ruhum paramparçaydı ve senden medet umdum.” “Psikoloğun olarak seninle görüştüğümde böyle değildin. Bu… Nasıl oldu bilmiyorum Hakan ama bu cinayetleri sen işledin. Sende disosiyatif kişilik bozukluğu var.” “Sen neyden bahsediyorsun?” “Yani çift karakterlisin.” dedi sinirle adam. Hızlı adımlarla Hakan’ın düşürdüğü dosyayı yerden alıp içerisinden bir fotoğrafı uzattı. Şehit olan arkadaşının cesedini gördüğünde Hakan istemsizce kafasını sallamaya başladı. Gözleri seğirmeye başladıktan kısa süre sonra gülmeye başladı. “Peki bunu ne zaman fark ettin?” dedi Hakan. “Üçüncü cinayetinden sonra” dedi adam. “Neden daha önce beni durdurmadın peki?” dedi Hakan; bu arada bedeni titremeye başlamıştı. “Seni ne kadar yakalamak istediysem hepsinde başarısız oldum. Elimdeki kanıtlar yetersizdi. Ama bugün elimden kaçamazsın.” “Yetersiz olması için elinde bir şeyler olması lâzımdı ama sende hiçbir kanıt yok. Buradan kurtulduğumda seni öldüreceğim ve bütün suçu senin üzerine atacağım. Sonra da öldürmeye devam edeceğim ama bu sefer daha dikkatli olacağım.” dedi Hakan gülümseyerek. “Bunu söylemen yeterliydi. Çocuklar başınızdaki ağrı için özür dilerim.” dedi adam gözlerini Hakan’dan ayırmadan. Geri çekildiğinde Hande ve Ali yüzlerinde büyük bir hayal kırıklığı ile çalılıklardan çıktılar. “Altı genç kızı öldürmekten seni tutukluyorum. Söyleyeceğiniz her şey aleyhi..." 2. BÖLÜMÜN SONU YAZAN: Muhammed Buğra KIZILARSLANOĞLU Editör : Tolga ZİYAGİL

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube