HANGİSİ GERÇEK BENİM? ( Polisiye Öykü)


1. BÖLÜM


“Cansu, benim için bu sınavların ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyorsun. Yardımına ihtiyacım var. Eğer düzgün notlar alamazsam babam beni mahveder. Daha şimdiden laf etmeye başladı bile. ”Seni okuman için gönderdik de sen neler yapıyorsun orada da…”” dedi kız. Stresli olduğu her halinden belliydi.


“Sevda, bu saatte dışarı çıkmak istemiyorum. Birinin beni takip ettiğinden şüpheleniyorum,” dedi Cansu ve evinin penceresini aralayıp dışarıya baktı.

“Saçmalıyorsun! Kızım seni kim takip eder? Şu mühendis çocuk mu?” dedi Sevda.

“Hayır hayır. Sevda gerçekten kusura bakma,” dedi Cansu.

“İyi tamam,” dedi Sevda ve telefonu Cansu’nun yüzüne kapattı.


Cansu bir süre daha camdan dışarıya baktıktan sonra yatak odasına geçti. Sevda’nın ailesini iyi tanıyordu. Gerçekten sınavlardan kötü notlar alırsa babası ona hiç de iyi davranmazdı. Babasına kalsa okumaması ve erkenden evlenmesi gerekiyordu. Bir süre yatağına oturup bir süre daha düşündükten sonra üstünü giyindi. Çantasını açıp biber gazının hala orada olup olmadığını kontrol etti. Evden çıkıp yürümeye başladığında bir süre istemsizce arkasına baktı. Sokaklar çok sessiz ve ıssız gelmişti.


Sevdaların evine yaklaştığında kendisini güvende hissetmeye başlamıştı. Köşeyi dönüp birkaç adım daha attığında eve girecekti. Takip edilmediğinden de artık emindi. Rahat bir nefes alıp adımlarını hızlandırdığında köşede onu bekleyen şeyi fark etmekte gecikti.


Gözlerini açtığında ormanlık alanda bir ağaca bağlanmış olduğunu fark etti. Karşısındaki karartıyı seçmekte zorlanıyordu. Elini başına götürmeye çalıştığında ellerinin de bağlanmış olduğunu anladı.

“Ne olur bana bir şey yapma,” dedi Cansu cılız bir ses ile.

Arkası dönük olarak bekleyen karartı, Cansu’nun ayıldığını anladığında yavaş yavaş yaklaştı ve cebinden parlak bir şey çıkarıp Cansu’nun yüzüne savurmaya başladı. Cansu var gücü ile bağırmaya başladığında adam siyah eldivenli eli ile Cansu’nun ağzını kapattı.


Cansu’nun gözleri iri iri açıldı. Bir süre bekledikten sonra elini çektiğinde Cansu hızlı hızlı nefes alıyordu. Adam birkaç kere daha yüzüne elindeki keskin şeyi vurduktan sonra geri çekildi. Cansu acıdan bayılmak üzere iken hızla gelip boğazına sarıldı. Cansu nefessiz kaldığı için çırpınırken bir an adam ile göz göze geldiğinde boğazına derin bir kesik açtı. Cansu’nun son çırpınışlarını da izledikten sonra arkasına bakmadan uzaklaştı.


“İşte yine çalıyor lanet olası telefon. Buraya geldiğimde telefon numaramı değiştirdim ve sadece birkaç kişi telefon numaramı biliyor. O yüzden arayanın neden aradığını çok iyi biliyorum. Telefonun her çalışında yitip giden bir hayatın kalıntılarını temizleme görevinin bana verildiğini bilerek açıyorum telefonu. Sahi bu kaçıncı cinayet olmuştu? Beşinciydi sanırım. Hayır, bununla altı olması lazım. Geçen hafta beşinci cinayet işlenmişti. Özellikleri birbirinden farklı beş pardon altı genç kız… Telefon çalmaya devam ediyor ama acelem yok. Hazırlanmam lazım. Tamam tamam açtım işte…”


“Efendim Hande?”

“Komiserim, rahatsız ediyorum, özür dilerim,” dedi Hande.

“Önemli değil Hande sadede gel. Cinayet nerede işlenmiş?” dedi Komiser Hakan.

“Komiserim malum ormanlık alanda işlenmiş. İhbarı yapan kişi aynı kişi ve yine sizin adınızı vermiş.”

“Tamam, hemen yola çıkıyorum.”


Komiser Hakan, özel bir birimde polis olarak görev yaparken bir operasyonda bütün arkadaşları şehit edilmişti. Arama kurtarma ekipleri tarafından bulunması bir hafta sürmüştü. Kıyafetleri kanlar içerisinde yere çökmüş ve başını ellerinin arasına almış sayıklarken bulunmuştu. Yaşadığı bu acı verici olay sonrasında toparlanmakta oldukça zorlanmıştı. Kurumunun atadığı psikolog ile yaptığı uzun görüşmeler sonucunda ise bu göreve artık uygun olmadığı bir süre açığa alınması gerektiği kararlaştırılmıştı.


Geçen birkaç aylık sürecin sonucunda yeniden aktif bir göreve getirilmesi için psikoloğundan bir türlü onay alamamıştı. Sonunda onu ikna ettiğinde ise cinayet masasında kendini bulmuştu.


Yeni görevine başlamasının üzerinden iki ay geçmişti. Sakin geçen günlerinin ardından kendisini seri bir katilin peşinde bulmuştu. Bütün kurbanlar aynı şekilde öldürülüyor ve aynı ormanlık alana bırakılıyordu. Ormanlık alanın büyüklüğü yüzünden polis ne kadar sıkı denetim ve devriye atıyor olsa da katil durmak bilmiyordu.


Hakan cinayet mahalline geldiğinde genç kızın bedenine bakıp yüzünü buruşturdu. Kızın ölmeden önce çok acı çektiği belliydi ve bu gözlerinden okunuyordu. Yüzünde derin kesikler vardı. Hakan eline eldiven geçirdi ve genç kızın düşmüş başını biraz yukarıya kaldırdığında boğazındaki derin kesiği gördü.

“Yirmi beş yaşında bile yok,” dedi Komiser Hakan yanındaki polis memuruna.

“Yirmi iki yaşında, sarışın, üniversite öğrencisi, aynı şekilde sert bir cisimle kafasına darbe almış. Vuran kişinin onu bayılttıktan sonra onu buraya getirdiğini biraz sürükledikten sonra ağaca bağladığını düşünüyoruz. Ardından da…”

“Ardından da jilet ile yüzünü paramparça etmiş. Son olarak da boğazını kesmiş. Görebiliyorum,” dedi Komiser Hakan yüzünü buruşturarak.

“Evet komiserim. Yaklaşık beş saat önce işlendiğini düşünüyoruz.”

“Düşünüyor musun yoksa adam yine cinayetten üç saat sonra mı aradı?”

“Aynen komiserim.”


Hakan kızın cansız bedeni ambulansa koyulurken sigarasını yaktı. Etrafın biraz daha sakinleşmesini bekledikten sonra ormanlık alanda gezinmeye başladı. Cinayeti aydınlatabilecek bir şeyler bulabilmek ümidi ile etrafına bakınıyordu. Araçların gitmesini, etrafın iyice kararmasını bekledi. Sigarasından birkaç derin nefes daha çektikten sonra ondan kurtuldu. Gözlerinin karanlığa alışması fazla sürmeyecekti.


Gözleri karanlığa iyice alıştıktan sonra yavaş yavaş ormanlık alanda yürümeye başladı. Kısa süre sonra karşısındaki çalılıktan gelen sesi duymamış gibi davranarak sese doğru iyice yaklaşmaya başladı. Eğer fark ettiğini belli ederse sesin sahibinin kaçmasını istemiyordu. Gözüne kestirdiği kalın ağacın arkasına geçti ve ayakkabılarını çıkardı. Ayakkabılarının bile ses çıkarmasını istemiyordu. İyice gölgelere gizlenerek çalılığa doğru yürümeye başladı.

Çalılığın etrafında dolaştığında siyah kapüşonlu adam Hakan’ı hala fark etmemişti. Hakan gülümsedi ve belindeki silahı çıkardı. Birkaç adım atmıştı ki adam birden ona doğru döndü...


1. BÖLÜMÜN SONU


Yazan: Muhammed Buğra KIZILARSLANOĞLU

Editör: Kemal Albayrak

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube