HANGİSİ GERÇEK BENİM? 3. BÖLÜM




Hande yorucu bir günün ardından eve gelmişti. İçeriye girip hızlıca mutfağa gitti ve su ısıtıcısını çalıştırdı. Son zamanlarda Hakan’ı çok fazla düşünüyordu ve onun katil olduğuna hala inanmak istemiyordu. Gerçi katil o değildi alter kişiliğiydi ama yine de Hakan’ın durumuna çok üzülüyordu. Su kaynayıncaya kadar derin düşüncelere dalmıştı. Hakan bir seksen boyunda iri yapılır birisiydi ama iri vücudunun altında çok kırılgan bir yapısı vardı. Çok çabuk duygulanıyor ve çok çabuk gözyaşlarına boğulabiliyordu. Genç kızların cinayetlerini araştırırken onu birçok defa fotoğraflara bakarken gözyaşı döktüğünü görmüştü. Alter kişiliği ise onun tam zıttı bir karakterde son derece soğukkanlıydı ve yakaladıkları gece bunu kendi gözleri ile görmüştü. Yine de Hande’nin içi rahat değildi. Su kaynadığında makineden gelen ses ile daldığı düşüncelerden sıyrıldı ve bir fincan alıp kahvesini yaptı.


Bilgisayarının başına geçtiğinde Hakan’ın dosyasını yeniden açtı ve olay yeri fotoğraflarına bakmaya başladı. İçinden bir ses durumun düşündüğünden farklı olabileceğini söylüyordu ama ne kadar incelerse incelesin bir sonuca ulaşamıyordu. Telefon çalmaya başladığında duvardaki büyük saate baktı. Gecenin ikisi olmuştu ve bu saatte aranması olağan değildi.


“Efendim,” dedi Hande tedirgin bir şekilde.


“Nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum abla ama bir cinayet işlendi,” dedi telefondaki kişi.


“Ali cinayet masasında çalışıyoruz. Böyle şeyler bizim için normal değil mi? “


“Evet, abla normal ama normal olmayan cinayetin işleniş şekli ki görür görmez tüylerim diken diken oldu,” derken Ali'nin tedirgin olduğu belliydi.


“Dinliyorum,”


“Kurban yirmi iki yaşında üniversite öğrencisi, adı Hale Nur. Cesedi ormanlık alanda bir ağaca bağlanmış ve yüzü neşter ile paramparça edilmiş. El ve ayak parmakları çekiç ya da balyoz gibi bir nesne ile kırılmış. Gelip alayım seni istersen,” dedi Ali sesi titriyordu.


“Kopya cinayet mi diyorsun?” dedi Hande şaşkın bir şekilde.


“Kopya olup olmadığı hakkında bir fikrim yok. Cinayet dosyaları paylaşılmadı ve bu kadar benzer olması beni ürküttü.”


“Peki, hemen geliyorum senin gelmene gerek yok,” dedi Hande ve hemen evden çıkıp yola koyuldu.


Hakan kısa bir süre cezaevinde kaldıktan sonra doktor kararı ile psikiyatri hastanesi olan İbni Sina Ruh ve Akıl Sağlığı hastanesine sevk edilmesine karar verilmişti ve orada gözetim altındaydı. Bu cinayeti onun işlemiş olma ihtimali çok düşüktü. Hande, kimse görmeden hastaneden kaçmış olabileceği düşüncesi ile hemen rehberinden bir numarayı buldu.


“Saatin geç olduğunun farkındayım doktor bey. Ama bir problem var ve sizinle yarın görüşmeyi çok isterim,” dedi Hande.


“Tabi komiserim. Şimdi nöbetteyim ve sabah hastaları son bir kez ziyaret ettikten sonra on iki gibi müsait olurum. Tabi sizin içinde müsaitse,” dedi Doktor.


“Çok sevinirim o zaman on iki gibi görüşelim. Bu arada hastanız Hakan’ın durumunu merak ettim. O nasıl? Herhangi bir bilgi edinebilirdiniz mi özellikle alter kişiliği hakkında.”


“Hakan Bey oldukça sessiz birisi olduğunu söyleyebilirim. Alter kişiliğini ortaya çıkardığımız zamanlarda aynı sakinlikte tek farkı daha soğukkanlı bir kişilik, biraz da takıntılı olduğunu söyleyebilir. İnanılmaz detaycı ama yine de farklı özellikler sergilemekte.”


“Tamam, o zaman yarın on iki de yanınızda olacağım,” dedi Hande ve telefonu kapatıp aracından indi.


Ormanlık alan oldukça soğuktu ve etrafı bir sis kaplamıştı. Hande ilerideki fener ışıklarına doğru gittiğinde Ali ile karşılaştı. Ali’nin tedirginliği Handeyi rahatsız etmişti.


“Cinayet aynı şekilde işlenmiş. Sise rağmen izleri takip ettim. Diğer cinayetlerde olduğu gibi kurban bayıltıldıktan sonra buraya sürüklenmiş ve ardından ağaca bağlanmış. Katil her zamanki gibi kızın uyanmasını beklemiş ve ardından işe koyulmuş ama bu sefer önce parmaklarını kırmış. Ardından da yüzüne neşter ile derin kesikler açmış,” dedi Ali.


“Sonra da…” dedi Hande kızın cesedine bakarken.


“Boğazını kesmiş.”


“Sence bu cinayet ile Hakan’ın bir bağlantısı var mı?” dedi Hande eğilip kurbanın yüzündeki kesikleri inceliyordu.


“Doğrusunu söylemek gerekirse Hakan Komiser ile bağlantısı var mı bilmiyorum ama katil aynı kişi.”


“Yanlış kişiyi mi yakaladık diyorsun?”


“Suçunu itiraf etti. Nasıl olabilir ki bu?” dedi Ali.


“Bilmiyorum Ali. İnan ki bilmiyorum,” dedi Hande ve kurbanın elini inceleyip yavaşça yere bıraktı.


Ertesi gün on birde yola çıkarak hastaneye doğru yola koyuldu. Etrafı ağaçlarla çevrili ve tamamen şehirden tecrit edilmiş olan hastane yaklaştığında etrafına bakınmaya başladı. Yüksek duvarlar ve üzerindeki tel örgülerle adeta bir hapishaneyi andıran hastanenin nizamiye kapısına geldiğinde görevli polis memuru aracına yaklaştı.


“Cinayet masasından komiser Hande Ulu. Doktor Ömer Can Bey ile görüşecektim,” Dedi Hande.


“Buyurun komiserim. Aracınızı sol taraftaki misafir park yerine park edebilirsiniz. Hemen karşı tarafınızdaki beyaz binadan girince orada ki arkadaşlara sorarsanız Can Bey ile görüşebilirsiniz,” dedi Polis memuru nazik şekilde.


Hande aracını park ettikten sonra karşısındaki beyaz binayı baktı. Oldukça eski bir mimariye sahip hastaneden içeriye girdiğinde içini bir kasvet sarmıştı. Yanına yaklaşan polis memurunu gördüğünde Doktor Can ile görüşmek istediğini söyledi ve odasına doğru ilerlemeye başladılar. Bir kapının önüne geldiklerinde polis memuru kapıyı çaldı.


“Hande Hanım hoş geldiniz. Hakan bey buraya geldiğinde görüşmüştük yanlış hatırlamıyorsam,” dedi Doktor Can elini uzatırken.


“Evet, doğru hatırlıyorsunuz.”


“Görüşmek istemenizin sebebini öğrenebilir miyim?”


“Hakan buraya getirildiğinden bu yana tedavisi ne durumda? Onu buradan hiç çıkarıyor musunuz? Mesela dün akşam Hakan neredeydi?”


“Dün bütün gün telefonda da belirttiğim gibi buradaydım. Hakan bey ile iki defa görüştüm. İlaçlarını düzenli alıyor. Aldığı ilaçların yan etkisi yüzünden bütün kapıları da açsak Hakan Bey buradan dışarıya bir adım bile atamaz.”


“Yani bütün gün buradaydı.”


“Kesinlikle ama yine de isterseniz kamera kayıtlarına beraber bakabiliriz,” dedi Doktor Can.


“Evet, buradan dışarı çıkmadığını bilmem gerekiyor,” dedi Hande.


“Tam olarak neyi araştırıyorsunuz. Neden bu kadar önemli?”


“Şimdi söylemesem daha iyi olur. Geçelim mi?”


Komiser Hande arkada Doktor Can önde ilerlemeye başladılar. Kısa süren yolculuklarının ardından monitör odasının önüne geldiler ve Hakan’ın odasının kamera görüntülerini izlemeye başladılar.


Hakan sabah uyandığında spor hareketleri yapmış ardından kahvaltısını yaptıktan sonra uzun bir süre kitap okumuştu. Öğlen saati yaklaştığında kapısı açılmış ve bir hemşire onu odasından çıkarmıştı.


“Şimdi nereye gidiyor?”


“Benim yanıma getirdiler ve uzun bir sohbet ettik.”


“Onun kaydı var mı?” dedi Hande Doktor Candan gözlerini bir an olsun ayırmadan.


“Hande Hanım bana güvenmiyor musunuz?”


“Hayır, kesinlikle güveniyorum ama durum oldukça karışık.”


“Tabi ki var. Hastalarımla yaptığım görüşmelerimiz kayıt altına alınır ve daha sonra incelenir. On bir numaralı kamera kaydını açabilir misiniz?” dedi Doktor Can görevli memura.


Görüntüleri izlemeye başladıklarında Hakan odadan çıktıktan on beş dakika sonra Doktor Can’ın odasına girmişti. Doktora gülümsedikten sonra kendisini rahat koltuğa bırakmış ve konuşmaya başlamışlardı.


“Konuşmalarınız kayıt altındaydı değil mi? Sizinle neler konuştu bunları öğrenmemde fayda olacaktır,” dedi Komiser Hande.


“İşte o konuda yazılı bir izin olmadığı sürece size yardımcı olamayacağım. Sonuçta hasta mahremiyeti var. Başımın belaya girmesini istemem,” dedi Doktor Can.


“Anladım peki izlemeye devam edelim.”


Hande görüntü kaydını hızlı bir şekilde izledikten sonra Hakan’ın hastaneden hiç ayrılmadığını ve Doktor Candan başka kimse ile uzun süreli görüşmediğine ikna olmuştu. Hastanede ayrıldıktan sonra Ali'yi aradı ve bir gelişme olup olmadığını sordu.


Aradan günler geçmişti ama cinayet ile ilgili hiçbir yol kat edememişlerdi. Hande geç saatlere kadar çalışmasına devam etse de elinde hiçbir şey yoktu. Pes etme noktasına gelmişti ve canı sıkkın bir şekilde ofisinden ayrıldı. Karşı sokakta kahve içebileceği bir yer biliyordu ve oraya doğru dalgın bir şekilde yürümeye başladı. Aklı hep komiser Hakan'daydı ve bu cinayetteki bağlantısını anlamaya çalışıyordu. Aklına gelen tek şey cinayetleri tek işlemediğiydi. Bir suç ortağı olmalıydı ama kim…

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube