HANGİSİ GERÇEK BENİM?




4. BÖLÜM


Aradan günler geçmişti ama cinayet ile ilgili hiçbir yol katedememişlerdi. Hande geç saatlere kadar çalışmasına devam etse de elinde hiçbir şey yoktu. Pes etme noktasına gelmişti ve canı sıkkın bir şekilde ofisinden ayrıldı. Karşı sokakta kahve içebileceği bir yer biliyordu ve oraya doğru dalgın bir şekilde yürümeye başladı. Aklı hep komiser Hakan’daydı ve bu cinayetteki bağlantısını anlamaya çalışıyordu. Aklına gelen tek şey cinayetleri yalnız işlemediğiydi. Bir suç ortağı olmalıydı ama kim?


Kahvesini aldıktan sonra birkaç yudum içmişti ki telefonu çalmaya başladı.


“Abla, bir cinayet daha işlendi.” dedi Ali.


“Aynı yer mi?”


“Maalesef abla, cinayet yerinde değişiklik var. Bu sefer üniversitenin ormanlık alanında cinayet işlenmiş. Yöntem birebir aynı, değişik olan tek şey dediğim gibi ormanlık alan.” dedi Ali.


“Hemen geliyorum.”


İkinci cinayette ilk cinayet ile aynı şekilde işlenmişti. İki kurbanın da saç renkleri, boyları, hatta giyim tarzları bile aynıydı. Hande canı oldukça sıkılmış bir şekilde kurbanı inceledikten sonra Ali'den çektiği fotoğrafları kendisine atmasını istedi.


Eve gelir gelmez her zaman ki gibi mutfağa geçip kahvesini hazırladı. Ardından bilgisayarını açtı ve fotoğrafları incelemeye başladı. Kurbanların ikisi de uzun siyah saçlı, iri yeşil gözlü ve ince dudaklara sahiplerdi. Başını kaldırdığında karşı duvardaki aynada kendisine baktı. Ardından hızla kalkıp aynaya yaklaştı ve lambaları yakıp kendisine bakmaya başladı. Saçındaki tokayı çıkarıp saçlarını savurdu. Kurbanlar gibi iri yeşil gözleri ve ince dudakları vardı. Saçları da aynı kurbanların saçları gibi siyah ve uzundu. Bir an şaşkın şaşkın aynadaki yansımasını seyretti.


Sabah olduğunda yapması gerekeni çok iyi biliyordu. Hastaneye vardığında hızla aracını park etti ve koşar adım hastaneden içeriye girdi. Hakan ile görüşmesi gerekiyordu. Onu, aynı hapishanedeki gibi bir görüş odasına aldılar. Bir masa ile iki sandalyeden başka odada bir şey yoktu. Kısa bekleyişinin ardından Hakan içeriye girdi.


“Sanırım beni beklemiyordun.” dedi Hande acı bir tebessüm ile.


“Aslında uzun zamandır bekliyordum Komiser Hande.”


“Lütfen bana Hande de Hakan.” diye iğneleyici şekilde konuştu Hande.


“Neden buradasın?”


“Cinayetler yeniden işlenmeye başladı. Aynı şekilde ve aynı yaş grubu.”


“Taklitçi mi var diyorsun?”


“Olması muhtemel ama içinde gariplikler de barındırıyor.”


“Ne gibi?”


“Senin işlediğin cinayetlerde kurbanların yaşları her ne kadar birbirine yakın olsa da, cinayet yeri orman olsa da, bu seferki cinayetler farklılıklar barındırıyor. İki kurban da uzun siyah saçlı, iri yeşil gözlü ve ince dudaklı…” Bir an duraksayıp,


“Aynı senin gibi.” dediğinde Hakan şaşırmıştı.


“Evet, aynı benim gibi. Birinci cinayet her ne kadar aynı ormanlık alanda işlenmiş olsa da ikinci cinayet üniversitenin yakınındaki ormanlık alanda işlendi. Yöntemin aynı yöntem olmasına rağmen bu kez kurbanların el ve ayak parmakları kırılmıştı.”


“Benim işlediğim cinayetlere benziyorsa da evet, farklılıkları varmış.” dedi Hakan düşünceli bir şekilde.


“Sence Alter kişiliğin ile konuşmamızın bir faydası olur mu? Doktor Can Bey eşliğinde onunla görüşsem?”


“Kendisine Ozan diyormuş.” dedi Hakan acı bir tebessüm ile.


“Anlamadım.” dedi Hande.


“Alter kişiliğimin adı Ozan.”


“Şimdi anladım.” dedi Hande.


“Dosya yanında mı?”


“Senin dosyan mı?”


“Evet, şu psikoloğun ormanlık alanda gösterdiği fotoğraf içerisinde mi?”


“Evet içerisinde.”


“O zaman Doktor Can Bey’e gerek yok, zaten bu konularda oldukça hassas davranıyorlar. Ozan’a yalnızca bir sefer geçiş yapmama izin verdi. Onu bu şekilde yok etmeye çalışıyorlar. Anlayacağın bunu ikimiz yapmak zorundayız.”


“Tehlikeli olmaz mı?”


“Ellerimi kelepçele ve ters giden bir durum olursa beni vur.”


“İçeriye girdiğimde silahımı aldılar.”


“Birbirimizi iyi tanıyoruz Hande, çorabına sakladığın şu küçük oyuncağı kimseye vermezsin,” dedi Hakan gülümseyerek. Hande istemsizce elini ayağına götürdüğünde silahın orada olduğunu fark edip gülümsedi.


Hakan’ın ellerini kelepçeledikten sonra silahını yavaşça çorabından çıkardı. Dosyadaki fotoğrafı çıkarıp Hakan’ın önüne koyduğunda Hakan istemsizce titremeye başladı. Başını yere eğip bir süre sayıkladıktan sonra başını kaldırarak Hande’nin gözlerinin içine baktı.


“Komiser Hande, hoş geldin.”


“Hoş buldum Ozan. Seninle kısa bir görüşme yapmam gerekiyor.”


“Seni dinliyorum.”


“Aynı senin yöntemin ile öldürülen iki genç kız var.”


“Yani?”


“Yani bu konuda benimle paylaşmak istediğin bir şeyler olabileceğini düşünüyorum.”


“Bunu bana sormana gerek yok, Komiser Hakan’a sorman gerekiyor.”


“Cinayetleri işleyen sensin. O değil.” dedi Hande, birden Hakan’ı korumaya geçmesine kendi bile şaşırmış ve yanakları kızarmıştı.


“Ona hâlâ âşıksın değil mi? Aşk insanı nasıl da yanıltabiliyor,” dedi Ozan gülümseyerek iç çekerken.


“Ben ona âşık değilim.”


“Sen bana karşı dürüst ol ben de sana karşı,” dedi Ozan gülümseyerek. Hande’nin şu anki durumundan oldukça zevk alıyordu.


“Tamam, peki âşıktım evet. Şimdi, cinayetleri işlerken bir suç ortağın var mıydı?”


“Ben kimseyi görmedim.”


“İnan ki Ozan beni zorluyorsun. Nasıl kimseyi görmedim? Cinayetleri işlerken yanında kimse var mıydı yok muydu?”


“Bunları bana değil Hakan’a soracaksın. Gerçek katil oydu. Ben değilim.”


“Sen neyden bahsediyorsun?” dedi Hande ve sinirle odanın içinde yürümeye başladı.


“Ozan olduğum zamanlarda karşımda genç bir kızın cesedini görüyordum. Her defasında da ellerim kanlar içerisinde oluyordu. Çok kötü bir durum. Düşünsene, kendine geliyorsun ve karşında gencecik bir kızın cesedi ve ellerin kanlar içerisinde… Sen olsan ne düşünürdün? Hakan denetimi eline alıncaya kadar araştırmalar yaptım. Tabi bu, gerçekte Hakan’ın varlığını öğrendiğimde oldu, ki bu gerçekten bende bir şok etkisi yarattı. Çoklu kişilik bozukluğu rahatsızlığı yaşayan bir bedende hapsolduğumu anladım. Hakan kısa sürede denetimi eline alıyor ve elimden hiçbir şey gelemeden yine bir kurbanın kanı ile ellerim boyanıyordu. Ben de cinayetlere bir son verebilmek için Hakan’ın suçlarını itiraf ettim. Çünkü lanet olası pislik bir türlü size açık vermiyordu. Ya da bilemiyorum, onu koruyan birileri mi vardı? Ali desen çömez ağzı daha süt kokuyor. Sen ise ona o kadar çok âşıktın ki,” dedi Ozan imalı bir şekilde.


“Yani cinayetleri sen işlemedin öyle mi?” dedi Hande şaşkınca.


“Ben işlemedim, Hakan işledi, ondan eminim. Geceleri rüyaya daldığımda hep aynı kâbusları görüyordum. Hakan elindeki neşteri kızların yüzlerine savururken onu durdurmak için koşuyor ama bir türlü ona yaklaşamıyordum. O ise bana bakıp gülümseyerek kızların boğazını kesiyordu. Bunun ne


kadar lânet bir şey olduğunu bilemezsin. O pislik yakalanmalıydı. Eğer o itiraf etmezse ben itiraf ederdim, ki öyle de oldu. Sonuçta artık kimseye zarar veremez,” dedi Ozan gülümseyerek.


“Yanlış düşünüyorsun Ozan. Geldiğimde Hakan ile bu konuyu konuştum. Aynı yöntem ile iki cinayet daha işlendi. Şimdi anlattıklarına göre yanlış kişiyi yakalattın bize. Yanlış kişiyi…”


“Hayır olamaz. Hakan’ı temize çıkarmak için yapıyorsun bunları. O iki kızı sen öldürdün değil mi? Sen ona en başından beri yardım ediyordun değil mi?” dedi Ozan ve kelepçeleri çıkarmaya çalıştı. Ardından masaya sağlam bir tekme attı ve Hande hızla geriye çekildi. Ozan hızla üzerine gelirken içeriye iki tane iri yarı hasta bakıcı girdi ve Ozan’ı kollarından yakaladılar. Ozan’ın gözleri fena şekilde seğirmeye başlamıştı.


“Lânet olsun ikinize de... Lânet olsun…” Hasta bakıcılar onu oradan uzaklaştırırken Ozan ağzından tükürükler saçarak bağırıyordu.





Düzeltmen: Tolga Ziyagil

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube