HANGİ TOHUMU SULAMAK İSTERSİN?

En son güncellendiği tarih: Nis 18


İnsanoğlunun dünyaya geldiği andan beri ilk amaçlarından biri üremek ola gelmiş. En basit diliyle “çocuk yapmak” ne anlama geliyor açıkça herkes biliyor artık.


Ne var ki günümüzde yalnızca üremek yetmiyor, ürettiğimizi yetiştirmek zorundayız.

Eski çağlardaki gibi avlanmamız gerekmiyor artık. Yerleşik hayata geçmek, su taşımak, taşıma su ile işleri halletmek, kol gücü gerektiren tüm o extra şeyleri de yapmamız gerekmiyor. Saygıdeğer büyüklerimiz her seferinde bu konuyu övünme haline getirse de ne yazık ki bu düşünceye katılmıyorum. Çünkü aile planlanmasının sıfır olduğu o dönem ile özelden tümele tüm yaşam ve yaşanılan şu zamanın şartları arasında dağları aşan farklar var. Hayat belki pratikte daha kolay hale geldi ama aklımıza mukayyet olmak ne durumda farkında mıyız ?


Eskiden, birçok şey farklıydı elbet ama kötülük dediğimiz olgu her daim vardı. Habil ile Kabil'den beridir süre gelen –ki buna şeytana uymak da diyebiliriz- o kötülük hep vardı.

Bence ; “özünde iyi biridir “ diye bir muhabbet yok. Birbirimizi kandırmaya çalışmayalım. Buna gerek yok. Ne kadar iyi niyetli olursanız olun, sizi aşırı öfkelendiren kısa bir an yeter aslında değil mi? Ya da “iyi biridir aslında” dediğimiz insanların bazı anlarda, rahatsız edici, kırıcı bir takım davranışlarda bulunması? Mutlaka vardır bir boşluk. Konduramayız sadece. Ne kendimize, ne de karşımızdakine.


Her türlü kötü duygunun tohumu yaratılışta atıldı içimize. Evet, kabul edelim ki özümüzde kötülük var. Fakat aynı zamanda İRADE var. VİCDAN, TERBİYE, EDEP, HAYA, AHLAK gibi tohumlar da var içimizde. Zaman içinde farklı tohumları yeşertmeyi tercih edenler oldu elbet. Yaktı, yıktı, yok etti. Savaşlar çıktı. Katliamlar yapıldı sırf çıkar uğruna. Kimi zaman, kendini öyle çok önemsedi ki insan evladı; öldürmeyi, can almayı hak gördü kendine. Kibrine yenildi. Arka planda kalan çoğunluk ise yapılanları görmezden geldi.

Geçmişten bugüne yazılan tüm o uzun tarihte zulüm görenleri inceleyelim mesela. Ne kadarı kadın, ne kadarı erkek? Erkekse neden zulüm görmüş, kadınsa neden?

Ataerkil zihniyet öyle çok saptırıldı ki bu İslamiyet’in de saptırılması ile devam etti.


Kadını örttü, çarşafı giydirdi ama kendisi gerine gerine göbeğini sergiledi deniz kıyısında.

Kadını örtme sebebi, birilerinin tahrik olmasına engel olmak değil miydi?

Kadın beynine örtü var da bu baskıyı yaratan über zeki beyinlere neden yok? Canı gönülden örtünmek isteyene değil lafım, bunu bir baskı yolu olarak kullanmak isteyenlere. İslamiyet’in özünde kadına saygı var, eziyet değil. Kadın ve erkek yaratılış gereği asla eşit olamaz, ama eşit haklara sahip olmalıdır bu yadsınamaz bir gerçek. Bunda görecelik yok.


Sırf fazladan bir organa sahipler diye, küfürler bile hep bunun üzerinden dönüyor. Hatta vücut yapısında kas kütlesi daha fazla diye bunun arkasına sığınıyor ve karşı cinsle başka türlü baş edemeyeceğini düşünerek şiddete yöneliyor.


Hepimiz bir üreme sonucu dünyaya geldik. Yaradan nasip etti ki, biz de ürettik. Anlamalıyız, anlamaya çalışmalıyız, anlamaya çaba göstermeliyiz ki artık çağımız çok farklı. İçimizdeki kötü tohumların yeşermesi için ortam oldukça müsait. Her nesil kendi çağında kıyametin yaşanacağını düşünürmüş ya biz de şuan o yoldayız.

Bir şeyleri düzeltmeye çalışmak yerine kolaya kaçıp, kıyamete sığınıyoruz. Uğraşmayalım yeter ki. Ölelim bitsin gitsin her şey istiyoruz. Öyle kolay değil arkadaşım. Bu dünya bizim. Buraya gönderildiysek amacımız, görevimiz burayı yok etmek olmamalı.


Çağ değişiyor, zaman değişiyor, şartlar değişiyor ama kötülük tohumu hiç değişmiyor. İşimize geldiği gibi davranamayız. Kendi zaman şartlarımıza göre kız/erkek ayrım gözetmeden bu eğitimi vermek zorundayız evlatlarımıza.


Teknoloji kimi zaman bulunmaz bir nimet, kimi zaman bir illet olarak var olsa da hangi kısmıyla ilgilenmek istediğiniz size kalmış. Değişmeliyiz. Önce kendimiz. Sonra evlatlarımız. Kötülük çoğalmadı. O hep vardı. Sadece artık sesini çıkarabilen, çıkarmaya cesaret edebilen kısım çoğaldı. Çoğalsın ki daha çabuk toparlanabilelim, el birliği ile. Şu tabuları artık yıkalım. Anne, baba olarak bize düşen en büyük görevi yerine getirip, değişelim, değiştirelim. Temel eğitimin evde başladığını kabul edelim. Onlar bizim birer aynamız. Genel profilimizin nasıl göründüğüne önem verip, aynada saatlerce vakit harcıyoruz ya hani. Bu içeride de böyle olmalı.


Belki biraz dağınık oldu ama haber bültenlerini izleyemez hale geldiğimiz, duyarsızlaştığımız, gözümüzü yumup görmeyi reddettiğimiz, bana dokunmayan yılan bin yaşasın dediğimiz şu günlerde yalnızca içimden geldiği gibi yazmak istedim…



Yazan: Gamze Yiğit

Editör: Ayşegül Demir Alhan

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube