GİZEMLER ABİDESİNİN EFSANELERİNİ BİLİYOR MUSUNUZ?

En son güncellendiği tarih: May 6


Geçen ay yaşanan Notre Dame Katedrali’nin yangın haberleri tüm basını oyaladı. Bu da bana bizim tarihi yapılarımızı hatırlattı. Tabii ilk akla gelen efsane ve sırları ile Ayasofya.

Dünya mimarlık tarihinin günümüze kadar ayakta kalmış en önemli anıtları arasında yer alan Ayasofya; mimarisi, ihtişamı, büyüklüğü ve işlevselliği yönünden sanat dünyası açısından önemli bir yer teşkil etmektedir.


Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu’nun İstanbul’da yapmış olduğu en büyük kilise olup aynı yerde üç kez inşa edilmiştir. İlk yapıldığında Megale Ekklesia (Büyük Kilise) olarak adlandırılmış, 5. yüzyıldan itibaren ise Ayasofya (Kutsal Bilgelik) olarak tanımlanmıştır. Ayasofya Doğu Roma İmparatorluğu boyunca hükümdarların taç giydiği, başkentin en büyük kilisesi olarak katedral işlevi görmüştür.


Ayasofya, Bizans İmparatoru Justinyen tarafından inşa edildi. İnşaatın tamamlanması yaklaşık 5 yılı buldu. Dönemin imkânlarını ve neredeyse 11. 000 kişinin çalıştığını düşündüğünüzde bu eserin yapılması için ne kadar emek harcandığını tahmin edebilirsiniz.


Tabii bu kadar uzun sürede, bu kadar emekle yapılan ve yüzyıllar boyu ayakta kalan kutsal bina ile ilgili birçok efsane ve gizemde nesilden nesille aktarılarak günümüze kadar gelmiştir. Bu efsanelere göz atarsak:


1. Ayasofya'yı Bekleyen Melek


Ayasofya 'nın inşaatında çalışan ustalar bir gün yemeğe giderken araç gereçlerini genç bir işçiye emanet etmiş. Bir süre sonra, inşaat alanında ortaya çıkan kişi gence "İş çok uzun süre bırakıldı, artık ustaları çağırmalısın" deyince delikanlı, "Araç ve gereçleri bırakıp gidemem" demiş. Bilinmez kişi de, "Sen gelene kadar onları korurum, buradan bir yere ayrılmam" diye cevap vermiş. Delikanlı durumu ustalara anlatınca, İmparator delikanlıya gördüğü adamla ilgili sorular sormuş ve bunun bir melek olduğuna inanarak delikanlıyı başka bir memlekete göndermiş ki kıyamete kadar melek Ayasofya'yı bekleyip korusun!


2. Tılsımlı Kapılar


Efsaneye göre Ayasofya 'nın toplam 361 kapısı var fakat bu kapılardan 101'i büyük ve tılsımlı. Çünkü ne zaman bu kapılar sayılsa fazladan bir kapı daha ortaya çıkıyormuş. Aynı konu hakkında XVII. asır Osmanlı tarihçi ve seyyahı Evliya Çelebi, Ayasofya’nın 361 kapısı bulunduğunu, bunlardan 100 tanesinin tılsımlı olduğunu ve bir de herkesçe görünmeyen kapısından bahseder.


3. Hz. İsa'nın Kutsal Emanetleri


İmparator, Hristiyan söylemine göre Hz. İsa'nın çarmıha gerildiği haç ve Hz. İsa'yı çarmıha gerdiklerinde kullanılan çivileri Kudüs'ten getirtip Ayasofya 'nın gizli bölümlerinden birinde saklatmış. Kutsal Emanetleri Ayasofya'ya saklamalarının sebebiyse Hz. İsa'nın 40 bin yıl sonra dünyada Ayasofya'ya inecek olmasıymış.


4. Kıyamet Tarihi


Binanın güney yönündeki kapıdan girince, üçüncü sırada bulunan sütunun üzerine Hz. Hızır'ın kıyametin kopacağı tarihi yazdığı söyleniyor. Sütunda "On sekizinde yevm-i Pazar, sene 1038" yazılı.


5. Şeytan Ayasofya'da Hapis


İstanbul 'un fethinin ardından Fatih Sultan Mehmet Ayasofya 'nın camiye çevrilmesini emredince Akşemsettin'i de bu işten sorumlu tutmuş. İşçiler cuma namazına yetiştirmek için çabalasa da şeytan Ayasofya'nın cami olmasını istemediği için işçilere her türlü vesveseyi veriyormuş. Akşemsettin bu durumu anlayınca secdeye kapanıp dua etmiş. Duasını kabul eden Allah, şeytanı Ayasofya'daki bir mermere hapsetmiş.


6. Ayasofya'nın Kıbleye Çevrilmesi


Fatih Sultan Mehmet İstanbul 'u fethettikten sonra ilk cuma namazını Ayasofya 'da kılacakmış. İmamlığa geçtiğinde ilk iki tekbirde namazı bozmuş, üçüncüde tekbir getirmiş ve ilk cuma namazını kıldırabilmiş. Bunun nedenini merak eden ahali sorunca Fatih Sultan Mehmet: "İstedim ki namaz sırasında bana ve bütün cemaate Kâbe görünsün! Bu niyetle birinci ve ikinci tekbirlerde Kâbe görünmeyince namazı bozdum, ancak üçüncü tekbirde gözlerimin önüne geldi" demiş. Cemaat bunun sebebini Akşemsettin'e sorduğunda o şunları söylemiş: "Hz. Hızır saf tutmak için gelirken Terler Direk'e parmağını soktu ve Ayasofya'nın yönünü kıbleye doğru çevirdi. Ondan sonra da namaza durdu. Böylece padişah üçüncü kez tekbir getirdikten sonra Kâbe’yi tam karşısında gördü."


7. Hz. Meryem'in Gözyaşlarıyla Delinen Sütun


Ayasofya 'nın içindeki Ağlayan Sütun, Meryem Ana'nın evindeki bir sütunmuş. Bir gün Meryem Ana'ya, Hz. İsa'nın yakalandığını ve kendisine işkence edildiğini söylemişler. Hz. Meryem, onun işkence görmesine dayanamamış ve gözyaşlarına boğulmuş, gözyaşı damlalarından biri yaslandığı bu sütunu kezzap gibi eritmiş. Ayasofya yapılırken de kilisenin kutsanması için imparator bu sütunu Meryem Ana'nın evinden getirerek Ayasofya'ya diktirmiş. Bu nedenle taş kutsal olarak görülüyor. Herhangi bir dileği olanlar bu sütundaki Meryem Ana'nın gözyaşıyla oluşan deliğe parmaklarını sokup çeviriyor ve dilek diliyor.


8. Kutsal Kâse ile Kaybolan Papaz


İstanbul fethedildiği sırada Ayasofya 'ya bir papaz vaaz vermekteymiş. Papaz kutsal çanağın Müslümanların eline geçmesini istemediği için Kutsal Kâse ile bir kapıdan geçip gitmiş. Kapı da kapanmış. Ama Müslümanlar papazın oradan geçtiğini görmüş. Papazın gözden kaybolduğu yere vardıklarında dümdüz bir duvarla karşılaşmışlar. Efsaneye göre papaz hâlâ Kutsal Kâse ile birlikte beklermiş orada. Bir gün İstanbul geri alındığında kapı açılacak ve papaz çıkıp vaaza devam edecekmiş.


9. Ayasofya'daki Levhaların Sırrı


Ayasofya camiye çevrilirken bu mabedin bir İslam mabedine dönüşmesini sağlamak için yapıya pek çok İslami motif eklenmiş. Bunlardan biri Ayasofya'nın kubbesine yazılı olan "Allah, göklerin ve yerin nurudur" ayeti. Allah, Hz. Muhammed ve dört büyük halifenin isimleri de levhalara yazılarak asılmış. Cumhuriyet döneminde Ayasofya camiden müzeye çevrileceği zaman bu levhaları çıkarmak istemişler

ama çok çabalamalarına rağmen çıkaramamışlar. Zaten bu levhalar, Ayasofya'dan çıkarılmasın, yapı yeniden kiliseye dönüştürülmesin diye cami içerisinde, giriş kapılarından daha büyük olarak yapılmış.


10. Tavadan Sıçrayan Balıklar


Ayasofya 'da İmparator Kapısı'nın önünde bir balık figürü var. Söylenceye göre Fatih Sultan Mehmet, İstanbul 'u kuşattığı sırada Ayasofya'daki papazlar bu kapının yanında balık kızartıyormuş. Tavada kızaran balıklar, İstanbul'un fethedileceğini anlayınca isyan etmiş ve kızgın yağın içerisinden fırlayıp taş kesilmiş.


11.Ayasofya'daki Tabut


Ayasofya’nın orta kıble kapısı üzerinde bir tabut var. Sarı pirinçten yapılmış bu tabutta Kraliçe Sofya yatıyor ve “bu tabuta sakın dokunmayın!” deniyor. Çünkü tabuta el sürülürse büyük bir gürültü başlıyor. Tüm bina sallanıyor. Kubbenin dört bir tarafına yapılmış birer tane melek resmi var. Bunlar Cebrail, Azrail, Mikail ve İsrafil’dir. İnananlar tabut ile melekler arasında bir ilişki kuruyorlar. Onlara göre tabutun koruyuculuğunu üstlenen melekler, ona dokunulmasına izin vermiyorlarmış.


12. Terler Direk


Bina yapılırken gelen meleğin saklandığı yerin, kalın bakır levhalarla kaplı olduğu halde, asırlarca ziyaretlerin ellerini sürmesi sebebiyle oyulan terler direk olduğuna inanılır. Burası Batı yönünde halkın su sızdığı için “Terler Direk” adını verdiği ve şifalı olduğuna inandığı bir sütundur. Hastalar, buraya ellerini süre süre sütun oyulmuştur. Müslüman inanışına göre, bina yapılırken buraya Hazret-i Hızır parmağını sokarak mabedin kıblesini, Müslümanların kıblesine döndürmek istemiş; birisi bunun farkına varınca da gözden kaybolmuş; mabedin yönü de kıbleden birkaç derece uzak kalmıştır.


13. Kıble Kapısının Kanatları


Kıble kapısının kanatlarının, Nuh Peygamber’in gemisinin tahtalarından yapıldığı söylenir. Eskiden tüccarlar, bu kapının önüne gelerek ellerini sürüp dua etmeden seyahate çıkmazdı. Bir başka inanca göre, Tufan’dan beri Hz. Nuh’un gemisi, Cudi Dağı üzerinde durmaktaymış. İstanbul’un kurucusu Kral Vezendon’un zamanında kızı Ayasofya, ilk bina yapılırken Hz. Hızır’ın işaretiyle Nuh Peygamber’in gemisinin tahtalarını getirtip Ayasofya’nın kutlu orta kapısını bu tahtalarla yaptırmış. Evliya Çelebi’ye göre kapının üzerinde hala gemi çivilerinin yerleri dururmuş.


14.Meryem Ana'nın Gözyaşları


Ayasofya’nın yapımı sırasında Jüstinyen, inşaatı kontrol etmek için sık sık Ayasofya’ya gelirmiş. İmparator Jüstinyen yine kontrol için bir gün Ayasofya’da dolaşırken rahatsızlanmış ve çok şiddetli bir baş ağrısına tutulmuş. Bu sırada o baş ağrısıyla Terler Direk’e kafasını dayamış ve hastalığının geçmesi için dua etmiş. Bir müddet sonra mucize eseri rahatsızlığı ve baş ağrısı tamamen geçmiş. İmparator dikkatlice sütuna baktığında sütunda ufak bir delik meydana geldiğini ve bu delikten gözyaşı gibi bir yaşın süzüldüğünü görmüş. Bu yaşın, Meryem Ana’nın gözyaşı olduğunu ve kendisini iyileştirmesi için Tanrı tarafından gönderildiğini düşünmüş. Halk bu mucizeden haberdar olmuş ve sütunu kutsal kabul etmiş.


15.Gizli İşçiler


Ayasofya’nın inşaatı o devir için imkânsız gibi görünen bir sürede, yani beş yılda tamamlanmış. Rivayete göre bu iş, inşaatta çalışan binlerce işçinin yanı sıra manevi işçilerle; yani cinler, devler ve perilerle başarılmış. Süleyman Peygamberin emriyle işte bu devler, periler, cinler yüce bir saray yapılması için Elbürz ve Kaf dağlarından çeşit çeşit ve renkli mermer sütunlar kesip getirmişler. İşte Ayasofya’nın sütunları da bunlarla yapılmış. Devlerden biri de “benim de burada izim kalsın” diye mermere vurarak orada elinin izini bırakmış. O iz hala Ayasofya'da ki o mermerde durur.


16. Ayasofya'nın Altındaki Mahzen


Bu büyük şehir, deniz kıyısında olmakla deniz etkilerinin kaynaştığı, dalgaların aşındırdığı bir alandı. Ayrıca yer sarsıntılarına en açık bir bölge olarak da tanındığından, ülke mimarları yaptıkları büyük binaların altını boş bırakırlardı. Bu tedbir orada çok eskiden beri kullanılmakta idi. Bu usulle söz konusu büyük yapı Ayasofya’nın da altı boş bırakılmış, bina sütunlar üzerine kurulmuş, kemerler üstüne oturtulmuştur. Binanın altındaki mahzen buz gibi su ile doludur. İçinde kayıkla dolaşmak mümkündür.


* Ayasofya’nın güney dehlizlerindeki mermer bir taşın, Hazret-i İsa’nın beşiği olduğuna inanılır. Kadınlar, yeni doğmuş hasta çocuklarını buraya koyarak, Allah’tan şifa umarlardı. Nefes darlığı çekenlerin, Ayasofya’nın içindeki kuyunun suyundan sabah erkenden aç karnına üç kere su içerlerse iyileşeceğine inanılır.


Kubbe ortasındaki altıntop altında yedi sabah namazı kılıp dua edenlerin, unutkanlıktan kurtulacağı söylenir. Derler ki, Hazret-i Hızır, Ayasofya’ya geldiğinde, bu altın top altında ibadet edermiş. Kırk sabah namazını burada kılanların, Hazret-i Hızır ile karşılaşması umulurmuş. Yine rivayete göre, inşaat sırasında kubbeyi tutturmak mümkün olmamış da; melekler, ervah âleminden Hazret-i Muhammed’in tükürüğünü alıp, harca karıştırınca kubbe tutmuş.


Bunlar ve daha niceleri vardır. Her dönem ilgi çeken, hakkında efsaneler anlatılan, bu kadar gizeme sahip kutsal mekân daima merak uyandırdığı için hakkında birçok kitap da yazılmıştır.


Ayasofya’nın başına gelenler kimsenin başına gelmedi, inşası yapıldığından beri, cami mi kilise mi olacağına karar verilemedi hep gelgitler yaşadı ve bu gidişle yaşamaya da devam edecek…



Yazar: Melda Meriç

Editör: Kemal Albayrak

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube