GİDEN YILIN SON FANTAZİSİ

En son güncellendiği tarih: May 9


İyisiyle kötüsüyle bir yılı daha geride bırakıyoruz. Yeni umutlar, hayaller, isteklerle yeni bir yıla merhaba diyoruz. Uzun süredir klasikleşmiş, neredeyse tümümüzün ortak olarak yaptığı bir şey var. Ne mi? Tabii, Milli Piyango Bileti almak veee hayallere dalmak. Siz Milli Piyango bileti almadınız mı? Aldınız tabii, bir de İstanbul’da iseniz mutlaka Eminönü’nde Nimet Abla gişesinden alınmıştır o bilet. Neden illa Nimet Abla 40 senedir anlamadım. Ün kazanmasını sağlayan bilet 1931 de çıkmış, bu zamana uğuru mu kalır? 87 sene olmuş.

Bilet alınır alınmaz daha cüzdanda ısınmadan hayalleriyle ısınırız. Genelde aynıdır hayallerimiz, ev ama sıradan ev değil villa… Başımızda kira derdi olmadan bir çatı olması yetmiyor, abartacağız illa. Araba ama sıradan değil son model, spor. Yaşımız başımız hiç önemli değil, ayağımızı yerden kessin de derdimiz değil. İş kuracağız, uyanığız ya parayı çarçur etmeyeceğiz, fabrikatör olacağız. Türk filmlerinin etkisi herhalde zengin dediğin fabrikatör olur. Bugüne kadar dükkan idare etmemişsin fabrikayı nasıl idare edeceksin, diye soran; acı söyleyen dost yok. Aaa unutmadan bir de dünya turuna çıkılır. Dünya da bizi bekliyordu piyangoyu yakalasın misafir olsun gelsin bana, diye dört gözle… Bir de işin öteki yüzü var: Kazanma kabusu. Bugüne kadar adını duymadığımız, yüzünü görmediğimiz akrabaların baskınına uğramak. Düne kadar çalınmayan kapınız aşınır. Siz piyangoyu bir kazanın görün. Ceddiniz yedi cihanı sarmış, tüm dünya sülaleye mensup.

Piyango, Osmanlı Dönemi’nde başlamış, günümüze kadar gelmiş. Her dönem insanları etkilemiş, hala da etkiliyor. Kazananlarla, kaybedenlerle, kazanınca yapılacaklar ile ilgili birçok hikaye yazılmış. Yerli yabancı yazarlara ilham kaynağı olmuş. Piyango Bileti / Jules Verne, Piyango / Çetin Öner, 087956'ın Sıfırı / Tarık Buğra gibi örnekler çoğaltılabilir. Kitap yazılır da film çekilmez mi? Tabii çekilir. Milyarder, Büyük İkramiye ve daha niceleri…

Ben de Milli Piyango bileti aldım ve başladım bana çıktığında yapacaklarımı listelemeye. Sonra bir baktım benim listem değişmiş. Can Yücel şiiri gibi olacak ama gerçek böyle. 20 YAŞ 35 YAŞ 40 YAŞ VE BUGÜNKÜ BEN - CAN YÜCEL. Ben de elime kalemi kağıdı aldım. Önce 20li yaşlarımı çağırdım. Neler yapardı piyangoyu kazansaydı? Başladı anlatmaya 20li yaşların heyecanı ile: Gardrobumu yeniler son moda kıyafetler alırım, araba alırım, villa alırım. Dünya turuna çıkarım, ne yapmak istiyorsam onu yaparım. Eee ne yapalım genç tabii, hızlı yaşamak istiyor; gene de standart dışına çıkmadı, buna da şükür.

Sonra çağırdım 35 yaşımı, kırmadı geldi ve piyango kazansa yapacaklarını anlatmaya başladı. Kendime ve kardeşime birer ev alırım. Ayağımızı yerden kesecek birer araba; babam kanserden o sene öldüğü için kanser derneklerine, vakıflarına bağış, görmek istediğim yerlere geziler. Yaşın ve yaşananların etkisiyle biraz olgunlaşmış galiba, standartlar içinde kaldık gene.

Sıra geldi 40lı yaşlara, o da geldi ve söylemeye başladı: Ev, araba alımı tamam ama yatırım da yapmak lazım. Piyasa araştırması yapalım. Sonra yatırımların getirisi ile geziye çıkarız, ne alınacaksa getiriler ile alırız. Birkaç senede yaşananlar ekonomi uzmanı yapmış… Haydi hayırlısı. Ama bu yaşananlar, alınan yaşlar hayalleri de almış.

Her biri başka telden çalan değişik yaşları ile Can Yücel nasıl başa çıktı acaba? Bir söyleyiverseydi, biz de ona uyup hepsini başımıza topladığımıza pişman olmasaydık değil mi yani?

Gelelim bugüne. Bugün yapılacaklar 2 aşamalı biri gerçekten yapacaklar biri de yapmak istenenler. Hayallerim, param ve ben (Film adı gibi oldu.). Önce acı gerçekler, gerçekte yapılması gerekenler: Ev alma( bir türlü kurtulamadık ) aslında niye alıyoruz? Zaten ne kadar ömür kalmış, yanımızda mı götüreceğiz tapuyu? Bir de vergi, bakım, sigorta bir sürü bürokratik işlem ve masraf var. Aldığımız evi beğenmeyip rahat edemezsek ne olacak? Onu sat, yeniden ev ara, bul, al zor işler. Araba alma, geç bunu da bunun da kaskosu, vergisi astarı yüzünden pahalı. Zaten gözlükler de olmuş çift. Onun yerine beğendiğini kirala istediğin gibi gez dolaş. Vakıf, dernek bağışına gelince iyice araştırmak azım onlarca var. Ama gönülde 3 tane var, adı bende saklı. Gelelim yatırıma, bu saatten sonra yatırsak ne olacak, yatırmasak ne olacak? Yaş ermiş kemale, ekonomi şahane. Geldik mi büyüklerin sözüne? “Zenginin malı, züğürdün çenesini yorar.” Ama yapılacak en kesin şey: 50 senedir bizimle muhatap olmayan akraba-i tarikatten kaçmak kesin şart. Kimseye dert anlatamayacağına, soy ağacı soramayacağına göre en güzeli ortadan kaybolmak.

Geldik, bugünkü içimizden geçenleri yapmaya. Gerekirse bir yaşam koçu ile diyete girip kilo verilecek. Sağlıklı yaşanacak ki parayı harcamaya ömrümüz yetsin. Şoförlü bir araba kiralanacak. (Ne yani kendi arabasını kullanan zengin gördünüz mü?) Jilet gibi giyinmiş, koşup kapıyı açacak. Biz de tüm havamızla ineceğiz. Bir de tablet kullanan asistan bulacağız, tutacağız. Olacaksa tam olsun değil mi? İtalya’da bir köy evi; bağı bahçesi olan köy evi dediysek izbe bir ufaklık değil, misafir ağırlanacak villa. Bir de bağ varsa artık bağ bozumuna bekleriz, hasat şenliklerine.

Ev aldıktan sonra geziye başlayalım. Paris’te Louvre, Londra’da British Museum gezilir. Oradan Barselon’a ya geçilir, bir karavan kiralanır. Sahil şeridinden gönlünce geze geze Marsilya’dan Cannes’a gelinir, Cannes Film Festivali’ne katılmak içimola verilir. Sonra Nice, Monoca ile yola devam... Genova’da alışveriş yapılır, Pisa’da kule ne kadar eğilmiş bakılır. Verona’da Jülyet’in balkonuna bakıp: ”Aaaa ne kadar küçükmüş!” yorumu yapılır, Venedik’e geçilir. Gondolla Grande Canalede gezilir, San Marco’da kuşlara yem atarken kafede çalan müzik dinlenir. Jesola’da Akdenizin serin sularında yüzülür. Roma’da Aşk Çeşmesi’ne tekrar gelme dileğiyle para atılır. Roma’ya gelmişken opera galasına gidilir. Bu arada pizza ve spagettiyi kaçırmayacağız, diyetteyiz. Viyana’da vals izlenir. Yunan Adaları’nın altından girip üstünden çıktıktan sonra yeni bir program yapıp dinlenmek için İstanbul’a dönülür. Burada da kültür sezonu açılmıştır; konserler, festivaller başlar. İDOB’tan kombine bilet alınır. Tüm kültür- sanat etkinliklerine katılınır. Süper bir kitaplık yapılır, tüm eksik kitaplar alınır ama ne zaman okunur onu Allah bilir. Hayallerde sınır, sansür yok. Uçmaya devam… Canımız çikolata çekti, ne yapacağız? Reklamlardaki gibi taksi ile açık dükkan mı arayacağız? Tabii ki hayır! İsviçre’ye gidip hem çikolata alacağız hem de Como Gölü kıyısında kahve içerken George Clooney ile sohbet edeceğiz. Son filmi için yatırımcı arıyorsa katılabileceğimizi belirteceğiz. Bu arada kankası Brad Pitt de elinde kahvesi masaya gelir, sohbete katılır. Bu arada Elton John’da gelir. Sohbet iyice koyulaşır. Filmin müziklerini de Elton John’un yapmasına karar verilir. Başrol oyuncusu olarak kadın oyuncuya karar veremedik. Biri der Julia Roberts mı, Catherine Zeta-Jones mu? Diğeri der Cate Blanchett mi, Cameron Diaz mı? Ayyy ne zor işler bunlar, bir sürü detay var. Vazgeçeceğim filme para yatırmaktan, sıkıldım. Bu yaştan sonra böyle bir sürü detayla uğraşacağıma, paranın tadını çıkarıp gezmeye devam... Nasılsa para bende, düdük de bende ister çalarım, ister çalmam.

Yeni yılın hepimize sağlık, huzur, mutluluk, para; dünyamıza sevgi, merhamet ve barış getirmesi dileğiyle İYİ YILLAR… Ne olursa olsun umutlarımız solmasın, hayallerimiz bitmesin.

Editör: Burçin KAHRAMAN

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube