Kirli Oyun / PR Savaşları

En son güncellendiği tarih: May 6


28 Mayıs’ta başlayan bir kampanyayla ( başka tanımlama bulamadım) adını duyduğumuz, Zümrüt Apartmanı / Abdullah Şevki'nin neden olduğu kıvılcım büyüdü, Gece Sesleri / Ayşe Kulin ve Mahrem / Elif Şafak ile devam etti. Merak etmeyin konu her yerde her şekilde tartışıldığı için ben bu konuyu sosyal, psikolojik, siyasi ya da hukuki açıdan ele almayacağım. Sadece işi bilen meslek erbaplarının, bu konuya yakın olanların fark ettiği bir açıdan bakacağım. Hatta araştırma yapınca takdir etmek zorunda kaldığımız bir durumu fark edeceğiz: PR çalışması…


Önce bilmeyenler için kısaca PR çalışmasına göz atarsak konuyu anlamak daha kolay olur. PR (Public Relations), bir kişi veya kurum için halkın genel algısını başarılı şekilde iletişim kanallarının kullanılarak yönetilmesidir. Türkçe'ye "Halkla İlişkiler" olarak çevrilen kavram, bir marka veya kişinin halkın karşısında itibarını korumak, desteklemek, bilinirliğini ve düşüncesini arttırmak, davranış biçimlerine etki etmek sonucunda oluşturulan bir itibar yönetim biçimidir.


PR ve reklam arasındaki farkı sorgulamanıza neden olmuş olabilirim. Çok basit bir mantıkla açıklamak gerekirse, reklamlar markanın kendi sesinin halka ulaştırılmasıdır. PR çalışmalarında ise sesinizi doğrudan halka duyurmak yerine halkın sizi duyurmasını sağlamış olursunuz. Bir PR uzmanının başarı metrikleri ise sorulardan ziyade şöyle görünecektir:


*Ürün veya marka hakkında basında, ilgili ticari yayın kaynaklarında ve internette birçok olumlu yayının yapılması başarıldı.

*Sosyal medya, basın, sektörün önde gelenleri ve halk tarafından tüm şirketin konuşulmasını sağladık.


Eskilerin bu konuda söylediği bir söz var: ” Reklamın iyisi kötüsü olmaz.” Önemli olan reklam yapmak, üründen söz ettirmek, merak ettirip ürünü sattırmak. 


Bu tartışmalar her ne kadar Zümrüt Apartmanı ile başladıysa başka kitaplardan söz edilse de hedef Elif Şafak ve Mahrem kitabı oldu. Benim amacım onu savunmak değil, bu işi bilen bir araştırmacı olarak olanları tarafsızca göz önüne sermek. 


İnternette Elif Şafak yazdığınızda bu tartışmalardan başka çıkan cümleler:

Elif Şafak'ın yeni kitabı "On Dakika Otuz Sekiz Saniye", yarın piyasaya çıkıyor.


Adı Leyla’ydı. İstanbul’un en eski genelevlerini barındıran o meşum sokakta yer alan gülkurusu renkli evde bilinen adıyla Tekila Leyla. Öyle derdi ona arkadaşları, ahbapları ve müşterileri. Öyle derdi ona beş kadim dostu. Hiç istemezdi Leyla kendisinden geçmiş zaman diliminde söz edilmesini. Ama işte kalbi daha az evvel susmuş, soluk alış verişi ise hepten kesilmişti. Şehrin kenarlarında bir çöp kutusuna bırakılmıştı cansız bedeni. Gene de henüz durmamıştı beyni. Çalışıyordu hâlâ. Tastamam on dakika otuz sekiz saniye boyunca…

[ Tanıtım yazısı ]


Kitap ilk önce yurt dışında; “10 Minutes 38 Seconds in This Strange World” adıyla 13 Mayıs 2019’da Politik Kurgu türünde yayınlandı. Takip edebildiğim kadarıyla da bugün (31 Mayıs) Türkiye’de “On Dakika Otuz Sekiz Saniye” adıyla Doğan Kitap’tan çıktı. Bazı kitap siteleri ön satış yapıyor bazılarında satışta. Bazı sitelerde bugün ürüne kaç kişinin baktığını, kaç adet satıldığını görüyorsunuz.


Bu rakamları paylaşayım:

D&R bir günde 89 kişi bakmış, 10 kişi satın almış.

İdefix te 62 kişi incelemiş.

Alternatif kitap 23 adet satış.

Kitap seç 150 bakış 144 satış.


Mahrem’in rakamlarına bakacak olursak: 

 Kitapyurdu 56 kişi inceledi- ürün tükendi. 

 D&R da 1 kişi satın aldı 38 kişi baktı.

1999’da basılmış bir kitap için hiç de kötü sayılmaz. Tabii bunlar benim ulaştığım siteler, ulaşamadıklarım, kitapçılar, sahaflar, ikinci el satış siteleri vb. gibi yerlerde durum ne bilemiyoruz.


Gece Sesleri/ Ayşe Kulin (2004) için tüm sitelerde tükendi diyor,  Zümrüt Apartmanı (2013) ise satışta değil.


Dediğim gibi PR çalışması yapanlar için Elif Şafak’ın yeni kitabının çıktığı gün Zümrüt Apartmanı ile başlayan ve Mahrem’e gelen böyle bir tartışma/ kampanya başlaması ilginç. Bu tartışmalar bugüne kadar Elif Şafak okumamış, haberi olmayan kişileri dahi haberdar etti. Ben sadece yeni çıkan ve sözü geçen kitabına baktım diğer kitaplarına değil. “Yazar ne yazmış, haklılar mı, doğru mu?” gibi sorularla tüm ilgi Elif Şafak ve kitaplarına çekildi. Böyle bir zamanlama müthiş… Ben okur olarak Elif Şafak okudum mu? Evet denedim ama olmadı, yarım bıraktığım ender yazarlardan, bana hitap etmiyor. Tekrar okumayı denemem. Ama iyi ya da kötü popüler isimleri merak eden, takip eden kişi çok. 


Sosyal medyada tartışmaya katılacağım, tarafımı göstereceğim diye yorum yapanlar, paylaşım yapanlar bu açıdan olaya baktılar mı? Farkında olmadan sisteme yardım ettiklerini biliyorlar mı? İsmi aşağıladıklarını zannederken aslında gündemde tutmuş olmuyorlar mı? Herkes görüşünü bildirmekte, paylaşım yapmakta özgür ama bunu yaparken iyi ya da kötü sonuç ne oluyor? Kime neye hizmet ediyoruz? Cezalandıralım derken ödüllendiriyor muyuz? Sonuçta bu isimler kaç gündür medyayı oyalıyor, gündem yaratıyor.


 Başta da yazdığım gibi PR uzmanının başarı metrikleri:  


*Ürün veya marka hakkında basında, ilgili ticari yayın kaynaklarında ve internette birçok olumlu yayının yapılması başarıldı. ( bence olumlu olması şart değil)

*Sosyal medya, basın, sektörün önde gelenleri ve halk tarafından tüm şirketin (ürünün) konuşulmasını sağladık.


Bu tartışmalar, şikayetler ile bu şartlar yerine geldi mi? Geldi. PR uzmanları başardılar mı? Şimdilik öyle gözüküyor.


Editör: Ayşegül Demir Alhan

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube