GARP VE ŞARK EKSENİNDE MUASIRLAŞMAK

En son güncellendiği tarih: May 6


Mehmet Akif’e “Batı’yı nasıl buldunuz?” diye sormuşlar. O da şöyle cevap vermiş “Yaşayışları dinimiz gibi, dinleri yaşayışlarımız gibi.”

Bu noktada aklıma Atatürk’ün “Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur” sözü gelmekte ve zihnimin derinliklerinde yeniden şekillenmekte: “Muhtaç olduğun medeniyet tarihin tozlu raflarında mevcuttur…”


Rönesans devrimini başlatmaya muvaffak olan Avrupalı, nasıl ki Antik Yunan medeniyetinin varlığını, Beytü’l-Hikme tercümelerinden, astronomi, matematik, tıp ilminin menzilini de Bağdat, Semerkand ve Endülüs yazmalarından öğrenmiş ve yeniden keşfetmişse, bugün de bizler, Batı dünyasını aydınlatan eserlerin rotasını izleyerek kendi kökümüzün derinliklerine vakıf olabilir ve yeni bir Türk asrı başlatabiliriz pekâlâ…


Geçmişte; “Batı ve biz” mukayesesi yapmaya kalktığımızda sayısız tarihi örnekle ne kadar medeni olduğumuzu gözler önüne serebiliyorsak da bugün gelmiş olduğumuz nokta, geçmişte bıraktığımız yerin çok gerisinde kalmaktadır.

Sözü fazla uzatmadan sizleri tarihin tozlu raflarında kalmış ve belleklerimizden silinmiş bazı hasletlerimizle (mizaç-huy) tanıştırmak istiyorum. Yalnız bu hasletlerimizden bahsetmeden önce mukayesemizi kuvvetlendirmek adına Batı aleminin dününden bazı örnekler sumak elzem olsa gerek.


XI. yüzyıl sonlarında başlayan ve iki yüzyıl boyunca Türk-İslam dünyasını acılara ve yıkımlara maruz bırakan meşhur “Haçlı Seferleri” sırasında, bizzat seferleri organize eden isimlerin başında yer alan Keşiş Pierre Lermite’in emri ile tarihin en organize yamyamlığı yaşanmıştır. Fransa Enstitüsü üyelerinden Franck Brentano, bizzat Haçlı kaynaklarından alıntılar yaparak hazırladığı “Haçlılar” adlı eserinde olayın bir bölümünü şöyle anlatmaktadır: “İlk Haçlı seferlerinde Hristiyan din adamı Pierre Lermite komutasındaki öncü birlikler, İznik civarında ele geçirdikleri çocukları pişirmek üzere parçalıyorlar ve kazığa geçirerek ateşte kızartıyorlardı…”


Orta Çağ Avrupa’sında salgın hastalıklar yüzünden yüz binlerce insanın kırılmasının ardında pisliğe bulanmıştlık yatmaktadır. Def-i hacet ve temizlik konusuna ne kadar hassas (!) yaklaştıklarını gösteren birkaç örnek yeterli olacaktır.

Fransa Kralı 14. Louis, Versay Sarayı’nı yaptırdığında -o zamanlar teamüllere aykırı olduğundan- tuvalet yaptırmamıştı. Buna karşılık sarayın demirbaşları arasına son derece nadide porselenlerden yapılmış lazımlıklar eklenmişti. Üstelik çiçek

vazoları gibi resim ve motiflerle süslenmişlerdi. Süslenmesindeki amaç; boşaltılmaya götürülürken çorba kasesi mi yoksa dışkı kabı mı olduğunun anlaşılmamasıymış. VI. Aziz Françis “Yıkanmamış bir vücut dindarlığın işaretidir.” diye haykırırken, İspanya kraliçesi İsabella ise ömründe yalnızca iki defa (Doğduğunda ve gerdeğe girdiğinde) yıkanmış olmakla övünüyordu.


Bu örneklere; feodal beylerin “İlk gece hakkı” uygulamalarını, kıtalarından kaçırılıp balık istifi gibi gemi ambarlarına doldurulan, köle pazarlarında satılmak üzere götürülürken okyanusun ortasında (yiyecek stokunun azalması nedeniyle) denize dökülen siyah derili insanları, (Steven Spielberg’in “AMİSTAD” isimli filmini tavsiye ederim) çiçek mikrobu barındıran battaniyelerle uyutulup yok edilen milyonlarca kızılderiliyi eklemek mümkündür. Ancak biz bu örneklerle iktifa edeceğiz (yetineceğiz).

İstanbul’un fethi öncesinde Katolik Avrupa’nın yardımını alabilmek için Papa’dan yardım isteyen Bizans imparatoruna karşı, Ortodoks patrikhanesi ve Bizans ahalisinin “İstanbul’da Latin serpuşu(şapkası) görmektense, Osmanlı sarığı görmeyi tercih ederiz.” sözünün bir anlamı olsa gerektir.


Yukarıda bahsi geçen olayların yaşandığı yüzyıllarda, “bizim” demeyi beceremediğimiz ve anlamsız bir komplekse kapıldığımız medeniyet tarihimize baktığımızda ise çok farklı bir durumu ibretle tespit edebiliyoruz.

Burada sayısız örnekler sunmak mümkün ancak ben yalnızca bir örnek sunmakla iktifa edeceğim.


Yıl 1453… İstanbul’un fethi gerçekleşmiş ve Bizans hapishanelerindeki mahkûmlar serbest bırakılmıştır. Yalnız papazlar hapishanedeki hücrelerinden çıkmayı reddetmişlerdi. Durum padişaha arz edilir ve papazlar huzura çıkartılır. Bu durumun nedeni sorulduğunda papazlar, bu dünyanın kendilerine uygun olmadığını çünkü imparatora adil olmasını teklif ettiklerinden dolayı hapsedildiklerini ve nasıl olsa yine hapsedileceklerini söylerler. Bu sözler, İstanbul’un yeni sahibinin oldukça ilgisini çeker. Bir de Osmanlı ülkesini gezip görmelerini tavsiye ettiği papazlara özel bir izin belgesi vererek uğurlar. Bursa’ya yolu düşen papazlar burada ilginç bir davaya tanık olurlar. Kadının huzurunda bulunan şahıslardan birisi, diğerine tarla satmıştır. Satılan tarlada bir küp altın çıkmış ve tarlayı alan kişi, bu altınların tarlanın eski sahibine ait olduğunu düşünüp ona iletmiştir. Tarlanın eski sahibi ise altınların tarlayı alana ait olduğunu çünkü tarlayı her şeyiyle ona satmış olduğunu söyleyince davalık olurlar. Kadı bu asil davranış karşısında altınları her ikisi arasında paylaştırır ve davayı çözer. Bu durum papazları hayrete düşürür. Derken yolları Konya’ya uzanan papazlar burada da ilginç bir davaya tanık olurlar. Tacirin biri, bir vatandaşa iyi cins olduğunu iddia ettiği bir at satmıştır. Ancak at hastadır ve o gece fenalaşmıştır. Atı alan adam ertesi gün kadıya gider. Ancak kadı o gün işe gelmemiştir. Derken at ölür ve bir sonraki gün ancak kadının karşısına çıkarlar. Tacir hile yapmış olduğu halde kadı: “Şayet dün işe gelmiş olsaydım atı alır eski sahibine verir, satın alan adamın parasını da tahsil ederdim. Kusur bendedir.” der ve atın parasını kendi öder. Bu durum karşısında aradıkları adaleti bulduklarına ikna olan papazlar geri döner ve padişaha durumu anlatarak tekrar hücreye dönmeyeceklerini bildirirler.


Bugüne gelirsek; maalesef bazı hasletlerimizin yerinde yeller estiği, akşam haberlerini izleyen herkes tarafından tespit edilecektir. Ne zaman süte su katmaz, terazimizin ayarları ile oynamaz ya da işimize torpil karıştırmazsak işte o zaman yeniden doğuşu başlatmışız demektir.


Editör: Mehmet Keklikçi

© 2018 Sosyaledebiyat.com

  • SE Facebook
  • SE Twitter
  • SE Instagram
  • SE - Youtube